Year Year arrow
arrow-active-down-0
Publisher Publisher arrow
arrow-active-down-1
Journal
1
Journal arrow
arrow-active-down-2
Institution Institution arrow
arrow-active-down-3
Institution Country Institution Country arrow
arrow-active-down-4
Publication Type Publication Type arrow
arrow-active-down-5
Field Of Study Field Of Study arrow
arrow-active-down-6
Topics Topics arrow
arrow-active-down-7
Open Access Open Access arrow
arrow-active-down-8
Language Language arrow
arrow-active-down-9
Filter Icon Filter 1
Year Year arrow
arrow-active-down-0
Publisher Publisher arrow
arrow-active-down-1
Journal
1
Journal arrow
arrow-active-down-2
Institution Institution arrow
arrow-active-down-3
Institution Country Institution Country arrow
arrow-active-down-4
Publication Type Publication Type arrow
arrow-active-down-5
Field Of Study Field Of Study arrow
arrow-active-down-6
Topics Topics arrow
arrow-active-down-7
Open Access Open Access arrow
arrow-active-down-8
Language Language arrow
arrow-active-down-9
Filter Icon Filter 1
Export
Sort by: Relevance
  • Research Article
  • 10.30523/mutefekkir.1733063
KLASİK İSLAM ÂLİMLERİNİN PERSPEKTİFİNDE TARİHİN BAŞLANGICI
  • Jul 2, 2025
  • Mütefekkir
  • Hüseyin Gökalp + 1 more

Tarihçiler, tarihin başlangıcıyla ilgili çeşitli öneriler sunmuştur. Bu konu, tarihin tanımıyla yakından ilgili bir tartışmadır. Bazı tarihçiler, somut kanıtları olan bir başlangıç olarak yazılı kayıtların ortaya çıkışını tarihin başlangıcı kabul etmekte ve öncesi dönemi tarih öncesi olarak adlandırmaktadır. Böylece yazılı kayıt bulunmayan veya kanıtları günümüze ulaşmayan uzun bir dönem tarihin dışında kalmaktadır. Bu kategorik ayrıma karşı çıkan diğer bir grup ise sözlü gelenekleri de tarih yazımının bir parçası olarak değerlendirmektedir. Ancak bu durumda da somut kanıtların sınırları belirsizleşmekte ve tarihçiler ile arkeologların hayal gücüne geniş alanlar açılmaktadır. Bu tartışma yalnızca tarih veya tarih yazımının değil, aynı zamanda felsefe ve ilahiyatın da ilgi alanına girmektedir. Bu makale, tarihin başlangıcıyla ilgili tartışmalara klasik Müslüman tarihçilerin bakış açısını inceleyerek katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Araştırmanın kapsamını, klasik İslam tarihçilerinin eserlerindeki tarihin başlangıcına dair anlatımlar oluşturmaktadır. Çalışmada kaynak-belge incelemesi yönteminden yararlanılmış, klasik Müslüman tarihçilerin temel eserleri analiz edilerek, tarihin başlangıcını hangi noktadan itibaren ele aldıkları ve tarih yazımına yaptıkları katkılar ortaya konmuştur. Araştırmanın önemi, klasik İslam tarihçilerinin eserlerindeki teolojik perspektifleri modern tarih yazım yöntemleri ile karşılaştırmalı olarak inceleyerek literatüre yeni ve özgün bir bakış sunmasından kaynaklanmaktadır. Ulaşılan temel sonuç, klasik Müslüman tarihçilerin tarihin başlangıcını ilahi yaratılış ile ilişkilendirerek, tarihin anlamını ve insan varoluşunu daha geniş bir bağlamda değerlendirdiklerini ve modern yöntemlere önemli bir hatırlatma işlevi gördüklerini ortaya koymaktadır.

  • Research Article
  • 10.30523/mutefekkir.1733119
BİR AYDINLANMA BİÇİMİ OLARAK “ÇIKIŞ” KAVRAMI
  • Jul 2, 2025
  • Mütefekkir
  • Hüseyin Adem Tülüce

Bu çalışma, Platon’un metafiziksel düşüncesi ve Kant’ın eleştirel felsefesi ışığında çıkış kavramını felsefi bir perspektifle tartışmayı amaçlamaktadır. Bu tartışmayı yaparken Platon’un Devlet adlı eserinde yer alan anabasis ile Kant’ın Aydınlanma Nedir? Sorusuna Yanıt başlıklı makalesinde kullandığı ausgang kavramları temel referans noktaları olarak ele alınacaktır. Her iki filozofun eserlerinde kullandıkları anabasis ve ausgang sözcükleri kavramsal ve tarihsel bağlamları doğrultusunda analiz edilerek aralarındaki farklılar ve benzerlikler incelenecektir. Daha önce literatürde çıkış kavramı bağlamında her iki kavramı karşılaştıran bir çalışma yapılmamıştır. Çıkış kavramı, hem ontolojik ve epistemolojik bir yükselişi (aşağıdan yukarı doğru hareket) hem de toplumsallıktan bir kopuşu (içerden dışarı doğru hareket) içermektedir. Platon ve Kant bağlamında çıkış, zaman zaman bu iki anlamı bir araya getirse de aralarında kavrama verdikleri anlam açısından farklılıklar bulunmaktadır. Ancak her iki filozofta çıkışı bireyin ergin olmaya doğru yönelmesi olarak ifade etmektedirler. Çalışmada, iki filozofun düşüncelerinde çıkış kavramının nasıl şekillendiğini ortaya koymak için felsefi hermenötik ve eleştirel okuma yöntemlerine başvurulmuştur.

  • Research Article
  • 10.30523/mutefekkir.1733253
THE RELATIONSHIP BETWEEN PSYCHOLOGICAL HEALTH AND SPIRITUAL WELL-BEING IN THE OLD AGE
  • Jul 2, 2025
  • Mütefekkir
  • Yaşar Ay + 1 more

The physical and psychosocial changes that occur in old age can negatively affect individuals' psychological health. In old age, the level of spiritual well-being can be an important factor in improving psychological health. However, studies investigating the relationship between psychological health and spiritual well-being in the elderly population in our country are quite limited. Therefore, this study aims to explore the relationship between the spiritual well-being levels of elderly individuals and their psychological health status. This quantitative study includes 400 individuals aged 60 and over living in Istanbul. Data were collected from 400 participants determined by the quota sampling method using the Brief Symptom Inventory and the Spiritual Well-Being Scale. When examining the demographic characteristics of the participants, it was found that age, income, and perceived religiosity level created significant differences in psychological health and spiritual well-being. At the same time, a significant positive correlation was found between depression, negative self-concept, somatization, and spiritual well-being. While the literature widely supports findings that spirituality improves psychological health, this study found that spiritual well-being negatively affects psychological health in elderly individuals. This suggests that spiritual well-being and psychological health in old age are influenced by different variables. Therefore, it is recommended to investigate age-specific variables that influence psychological health and spiritual well-being.

  • Research Article
  • 10.30523/mutefekkir.1733111
KUDVETÜ’L-ÂMÂL’İN ŞEKİL VE MUHTEVA ÖZELLİKLERİ: MANZUM HADİS TERCÜMELERİ BAĞLAMINDA İNCELEME
  • Jul 2, 2025
  • Mütefekkir
  • Necati İşler

Türk edebiyatında manzum hadis tercümelerine hasredilmiş eserlerin dışında birçok hadisin manzum tercümesine de yer veren eserler kaleme alınmıştır. Bu eserlerden biri de tek nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde (TY 5742) kayıtlı bulunan Kudvetü’l-âmâl’dir. Bu makale manzum hadis tercümeleri bağlamında Kudvetü’l-âmâl’in şekil ve muhteva özelliklerini betimsel analiz yöntemiyle incelemeyi amaçlamaktadır. Kudvetü’l-âmâl, Gelibolulu Mustafa b. İbrâhîm’in (ö. 1024/1615) Zübdetü’l-emsâl isimli Arapça mensur eserinden nazmen tercüme edilmiştir. Tercümeye kaynaklık eden Zübdetü’l-emsâl, III. Murad (1574-1595) döneminde telif edilmiştir. Müellifi tespit edilemeyen Kudvetü’l-âmâl ise IV. Murad (1623-1640) devrine aittir. Son kısımları eksik olan eser 138 varaktan oluşmaktadır. Eserin mevcut bölümlerinde şairin adı veya mahlası yer almamaktadır. Mesnevi nazım şekliyle yazılan eser, hadislerin ve darb-ı mesellerin tercümelerinden oluşmaktadır. Belirli konulardaki hadis ve atasözlerini ayrı başlıklar halinde derlemiş bir eser olması hasebiyle müstakil atasözleri kitaplarından ve manzum hadis tercümelerinden farklılık göstermektedir. Bu açıdan Kudvetü’l-âmâl, atasözleri kitabı olmasının yanı sıra manzum hadis tercümesi olarak da değerlendirilebilir. Yirmi bölüm olarak tertip edilen eserin ilk bölümü yöneticilere ve sultanlara ayrılmıştır. Eserde siyaset, ibadet, ahlak, inanç ve toplumla ilgili konulara yer verilmiştir. Didaktik bir amaçla yazılan eserde sanatlı ifadeler nadiren yer almaktadır. Eserde Eski Anadolu Türkçesine ait ek ve kelimeler de bulunmaktadır. Daha önce akademik bir çalışmaya konu olmamış özgün bir kaynak olarak dikkat çeken eser, Türk İslam edebiyatındaki manzum hadis tercüme geleneğinin gelişim seyri açısından önem arzetmektedir.

  • Research Article
  • 10.30523/mutefekkir.1733090
ABŪ NAṢR AL-FĀRĀBĪ ON THE SELF-CONSCIOUSNESS OF THE SOUL
  • Jul 2, 2025
  • Mütefekkir
  • Yunus Emre Akbay

Questions concerning the nature of self-consciousness, personal identity, and what becomes of these when the soul departs from the body have always been fundamental issues for philosophers. This article investigates whether, according to Abū Naṣr al-Fārābī, the soul attains self-consciousness directly or indirectly, a distinction among types of self-consciousness is possible, and the soul maintains its self-consciousness and individual identity after death. The scope of this article extends to the relevant passages from the philosopher’s surviving works and fundamental texts in the secondary literature. The aim of the article is to reveal the philosopher’s contributions to this discussion. Since no study focusing on al-Fārābī has yet been encountered among texts written on self-consciousness, it can be said that the study possesses original value and significance in this respect. The article’s thesis advances that according to al-Fārābī, a reading of human souls as possessing self-consciousness that is direct, immediate, and continuous -beginning simultaneously with the soul’s existence together with the body and continuing with the soul’s continued existence- is possible. According to the conclusions reached, al-Fārābī considers that self-consciousness begins with the soul’s existence together with the body, and that this consciousness and individual identity continue with the soul’s persistence of existence after death. In contrast, he argues that the knowledge of self-consciousness occurs intermittently. The soul must separate itself from materiality, place itself at the centre of its apprehension, and intellectually perfect its secondary consciousness concerning the self to ultimate perfection. For souls that attain ultimate perfection, their self-consciousness and personal identity continue after their separation from the body; these souls are either rewarded with infinite happiness or punished with infinite torment. On the other hand, some souls perish together with the body due to their failure to attain this perfection. These souls lose their self-consciousness and identity.

  • Research Article
  • 10.30523/mutefekkir.1733166
İBN TUMLÛS'UN KATEGORİ ANLAYIŞI VE FÂRÂBÎ ETKİLERİ
  • Jul 2, 2025
  • Mütefekkir
  • Adem Evmeş

En genel yüklemler olarak ifade edilen kategoriler, ilk defa Aristoteles tarafından mantıksal bir kuram haline getirilmiştir. Aristoteles’ten sonra gelen İslâm mantıkçıları bu geleneği devam ettirmişlerdir. Bağdat Okulunun önemli temsilcilerden olan Fârâbî, Aristoteles’i takip ederek kategoriler konusunu Kitâbu’l-makûlât ve Kitâbu’l-Hurûf gibi eserlerinde çeşitli yönleriyle ele almıştır. Benzer isimde kitaplar Ebü’l-Ferec İbnü’t-Tayyib, İbn Sînâ ve İbn Rüşd vb. düşünürler tarafından da kaleme alınmıştır. Endülüs’teki düşünce hayatının önemli temsilcilerinden olan İbn Tumlûs, el-Muhtasar fi’l-mantık’ta Organon’u örnek alarak mantığın bütün konularını kısa bir şekilde incelemiştir. Bu çalışmada İbn Tumlûs’un kategori anlayışı ve Fârâbî’nin muhtemel etkileri ele alınmaktadır. Daha önce İbn Tumlûs’un kategori anlayışını Fârâbî’nin etkileri bağlamında ele alan çalışmanın olmaması bu alandaki önemli bir eksikliği gidermeyi amaçlayarak özgün katkılar sunmaktadır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesiyle veriler toplanmış, elde edilen veriler karşılaştırılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda İbn Tumlûs’un kategori anlayışının meydana gelişinde Fârâbî’nin önemli bir etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

  • Research Article
  • 10.30523/mutefekkir.1733033
İŞARET VE SEMBOL KAVRAMLARI EKSENİNDE MUHKEM VE MÜTEŞÂBİH
  • Jul 2, 2025
  • Mütefekkir
  • Necattin Hanay

Bu makale, Kur’an’ın muhkem ve müteşâbih ayrımının mahiyetini felsefî bir zeminde analiz etmeye çalışmakta ve vahyin kullandığı dilin gerçekliği nasıl ifade ediyor olduğu sorusuna odaklanmaktadır. Bu çerçevede makale, insan dilinin sonlu imkânlarıyla fiziksel ve metafiziksel gerçeklikleri ifade etme kapasitesini ve bunun muhkem-müteşâbih ayrımındaki karşılığını literal ve sembolik dil özelinde anlaşılır kılmayı hedeflemektedir. Böylece Kur’an’daki muhkem ve müteşâbih ifadelerin doğasına dair bir açıklık ve teorik bir tutarlılık sağlamayı amaçlamaktadır. Bu sebeple çalışma, Kur’an’ın anlaşılmasında sıkça karşılaşılan muhkem-müteşâbih tartışmalarına dilsel bir netlik kazandırması ve çağdaş yorum ihtiyacına katkı sunması açısından önem arz etmektedir. Bilindiği üzere muhkem ve müteşâbih meselesi klasik literatürde usûl açısından birbirinden farklı açıklama ve değerlendirmelere konu olmuştur. Makalede mevcut görüşler tartışmaya açılmadan yöntem olarak analitik ve kavramsal çözümleme tercih edilmekte; aynı zamanda dilin literal ve sembolik yönlerinin birlikte değerlendirilmesi esas alınmaktadır. Nihayetinde muhkem ve müteşâbihin, vahyin dilinin katmanlı yapısının bir göstergesi olduğu ve böyle bir ayrımın Kur’an’ın hitap biçimindeki derinlikli yapıyı anlamada merkezi bir rol oynadığı sonucuna ulaşılmaktadır.

  • Research Article
  • 10.30523/mutefekkir.1733212
BAZI EMEVÎ YÖNETİCİLERİNİN NAMAZ VAKİTLERİ UYGULAMALARINA DAİR RİVAYETLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ
  • Jul 2, 2025
  • Mütefekkir
  • Mustafa Karabacak + 1 more

Araştırma, Muaviye döneminden Ömer b. Abdilaziz dönemine kadar uzanan süreçte, Emevî yöneticilerine isnat edilen vakit dışı namaz uygulamalarının, hadis ilmi bağlamında sistematik bir şekilde değerlendirilmesini konu edinmektedir. Daha önce çalışılan Cuma ve bayram hutbelerinin namazdan önce okunup okunmadığı ve ikindi namazından sonra iki rekât nafile namazın bulunup bulunmadığı meselesi konu kapsamı dışında tutulmuştur. Bu rivayetlerde yer alan tartışmaların mezheplere tesiri ya da güncel tartışmalara dayanak alınması hususu ayrı bir çalışmanın konusudur. Bu rivayetlerin, tarihî bağlamları göz ardı edilerek Hz. Peygamber’e isnatla aktarılması; uzman değerlendirmelerinden yoksun olduğunda tarihî hatalara ve yersiz tartışmalara yol açabilmektedir. Bu açıdan konuyu öncelikle tartışmaları hazırlayan siyasî sebepleri tarihi perspektiften değerlendirilmesi önemlidir. Çalışmada nitel araştırma metotlarından biri olan doküman tarama yöntemi kullanılmıştır. Bu sebeple hadis kitaplarından Emevîlerin cuma ve ikindi namazı vaktini ihlalleri ile ilgili rivayetler muhteva değerlendirmesi çerçevesinde ele alınmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre, Emevî yöneticilerinin namaz vakitlerini ihmal etmeleri ve hutbeleri gereğinden fazla uzatmaları, dönemin fakih ve muhaddisleri tarafından eleştirilmiş ve bu durum, alternatif dinî uygulamaların ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Rivayetlerin farklı tariklerle aktarılması ve siyasal-tarihî bağlamda şekillenmesi, bu hadislerin doğru anlaşılabilmesi için yalnızca tarihî olayların değil, aynı zamanda hadis ilminde uzman kişilerin yorumlarının da dikkate alınmasının gerekliliğini ortaya koymuştur.

  • Open Access Icon
  • Research Article
  • 10.30523/mutefekkir.1600725
Bir Hilâfet Mücadelesinin Arka Planı: Bilge Halife Me’mûn ile Sanatçı Halife İbrâhim b. Mehdî
  • Dec 15, 2024
  • Mütefekkir
  • Nadir Karakuş

İslâm tarihinde amca ve yeğen arasında geçen iktidar mücadeleleri, Asr-ı Saadet’ten Emevîlere, Abbâsîlerden daha sonraki hanedanlara varıncaya kadar kendisini göstermiştir. Bunlar arasında en ilginç ve sıra dışı özelliklere sahip olanı ise Abbâsî halifesi Me’mûn ile amcası İbrâhim b. Mehdî arasında geçen olaydır. Ana kaynaklar yanında modern çalışmalar ve oryantalist araştırmalarla desteklenen bu makalede, bilim ve hikmet ehli ile sanat ve musiki ile uğraşanların mücadelesinin nasıl sonuçlanacağının cevapları aranmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda, aynı zamanda melodiler ve duygularla, akıl ve iradenin hür düşünce ufkunda yaptığı yolculuğun sonucunun ne olacağının cevabı verilmiştir. Konuyu daha net ortaya koyabilmek için musikişinas İbrâhim b. Mehdî ile bilge halife Me’mûn’un hayatlarından kesitler sunulmaya gayret edilmiştir. Onların çevrelerinde yer alan kişiler, sanatçılar ve devlet adamlarının bu sürece katkıları ile her iki şahsiyetin bulundukları görevler ve devlet tecrübeleri de makalenin merkezinde yer almıştır. Daha sonra, yaşanan iktidar mücadelesinden kesitler aktarılarak evliliklerden, tecrübelere, kumandanlardan devlet adamlarına kadar bazı tahlillerde bulunulmuştur. İki hanedan üyesinin iktidar mücadelesini irdelemeyi amaçlayan bu makale, bilge ile müzisyen olarak tanımlamayı tercih ettiğimiz iki halife üzerinden hikmet ehli ile sanat erbabının yönetimdeki başarıları ve zaaflarını merkeze almıştır. Çalışma neticesinde bazı sonuçlara ulaşılmış, bilim ve hikmetin devlet yönetiminde sanattan daha ön planda olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

  • Open Access Icon
  • Research Article
  • Cite Count Icon 1
  • 10.30523/mutefekkir.1600722
İbn Cüzey’in Tefsirinde Tercih Uygulamaları
  • Dec 15, 2024
  • Mütefekkir
  • Mehmet Kaya

Bu çalışmada tercih olgusunun tefsirdeki yansıması incelenmiştir. Bu olgu İbn Cüzey el-Kelbî’nin (ö. 741/1340) et-Teshîl li ʿulûmi’t-Tenzîl adlı eseri çerçevesinde ele alınacaktır. Bu eser âyetlerin yorumunda sıklıkla farklı görüşlere yer yerilmesi ve bu görüşler arasında tercihte bulunulması yönüyle büyük bir önemi haizdir. Eser, mukaddimesinde tefsirde tercih olgusuna ilişkin teorik olarak verilen bilgiler açısından da diğer tefsirlerden ayrışmaktadır. Bir âyete ilişkin farklı yorumların uygulama sahasına sokulamaması yahut bazı görüşlerin birbiriyle uzlaşmaması bu görüşler arasında tercihi zorunlu kılmaktadır. Bu sebeple birçok müfessir tefsirinde farklı yorumlar arasında tercihte bulunmaktadır. Tefsirinde tercihe yoğun biçimde başvuran müfessirlerden biri de Endülüs tefsir geleneğine mensup İbn Cüzey’dir. Tefsirdeki tercih kriterleri incelendiğinde onun, Kur’an yorumunda ihtilafı azaltıp standart bir metot oluşturmayı hedeflediği ifade edilebilir. Eser bu yönüyle hala devam eden tefsirde usulün varlığı tartışmalarına da ışık tutacaktır. Temel amacı tercih olgusunun tefsirdeki fonksiyonunun somut biçimde gösterilmesi olan bu çalışmanın ülkemizde tefsirde tercih olgusu ve İbn Cüzey’in tefsiri hakkında yapılan az sayıdaki literatürün zenginleşmesine katkı sağlaması da amaçlanmaktadır. Nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizine dayalı olarak hazırlanan bu çalışmada İbn Cüzey’in tercihi hangi kriterler çerçevesinde yaptığı ve hangi konulara yoğunlaştığı sorularına cevap aranmıştır. Araştırma sonucunda müfessirin tefsirinin mukaddimesinde on iki olarak belirttiği tercih ilkelerinin uygulamadaki sayısını yirmi beşe çıkardığı, tercihlerini Kur’an tarihi, tefsir usulü, Kur’an yorumu ve kıraate ilişkin alanlarda uygulamaya geçirdiği, onun bu tercihlerinde mensubu olduğu Endülüs tefsir geleneğinin bariz etkisi olduğu, bu çerçevede Zâhirî bakış açısı, Kur’an bütünlüğü ve rivayetlerle desteklenen görüşler ile mensubu olduğu Mâlikî mezhebinin görüşlerine uygun yorumları tercih ettiği görülmüştür. Ayrıca onun, tefsirinde yer yer belirttiği kriterlere aykırı tercihte bulunduğu da saptanmıştır.