Year Year arrow
arrow-active-down-0
Publisher Publisher arrow
arrow-active-down-1
Journal
1
Journal arrow
arrow-active-down-2
Institution Institution arrow
arrow-active-down-3
Institution Country Institution Country arrow
arrow-active-down-4
Publication Type Publication Type arrow
arrow-active-down-5
Field Of Study Field Of Study arrow
arrow-active-down-6
Topics Topics arrow
arrow-active-down-7
Open Access Open Access arrow
arrow-active-down-8
Language Language arrow
arrow-active-down-9
Filter Icon Filter 1
Year Year arrow
arrow-active-down-0
Publisher Publisher arrow
arrow-active-down-1
Journal
1
Journal arrow
arrow-active-down-2
Institution Institution arrow
arrow-active-down-3
Institution Country Institution Country arrow
arrow-active-down-4
Publication Type Publication Type arrow
arrow-active-down-5
Field Of Study Field Of Study arrow
arrow-active-down-6
Topics Topics arrow
arrow-active-down-7
Open Access Open Access arrow
arrow-active-down-8
Language Language arrow
arrow-active-down-9
Filter Icon Filter 1
Export
Sort by: Relevance
  • Research Article
  • 10.18505/cuid.1629278
Endülüslü Şairlerin Gözünde Kalem: Konulu Bir İnceleme
  • Dec 15, 2025
  • Cumhuriyet İlahiyat Dergisi
  • Mohammed Banat

تناول البحث وصف القلم في عيون شعراء الأندلس، وقد جاء في مقدّمة تحدّثت فيها عن أهميَّة البحث وأهدافه والدّراسات السّابقة والمنهج المُتّبع في التّحليل. وخصّصت التّمهيد للحديث عن الاهتمام بالقلم في الجانبين الشّعري والنَّثري، وجعلت مدار البحث في قسمين، وأدرجت في كلّ واحد منهما عنوانات فرعيَّة: اشتمل القسم الأوّل على تبيان فضل القلم، وتهادي الأقلام، وما بين السّيف والقلم من صراع، ومدح الكُتّاب ووصف الأقلام، وأخيرًا الألغاز. أمّا القسم الثّاني فتناولت فيه الحديث عن مصادر الصُّورة لدى الشُّعراء في وصف القلم. وأعقبت ذلك بنتائج البحث وثبت المصادر.

  • Research Article
  • 10.18505/cuid.1742639
تغيّر الاجتهاد عند الحنفية (الإمام محمد أنموذجًا)
  • Dec 15, 2025
  • Cumhuriyet İlahiyat Dergisi
  • Shadi Qaddumi

يتناول هذا البحث ظاهرة الرجوع عن الاجتهاد داخل المذهب الواحد، وذلك في سياق المذهب الحنفي، مع تركيز خاص على شخصية الإمام محمد بن الحسن الشيباني (ت. 189/805). ويهدف البحث إلى استكشاف ملامح تطوّر النظر الاجتهادي عند الإمام محمد، من خلال تحليل مواقفه التي رجع فيها عن اجتهاده السابق، وبيان ما تعكسه من نضجٍ منهجيٍّ وأصوليٍّ في المدرسة الحنفية. وقد قُسّمت الدراسة إلى قسمين رئيسين؛ خُصص القسم الأول لمعالجة هذا المفهوم بوصفه مصطلحًا فقهيًّا، حيث تم تحليل الأساس الأصولي الذي يمكن بناء الظاهرة عليه، وبيان العوامل التي قد تدفع المجتهد إلى العدول عن اجتهاده السابق، مثل تبدّل الدليل، أو تغيّر الواقع، أو تطوّر النظر الفقهي. كما تضمّن هذا القسم دراسة لمكانة الإمام محمد داخل المذهب، وبيان دوره الجوهري في نشأة المذهب وتشكّله. وعلى الرغم من وجود أئمة آخرين يُعدّون جديرين بالتناول والدراسة، فقد اختير الإمام محمد على وجه الخصوص لأسباب علمية مقنعة، من أهمها: كونه أحد الإمامين المرجعيين بعد أبي حنيفة (ت. 150/767)، ودوره المركزي في تدوين الفقه الحنفي وإيصاله إلى من بعده، بالإضافة إلى اشتغاله بالقضاء، مما جعله ليس مجرد منظّر فقهي، بل ممّن مارس التطبيق العملي للأحكام. وقد يشترك غيره من الأئمة في واحدة أو اثنتين من هذه الصفات، غير أنّ اجتماعها جميعًا في شخصه يجعله نموذجًا فريدًا، ويُفسّر ازدياد الاهتمام العلمي به عند تناول هذه المسألة. أما القسم الثاني، وهو الجانب التطبيقي من الدراسة، فقد خُصّص لرصد المواضع التي رجع فيها الإمام محمد عن اجتهاده السابق، وذلك بالاعتماد على مصادر حنفية تمثيلية ذات موثوقية عالية، مثل: المبسوط للسّرَخسي (ت. 483/1090)، وبدائع الصنائع للكاساني (ت. 587/1191)، والهداية للمرغيناني (ت. 593/1197). وقد التزمت الدراسة بالمنهج الاستقرائي قدر الإمكان في تتبّع المواطن التي وقع فيها الرجوع، مع تحليلها من خلال زوايا مختلفة كاختلاف الدليل، وتغيّر الواقعة، واتساع النظر الاجتهادي. وخلصت الدراسة إلى أنّ ظاهرة الرجوع عن الاجتهاد لا تعبّر عن خلل منهجي أو تناقض داخلي في المذهب، بل إنها تعبّر عن تفعيل واعٍ لآليات أصولية معتبرة، كقاعدة الاستحسان، وحجية العرف، ومقاصد الشريعة. وتُظهر هذه الظاهرة مرونة منضبطة في المذهب تُمكّنه من إعادة ضبط التوازن بين النص والواقع دون الحاجة إلى تعديل في بنيته الأصولية. ومن الواضح أنّ الحاجة إلى هذا التوازن تزداد في عصرنا الراهن، الأمر الذي يجعل من هذه الظاهرة ميدانًا متجددًا يستحق المزيد من الدراسة، سواء في المذهب الحنفي أو في غيره من المذاهب الأخرى.

  • Research Article
  • 10.18505/cuid.1743368
Tefsir Geleneğinde Hazfin Takdirini Etkileyen Faktörler
  • Dec 15, 2025
  • Cumhuriyet İlahiyat Dergisi
  • Aykut Kaya

Bu çalışma, tefsir geleneğinde Kur’ân’daki hazifli ifadelerin takdir edilmesinde etkili olan faktörleri konu edinmektedir. Kur’ân’daki hazifli ifadelerin, tefsir literatüründe farklı şekillerde takdir edilmesinin arka planındaki faktörler ile müfessirleri bu takdirlere yönelten etkenlerin neler olduğu sorusu, çalışmanın temel problemini oluşturmaktadır. Araştırma, hazifli ifadelerdeki takdirlere yön veren saikleri mercek altına almayı ve bunları örnekler eşliğinde sistematik biçimde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Aynı zamanda, müfessirlerin âyetlerde takdirde bulunurken kendi öznellikleriyle gelişi güzel davranmadıklarını metodolojik ilkeler ve ilmî gelenekler doğrultusunda hareket edip etmediklerini tespit etmeyi hedeflemektedir. Literatürde, tefsirdeki yorum farklılıklarının nedenleri ve hazfin takdirine dair çeşitli çalışmalar bulunmaktadır. Ancak yapılan çalışmalarda takdirlere sebebiyet veren faktörleri ele alan müstakil bir çalışmanın eksikliği dikkat çekmektedir. Bu yönüyle söz konusu çalışma, tefsir geleneğinde yorum zenginliği sağlayıcı takdir yöntemine yön veren dinamikleri sistematik ve bütüncül bir şekilde ortaya koyarak alana özgün bir katkı sağlamayı hedeflemekte; aynı zamanda, tefsir geleneğinde âyet yorumlarında ortaya çıkan anlam zenginliğinin ve farklılıklarının arkasında yatan dinamiklerin anlaşılmasına da ışık tutmaktadır. Çalışmanın konusu ve amacına uygun bir şekilde hazifli ifadeler mercek altına alınmış, takdire yön veren faktörler tespit edilmiş ve temsil gücü yüksek örneklerle temellendirilerek ilkesel bir çerçeve oluşturulmuştur. Elde edilen bulgulara göre müfessirlerin hazifli ifadelerde farklı takdirlerde bulunmalarının arka planında, Kur’ân metninin yapısal özelliklerine bağlı etkenler ile müfessirlerin öznelliklerinden kaynaklanan etkenler olmak üzere iki ana faktörün olduğu tespit edilmiştir. Kur’ân metninin yapısal özellikleri, müfessirlerin farklı takdirlerde bulunmasına imkân tanıyan ilk faktörü oluşturmaktadır. İlk olarak, Kur’ân’ın iniş keyfiyeti gibi metodolojik kabullerin farklı takdirlere kapı araladığını belirtmek gerekir. Ayrıca, hazfin varlığına işaret eden karînenin birçok âyette belirgin olmaması, müfessirlerin kendi içtihatları doğrultusunda farklı karîneler tespit ederek çeşitli takdirlerde bulunmalarına zemin hazırlamıştır. Benzer şekilde, hazifli birçok âyette muhatapların belirsizliği, müfessirleri muhtemel muhataplara göre farklı takdirlere yönlendirmiştir. Bunlara ek olarak âyetlerin dış bağlamıyla ilişkili olan sebeb-i nüzûl rivayetleri ile Hz. Peygamber’in uygulamaları da takdir sürecini yönlendiren belirleyici faktörler arasında yer almaktadır. Müfessirler, bu rivâyet ve uygulamalara uyumlu olan takdirleri tercih etmişlerdir. Tefsir geleneğinde farklı takdirlerin ortaya çıkmasında etkili olan ikinci ana faktörün ise müfessirlerin fıkhî, kelâmî, siyâsî ve mezhebî kabulleridir. Müfessirlerin hazifli ifadeleri çoğu zaman bağlı bulundukları fıkhî mezhebe, sahip oldukları siyâsî görüş ve itîkâdî kabule göre takdir ettikleri görülmektedir. Özellikle mezhepler arasında farklı görüşlerin serdedildiği rü’yetullah ve ismet-i enbiya gibi konular, müfessirleri farklı takdirlere sevk etmiştir. Bu durum, hazifli ifadelerin takdirinde müfessir öznelliğinin etkili olduğu, ancak bu öznelliğin gelişigüzel değil belirli faktörlerle şekillendiği göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Tefsir, Hazif, Takdir, Metodoloji, Yorum Farklılığı.

  • Research Article
  • 10.18505/cuid.1742540
A Thematic Analysis on the Visual Representations of Learning: A Qualitative Study Based on the Drawings of Teacher Candidates in Theology Education
  • Dec 15, 2025
  • Cumhuriyet İlahiyat Dergisi
  • Muhammet Mustafa Bayraktar

This study aims to reveal the pedagogical thinking patterns, intuitive orientations toward learning theories, and professional identity formation of prospective Religious Culture and Moral Knowledge (RCMK) teachers by analyzing their cognitive representations of the concept of “learning” through drawing-based visual data. The research is grounded in the assumption that learning is a multilayered experience intertwined with meaning-making, value construction, and identity formation, extending beyond the acquisition of knowledge. In this respect, it is assumed that visual representations, similar to verbal narratives, offer rich and often implicit indicators of how individuals conceptualize learning; therefore, the drawings produced by the participants in response to the prompt “Can you draw learning?” were treated as a qualitative data source for uncovering their mental models. The research was designed qualitatively, employing participant drawings as the data collection tool and applying thematic analysis based on document analysis. The study group consists of first-year prospective RCMK teachers enrolled at the Faculty of Theology, Kırşehir Ahi Evran University. At the beginning of the 2024–2025 academic year, each participant was asked to produce a single drawing representing “learning,” resulting in 70 visual artifacts. Sixteen drawings that did not meet eligibility and interpretability criteria were excluded, and the final analysis was conducted on 54 drawings (analytical dataset, n=54). Following preliminary coding, the coding framework was refined, and thematic classifications were structured under three overarching categories: “Traditional,” “Modern,” and “Hybrid,” with all percentages reported based on the analytical dataset. Bruner’s cognitive representation theory and Kolb’s experiential learning cycle jointly informed the interpretive framework. The findings show that 59.3% of the participants conceptualize learning within a traditional teacher-centered and knowledge-transmission-oriented paradigm; 31.5% adopt hybrid patterns that combine traditional and contemporary indicators; and 9.3% demonstrate a modern approach emphasizing experience, interaction, and contextual sensitivity. Traditional representations predominantly included books, libraries, classroom-board arrangements, and teacher figures, visualizing learning as an accumulative and transmissive process. Modern representations highlighted nature/environment, social interaction, play/collaboration, and everyday life contexts, positioning learning as a multi-actor, affective process that transcends classroom boundaries. Hybrid representations reflected a transitional mindset wherein classical elements such as classrooms and books coexist with technology, collaboration, and experiential motifs, indicating the gradual evolution of pedagogical cognition. The study integrates visual data with descriptive quantitative indicators (frequency–percentage) and in-depth content-symbol analyses, thereby presenting an intensive mixed-qualitative thematic approach. Codes, themes, and decision rules were connected to an audit trail; boundary cases and operational definitions were refined through peer debriefing, thus enhancing credibility, dependability, and confirmability. Ethical approvals were secured, informed consent was obtained, and all visual materials were anonymized and used solely for scientific purposes. Overall, the results demonstrate that while text- and teacher-centered assumptions remain dominant in the mental learning maps of prospective teachers, hybrid representations indicate a meaningful potential for renewal through the incorporation of interaction, nature/context, collaboration, and technology. The findings emphasize the need to systematically structure experiential, visual, and creative activities (e.g., metaphor/drawing workshops, rubric-based drawing analysis, micro-teaching modules aligned with Kolb’s cycle) within teacher education. The study acknowledges its limitations, including a homogeneous sample from a single institution and context-dependent interpretations of visual data; transferability rather than generalizability is emphasized. The research ultimately contributes to strengthening the use of visual data in religious education studies, offering both theoretical implications and practical insights for future teacher education design.

  • Research Article
  • 10.18505/cuid.1743842
Din Görevlilerinin Gözünden Manevi Danışmanlık: Beklentiler, Deneyimler ve İyileştirme Yolları
  • Dec 15, 2025
  • Cumhuriyet İlahiyat Dergisi
  • Ayşe Betül Balıkçı + 1 more

Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) 2015 yılından itibaren üniversite öğrenci yurtlarında, gençlik merkezlerinde din görevlileri aracılığıyla manevi danışmanlık hizmetini gerçekleştirmektedir. Din hizmetinde klasik uygulamalardan farklı olarak din görevlileri, gençlere din hizmetini yeni bir formül halinde sunmaktadır. Din görevlileri, üniversite öğrencilerinin ruhsal, duygusal ve ahlaki gelişimlerini desteklemek, inançları ve değerleri ölçüsünde hayatlarına anlam katmak için manevi bir rehberlik gerçekleştirmektedirler. Manevi danışmanlık ile gençlerin manevi gelişimlerini, toplumsal duyarlılıklarını desteklemek, gençlik dönemi sorun ve zorluklarında rehberlik etmek amaçlanmaktadır. Manevi danışmanlık, günümüzde kişilere dinden, maneviyattan güç alarak zorlukları aşması, hayatını daha anlamlı yaşaması için yapılan bir çeşit rehberliktir. Karakter ve kişiliğin şekillendiği kritik gençlik döneminde doğru dinî bilgi ve değerler eşliğinde gerçekleştirilen manevi rehberlik, öğrencilerin hem şimdiki hem de gelecekteki hayatları için büyük bir değer taşımaktadır. Din görevlileri, gençlere yönelik manevi danışmanlığı alışılmış hizmet alanları dışında yeni bir ortamda sürdürmektedir. Bu yeni alanda başarılı ve verimli olabilmek, din eğitiminin bakış açısı ve önerileri doğrultusunda çalışmaların değerlendirilmesiyle yakından ilişkilidir. Bu bağlamda araştırmanın konusu, din görevlilerinin perspektifiyle manevi danışmanlık kavramının, danışmanlık deneyimlerinin incelenmesidir. Mevcut manevi danışmanların, manevi danışmanlığa nasıl bir anlam yüklediğine, süreci değerlendirmesine daha etkili bir manevi danışmanlığın yapılabilmesi için yaklaşım ve önerilerine odaklanmaktadır. Araştırma din eğitiminin yöntem ve teknikleri ile literatür doğrultusunda manevi danışmanlık uygulamasını analiz etmeyi amaçlamaktadır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi fenomenolojik desen kullanılmıştır. Çalışma grubu, Marmara Bölgesindeki 6 ilde (Balıkesir, Bursa, Edirne, Kocaeli, Tekirdağ, Yalova) manevi danışmanlık yapan 26 din görevlisinden oluşmaktadır. Marmara Bölgesinin farklı sosyo-ekonomik illerinde görev yapan 13 erkek, 13 kadın manevi danışman seçilerek maksimum çeşitlilik örnekleminden faydalanılmıştır. Ayrıca araştırmada çalışma grubu, araştırmaya katkı sunacak, manevi danışmanlıkta deneyimli arkadaşlarını araştırmacılara yönlendirdikleri için kartopu (zincirleme) örnekleminden de istifade edilmiştir. Veri toplama, din görevlileri ile yapılan mülakat ile gerçekleştirilmiştir. Mülakat soruları araştırma amacına uygun olarak ve literatür taraması esas alınarak araştırmacılar tarafından oluşturulmuştur. Çalışma grubunun yarı yapılandırılmış mülakat sorularına verdikleri cevaplardan elde edilen veriler, betimsel analiz üzerinden değerlendirilmiştir. Çalışma grubu, manevi danışmanlıkta zorlandıkları konuları, zorlukları aşmak için izledikleri stratejileri, geleceğe yönelik perspektiflerini ayrıntılı olarak araştırmada anlatmışlardır. Araştırmada kullanılan veri analizlerinden birisi de içerik analizidir. İçerik analizi ile katılımcı görüşleri yorumlanarak yeni anlamlara ulaşılmış ve çalışma bağlamında tema, kategori ve kodlara ulaşılmıştır. Elde edilen temalar; manevi danışmanlık algısı ve anlamlandırma, manevi danışmanlık süreci ve etkili manevi danışmanlık yaklaşımı temalarıdır. Manevi danışmanlar, danışmanlığı literatürden farklı olarak kendi dünyalarında yükledikleri anlam ile tanımlamaktadırlar. Manevi danışmanlar, danışmanlığı gönüllere dokunma ve samimiyet, yol arkadaşlığı ve rehberlik, rol model olma olarak değerlendirmektedirler. Manevi danışmanlığı dinî ve toplumsal bir sorumluluk olarak kabul etmektedirler. Din görevlileri için manevi danışmanlığın mesleki doyum sağladığı, öğrencilerin hayatlarına dokunurken kendileri için içsel bir huzur ve manevi tatmin kazandırdığı belirtilmektedir. Bu süreçte daha etkili olabilmek için manevi danışmanlıkta rol dönüşümü yaşadıkları ortaya çıkmaktadır. Din görevlilerinin vaaz ve irşat hizmetlerinden farklı olarak öğrenci odaklı, psikolojik hassasiyetleri gözeten, destekleyici bir tavır sergiledikleri ortaya konmaktadır. Araştırmada manevi danışmanlıkta kurumsal desteğin önemine dikkat çekilerek görevlendirme yerine sabit kadro uygulaması ve gençlik manevi danışmanı gibi uzmanlaşma önerisi elde edilen sonuçlardandır. Araştırma sonuçlarının Diyanet İşleri Başkanlığının manevi danışman görevlendirme kriterlerinde, çalışmalarında ve hizmet içi eğitimlerinde veri imkânı oluşturması açısından önemli olacağı düşünülmektedir.

  • Research Article
  • 10.18505/cuid.1744688
The Theopolitical Impact of Shīʿī Narrations on Migrations from Kūfa to Qom in the Early Hijri Period
  • Dec 15, 2025
  • Cumhuriyet İlahiyat Dergisi
  • Yusuf Oktan

Throughout history, people have engaged in migration for various political, religious, economic, and social reasons. These migrations, which also occurred in the early centuries of Islam, provide important data about the political, sectarian, and cultural structures of the places left behind and newly settled. It is evident that the population movements observed across Islamic lands were not merely demographic shifts; rather, they produced multifaceted outcomes such as the formation of scholarly circles, the consolidation of sectarian identities, and the reshaping of local social structures. The traditions, bodies of knowledge, and social networks carried by migrating groups became decisive factors in the construction of the religious and cultural identities of the regions to which they relocated. In this context, it is noteworthy that migrations took place from Kūfa, founded by Caliph ʿUmar and distinguished by its Shiʿi identity, to Qom, which, despite having been incorporated into Islamic lands towards the end of the first century AH, quickly became known for its sectarian identity. This research aims to examine the political and sectarian motives behind these migrations from Kūfa to Qom from a theopolitical perspective. This study aims to analyze the decisive role played by population movements occurring particularly between the 2nd and 3rd centuries AH in the transformation of Qom’s socio-religious structure, and to demonstrate how these migrations laid the groundwork for the formation of a Shi‘i identity in the city, its diffusion among the broader society, and Qom’s emergence as an intellectual center.The study analyzed narratives from hadith, tabaqāt, and rijāl sources as its methodology; the imams' encouragement of migration to Qom, the pressures during the Umayyad and Abbasid periods, and the sectarian justifications for migration were evaluated in terms of their content and context. Furthermore, within a historical-sociological framework, the impact of migration on the construction of Qom's identity was examined, and the transmission of narrations within the aforementioned sources was addressed in a comparative manner. Moreover, this analysis demonstrates how these processes transformed local social dynamics and elucidates the role they played in Qom’s development into a center of scholarly and sectarian authority. The results of this research show that migrations from Kūfa to Qom were directly related to political events and, in particular, sectarian affiliations. In the Imamī sources, the sanctification of Qom, the praise of its people and the portrayal of it as a refuge in times of discord were decisive in the legitimization of the migration. Qom rapidly became known as a center of Shiʿi identity thanks to the Shiʿi traditionists and scholars who maintained close ties with the Imams. Moreover, the burial of the Imams’ relatives—most notably Fāṭima Maʿṣūma (d. 201/816), the sister of the eighth Imam, Ali al-Riḍā (d. 203/818)—further consolidated the city’s place in Shiite history. Therefore, this study reveals that migration and narrations functioned as a systematic means of steering in Qom's early Shiite formative process.

  • Research Article
  • 10.18505/cuid.1620871
The Concept of “Modern Arabic Literature” in the Context of English Orientalist Paul Starkey
  • Dec 15, 2025
  • Cumhuriyet İlahiyat Dergisi
  • Turgay Gökgöz

Modern Arabic literature is often considered to have begun with Napoleon's invasion of Egypt in 1798, while the 19th century is recognized in sources as the Nahda (renaissance) century. During the rule of Muhammad Ali Pasha in Egypt, who assumed power in 1805 after Napoleon, significant steps toward modernization were taken. Key developments included the establishment of the Bulaq Press, the sending of students to Europe for education, translation activities, and the founding of the School of Languages. While literary products began to emerge after the 1850s, the appearance of the first modern literary works extended into the early 20th century. Today, Paul Starkey is one of the most prominent scholars of modern Arabic literature in the West. Paul Starkey, a British Orientalist and scholar known for his work on modern Arabic literature and Arabic-English translation, who studied at Oxford University and until his retirement was Professor of Arabic at Durham University, has published numerous scholarly articles on various aspects of the Arabic novel, especially on Arab writers such as Edwar al-Kharrat and Sonallāh Ibrahim. He has won many awards in the international arena. In his work Modern Arabic Literature, English Orientalist and academic Paul Starkey argues that modern Arabic literature did not begin with Napoleon’s invasion of Egypt. Starkey suggests that the use of the term modern in this context reflects the influence of the rise of the novel in Europe during the 17th and 18th centuries and its peak in the 19th century, which marked the West’s modernity being mirrored in the East. He also emphasizes that the term Arabic in Arabic literature is not limited to works written in the Arabic language but includes works by Arabs or authors of Arab origin, especially in Western languages such as English, French and Spanish can also be considered as Arabic literature. Moreover, the evaluation of this literature, which brings Mahjar literature to mind, brings with it a new perspective that considers the publications written in Spanish by Arabs in South America as a continuation of Mahjar, contrary to the ideas that Mahjar literature ended in the 1960s but continued its influence. Finally, Starkey points out that the word “Adab” has a much wider layer of meaning than the meaning of literature. In the related article, descriptive method, one of the qualitative research methods, was used throughout the research and the data obtained were evaluated by analysis method. In this context, in the light of the aforementioned information, this article aims to explore the concept of Modern Arabic Literature through Paul Starkey’s perspective and to provide a broader interpretation of this concept. It also examines the Nahda movement and the emergence of the novel as a genre resulting from modernization efforts.

  • Research Article
  • 10.18505/cuid.1742695
Principles and Fiqh Analyses Related to the Obligation of Zakāt in Sarahsī’s Mabsūṭ Work
  • Dec 15, 2025
  • Cumhuriyet İlahiyat Dergisi
  • İsmail Bilgili

Although general principles of Islamic law are not accepted as evidence in obtaining rulings, they are considered fundamental principles of jurisprudence in resolving jurisprudential issues, as they demonstrate the basic understanding of such issues. Starting from the second century of the hijri calendar, when the classification and codification of fiqh began, jurists began to include all topics in their books in accordance with fiqh principles. One of the important works demonstrating the application of fiqh principles in zakāt is the work entitled al-Mabsūṭ by Imām Sarahsī (d. 483/1090), one of the later jurists of the Hanafī school in the Bukhara-Samarkand region. In this article, Sarahsī's principles regarding the obligation of zakāt, as found in the section on zakāt in his work Mabsūṭ, have been identified and evaluated. These findings and evaluations prove that the science of fiqh is based on a set of rules and fundamental principles. Throughout his work, Sarahsī has included the general principles and rules of fiqh, either by stating them explicitly or by providing explanations to facilitate their understanding. The fact that the article is based on the subject of zakāt in Mabsūṭ stems from the book’s authoritative position in explaining Hanafī fiqh. Mabsūṭ is a commentary on al-Kāfī, which is a summary of the six works of Imām Muḥammad (d. 189/805) that most reliably convey the views of the founding Imāms of the Hanafī school of thought, also referred to as zāhir al-rivāye. Upon examining the entire work, it will be observed that there are nearly a hundred legal principles of a rule-like nature concerning the obligation of zakāt. Only a portion of these have been included here, based on the length of the article. The fiqh principles and fundamentals mentioned in the article have been examined in accordance with the general flow of the book. Where appropriate, complementary or explanatory principles have been considered together in order to ensure consistency of meaning. This article highlights the importance of the fundamental principles and rules of fiqh, along with the evidence and methods used in the formation of fiqh science. In his work entitled Mabsūṭ, Sarahsī, who extensively explains Hanafī fiqh, structured the issues of zakāt, as he did with all fiqh topics, on the general principles of fiqh, known as the asl. This article attempts to reveal the effectiveness of the principles of jurisprudence, which were later referred to in the literature as universal rules in the formation of jurisprudence, in understanding and applying jurisprudential issues. The article also notes that there are opinions stating that zakāt on gold and silver held for trade purposes should be paid based on their value, like other trade goods, rather than by weight. In line with this view, the thesis has been put forward that when gold and silver are sold as trade goods, it is possible to sell them on credit in exchange for cash other than their own kind.

  • Research Article
  • 10.18505/cuid.1744415
Kıraatlerin Şiirle İstişhâdı: Ebû Ali El-Fârisî’nin El-Hücce İsimli Eseri
  • Dec 15, 2025
  • Cumhuriyet İlahiyat Dergisi
  • İhsan Sütşurup

Bu çalışma, Basra dil ekolünün önde gelen dil âlimlerinden Ebû Alî el-Fârisî’nin “el-Hücce fî ʿileli’l-Kırâʾât” adlı eserinde kıraat farklılıklarını Arap şiiriyle temellendirme yöntemini sistematik biçimde incelemektedir. Araştırmanın temel amacı, Kur’an kıraatlerinin sadece rivayet zincirine bağlı aktarımlar olarak değil aynı zamanda Arap dilinin fonetik, morfolojik ve gramatik yapısıyla ilişkili, dilin doğal kullanımına dayalı tercihler olarak da temellendirilebileceğini ortaya koymaktır. Bu bağlamda çalışmada hemze telaffuzundaki farklılıklar, med-kasr uygulamaları, zamirlerin kullanımı, i‘rab farkları, fiil kalıpları ve hâ-i sekt gibi kıraat vecihlerine konu olan dilsel unsurlar üzerinden şiirle yapılan istişhâd örnekleri analiz edilmiştir. Müellifin dilci kimliğiyle kıraat ilmini buluşturduğu bu eser, kıraat farklılıklarının yalnızca sahihlik-zayıflık ekseninde değil aynı zamanda Arap dilinin iç mantığı, şiirsel kullanımlar ve lehçelere dayalı dilsel varyasyonlarla da değerlendirilebileceğini göstermektedir. Araştırma kapsamında kullanılan yöntem, klasik metin tahlili ve bağlamsal çözümleme tekniklerine dayanmaktadır. El-Fârisî’nin istişhâd amacıyla kullandığı şiirler, tematik olarak sınıflandırılarak her birinin fonetik, morfolojik veya gramatik düzeydeki kıraat tercihlerine nasıl katkı sunduğu detaylı olarak analiz edilmiştir. Şiirlerin edebî süsleme aracından ziyade dilin yaşayan tanıkları ve Arapça’nın kurallarını yansıtan belgeler olduğu vurgulanmıştır. Elde edilen bulgular, müellifin kıraat vecihlerini değerlendirirken rivayet zincirinin yanı sıra Arap şiirinde yer alan kullanımları da dikkate alarak, dilsel tercihlere güçlü bir zemin hazırladığını göstermektedir. Bu yaklaşımla, kıraatlerin sadece geleneksel aktarım olmadığını, aynı zamanda Arap dili içerisinde yaşayan, tartışılabilir ve temellendirilebilir yapılar olduğunu ortaya koymaktadır. El-Fârisî’nin şiirle istişhâd yöntemi, kelime yapılarını, ses uyumunu, lehçe farklarını ve şiirdeki ritmik ve anlamsal estetiği dikkate alan kapsamlı bir bakışı yansıtmaktadır. Bu yönüyle çalışma, hem kıraat ilmine hem de Arap dili ve edebiyatına önemli katkılar sunmaktadır. Aynı zamanda Kur’an kıraatlerinin çok katmanlı yapısını anlamaya yönelik bütüncül bir yaklaşım geliştirerek, klasik dil metinlerinin çağdaş akademik yöntemlerle yeniden değerlendirilmesine örnek teşkil etmektedir. Sonuç olarak bu araştırma, Ebû Alî el-Fârisî’nin istişhâd yöntemi üzerinden, kıraat ilminin dil bilimi, edebiyat ve anlam teorisiyle nasıl iç içe geçmiş bir ilim olduğunu göstermekte, şiirin, sadece anlam açıklığı değil aynı zamanda kıraat vecihlerinin dilsel meşruiyetini sağlayan güçlü bir kaynak olduğunu ortaya koymaktadır. Böylece çalışma kıraat-literatürü ile Arap şiiri arasındaki bağı yeniden yorumlamakta ve klasik kaynaklara metodolojik açıdan yeni bir okuma biçimi önermektedir.

  • Research Article
  • 10.18505/cuid.1745103
Recez Şairi Ebu’n-Necm el-ʻİclî’nin Hayatı, Edebî Kişiliği ve Şiirleri
  • Dec 15, 2025
  • Cumhuriyet İlahiyat Dergisi
  • Muhammed Eser Altuntaş

Bu çalışma, Emevî dönemi Arap edebiyatının önde gelen recez şairlerinden Ebu’n-Necm el-ʻİclî’nin (öl. 130/748) hayatını, edebî kişiliğini ve şiir anlayışını ele almayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda, “Ebu’n-Necm el-ʻİclî’nin Arap edebiyatında recez türündeki yeri nedir ve şiirlerinde hangi temalar ile konular öne çıkmaktadır?” soruları, çalışmanın temel problematiğini oluşturmaktadır. Recez, başlangıçta doğaçlama olarak söylenen, sınırlı beyit yapısına sahip ve anlık tepkileri yansıtan Arap şiirindeki en eski vezin türü olarak kabul edilmektedir. Ancak recez, zamanla hem yapı hem de içerik bakımından gelişerek urcûze şeklini almış ve böylece daha uzun, anlamlı ve edebî bir tür haline gelmiştir. Bu gelişim sürecinde Ebu’n-Necm el-ʻİclî, muasırları el-ʻAccâc (öl. 97/715) ve Ru’be b. el-ʻAccâc (öl. 145/762) ile birlikte recez türünü edebî bir seviyeye taşıyan üç önemli şairden biri olarak öne çıkmıştır. Onun edebî kimliğini, şiir anlayışını ve recez türüne kattığı içeriksel ve biçimsel gelişimi yansıtan divanı da klasik ve modern dönemlerde araştırmacılar için temel bir kaynak olmuştur. Ebu’n-Necm el-ʻİclî’nin şiirleri yalnızca dil özellikleriyle değil dönemin toplumsal yapısını, kültürel değerlerini ve siyasi ortamını yansıtması açısından da dikkat çekmektedir. Şair, Abdülmelik b. Mervân (öl. 86/705), Süleyman b. Abdülmelik (öl. 99/717) ve özellikle Hişâm b. Abdülmelik (öl. 125/743) gibi halifelerle, ayrıca Haccâc b. Yûsuf es-Sekafî (öl. 95/714) ve Hâlid b. Abdullâh el-Kasrî (öl. 126/743) gibi valilerle yakın ilişkiler kurmuş, onların huzurunda irticâlen (doğaçlama) okuduğu şiirleriyle takdir kazanmıştır. Mizahi yönü, nüktedan söylemleri ve hazır cevap üslubuyla halk arasında da geniş kabul görmüştür. Şiirleri, lugat ve gramer kaynaklarının yanı sıra diğer bazı klasik eserlerde şâhid olarak kullanılmıştır. Ebu’n-Necm el-ʻİclî’nin Arap edebiyatındaki önemli konumuna rağmen, ülkemizde hakkında müstakil bir akademik bir çalışmanın bulunmaması, onun üzerinde yapılacak araştırmaları ve recez alanındaki yapılan çalışmalara katkı sağlamayı önemli kılmaktadır. Çalışmanın giriş bölümünde, recez türünün sözlük anlamı, ortaya çıkış süreci, biçimsel özellikleri ve tarihsel gelişimi ele alınmış; konuyla ilgili literatüre değinilmiştir. İlk bölümde Ebu’n-Necm el-ʻİclî’nin nesebi, ailesi ve yaşadığı çevreye dair bilgilere yer verilmiştir. İkinci bölümde şairin edebî konumu; Arap dilcilerinin onun hakkındaki değerlendirmeleri, muasırı şairlerle arasındaki edebî rekabet ve dönemin yöneticileriyle edebî meclislerde kurduğu ilişkiler bağlamında ele alınmıştır. Makalenin temel odaklarından biri de şairin divanında yer alan şiir konuları ve tematik çeşitliliktir. Bu bağlamda üçüncü bölümde divanının tarihsel süreçte nasıl derlendiğine dair bilgilere yer verilmiş, ardından vasf, medh, hicv, fahr ve hikmet gibi öne çıkan temalar çerçevesinde seçilen bazı beyitler, anlam yönüyle analiz edilmiştir. Sonuç olarak Ebu’n-Necm el-ʻİclî, Emevî dönemi Arap edebiyatında özellikle recez türü şiirin gelişiminde belirleyici bir rol oynamış, etkileyici şiir dili, doğaçlama yeteneği ve kendine özgü üslubuyla, yöneticiler, halk ve edebiyat çevrelerinde geniş bir itibar kazanmıştır. Şiirlerinin, edebî değerinin yanı sıra farklı kaynaklarda çeşitli konularda örnek olarak kullanılması da onun seçkin bir şair olarak kabul edildiğini göstermektedir.