Arkeolojik Kaynaklar ve Tarihsel Veriler Işığında Kafa Kesme Uygulamaları ve Yorumlanması

  • Abstract
  • PDF
  • Literature Map
  • Similar Papers
Abstract
Translate article icon Translate Article Star icon
Take notes icon Take Notes

Dekapitasyon, başın vücuttan kasıtlı veya kazara ayrılmasını ifade eder. Vücuda eklendiğinde, kafa, toplumda muhtemelen birçok rol ve kimliğe sahip olan bir birey olarak kolayca tanınabilir. Başın kesilmesi, sembolik bir alana geçiş şeklinde pek çok açıdan karmaşık bir olgudur. Başın vücuttan ayrılması, bir anlamda insan formunun bu kısmı için yeni bir yaşam oluşturur. Bu nedenle baş kesme uygulamalarının tarih öncesinden başlayarak tarih boyunca var olduğunu ve buna dair yüklenilen anlamların toplumdan topluma değiştiğini görebilmekteyiz. Bağlı bulunan mekân ve coğrafyaya göre değişkenlik arz eden peri-mortem (ölüm öncesi) ve post-mortem (ölüm sonrası) uygulamaların nasıl yorumlanması gerektiği şeklindeki soruları yanıtlamak gerçekten de zordur. Özellikle bedenden ayrıştırılmış tarih öncesi kafataslarını tarihi devir örneklerine göre yorumlamak çok daha zordur. Sadece arkeolojik veriler ışığında, "kafatası kültü" olarak adlandırılan şey içinde, neyin cenaze ve neyin ganimet olduğunu ayırt etmek imkânsızdır. Bu nedenle arkeolojinin disiplinler arası metot ile antropoloji, biyo-arkeoloji ve etnografya gibi bilim dallarıyla iş birliği halinde olması gerekmektedir. Bu çalışma, arkeolojik kaynaklar ve tarihsel veriler ışığında hem tarih öncesi hem de tarihi devirlerden günümüze kadar bedensiz kafalar hakkında mevcut kanıtların bir araştırmasını, hem de bu kültürlerde kafa kesmenin ve böylece insan formunun bütünlüğünü bozmanın ne anlama geldiğine dair tartışmaları sunmaktadır.

Similar Papers
  • Book Chapter
  • 10.58830/ozgur.pub686.c2894
Çevik Organizasyonlar ve Değişime Uyum Sağlama Stratejileri
  • Mar 24, 2025
  • Emine Vasfiye Korkmaz

Teknolojide ve ticari faaliyetlerde yaşanan gelişmeler, kurumların gelişen ve değişen ticari şartlara uyum sağlamada daha çevik olmaları gerektiğini gündeme getirmiştir. Küreselleşme, e-ticaret, yaşanan sosyo-ekonomik krizler ve belirsizlik durumlarının artmasıyla yoğun rekabet şartlarında işletmelerin hayatlarına devam edebilmeleri çevik olup, hızlı ve esnek kararlar alabilme ve uygulama potansiyellerine bağlı olmuştur. Hızlı karar alabilme, esnek hareket kabiliyeti, etkin takım çalışması, belirsizlikleri öngörme, yetkinlikler doğrultusunda gelişim, sürekli değişen ve gelişen piyasa şartlarında örgütsel çeviklik için gerekli olan temel bazı yeteneklerdendir. Günümüz dünyasında hızlı, esnek ve etkin kararlar alan işletmeler, krizlere ve işletmelerin karşılaştığı ciddi problemlere yönelik cevap verme kabiliyetleri yüksek olan işletmelerdir. Savaşların, doğal afetlerin, salgınların, ekonomik ve siyasi krizlerin sürekli yaşandığı, piyasalarda belirsizliklerin her geçen gün arttığı günümüz iş dünyasında bu kabiliyetlere sahip olmak, işletmelerin varlıklarını sürdürebilmeleri adına hayati önem taşımaktadır. Günümüzde birçok kurum, kısa, orta ve uzun vadede performans hedeflerini belirleyerek bir dizi değişim girişimini uygulamaya geçirmektedir. Kurumun yeni bir büyüme stratejisinin, iş birimlerine yönelik değişiklerinin, yeni bir satın alma faaliyetinin kuruma entegrasyonun veya faaliyetlere yönelik yeni bir iyileştirme çabasının hayata geçirilmesi kurumları değişmeye, yeni politikalar ve süreçler üretmeye yönlendirmektedir. Bu nedenle çevik organizasyon olmak işletmedeki tüm süreçlerde hızlı, esnek ve etkin olmayı da peşinden getirmektedir. Tedarik zinciri ile ilgili süreçler, bilgi iletişim süreçleri, müşteri merkezli olma, insan kaynaklarına ilişkin süreçler, üretim ve üretim planlamalarına ilişkin süreçlerde uygun stratejiler geliştirerek bunları hızlı bir şekilde hayata geçiren işletmeler, varlıklarını sürdürerek, yaşamları boyunca karşılaştıkları problemlere hızlı ve etkin cevaplar vereceklerdir. Bu bölümde, örgütsel çeviklik terimi kavramsal olarak açıklanarak, kurumların değişimlere ayak uydurmasına ilişkin geliştirebilecekleri stratejiler ele alınacaktır.

  • Research Article
  • 10.21547/jss.1586355
Sürdürülebilir Kalkınma Kapsamında Türkiye'de Çevre Ekonomisine Yönelik Yapılan Harcamaların Değerlendirilmesine Yönelik Yeni Bir Yaklaşım
  • Jan 28, 2025
  • Gaziantep University Journal of Social Sciences
  • Nuh Okumuş

Sürdürülebilir kalkınma, günümüzde hemen hemen tüm gelişmekte olan ülkelerin kalkınma stratejilerinde önemli bir yer tutan çevre politikası ilkesidir. Bu yaklaşım, kalkınmanın sürdürülebilir olması gerektiğini ve bunun gelecekteki nesilleri de gözeten bir süreç olduğunu vurgular. Sürdürülebilir kalkınma, çevre politikalarıyla uyumlu bir şekilde şekillendirilmelidir. Ekonomik büyüme ise, tek başına yeterli ve arzu edilen bir hedef değildir; zenginliğin, ülkeler, bölgeler ve gelir grupları arasında adil bir şekilde dağıtılması ve çevresel değerlere saygı gösterilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, çevresel değerlerin göz ardı edildiği bir büyüme ve kalkınma süreci sürdürülebilir olamaz. Bu nedenle, kalkınmanın sürdürülebilir olabilmesi için ekonomik, sosyal ve çevresel hedefler arasında dengeli bir yaklaşım benimsenmesi şarttır. Ekonomik faaliyetler çevre kirliliğinin başlıca nedeni olmasına rağmen, sürdürülebilir kalkınma modelleri çoğunlukla bu soruna karşı sınırlı veya etkisiz kalmaktadır. Çünkü mevcut sürdürülebilir kalkınma yaklaşımları, harcama, büyüme ve rekabet gibi ekonominin esas yapı taşlarında radikal değişim önermemektedir. Çevre politikalarının başarıyla uygulanabilmesi ve sürekliliğinin sağlanabilmesi için öncelikle çevre sorunlarının doğru bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Sorunlar doğru şekilde tespit edildiğinde, çözüm için kullanılacak araçlar da daha etkili olacaktır. Bu bağlamda, Türkiye için en uygun çevre politikalarının belirlenmesi amacıyla yeni bir yaklaşım önerilmektedir. Bu yaklaşımda, çevre sorunlarına çözüm bulurken alternatifler sunma kavramı kritik bir rol oynamaktadır. Çevresel değerlerin korunmasında ekonominin ön planda tutulması gerektiğinden, tüketim alışkanlıklarında alternatif tercihlerde bulunulması esastır. Bu sayede gereksiz üretim önlenecek ve çevresel tahribatın önüne geçilecektir.

  • Research Article
  • 10.51702/esoguifd.1465457
El-Bâʿisü’l-Hasîs Özelinde İbnü’s-Salah’a Yapılan Katkı ve İtirazlar II
  • Sep 15, 2024
  • Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi
  • Hasan Küçükosman

Bu çalışma Ahmed Muhammed Şâkir’in el-Bâʿisü’l-hasîs adlı şerhini merkeze alarak İbnü’s-Salâh ve İbn Kesîr’in görüşleri üzerinden yapılan katkı ve eleştirileri konu edinmektedir. İbnü’s-Salâh’ın Eşrefiyye medresesinde öğrencilerin istifadesine uygun olarak hazırladığı eseri hadis usulünün atmış beş bölümünü içermektedir. Sistematik yapısı ve kendisinden önce yapılan çalışmaları ele almasıyla ilim sahasında revaç gören çalışması daha sonra pek çok şerh ve ihtisar amacıyla düzenlenmiştir. İbnü’s-Salâh’ın eseri üzerine yapılan bu çalışmalarda pek çok âlimin itirazları da mevcuttur. Bu anlamı ile müstakil eser oluşturmak yerine daha çok İbnü’s-Salâh’ın eseri merkeze alınırken yapılan katkı ve itirazlar ile ilmin canlı kalması sağlanmıştır. Bazı kimselerin iddia ettiği gibi usul ilmi donuk hale gelmemiş her asırda yenilenmeye devam etmiştir. Pek çok farklı görüşün ortaya atıldığı eserler içerisinde ele aldığımız çalışmada İbn Kesîr’in İhtisaru Ulûmi’l-hadîs adlı eseri ve bu eser üzerine Ahmed Muhammed Şâkir’in yaptığı şerh çalışması olan el-Bâʿisü’l-hasîs adlı eseri incelenmiştir. Çalışmamızda gördüğümüz üzere İbn Kesîr’in itirazları daha az iken Ahmed Muhammed Şâkir hem farklı görüşleri ortaya koymuş hem de bunlar arasından seçim yapmıştır. İbn Kesîr’in itirazlarının az olması İbnü’s-Salâh ile yakın dönemde yaşamış olması ile beraber İbnü’s-Salâh’ın hadis alanında ne derece üstün olduğunu da göstermektedir. Zira farklı görüşlerin ortaya atıldığı ya da İbnü’s-Salâh’a itirazların edildiği pek çok yerde hadis âlimlerinin genel görüşü İbnü’s-Salâh’ın görüşü ile örtüşmektedir. Ancak Ahmed Muhammed Şâkir tarafından baktığımız zaman hem hadis tarihinde son döneme girilmiş hem de kendisi İbnü’s-Salâh’a yapılan itirazlara vâkıf olmuştur. Dolayısıyla Ahmed Muhammed Şâkir’in, İbnü’s-Salâh’ın otoritesine rağmen belli noktalarda farklı görüş zikretmekten de geri durmadığı görülmektedir. Ancak itirazlarında saf bir dil kullanmış ve düşüncesinin farklı olduğunu söylemiştir. Bu bağlamda hem İbn Kesîr’in kapalı bıraktığı yerleri açıklamış hem de konu hakkında okuyucuya farklı görüşleri aktarmıştır. Hatta bazı yerlerde İbnü’s-Salâh’ın eserini şerh etme amacı ile detay bilgi vermiştir. Ya da konu hakkında açıklama yaparken İbnü’s-Salâh’ın eserinde geniş biçimde anlatıldığı halde ihtisara alınmayan yerleri aynen zikretmiştir. Yine İbnü’s-Salâh’ın ve İbn Kesîr’in eserine almadığı halde bazı konuların Ahmed Muhammed Şâkir’in şerhinde geçtiği görülmektedir. Ahmed Muhammed Şâkir kimi yerlerde İbn Kesîr’in düşüncesini savunarak İbnü’s-Salâh’a itiraz etmiş kimi zaman da genel olarak hadis ulemasına aykırı olduğu halde bu iki imamın düşüncesini savunmuştur. Bu bağlamda Ahmed Muhammed Şâkir’in çalışması hadis usulü konularında hemen hemen gerekli her bilgiyi barındırmaktadır. Zira Ahmed Muhammed Şâkir hem kendi görüşünü hem de hadis ehlinin görüşlerini aktarmıştır. Aynı şekilde İbnü’s-Salâh’ın tarafında olduğu yerleri de belirterek okuyucuya daha geniş bilgi imkânı sunmaktadır. Bu nedenle araştırmamızda daha çok İbnü’s-Salâh ve Şâkir’in görüşleri ele alınırken konu hakkında tercih imkânı sunulan yerlere de işaret edilmiştir. Kanaatimizce bu yerlerdeki İbnü’s-Salâh’ın görüşleri kendisinden sonra daha çok tercih edilmiştir. Böylece İbnü’s-Salâh’ın hadis usulünde kendisine biçilen öncü kişiliği sabit olmaktadır. Zira hadis usulünde asırlar geçmesine rağmen Ahmed Muhammed Şâkir’in dahi pek çok noktada İbnü’s-Salâh’a muvafık hareket etmiş olması günümüzde de devam eden İbnü’s-Salâh’ın otoritesine işaret etmektedir.

  • Research Article
  • 10.18182/tjf.1653518
Biyolojik çeşitliliği korumak için yeni bir politika aracı: Diğer etkili alan bazlı koruma önlemleri
  • Jun 30, 2025
  • Turkish Journal of Forestry | Türkiye Ormancılık Dergisi
  • Yunus Aydın + 1 more

Korunan alan uygulamaları, biyoçeşitlilik kaybının önlenmesi için dünyada yaygın olarak tercih edilen alan temelli bir koruma önlemidir. Ancak korunan alanların yaklaşık bir asırdır birincil koruma stratejisi olmasına rağmen, biyolojik çeşitliliğin azalmakta olduğu ve istenilen koruma hedeflerine ulaşılmasında bu araçların yeterli olamayacağı gerçeği ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, bu alanlar için ek farklı koruma araçlarının geliştirilmesi çabaları başlatılmıştır. Bu gelişmeler kapsamında Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesine taraf olan ülkeler, biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı için belirlenen küresel amaç ve hedeflere ulaşma aracı olarak geleneksel korunan uygulamalarının yanına “Diğer Etkili Alan Bazlı Koruma Önlemlerini (OECMs: Other Effective Area-Based Conservation Measures-2010) de eklemişlerdir. Bu çalışmada biyolojik çeşitlilik kaybı ile mücadelede yeni bir in-situ koruma yaklaşımı olarak ortaya çıkan OECMs kavramının; tanımı, tarihçesi, koruma değerleri, güncel uygulamalar, biyolojik çeşitliliği korumadaki rolü ve sağlayacağı katkılar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Doğayı insanlarla birlikte koruma anlayışı içeren OECMs’ler, daha geniş katılımla daha geniş alanlarda biyoçeşitliliğin korunması fırsatını yaratmaktadır. Ayrıca OECMs alanlarının sadece kendi aralarında değil, korunan alanlar arasında da bağlantılar sağlayarak küresel koruma sistemlerinin genel etkinliğini artıracağı değerlendirilmektedir. OECMs’lerin, korumanın temel taşı olan “Korunan Alanlar” için rakip bir araç olmadığı aksine mevcut koruma sistemine önemli katkı sağlayacağı ve tamamlayıcı bir rol oluşturacağı ortaya çıkmaktadır. Türkiye açısından ise OECMs tanımı ve kriterlerini karşılayabilecek birçok karasal ve deniz alanının var olabileceği değerlendirilmektedir. Ancak, bu yeni koruma aracının hem küresel hem de yerel düzeyde yaygınlaşmasını sağlayacak politikalara, rehberliklere, finansal desteklere ve araştırmalara ihtiyaç vardır.

  • Research Article
  • 10.55609/yenimedya.1457449
Dijitalleşen Realite Şovlara ve Gösteri Toplumuna Performatif Yaklaşım: RealiTuber ve RealiToker
  • Jun 7, 2024
  • Yeni Medya Dergisi
  • Gökhan Kömür

Bu araştırma, televizyona özgü bir tabloid tür olduğu varsayılan realite şov yayıncılığının bağlamını geleneksel kitle ekranından, çağdaş kitlesel-öz ekranlara taşıyan yenilikçi bir değerlendirme çerçevesine odaklanır. Sinoptikondan omniptikona geçişle birlikte her an, her yerdeleşen gösteri performansları hem Debord’un hem de Goffman’ın performatif yaklaşımları çerçevesinde Realite Şovlara yeni bir kavramsal açıklama geliştirmenin imkanlarını barındırır. Realite Şovlar, artık yalnızca Survivor, Yemekteyiz, Master Chief, Kısmetse Olur, Yetenek Sizsiniz, O Ses Türkiye, Müge Anlı vs. programlarla sınırlı olmaksızın neredeyse YouTube ve TikTok’un tüm yayın performanslarına dağılmış durumdadır. Bu koşullar altında, çoğunluğun azınlığı izlediği sinoptik gözetimden herkesin herkesi (birbirini) izlediği omniptik bir şov (gösteri) performansına geçiş söz konusudur. Çünkü hem içeriğin üretimi hem de izleme deneyimi açısından farklılaşan bu performatif yapı, bir YouTuber ya da TikToker’ı seyreden milyonların ötesinde, günlük hikayeler (story) ve kısa videolarla birbirlerini gözetleyen milyonları kavramsallaştırmak için önemlidir. Bu yönüyle YouTuber ya da TikToker olarak kavramsallaştırmaya alışık olduğumuz sosyal medya göstericilerini, toplumsal misyonları paralelinde RealiTuber ve RealiToker olarak yeniden kavramsallaştırmak gerekecektir. Bu araştırma, YouTube ve TikTok sahnesinde gösterileşen toplumsal performansların klasik realite şov yaklaşımı çerçevesiyle kesişimlerini saptamaya çalışmakta ve aslında topyekun bir şovun yaşanmakta olduğuna dikkat çekmektedir. Bu nedenle çalışmanın temel amacı sosyal medyanın mikro-ünlü sistemi olan YouTuber ve TikToker gibi popüler içerik üreticileri ile birlikte, büyük ya da küçük bir seyirci (takipçi) kitlesine sahip olan tüm sıradan kullanıcıları da kavramsallaştırarak yeni bir kimlik tanımlaması geliştirmektir. Çünkü realite şovun üretimi olan tele-yaşamlar, yalnızca mikro-ünlülerin değil tüm sosyal medya kullanıcıların deneyimlediği bir gösteri formatı olarak biçimlenmektedir

  • Research Article
  • 10.24012/dumf.1496080
Mum Çubuğu Grafik Gösterimi, Minimum Artıklık Maksimum İlgililik Algoritması ve XGBoost Modeline Dayalı Rüzgâr Hızı Tahmini
  • Mar 26, 2025
  • DÜMF Mühendislik Dergisi
  • Seçkin Karasu

Günümüz elektrik şebekelerinde fosil enerji kaynaklarına bağımlılığı azaltmak için yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin sayısı giderek artmaktadır. Rüzgâr türbinleri (RT) sayesinde rüzgâr enerjisi elektrik enerjisine çevrilmekte ve RT’lerin günlük elektrik ihtiyacını karşılama noktasında elektrik şebekesine entegrasyonu sağlanmaktadır. RT’nin yüksekliği, rüzgâr türbininin kanat yapısı, jeneratör çıkış gücü, mekanik ve elektrik dönüştürücü verimliliği gibi iç faktörler ile birlikte rüzgâr hızı ve yönü gibi dış faktörlere bağlı olarak RT’nin çıkış gücü etkilenmektedir. Rüzgâr hızını tahmin etmek rüzgâr çiftliği operatörlerinin elektrik üretimini optimize etmesine olanak tanımaktadır. Bu sayede rüzgâr enerjisi elektrik şebekesine daha iyi entegre edilebilmektedir. Mevcut çalışmalar, kısa vadeli tahmin yaklaşımlarının doğruluk açısından yetersiz kaldığını ve rüzgâr hızının doğrusal olmayan ve stokastik doğasının tam anlamıyla modellenemediğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle, tekil modeller yerine hibrit modellerin kullanımı giderek yaygınlaşmakta ve daha yüksek tahmin performansı sağlamak amacıyla tercih edilmektedir. Bu çalışmada, rüzgâr hızını tahmin etmek için mum çubuğu gösterimi, özniteliklerin Minimum Artıklık Maksimum Uygunluk (Minimum Redundancy Maximum Relevance-MRMR) yaklaşımı ile değerlendirildiği XGBoost modeline dayalı yeni bir yöntem önerilmektedir. RT’de bulunan Merkezi Denetleme Kontrol ve Veri Toplama (SCADA) sisteminden 10 dakikalık örnekleme zamanı için 1 yıllık zaman dilimi içerisinde toplanan veri seti kullanılmaktadır. Veri seti öncelikle önişleme adımından geçirilerek rüzgâr yönü, rüzgâr hızı dağılımı gibi değerler ile istatistiksel değerlere bakılmaktadır. Daha sonra zaman serisine mum çubuğu gösterimi işlem adımı uygulanmaktadır. Elde edilen mum çubuğu gösterimi için trend ve osilatör tabanlı öznitelikler uygulanarak MRMR yaklaşımı ile öznitelik grubu değerlendirilmiştir. XGBoost yöntemi ile rüzgâr hızı tahmin modeli oluşturulmakta ve model karmaşıklığının az ve tahmin hatasının en düşük olduğu durum elde edilmektedir. Özellikle mum çubuğu grafik gösterimine dayalı olarak önerilen bu hibrit yaklaşım, kısa vadeli rüzgâr hızı tahmininde doğruluğu artırmayı ve geleneksel yöntemlerin sınırlamalarını aşmayı hedeflemektedir. Önerilen yöntem, tüm diğer modellere göre en düşük hata oranı (RMSE: 0.0644) ve en yüksek korelasyon katsayısı (R: 0.8601) ile en iyi performansı göstermektedir. Bu, modelin hem doğruluk hem de hata oranı açısından üstün olduğunu göstermektedir.

  • Research Article
  • 10.32950/rid.1343120
Çerkez Alimlerden Jirik Yusuf Sıddık Efendi’nin Hayatı, Eserleri ve 'Metn-i Kudûrî’den Kitâbü’l-Büyû‘ Tercemesi' Adlı Eserinin İncelenmesi
  • Oct 20, 2023
  • Rize İlahiyat Dergisi
  • Necmettin Azak

Yusuf Sıddık Efendi, 19. yüzyılın ortalarında Eskişehir’in Çifteler köyünde Çerkez bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Babası Abdurrahman Efendi, henüz gençken ailesiyle birlikte Kafkasya'dan Osmanlı topraklarına göç etmiştir. Babasının yanında başladığı ilim hayatını gördüğü bir rüya üzerine Kahire’ye giderek Ezher’de tamamlamış, dönemin önde gelen âlimlerinden icazet almıştır. Ezher yıllarında tanıştığı esbak Mısır Hidivi İsmail Paşa’nın damadı Mahmud Sırrı Paşa ve ailesiyle kurduğu dostluk onun İstanbul’a yerleşmesine ve Paşa’nın mahdumlarına Beylerbeyi yalılarında özel öğretmenlik yapmasına vesile olmuştur. Fıkha dair yazdığı eserlerinin bazılarını burada ders kitabı olarak hazırlamış, ayrıca çoğu yazma halinde bulunan Arapça ve Türkçe pek çok eser kaleme almıştır. Hayatının ve eserlerinin ayrıntıları, kendisinin anlattığı ve oğlu İbrahim Ethem’in yazdığı Hal Tercemesi adlı yazma eserde bulunmaktadır. Osmanlı Devleti’nin son asrına tanıklık eden Yusuf Sıddık Efendi, “Ben-anlatıları” geleneğinin bir örneği olan bu eserde Osmanlı coğrafyasında siyasetten ekonomiye, askeriyeden harplere, dini eğitim ve icazetlere kadar birçok konuya ışık tutmaktadır. Tarihsel olarak Balkan, Trablusgarp ve I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı tebaasının yaşadıkları zorluklar ve Çerkez komutanların cephelerde elde ettikleri başarılar da eserde yer almaktadır. Ayrıca İstanbul’dan Mısır’a ve oradan Hicaz bölgesine nasıl gidildiği, Hicaz demir yolunun Şam-Medine-Mekke güzergâhı ve durakları, bölgelerin coğrafî özellikleri gibi pek çok alanda detaylı bilgiler vermektedir. Çerkez bir ailenin çocuğu olan Yusuf Sıddık Efendi, Kafkasya, Eskişehir, Bursa, Balıkesir, Mısır ve İstanbul coğrafyasında yaşayan Çerkezlerle olan ilişkilerini, kendi sülalesinden yüzden fazla kişinin biyografisini anlattığı Hal Tercemesi’nde aktarmıştır. Tedris ve telif faaliyetlerini birlikte yürüten Yusuf Sıddık Efendi, hem müderrislik hem de Halvetî tarikatının müntesibi olarak eğitim ve irşad faaliyetlerinde bulunmuştur. Tarih düşürme sanatında mahir olan Yusuf Sıddık Efendi, doğum ve vefat tarihleri ile kitap telifi hakkında manzum ve mensur olarak hem Türkçe hem de Arapça ifadelerle tarih düşürmüştür. Ayrıca şiir ve edebiyata ilgi duyan Yusuf Sıddık Efendi, eserlerinde ve çocuklarına yazdığı mektuplarında kendi şiirlerini paylaşmıştır. Bu çalışmada, iki yazma eser üzerinden Yusuf Sıddık Efendi’nin hayatı ve eserleri ilk kez akademik olarak incelenmiş, yaşadığı döneme dair bazı kişilerin biyografileri ve olaylar ben-anlatıları perspektifinden ele alınmış, ayrıca fıkha dair Kudûrî’nin el-Muhtasar’ının Kitabü’l-büyû‘ bölümüne yaptığı tercümenin değeri fıkhî açıdan ortaya konulmuştur. Mütercimin, eserinde fıkhî kaide ve fetvaları aktararak öğrencilerin ilkesel düşünme ve yorumlama becerilerini geliştirmesi, onların sadece fıkhî konuları tek tek öğrenmeyi değil, aynı zamanda kaideleri merkeze alarak benzer durumları kaidelerle ilişkilendirmeyi öğretmesi kitabın öne çıkan yönlerindendir. Ayrıca söz konusu çalışma, klasik fıkıh metinlerinin öğretilmesinde öğrencilerin hukukî nosyonunu geliştirmeyi, teorik ile pratik bilgiyi birleştirerek temel fıkhî metinlerin çevirilerine yeni bir bakış açısı kazandırmayı hedeflemektedir.

  • Research Article
  • 10.58242/millifolklor.1176594
Ortaoyunu Tekerlemelerinde Anlatı Gösteri Birlikteliği
  • Apr 4, 2023
  • Milli Folklor
  • Ezgi Meti̇n Basat

“Anlatı” ve “temsil” kavramları, metinsel incelemelerde üzerlerinde sıklıkla durulan kavramlar olarak karşımıza çıkar. Sözü edilen bu kavramlar gösterimsel olan ile anlatısal olanın temel dinamiklerini tartışmak için farklı disiplinler tarafından kullanılmıştır. Bu makalede, geleneksel Türk tiyatrosu türlerinden biri olan ortaoyunu içinde anlatının konumlanma biçimleri incelenecektir. Ortaoyunu, parçalı ve açık biçim yapısıyla tiyatral bir alanın tüm özelliklerini taşır; bu yönüyle söyleşimsel özelliklidir. Oyunlar içinde yer alan tekerleme bölümleri performatif bir gösteri içine anlatının konumlandırılması açısından dikkat çekicidir. Bu bölüm, Kavuklu’nun sözdeki ustalığını seyirciye aktarmak için anlattığı olağanüstü unsurları da içine alan bölümüdür. Bu nedenle performatif bir yapı içinde anlatısal olan ve gösterimsel olanın birlikteliğini anlamak açısından önemlidir. Oyunların fasıl kısımlarından önce yer alan tekerleme bölümünde, Kavuklu’nun anısı Pişekâr’ın şaşırarak tepki verdiği diyaloglarla desteklenerek anlatılır. Bütün bu sıradışılığın sonunda Kavuklu’nun, başından geçen bir olayı değil gördüğü bir rüyayı anlattığı ortaya çıkar. Bu haliyle Kavuklu, performansın içine bir anlatı yerleştirmiş olur. Burada imgeselin alanına ilişkin olan rüya anlatısı, fasıldan bağımsız bir olay örgüsünün performans içine yerleştirilmesinde oldukça işlevseldir. Olağanüstü özellikler ile kurgulanan bu anlatı oyuncunun; oynayan kişiden, anlatıcıya dönüşümünü sağlayarak “diegesis” ve “mimesis kavramlarını bir araya getirir. Söz konusu bu özellikler hem performansa hem anlatıya dayalı ortaoyunu metinlerinin çoksesli ya da söyleşimsel bir yapısı olduğunu göstermesi açısından önemle göz önünde bulundurulmalıdır. Söz konusu birlikteliğin irdelenmesi geleneksel tiyatronun derin yapısını ve işleyişini kavramak bakımından önem arz etmektedir. Örneğin, tekerleme kısmında artık ortaoyunu sahnesi performatif özelliğinden sıyrılarak Kavuklu’nun anlatıcısı olduğu yeni bir bağlama dönüşür. Böylece oyun içinde iç içe geçen iki ayrı zaman ve mekân ortaya çıkar. Bunlardan ilki oyunsal olana diğeri ise anlatısal olana ilişkindir. Öyleyse ortaoyunu tür olarak performans içinde oyun kişilerinin değiştiği, anlatı ve gösterim arasında etkileşen bir tür olarak karşımıza çıkar. Böylece katmanlı ve yenilenebilir bir özellik kazanır. Bu, onun hem sözün hem de gösterimin dinamikleriyle kendini yenilemesine olanak tanır. Bu özelliklerin geleneksel Türk tiyatrosunun yapısal çözümlemesinde çağdaş ve geleneksel olanı bir araya getirmede de kayda değer bir işleve sahip olduğu söylenebilir. Anlatının bir rüya oluşu, anlatıcının yeteneğine bağlı olarak olağanüstülüğün sınırlarını zorlamayı sağlar ve aynı zamanda anlatıdan yeniden performansa dönüşü kolaylaştırır. Bu çalışmada tekerlemeleri incelenen ortaoyunu örnekleri Cevdet Kudret tarafından derlenmiş ortaoyunu metinlerinden seçilmiştir. Tekerleme bölümü araştırmacılar tarafından ortaoyunu türünün en önemli bölümü olarak kabul edilmektedir. Söz konusu bölümler bir anlatı oluşturduğu ve uzun oldukları için çalışmada konuyu aktaracak oyun örnekleri özetlenerek verilmiştir. Çalışmanın sınırlılığı açısından tüm oyun örnekleri tekrara düşmemek için çalışmada yer almamıştır.

  • Research Article
  • 10.52108/2757-5942.6.1.5
Gaziantep’te Katı Atık Toplayıcılığının Sosyo-Kültürel Bağlamı
  • Apr 15, 2025
  • Sosyolojik Bağlam Dergisi
  • Yücel Karadaş + 5 more

Gaziantep’te geri dönüşüm ve katı atık sektörü, çok aktörlü bir yapıya sahiptir. Katı atıkların geri dönüşümü sürecinde en önemli maliyet kalemi, kaynaktan katı atığın toplanmasıdır. Bu nedenle sektördeki en önemli aktörler arasında toplayıcılar öne çıkmaktadır. Gaziantep’teki toplayıcı profili diğer şehirlerle karşılaştırıldığında benzerlikler ve farklılıklar göstermektedir. Toplayıcıların büyük bir kısmını Suriyeli göçmenler oluşturmakta olup, bu gruplar arasında özellikle Abdallar, çöl aşiretleri mensupları ve Suriye kırsalından göç edenler yer almaktadır. Genellikle kayıt dışı işleyen bu sektörde, bu durumu toplayıcıların sosyal profilleriyle de desteklenmektedir. Suriye’de toplumsal sistemin kenarında yer alan bu gruplar, göçebe yapıları nedeniyle eğitim, ekonomi ve siyaset gibi alanlarda standart işleyişin dışında kalmıştır. Suriye’de benzer işlerle uğraşan bu topluluklar, yüzlerce yıllık göçebe geleneği ve toplumdan bağımsız yaşam biçimlerini Gaziantep’e taşımışlardır. Bu özellikleri, kayıt dışılık potansiyellerini artırarak katı atık toplayıcılığını tercih etmelerine neden olmuştur. Bu durum, hem yerel yönetimlerin hem de topluluğun yaşam ve çalışma biçimlerine odaklanan sivil toplum kuruluşlarının mesleki standartlar oluşturma süreçlerini zorlaştırmaktadır. Katı atık toplayıcılarını kayıt altına alma ve mesleki standartlar geliştirme çabaları, bu grupların kültürel gelenekleriyle beslenen kayıt dışılık arasında gerilimler yaratmaktadır. Bu nedenle önerilecek çalışma modeli, kayıtlılığı ve serbest çalışmayı bir arada ele alan hibrit bir yaklaşıma dayanmalıdır.

  • Research Article
  • 10.31466/kfbd.1548851
Typha latifolia ile Sulu Çözeltiden Kristal Viyole Boyasının Adsorpsiyonu; Doğrusal ve Doğrusal Olmayan İzoterm, Kinetik ve Dizayn
  • Dec 15, 2024
  • Karadeniz Fen Bilimleri Dergisi
  • Dilek Gümüş + 1 more

Boyalar dünya çapında pek çok sektörde yaygın olarak kullanılmaktadır. Boya ile kirlenmiş atıksular hem su kaynakları hem de canlı yaşamı için tehdit oluşturan önemli bir kirlilik unsurudur. Bu nedenle boyalı atıksuların çevreye deşarj edilmeden önce arıtılmaları gerekmektedir. Adsorpsiyon teknolojisi, boyaların gideriminde etkin olarak kullanılan sistemlerden biridir. Sistemin verimliliği ve maliyeti kullanılan adsorbentle yakından ilişkilidir. Çalışma kapsamında sulak alanlarda bol miktarda bulunan bir su bitkisinin (Typha latifolia) modifiye edilerek sulu çözeltiden Kristal Viyole giderimi için verimli bir adsorbent olarak değerlendirilebilirliği araştırılmıştır. Modifikasyon ajanı olarak SDS (sodyum dodesil sülfonat) kullanılmıştır. Adsorbentin pHpzc (sıfır yük noktası) değeri belirlenmiştir. Çalışmalarda 0,5-2 g/L aralığında değişen miktarlarda adsorbent dozajı, 5-20 mg/L aralığında boya konsantrasyonu, 5-8 aralığında pH değeri ve 0-360 dk aralığında temas süresi gibi temel işletme parametreleri araştırılmıştır. Optimum parametreler; pH 8, adsorbent dozajı:0,5 g/L, adsorpsiyon süresi: 240 dakika olarak belirlenmiştir. Çalışma kapsamında 3 farklı İzoterm (Langmuir, Freundlich ve Temkin) modelin doğrusal ve doğrusal olmayan model verileri karşılaştırılmıştır. Temkin izoterm modeli adsorpsiyon sürecini hem doğrusal hem de doğrusal olmayan model denklemleriyle en küçük hata fonksiyonlarını üreterek en iyi şekilde açıklamıştır. Ayrıca, boyalı atıksu için en uyumlu izoterm modele dayalı tek aşamalı bir reaktör sistemi de sunulmuştur. Kinetik model verileri sözde ikinci derece kinetik model çalışma sonuçlarıyla uyumlu bulunmuştur. Yüzey aktif maddeyle modifiye edilerek hazırlanan adsorbentin boyalı atıksuların arıtımında başarılı bir performans sergileyeceği sonucuna varılmıştır.

  • Single Book
  • 10.59617/efepub20242314
Türkiye’de Ekonomik Büyümenin Kaynaklarının Analizi
  • Jan 1, 2024
  • Başak Karşiyakali

Bu çalışmada, ekonomik büyümenin kaynaklarını çok yönlü bir bakış açısıyla ele alırken, hem akademik çalışmalara hem de Türkiye’nin ekonomi tarihindeki önemli dönemeçlere değinerek, büyüme konusundaki bilgi birikimine katkı sağlamayı amaçladım. Bu nedenle, çalışma, tarihsel bir referans olmanın yanı sıra o dönemin ekonomik ortamını anlamak isteyenler için de bir kaynak olacaktır. Türkiye'nin tarihsel olarak ekonomik yapısını, büyüme stratejilerini anlamak, hem mevcut durumu değerlendirmede hem de geleceğe yönelik stratejik kararlar almada önem arz etmektedir. Aradan geçen yıllar içinde, Türkiye'nin ekonomik durumu ve dünya ekonomisindeki değişiklikler, çalışmanın ortaya koyduğu bazı bulguları ilginç bir şekilde doğrulamıştır. Bugün de Türkiye’de ekonomik büyüme, küresel dalgalanmalara ve bölgesel belirsizliklere rağmen, aynı temel dinamikler üzerinden şekillenmektedir. Bu durum büyümenin uzun vadeli yapısal reformlarla desteklenmesi gerektiğini daha net bir biçimde ortaya koymaktadır.

  • Research Article
  • Cite Count Icon 2
  • 10.33692/avrasyad.1268193
Türk ve Kore Kültüründe Mağara ve Mitolojik Ana İlişkilendirmesi Üzerine Bir İnceleme
  • Sep 20, 2023
  • Avrasya Uluslararası Araştırmalar Dergisi
  • Hyunjoo Park

Mitoloji, başlangıcından günümüze sözlü kültür olarak aktarılan değerlerimizin ve dünya görüşlerimizin kaynağıdır. Kadim dönemde yaşayan insanlar, korku ve hayret uyandırdıkları için doğal unsurların ve olayların kutsallığına inanmışlardır. Mağara inancı Türk mitolojisinde önemli bir yere sahiptir ve bu inançtan dolayı mağaralar kutsal kabul edilmektedir. Kore’de ise mağara, hayatın anası veya hayatın doğduğu yer olarak tanımlamıştır. Özellikle mağara, tanrıçanın temsili bir kutsal alanıydı. Bu nedenle, geçmişte mağara kutsal bir mekân olarak kabul edilmiş ve ibadet edilecek yer olarak görülmüştür. Bu nedenle kadim dönemdeki Türk kağanlarının ve Kore krallarının yılın belirli zamanlarında atalar mağarasını ziyaret edip orada kurban sunup ibadet ettikleri bilinmektedir. Mağara çeşitli inanç grupları tarafından ana rahmi olarak görülmüş ve bazı Moğol kabileleri tarafından ehın umay olarak adlandırılmıştır. Mağaradan çıkan her şey, yeni bir yaşama kavuşur. Mağara, mitlerin ve efsanelerin özel bir köklü mekânıdır ve yeniden doğuşu simgelemektedir. Türklerde mağara, önce Mitolojik Ana kültü ile sonra kadınların ve çocukların koruyucusu olan Umay Ana kültü ile ilgili bir gelişim görmüştür. Türk Dünyasında Umay Ana’nın Kore Mitolojisindeki karşılığı Mago halmi olarak anılan Mago Tanrıça’dır. Bu araştırmanın amacı, Kore ve Türk kültüründe Mitoloji Ana bağlamında olan mağara kültleri incelenecektir. Özellikle kadim zamanda Türk ve Kore milletinde var olan mağara kültleri yakınlığı ve benzerlikleri açısından ele alınacaktır.

  • Book Chapter
  • 10.58830/ozgur.pub777.c3242
Empatik Liderlik
  • Jun 26, 2025
  • Sema Alimoğlu Özkan

Bu çalışma, günümüzün insan odaklı liderlik yaklaşımlarına artan ihtiyaca binaen üzerinde çalışılmaya başlanmış empatik liderliği incelemektedir. Empatik liderlik, takipçilerinin duygusal durumlarını anlamaya odaklanan, onlara önem vermeye istekli olan ve onların ihtiyaçlarına yönelik eylemlerde bulunma niyeti taşıyan bir liderlik yaklaşımıdır. İş yerinde de insanlar destek ve anlayışa – yani empatiye – ihtiyaç duyarlar. Araştırmacıların çoğu içinde bulunduğumuz zamanı empati çağı olarak adlandırmaya başlamıştır. Başkalarının duygularını onların bakış açısı ile hissedebilme ve ona uygun tepki verebilme yeteneği olarak tanımlanan empati doğuştan gelen bir yetenek olsa da yeniden keşfedilmesi gerekmektedir. Liderlik üzerinde yapılan çalışmalar empatiye dayalı davranışların birçok kişi için temel oluşturduğunu göstermektedir. Çoğu zaman liderler, çalışanları için olumlu ve rahat koşullar yaratmak amacıyla iş yerinde empatiyi kullanmaktadırlar. Ancak, başkalarının duygusal durumlarını anlamaya ve onlara önem vererek ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik eylemler göstermeye odaklanan çalışmalar oldukça sınırlıdır. Empatik liderliğin amacı, liderin çalışanların duygularını, düşüncelerini ve ihtiyaçlarını anlayarak onları desteklemesi ve bu sayede daha sağlıklı, üretken ve güvene dayalı bir çalışma ortamı yaratmasıdır. Diğer insanların duygusal durumlarını anlamaya ve onlara önem vererek ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik eylemler göstermeye odaklanan liderlik tarzı empatik liderlik olarak adlandırılmaktadır. Bu nedenle, bu çalışmada geçmişten günümüze liderlik teorileriyle birlikte, yeni bir yaklaşım olarak ortaya çıkan empatik liderlik; kavramsal çerçevesi, temel özellikleri, örgütsel çıktıları ve bu liderlik tarzının benimsenmesinin sağlayacağı yararlar başlıkları altında ele alınmaktadır.

  • Research Article
  • 10.20488/sanattasarim.1403950
FOTOĞRAF VE ŞİİR İLİŞKİSİ BAĞLAMINDA PHOTOPOEM / FOTOŞİİR
  • Dec 12, 2023
  • Sanat ve Tasarım Dergisi
  • Murat Han Er + 1 more

Görsel, işitsel ve yazınsal sanat dalları, kendi aralarında disiplinlerarası bir bağ ile bir araya gelerek yeni bir yapı oluşturabilirler. Kitap gibi çeşitli doküman formlarında, edebi bir metnin resimleme yoluyla görselleştirilerek, şiir ve görselin birlikte kullanıldığı örnekler bulunmaktadır. Yapı itibariyle oldukça farklı olmalarına rağmen fotoğraf ve şiir de yeni bir ifade biçimi meydana getirmektedir. Tarihsel olarak fotoğraf ve şiir ele alındığında karşımıza kökeni fotoğrafın erken dönemine dayanan Photopoetry ve Photopoem kavramları çıkmaktadır. Photopoetry tüm edebi metinleri kapsarken, Photopoem ise, fotoğraf ve şiirin, fotoğraflar için şiirlerin yazıldığı veya şiirler için fotoğrafların üretildiği kitap gibi ortak bir yapı içerisinde birbirlerini destekledikleri ve tamamladıkları bir biçimi oluşturur. Bu nedenle çalışmada öncelikle tarihsel olarak Photopoetry ve Photopoem örnekleri üzerinden bir inceleme yapılmış ve bu kapsamındaki kavramlar belirlenerek ilk örneklerinden günümüze uzanan süreç ele alınmıştır. Çalışma, günümüzde göz ardı edilmiş bir alan olan Photopoem’in bu ve benzeri araştırmalar neticesinde, edebi metni ve fotoğrafı, ortak bir çalışma alanı olarak benimseyecek olan araştırmacıların ilgisini çekmek ve günümüz sanatçıları için alternatif bir ifade biçimi olarak kullanılmasını amaçlamaktadır. Ayrıca çalışma bağlamında Photopoem, Fotoşiir kavramı üzerinden ele alınarak, Batı ve Türk Edebiyatı örnekleri tespit edilmiş ve günümüz çağdaş Photopoem çalışmaları ile birlikte değerlendirilmiştir.

  • Research Article
  • 10.46238/jobda.1272906
DÖNÜŞÜMCÜ LİDERLİK TARZI VE LİDER-ÜYE ETKİLEŞİMİNİN İNOVATİF ÇALIŞMA DAVRANIŞINA ETKİSİ: SİSTEMATİK BİR DERLEME ÇALIŞMASI
  • May 24, 2023
  • Journal of Business in The Digital Age
  • Burcu Yanar Bayam + 1 more

İnovasyon, bir örgütün yalnızca rekabet avantajı için sadece bir başarı faktörü değil, aynı zamanda ekonomik kalkınma içinde önemli bir itici güçtür. Bugün tüm örgütlerin hayatta kalması ve gelişmesi için daha güçlü bir inovasyon kapasitesine ve değişim gücüne sahip olması gerekmektedir. İnovasyon, ekonomik kalkınmanın içsel gücü ve aynı zamanda endüstriyel yapının optimizasyonunun da temel parçasıdır. Bu nedenle tüm örgütler yeni bir kalkınma modeli ve ekonomik büyüme noktası yaratmak için inovatif çalışma davranışını geliştirmeli ve güçlendirmelidir. Araştırmanın temel çıkış noktası modern liderlik tarzları içinde inovatif çalışma davranışı ile en fazla ilişkilendirilen dönüşümcü liderlik tarzının ve bu sürecin temel yapıtaşı olarak görülen lider-üye etkileşim teorisinin çalışanların inovatif çalışma davranışına etkisini araştıran çalışmaları ele alarak, sistematik derleme ile genel bir çerçeve çizerek sonraki araştırmalar için yazına katkı sağlamaktır. Scopus (n=6), Web of Science (n=65), Emerald Insight (n=5), EBSCOhost (n=4), Google Scholar (n=26), ULAKBİM (n=5) olmak üzere ulaşılan 111 çalışma, kopyalar (duplikasyonlar) kaldırıldıktan sonra toplam 80 makale belirlenen kriterler çerçevesinde sınırlandırılıp kalan 10 makale sistematik olarak incelenerek, bulguları özetlenmiştir. Sistematik derleme için seçilen makaleler dönüşümcü liderlik tarzı ve lider üye etkileşiminin inovatif çalışma davranışını doğrudan etkilediğini, lider-üye etkileşim teorisinin ise bu ilişkiye aracılık ettiğini göstermektedir.

Save Icon
Up Arrow
Open/Close
  • Ask R Discovery Star icon
  • Chat PDF Star icon
Setting-up Chat
Loading Interface