- New
- Research Article
- 10.33613/antropolojidergisi.1838597
- Jun 30, 2026
- Antropoloji
- Erhan Akman + 1 more
Gaziantep Mevlevihânesi, mevlevi topluluğunun yanı sıra kent çevresindeki diğer sûfî toplulukların ritüellerinin de yürütüldüğü bir inanç merkezidir. Bu mekandaki bir yıllık zaman döngüsü içerisinde mevlevi mukabelesi ve rifai meşki ritüelleri gerçekleştirilmektedir. Sûfî anlayıştaki birlik söylemi çerçevesinde ve aynı çatı altında yürütülen bu ritüellerin baştan sona müziğin eşlik ettiği sembolik anlatımlarla uygulandığı görülmektedir. Bu çalışmada, Gaziantep Mevlevihânesinde yürütülen söz konusu ritüellerin akışındaki metaforik pratiklerin taşıdığı anlam dünyasına odaklanılmaktadır. Nitel araştırma yöntemlerinin kullanıldığı çalışmada durum çalışması deseni ile doküman incelemesi ve literatür taraması tekniğinden yararlanılmıştır. Gerçekleştirilen ritüellerin baştan sona akışı ve mekanda kullanılan çeşitli objeler ilgili literatür kaynakları aracılığıyla incelenerek, bu inanç uygulamaları sırasında oluşan sembolik anlamlar ve aktarılan metaforik unsurlar ortaya konulmuştur. Ritüellerin tarihsel süreçte Muhyiddin İbn Arabi’nin sistemleştirdiği teorilerden varlığın birliği (vahdet-i vücut) eksenindeki sûfi anlayışla şekillendiği ve yine onun tarafından açıklanan harf, ışık ve ayna sembolizmini işaret eden metaforlar eşliğinde yürütüldüğü sonucuna ulaşılmıştır.
- New
- Research Article
- 10.33613/antropolojidergisi.1864540
- Jun 30, 2026
- Antropoloji
- Hanife Gül Bozkurt
Bu çalışma, bilgi yönetimi ve medikal antropoloji kesişiminde sağlık kültürünün dijitalleşmesi ve etnografik belgeleme süreçlerini incelemeyi amaçlamaktadır. İnceleme sürecinde sağlık kültürünün dijitalleşmesi, dijital etnografi yaklaşımları, etnografik verilerin bilgi yönetimi süreçleri ve kullanılan araştırma yöntemleri temel temalar olarak ele alınmıştır. Çalışma nitel araştırma çerçevesinde yürütülmüştür. Çalışmada araştırma konusuyla ilgili bilimsel yayınlar doküman analizi yöntemiyle belirlenmiş incelemeye dahil edilen dokümanların çözümlenmesinde ise içerik analizi yaklaşımı benimsenmiştir. Bu doğrultuda metinler sistematik biçimde kodlanmış benzer ifadeler kategoriler altında toplanmış ve elde edilen temalar araştırma soruları çerçevesinde yorumlanmıştır. Elde edilen bulgular, sağlıkla ilişkili kültürel bilginin dijital ortamlarda üretilmesi ve yönetilmesine yönelik çalışmaların artış gösterdiğini; ancak bilgi yönetimi ve medikal antropolojinin bütüncül biçimde ele alındığı araştırmaların sınırlı olduğunu ortaya koymaktadır. Çevrimiçi alanları konu alan çalışmalarda katılımcı haklarını merkeze alan, kültürel duyarlılığı gözeten, veri güvenliğini önceleyen etik çerçevelerin oluşturulması; sağlık kültürüne ilişkin dijital içeriklerin korunması için güvenli, açık erişimli, sürdürülebilir dijital arşivlerin oluşturulması önerilmektedir. Bu arşivler hem araştırmalar için önemli bir kaynak oluşturacak hem de sağlıkla ilgili kültürel mirasın belgelenmesine katkı sağlayacaktır. Bu yönüyle çalışma, sağlık kültürünün dijitalleşmesini güncel bir olgu olarak değil, aynı zamanda disiplinler arası bakış açısıyla geleceğe taşınması gereken bir kültür alanı olarak ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Çalışma, medikal antropolojide dijital belgeleme için kültürel-duyarlı, paydaş katılımlı ve yeniden kullanım odaklı bir çerçeve önermektedir.
- Research Article
- 10.33613/antropolojidergisi.1783475
- Dec 31, 2025
- Antropoloji
- Gülşah Güler
Bu çalışma, Türkiye’nin Geç Miyosen (MN 9–13) yaşlı lokalitelerinde kaydedilmiş Gergedangiller taksonlarını ele almaktadır. Amaç, Anadolu’daki taksonomik çeşitliliği ortaya koyarak bölgenin bu dönemdeki ekolojik ve paleobiyocoğrafi önemini tartışmaktır. Anadolu’da tanımlanan Gergedangiller türleri hem Avrupa hem de Asya kökenli formları içermekte ve kıtalararası faunal değişimlerin izlenebilmesine olanak sağlamaktadır. Aceratheriinae ve Rhinocerotinae alt familyalarının bir arada bulunması, bölgede farklı beslenme stratejilerinin sürdürülebildiğini ve çevresel çeşitliliğin fazla olduğunu göstermektedir. Chilotherium ve Acerorhinus gibi cinslerin geniş dağılımları, Anadolu’nun farklı ekolojik koşullara ev sahipliği yaptığını ortaya koymaktadır. Bu durum, Geç Miyosen boyunca Anadolu’nun hem otlaklara uyum sağlamış hem de ormanlık ortamlara adapte olmuş türler için uygun yaşam alanları sunduğunu düşündürmektedir. Paleobiyocoğrafi açıdan bakıldığında, Anadolu’nun “biyolojik köprü” işlevi öne çıkmaktadır. Avrupa’ya özgü bazı türlerin doğuya, Asya kökenli formların ise batıya doğru yayılımında Anadolu kritik bir geçiş alanı oluşturmuştur. Bu çift yönlü bağlantılar, Anadolu’yu yalnızca bir geçiş güzergahı değil, aynı zamanda türlerin çeşitlenmesi ve yeni uyum stratejilerinin ortaya çıkması açısından önemli bir merkez hâline getirmiştir. Sonuç olarak, Türkiye Geç Miyosen Gergedangilleri, Anadolu’nun Avrasya ölçeğinde ekolojik ve evrimsel süreçlerdeki merkezi rolünü vurgulamaktadır.
- Research Article
- 10.33613/antropolojidergisi.1701845
- Dec 31, 2025
- Antropoloji
- Seher Çataloğlu
Bu çalışma, yaşlanmanın salt biyolojik değil; kültürel, toplumsal ve siyasal olarak inşa edilen çok katmanlı bir deneyim olduğunu savunmakta ve bu bağlamda yaşlanma antropolojisinin tarihsel olarak geç gelişen kurumsallaşmasını açıklayıcı bir perspektifle ele almaktadır. Modernleşme süreciyle birlikte yaşlılık, üretkenlikten uzaklaştırılarak marjinalleştirilmiş; medikalizasyon ve biyopolitika aracılığıyla da izlenen, sınıflandırılan ve yönetilen bir toplumsal kategoriye indirgenmiştir. Bu durum, yaşlı bireylerin öznelliğini görünmez kılarken, bireysel anlam üretimi ve toplumsal faillik potansiyelini de gündeme getirmiştir. Çalışma, yaşlılığa ilişkin kültürel temsilleri, yaş ayrımcılığı biçimlerini ve disiplinin bu alandaki gecikmiş ilgisini ele alarak, antropolojinin yaşlılık konusuna yaklaşımında nasıl yeniden konumlanabileceğini tartışmaktadır. “Yaşlı olmayı öğrenmek” kavramı üzerinden, yaşlı bireylerin kültürel kabullere karşı geliştirdiği direniş pratikleri ve anlatılara değinilmiştir. Bu çalışma, yaşlanma antropolojisinin yaşlılığa dair epistemolojik ve etik sorumlulukların yanı sıra, yaşlılığa dair bilgi sistemlerini, kültürel kabulleri ve iktidar ilişkilerini sorgulayan eleştirel bir alan olarak yeniden düşünmeyi önermektedir.
- Research Article
- 10.33613/antropolojidergisi.1734201
- Dec 31, 2025
- Antropoloji
- Yağmur Dönmez + 1 more
Kendine ait bir kimlik oluşturma, bütün uluslar için temel hedef olmakla birlikte Batı dışı entelijansiya açısından ayrı bir öneme sahiptir. Modernleşme teorisi çerçevesinde Batı’daki “gelişmeler” örnek alınarak Batı yakalanmaya çalışılmış fakat bu durum kültürel açıdan da Batı’nın bir kopyası olma, başka bir ifadeyle “kendi”liğini yitirme tehdidini beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda kadın, kimliğini ve özünü kaybetmeden modernleşme hedefinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Modernleşen Türkiye söz konusu olduğunda da aydınların köklere dönüş yaparak eski Türk mitolojisinden ve kültüründen ilham aldıkları görülmektedir. Dönemin önemli aydınlarından biri olan Ziya Gökalp, bu sürece öncülük etmiş ve mitolojik anlatılarda kadın imgesini kullanarak ulusal kimliğin güçlendirilmesine katkı sağlamıştır. Bu makale, eski Türk mitolojisindeki dişil öğelerin anahanlıktan babahanlığa geçiş sürecindeki dönüşümünü ve Ziya Gökalp’in bu mitlerdeki eril ve dişil öğeleri kullanımını değerlendirmektedir.
- Research Article
- 10.33613/antropolojidergisi.1659781
- Dec 31, 2025
- Antropoloji
- Ayşen Açıkkol
Üst Paleolitik Dönem, erken modern insanların Afrika’dan diğer kıtalara yayılımı ile karakterizedir. Bilişsel kapasitesi yüksek, anatomileri bizimle neredeyse aynı olan bu erken avcı-toplayıcılar zamanla farklı coğrafya ve ekolojik nişlerde farklı beslenme stratejileri geliştirmişlerdir. Değişen koşullara yüksek uyum kapasitesi, bu insanların hayatta kalma başarısının anahtarıdır. Bu araştırmada zooarkeolojik ve paleoekolojik verilerden yola çıkarak Üst Paleolitik Dönemde yaşayan erken modern insanların beslenme örüntüleri ele alınmıştır. Bu amaçla, Geç Pleistosen’deki iklim değişimlerini ve avlanma-beslenme stratejilerindeki farklılığı en iyi yansıtan Paleolitik sitelerden biri olan Üçağızlı I Mağarası 2007- 2020 zooarkeoloji verileri temel alınarak, Batı Avrasya’daki diğer Üst Paleolitik sitelerine ait veriler araştırılmış ve Üst Paleolitik Dönem’deki genel beslenme örüntüsü açıklanmaya çalışılmıştır. Üst Paleolitik’in erken dönemlerinde, bölgeden bölgeye farklılık gösteren büyük karasal hayvanlarının avlanmasına ve toplayıcılığa dayanan beslenme, dönemin sonlarında çeşitlenmeye başlamış, daha kompleks aletlerin geliştirilmesiyle avlanan küçük ve hızlı av hayvanları ve denizel kaynaklar beslenmede daha fazla yer tutmaya başlamıştır. Bu süreç, zooarkeolojide artan diyet genişliği olarak adlandırılır. Hem Üçağızlı I Mağarası hem de Eski Dünya’daki pek çok site, modern insanların diyet listesindeki besin maddelerinin artışına ışık tutar.
- Research Article
- 10.33613/antropolojidergisi.1661567
- Dec 31, 2025
- Antropoloji
- İpek Agcadağ Çelik
Geçiş dönemlerinden biri olan doğumun sadece fizyolojik değil sosyo-kültürel yönleri de bulunmaktadır. Bebeğin yaşama başlangıcını, kadının ise yeni bir toplumsal statüye, anneliğe, geçişini ifade eden bu geçiş dönemi için her toplum kendine özgü ritüeller geliştirmiştir. Türk folklorunda bu ritüeller, bebeğin ve annenin doğum sonu dönemi (lohusalık) sağlıklı bir şekilde atlatmaları için oluşturulmuştur. Geçmiş yıllarda anne ve bebek sağlığıyla ilgili geleneksel bakış açısı ve uygulamaların yaygınlığı, tıbbi ve teknolojik imkanların yetersizliği ve demonik varlıklardan duyulan korku gibi sebepler lohusalık ritüellerinin şekillenmesinde etkili olmuştur. Bu çalışma, uzun bir tarihsel geçmişe sahip olan Türk lohusalık ritüellerinin günümüzde ne ölçüde yaşatıldığı sorusundan hareketle ortaya çıkmıştır. Nitel araştırma yöntemiyle tasarlanan ve veri toplama tekniği olarak derinlemesine görüşmeden (mülakat) yararlanılarak Gaziantep kent merkezinde gerçekleştirilen alan araştırmasında, lohusalık dönemini henüz atlatmış kadınların lohusalık ritüellerinden hangilerini, kimlerle, ne şekilde, neden gerçekleştirdiğine ve sağlık hizmetlerine yönelme davranışlarına odaklanarak söz konusu ritüellere yönelik bakış açıları ve tutumları tespit edilmiştir. Böylelikle günümüzde varlığı devam ettiren ve değişime uğrayan lohusalık ritüellerinin yanı sıra kaybolmaya yüz tutmuş olanlar da ortaya çıkarılmıştır. Bu durumun nedenleri arasında tıbbi imkânlardaki artış, sağlık hizmetlerine erişimin artışı, lohusaya ve bebeğe yönelik bakış açısının değişimi ve kadınların eğitim düzeylerindeki yükseliş gibi faktörler sıralanabilmektedir.
- Research Article
- 10.33613/antropolojidergisi.1704322
- Dec 31, 2025
- Antropoloji
- Arzu Durukan
This study aims to explore the impact of forced migration on the eating habits of migrants. It also seeks to determine whether people who have experienced forced migration have transmitted the foods they consider their own to future generations. For this purpose, in-depth interviews were conducted with 13 families who migrated to Türkiye. After World War II, approximately 500,000 Bosnians, Albanians, and Pomaks in Yugoslavia and Bulgaria were forced or encouraged to leave their lands. Türkiye accepted these migrants at that time. Long before these migrations, Crimean Tatars had begun migrating to the Ottoman Empire when the Russian army entered Crimea in 1771, and this migration continued throughout the 19th century. The participants in the study are members of families who experienced these migrations. According to the interviews, although Türkiye welcomed the migrants after the forced migration, the newcomers experienced difficulties in adaptation. They went through a process of acculturation as they became familiar with Turkish cuisine and culture, integrating many Turkish dishes into their own culinary traditions. However, the best way for them to ease their longing for home was to continue cooking and eating their traditional dishes, at least on special occasions. They sought to pass on their culinary knowledge and signature recipes to future generations, and the younger generations regarded this food culture as a part of their family’s historical heritage and identity. Despite the fast pace of life in a changing world, they have continued to cook and consume these traditional foods.
- Research Article
- 10.33613/antropolojidergisi.1691980
- Dec 31, 2025
- Antropoloji
- Özge Kahya Parıldar
Bu çalışma, Bovidae (boynuzlugiller) ailesinin evrimsel tarihini ve Anadolu’nun bu süreçteki rolünü ele almaktadır. Bovidae, geniş habitat yelpazesinde yaşayan, çeşitliliği ve çevresel değişimlere adaptasyon yetenekleriyle dikkat çeken bir memeli grubudur. Ailenin evrimi, Miyosen Dönem’deki (son 23 milyon yıl) iklimsel ve coğrafi değişimlerle şekillenmiştir. Moleküler ve morfolojik çalışmalar, Bovidae’nin erken evriminin karmaşıklığını ve sistematik zorluklarını ortaya koymuştur. Makale, özellikle Anadolu’daki Miyosen lokalitelerinden elde edilen fosil kayıtlarının, Avrasya bovid faunasının göç yolları ve adaptasyon süreçlerinin anlaşılmasındaki önemini vurgulamaktadır. Anadolu, Greko-İran biyocoğrafik hattı üzerinde kritik bir köprü görevi görmüş; yerel bovid toplulukları, çevresel çeşitlilik ve evrimsel dinamikler açısından önemli bilgiler sunmuştur. Çalışmada, Çorakyerler, Kemiklitepe ve Akkaşdağı gibi lokalitelerden elde edilen verilerle, Anadolu’nun farklı dönemlerde farklı bovid topluluklarına ev sahipliği yaptığı gösterilmiştir. Sonuç olarak, Miyosen boyunca Anadolu, bovid evrimi ve biyocoğrafyasının anlaşılmasında merkezi bir alan teşkil etmiş; elde edilen paleoekolojik ve paleobiyocoğrafik veriler hem bovidlerin hem de diğer memeli gruplarının evrimsel geçmişinin aydınlatılmasına katkı sağlamıştır.
- Research Article
- 10.33613/antropolojidergisi.1682171
- Dec 31, 2025
- Antropoloji
- Alaattin Oğuz
Modern kent yaşamı, özgürlük ve kapatılma arasında kendine özgü bir ikilik üretir. Weber'in "demir kafes" metaforunda belirttiği endüstriyel kent ortamlarında kaçış tutumunu tetikleyen, insan-hayvan ilişkileri temelinde, özellikle de güvercin yetiştiriciliği aracılığıyla duygusal ve sembolik kaçış mekanizmalarının inşa edildiği bir vasat kaçınılmaz olmaktadır. Ankara'da bazı güvercin besleme ve sosyalleşme alanlarında yürütülen bu saha çalışmasında, güvercinlerin yalnızca hobi ya da rekabet nesnesi olarak değil, aynı zamanda terapi, birlikte yolculuk ve yer yer eril kimliğin sembolik uzantısı olarak hizmet ettiği ileri sürülmektedir. Claude Lévi-Strauss’un sınıflandırma sistemi ve romantik doğaya dönüşçülük çerçevesinde kaleme alınan çalışma, hayvanların insan sosyalleşmesindeki ve etik kriterlerindeki sembolik pozisyonunu, metropol yaşamının ürettiği romantik-doğacı refleksleri ve insan-hayvan bağlarının ilişkisel ekolojisi çerçevesinde incelemektedir. Özellikle çatı, arka bahçe ve kamusal toplanma ortamlarında güvercin beslemek, yetişkin erkekler dünyasında duygusal aidiyeti, etik etkileşimi, doğanın estetik ve masumiyetine duyulan özlemi yeniden inşa ederek, kentsel yabancılaşmaya ve belirsizliğe karşı bir mikro direnç biçimidir.