Articles published on Ve Son
Authors
Select Authors
Journals
Select Journals
Duration
Select Duration
134 Search results
Sort by Recency
- Research Article
- 10.51290/dpusbe.1688517
- Jul 20, 2025
- Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi
- Şeniz Anbarlı Bozatay
Rusya-Ukrayna savaşı, psikolojik çatışma, enformasyon, propaganda, küçük çaplı operasyonlar, siber saldırı ve özel kuvvet askerlerinden oluşan uzmanlaşmış grupların hâkim olduğu hibrit bir savaş görünümündedir. Bu melez savaş yöntem ve stratejileri elbette yeni değildir. Yeni olan, araçları güçlendiren ve maliyetini düşüren sanal veya dijital alandır. Çalışmada dolaylı ve asimetrik eylemlerin kullanıldığı Rusya-Ukrayna hibrit savaşının anatomisi incelenirken, öncelikle stratejik ortaklığa dayanan çıkarların savaşa nasıl evrildiği üzerinde durulmaktadır. Böylelikle Ukrayna’nın NATO ve AB’ne katılma ihtimalinin Rusya nezdinde yarattığı düşünülen tehdit algılaması dışında, siyasi, kültürel ve dini nedenlerin de çatışmaya etkisine dikkat çekilmektedir. İkinci olarak hibrit savaşın hedef ülke topraklarını işgal ederek ya da etmeksizin düşmanı egemenlikten mahrum bırakacak yöntem ve taktikleri tartışılmaktadır. Üçüncü olarak bu hibrit savaşın kazananları ve kaybedenleri üzerine bir değerlendirme yapılmakta, savaştan en çok zarar görenlerin savaş mağduru kitleler olduğu belirtilmektedir. Çalışmanın son teması, Rusya-Ukrayna Savaşında gelinen noktanın tartışılmasına ayrılmış olup, özellikle taraf ve aktörlerin yaklaşımlarına odaklanılmıştır. Çalışma, bir hibrit savaş görünümündeki Rusya-Ukrayna savaşının anatomisini çok boyutlu bir inceleme ile ele almakta, Putin ve Zelenskiy’nin liderlik stratejileri ve son gelişmelere yer vererek alana geniş perspektifle katkı sunmayı amaçlamaktadır.
- Research Article
- 10.30794/pausbed.1542478
- Jul 18, 2025
- Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute
- Burcu Şanlı + 1 more
Bu çalışmada, öğretmen adaylarının toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimine yönelik farkındalık düzeyini belirlemek amacıyla “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Farkındalık Ölçeği” geliştirilmesi ve uygulanması hedeflenmiştir. Uzman Değerlendirme Formu’ kullanılarak, Eğitim Fakültesi ve Kadın Araştırmaları Ana Bilim Dalı’nda görev yapan yedi öğretim üyesinden uzman görüşü alınmıştır. Ölçeğin pilot uygulaması kapsamında, deneme formu, Türkiye’de bulunan çeşitli üniversitelerin Eğitim Fakültelerinde öğrenim gören 320 öğrenciye uygulanmıştır. Ölçeğin tek faktörlü yapıda olmasının uygun olacağı belirlenmiştir. Açımlayıcı faktör analizinden ve güvenirlik analizinden elde edilen sonuçlar birlikte değerlendirildiğinde, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Farkındalık Ölçeği’nden elde edilen verilerin geçerli ve güvenilir olduğu belirlenmiştir. Ölçeğe 18 maddelik nihai hali verilmesinin ardından, 2021-2022 Öğretim Yılı Güz Dönemi’nde, Mersin Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde ‘Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Eğitimi’ seçmeli dersini almış olan 32 öğretmen adayına, 15 hafta arayla ön test ve son test şeklinde uygulanmıştır. Toplumsal cinsiyet eşitliği eğitiminin, öğretmen adaylarının toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimine yönelik farkındalık düzeyine olumlu bir etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
- Research Article
- 10.28948/ngumuh.1639542
- Jul 15, 2025
- Ömer Halisdemir Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Dergisi
- Ali Sevinç
Araştırma‐Geliştirme (Ar‐Ge) harcamalarına ayrılan pay ülkenin gelişmişliği ve kalkınmışlığının önemli bir ölçüsüdür. Türkiye’de Ar-Ge harcamalarının gayri safi milli hasılaya oranı son on yılda düzenli artış göstermiştir. Ülkenin beş yıllık kalkınma planında, teknoloji geliştirmek ve teknoloji seviyesini artırmak, uluslararası alanda rekabet edebilir seviyeyi yakalamak ve toplumun refah seviyesini yükseltmek için Ar-Ge harcamalarını, gayri safi milli hasılaya oranı artırmak için hedef belirlemiştir. Bu çalışmanın amacı: TÜİK verilerine göre, Türkiye’de yükseköğretim, devlet, mali ve mali olmayan şirketler tarafından yapılan Ar-Ge harcamaları, Ar-Ge harcamalarının gayri safi milli hasılaya oranı, Türk Patent ve Marka Kurumunun açıkladığı, faydalı model tescil sayısı ve patent tescil sayıları üzerinden COPRAS yöntemi ile analiz edip, Türkiye’nin 2012-2023 yılları arası Ar-Ge performansını değerlendirmektir. Çalışma sonucuna göre, ENTROPİ temelli COPRAS yöntemiyle, Ar-Ge performans sıralaması yapılmıştır. Türkiye’nin Ar-Ge performansı değerlendirmesine göre birinci sırada 2012 yılı yer almış, ikinci sırada 2013 yılı, üçüncü sırada 2014 ve son sırada 2023 yılı yer almıştır. Bu sıralama, Türkiye’nin Ar-Ge performansında istikrarlı bir artış olduğunu göstermektedir.
- Research Article
- 10.32955/neu.ilaf.2025.11.1.07
- Jun 30, 2025
- Journal of The Near East University Faculty of Theology
- Süheyla Nurduhan
Kur’ân-ı Kerîm yirmi üç yıla yakın bir süre içinde, nüzûl ortamındaki olaylara bağlı olarak veya bir sebebe bağlı olmayarak farklı zaman ve mekanlarda tedricen indirilmiş ilahi bir kelamdır. Hiç şüphesiz müfessirler nüzûlünden günümüze kadar Kur’ân âyetlerini ilahi maksada uygun bir şekilde anlama ve yorumlama çabası içinde olmuşlardır. Bu nedenle Kur’ân’ın sahih olarak anlaşılması için dönemin sosyo-kültürel bağlamı ve ilk muhatapların bilgisini sağlıklı bir zemine oturtmayı zorunlu görmüşlerdir. Bunun için de çağdaş dönemde nüzûl sırasına göre tefsir yaklaşımı Kur’ân’ın daha iyi anlaşılması noktasında bir yöntem olarak tercih edilmiştir. Bilindiği gibi klasik dönem tefsir kaynaklarında ve ulûmu’l-Kur’ân literatüründe “Esbâb-ı nüzûl”, “Mekkî-Medenî sûreler” ve “Nâsih, Mensûh” gibi nüzûl tertibiyle ilgili olan faaliyetler sistematik olmasa bile birçok hususun açıklığa kavuşmasında bir ölçüt olarak dikkate alınmıştır. Ancak geçmişten yirminci yüzyıla kadar tefsir yazımı hususunda mushaf tertibi esas alınmıştır. Nüzûl sırasına göre tüm sûreleri ihtiva eden tefsirlerin yazılmaya başlaması ise daha ziyade modern dönemde yapılan oryantalistik çalışmalarla gündeme gelmiştir. Buna mukabil İslâm dünyasındaki öze dönüş söylemi çerçevesinde Kur’ân merkezli faaliyetlerin hız kazanması, oryantalistlerin Kur’ân metnini tarihlendirme çalışmaları ve bu çalışmaların Müslüman araştırmacılar üzerindeki etkisi yadsınamayan bir husustur. Bu bağlamda oryantalistlerin Kur’ân’ı nüzûl sırasına göre incelemelerinin sebebi Hz. Peygamber’in hayatını, risâlet safhalarını ve fikri gelişimini Kur’ân’ın kronolojik tertibi üzerinden takip etmek iken, Müslüman araştırmacılar ise çağın getirdiği sorunlara cevap arama ve Kur’ân’ın daha iyi anlaşılması ve yaşanması gibi bir düşünceden hareketle nüzûl tertibine göre tefsir yazma faaliyetine girişmişlerdir. Bu husustaki çalışmalarını destekleyecek dayanaklar bulabilmek için siyer merkezli Kur’ân çalışmalarına yönelmişlerdir. Bunun sonucunda iniş sırası esas alınarak hacimli pek çok tefsir kitabı telif edilmiştir. Bu yöntemin İslâm dünyasındaki ilk örneği Filistinli düşünür ve müfessir Muhammed İzzet Derveze’nin et-Tefsîru’l-Hadîs adlı eseridir. Derveze böyle bir yöntemin Kur’ân’ın anlaşılması noktasında daha faydalı olabileceği düşüncesinden hareketle tefsirini sûrelerin iniş sırasına göre baştan sona kadar yorumlamıştır. Nas ile olgu arasındaki bağlantının, Kur’ân âyetleri ile tarih kaynaklarının bütüncül okunması sûretiyle tespit edilebileceğini ortaya koymaya çalışmıştır. Böylece siyer çalışmaları ile tefsir metodolojilerini birleştirerek yazım sürecini tamamlamıştır. Bu çalışmada bahsi geçen süreç ana hatlarıyla ele alınmaya çalışılmıştır. Makalenin amacı, oryantalistlere karşı tepkisel ve savunmacı bir yaklaşımda bulunan Derveze’nin, ele aldığı konular, içerik ve yöntem itibarıyla oryantalistik perspektiften ne ölçüde etkilendiğini tespit etmektir. Bu bağlamda elde edilen veriler konular bağlamında incelenerek analiz edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde nüzûl sırasına göre Batıda ve İslâm dünyasında yapılan çalışmalara yer verilmiş, ikinci bölümünde Kur’ân’ı nüzûl sırasına göre tefsir etme ihtiyacına değinilmiş, üçüncü bölümde et-Tefsîru’l-Hadîs’in oluşumu ve Derveze’nin Kur’ân’ı anlama yöntemi incelenmiş ve son bölümde oryantalistlere yaklaşımı değerlendirilmiştir.
- Research Article
- 10.46353/k7auifd.1619230
- Jun 30, 2025
- Kilis 7 December University Journal of Theology
- Rıza Toz
Memlüklerin Hicaz, Suriye ve Mısır bölgelerinde yönetimde olduğu dönem, İslâmî ilimlerin zirveye ulaştığı dönemlerinden biridir. Bu dönemde İslâmî ilimlerde ve özellikle hadis ilmi sahasında önemli eserler telif eden âlimler yetişmiştir. Söz konusu dönemde Mısır’da yetişen Zeynüddîn el-Irâkī ve İbn Hacer el-Askalânî gibi hadis otoritelerinin yanı sıra Sehâvî’den de bahsetmek gerekir. Sehâvî, İbn Hacer’in ilmî metodunu en iyi temsil eden muhaddislerden biri olup, İslâmî ilimlerde, özellikle hadis ilminde ve beşerî ilimlerde çok sayıda eser telif etmiştir. Bir muhaddis olarak Sehâvî sadece ilmî eserler telif etmemiş aynı zamanda toplumun hadis algısını yakından takip etmiş, güncel hadis tartışmaları konusunda tespitler yapmış ve halkın taleplerini de dikkate alarak bu alanda da müstakil eserler kaleme almıştır. Sehâvî’nin bu alanda telif ettiği eserlerden biri el-Ecvibetü’l-merżıyye’dir. Ancak ülkemizde Sehâvî’nin hadisçiliği üzerine doğrudan bir çalışma bulunmadığı gibi el-Ecvibetü’l-merżıyye” hakkında yapılan bir çalışmaya da rastlanılamamıştır. İbn Hacer’in halefi Sehâvî gibi önemli bir muhaddis hakkında sınırlı sayıda çalışmanın olması hadis tarihi açısından önemli bir eksiklik sayılabilir. Araştırmanın hedefi, Sehâvî’nin hadisçiliğini ortaya koymak, el-Ecvibetü’l-merżıyye isimli üç ciltlik bu önemli eseri tanıtmak, çeşitli açılardan değerlendirmek ve böylece hadis ilmi alanına katkı sağlamaktır. Yapılan tespitlere göre Sehâvî, rical ilmi ile cerh ve taʿdîl ilminde derin bilgi ve yetkinliğe sahip (yed-i tûlâ); isnad, ilel ve tarih ilimlerinde ise bir imamdır. Sehâvî, hadis usulü ve ıstılahları konusunda kapsamlı eserler telif eden bir muhaddistir. Ali el-Kârî’inin Nuḫbeti’l-fiker şerhinde 120 yerde Sehâvî’ye atıf yapması, onun çok iyi bir usûlcü olduğunu ortaya koyan önemli verilerdendir. Sehâvî rical tenkidinde birtakım kural ve kaideler koyacak düzeyde bir hadisçi kimliğine sahiptir. Üç cilt olarak 1997 yılında matbu olarak basılan çoğunluğu hadis fetvalarından oluşan el-Ecvibetü’l-merżıyye, soru-cevap şeklinde yazılmış bir eserdir. Müellif, eserin mukaddimesinde, kendisine yöneltilen soruları sahih olanı zayıf olandan ayırma, cerh ve taʿdîl alanındaki kapalı yönleri açıklama, doğru ve isabetli anlamlara ulaşma, hadisleri kaynaklarına nispet etme ve çoğu kimsenin erişemeyeceği isnad detaylarını ortaya koyma gibi alanlarda yetkin bir hadis otoritesi olarak cevapladığını ifade etmektedir. Bu yönüyle eser, sadece klasik bir fetva mecmuası değil, aynı zamanda müellifin hadis ilmindeki metodolojik yaklaşımını ve ilmî birikimini yansıtan kapsamlı bir başvuru kaynağı niteliğindedir. Eserde sadece hadisle ilgili konulara yer verilmemiş, aynı zamanda Kur’ân, fıkıh, tarih, kelâm, siyer, ahlâk, usûl, sahâbe biyografisi, sosyal yaşam, geçmiş milletler, dil, tıbb-ı nebevî, şiir, siyaset ve âdetler gibi konulara da yer verilmiştir. Sehâvî, hadis fetvalarını içeren ve 342 soruya cevap veren ilgili eserinde, hadisin mânası, tahrîci, sıhhati, ricâl bilgisi ve hadislerden istinbat edilen hükümler hakkında bilgi vermiştir. Her ne kadar eserin adı hadis şerh kitabı olmasa da eser bir bakıma konulu hadis şerhi gibi değerlendirilebilir. Sehâvî, bir hadisin cevabına geçmeden önce, yöntem olarak öncelikle hadisin tahrîcini yapmayı, ardından sıhhat durumunu tahlil etmeyi ve son olarak hadisin sened ve metin yönünden farklı tariklerini incelemeyi tercih etmektedir. Hadisin sahih kaynaklarda yer almadığı durumlarda, doğrudan "böyle bir hadis bilmiyorum" şeklinde bir açıklama yapmaktadır. Bununla birlikte, bazen İbn Hacer gibi önemli hadis âlimlerinin görüşlerine atıfta bulunarak, ya da temel hadis literatürünü referans göstererek cevabını derinleştirir. Hadislerle ilgili verdiği hükümlerde genellikle Şâfiî mezhebini esas almakla birlikte, diğer mezheplerin görüşlerini de zikretmesi, farklı düşünce ekollerine saygı gösterdiğini ve kapsamlı bir perspektife sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Sehâvî, bazen cevabını ayrıntılı bir şekilde sunarak, okuyucuyu ikna etme ve tartışmalara son verme amacını gütmektedir. Bu yaklaşım, onun hem hadis ilmindeki derinliğini hem de sorunlara olan metodolojik yaklaşımını göstermektedir. Ayrıca, eser akademik çevreler için önemli bir kaynak olma özelliği taşımaktadır.
- Research Article
- 10.29132/ijpas.1594075
- Jun 30, 2025
- International Journal of Pure and Applied Sciences
- Damla Özışık + 1 more
Süt endüstrisi, dünyanın en büyük su tüketicilerinden biri olarak kabul edilmekte olup, bu endüstriden kaynaklanan atıklar çevreyi ciddi şekilde kirletmektedir. Arıtılmamış atık suyun çevreye salınması durumunda, süt endüstrisinden kaynaklanan organik ve inorganik kirleticiler karasal ve su ekosistemlerini bozabilir, bu da ekosistemin dengesizliğine yol açabilir. Süt endüstrisinden kaynaklanan atık sular, fiziksel, kimyasal ve biyolojik yöntemlerle arıtılabilmektedir. Ancak, işletme maliyetlerinin düşürülmesi, verimliliğin arttırılması, atık suyun geri dönüştürülmesi ve yeniden kullanılması ile çevresel bozulmanın azaltılması için arıtma yöntemlerinde daha fazla ilerleme sağlanması gerekmektedir. Peynir altı suyunun atık olarak su sistemlerine salınması çeşitli çevresel riskler taşır. Ancak, bu atığı değerli ve son derece besleyici ürünlere dönüştürmek için birçok değerlendirme tekniği bulunmaktadır. Membran filtreleme gibi teknikler uygulanabilir, ancak bunlar her peynir altı suyu tipi için uygun olmayabilir. Değişkenliğe uyum sağlayabilen ve değerli ürünler üretebilen yeni metodolojiler geliştirilmelidir. Bu derleme, peynir altı suyu işleme tekniklerinin kapasitesini, uygulamalarını ve metodolojilerini değerlendirerek, ürün geliştirmede daha fazla yenilik yapabilecek ilgili araştırmaları tartışmaktadır. Peynir altı suyunun atık olarak çevresel etkilerine odaklanmakta ve bu etkileri en aza indirmek için çözüm yollarını araştırmaktadır.
- Research Article
- 10.53487/atasobed.1624607
- Jun 27, 2025
- Current Perspectives in Social Sciences
- Oğuzhan Yıldırım
Ergenlik dönemi gelişim ve değişim açısından yaşam dönemleri içindeki en kritik dönemlerden biridir. Özellikle olumsuz deneyimler ve dezavantajlı durumlar ergenlerin risk grubunda değerlendirilmesine neden olmaktadır. Bu riskli ergenlerin ise içsel damgalanma yaşamaları olasıdır. Buradan hareketle mevcut araştırmada risk grubundaki ergenlerin içselleştirilmiş damgalanma düzeylerini azaltmaya yönelik sanat terapisinin uygulanması ve uygulamanın etkililiğinin test edilmesi amaçlanmıştır. Tek gruplu ön test ve son test deneysel desenin kullanıldığı bu araştırmada altı oturumluk sanat terapisi yürütülmüştür. Araştırmanın 12 katılımcısı ölçüt örnekleme yöntemine göre seçilmiş ve dâhil olma kriteri risk faktörüne sahip olma şeklinde belirlenmiştir. Altı hafta süren sanat terapisi oturumları boyunca resim, müzik, masal, drama ve şiir gibi sanatsal faaliyetler yürütülmüştür. Müdahalenin etkililiğinin test edilmesi amacıyla Çocuk ve Ergenler İçin İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen ön test ve son test sonuçları karşılaştırıldığında deney grubundaki katılımcıların içselleştirilmiş damgalanma seviyelerinde anlamlı düşüş gözlenmiştir. Sonuç olarak sanat terapisi müdahalesinin risk grubundaki ergenlerin içselleştirilmiş damgalanma düzeylerini azaltmada etkili olduğu söylenebilir.
- Research Article
- 10.18026/cbayarsos.1562807
- Jun 27, 2025
- Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi
- Nilüfer Urlu Ünaldı
Hannah Arendt geçtiğimiz yüzyılın en önemli filozoflarından biridir. Arendt’in kötülük meselesini derinlemesine düşünmesinin ve işlemesinin nedenleri arasında yaşadığı soykırım deneyiminin büyük katkısı olduğunu düşünmek makuldür, ancak diğer neden Batı düşüncesinin bugüne kadar kötülüğe ilişkin getirdiği açıklamaların ve anlama denemelerinin yetersiz kalmasıdır. Kötülük anlamaya karşı direnir fakat anlamazsak direnemeyiz. Arendt, yirminci yüzyılın en büyük kötülüklerinden birini üreten Nazilerin oluşturdukları toplama kamplarının, radikal kötülüğü değiştirmek suretiyle yeniden icat ettiğini düşünür. Bu kamplarda önce insanların tüzel kişilikleri ortadan kaldırılır, sonra ahlaki vicdanları ve son olarak kendilikleri yani “otomatlar” gibi davranmalarını engelleyecek olan “yeni bir şey başlatma güçleri” yok edilir; böylece insanın, maruz kaldığı kötülüklerden “insan” sıfatını koruyarak çıkmasını sağlayacak olan “ahlaki sorumluluk” yok edilir. Bu makalede Arendt’in söz konusu süreci hazırlayan etkenlere ilişkin yapmış olduğu derin analizlere yer verilecek ve onların geleneksel felsefe ile örtüştüğü ancak daha ziyade ayrıldığı noktalar üzerinde durulacaktır.
- Research Article
- 10.21923/jesd.1643282
- Jun 27, 2025
- Mühendislik Bilimleri ve Tasarım Dergisi
- Şenay Balbay
Çalışmada karbon esaslı malzemeler (KEM)(Grafit(GR) ve Grafit Oksit(GO)) kullanılarak etkili ısı enerjisi depolaması için uygun maliyetli çok işlevli faz değişim malzemelerin (FDM) tasarlanması, geliştirilmesi ve biyomimikri bilimine bağlı olarak kullanılması amaçlanmıştır. Çalışmada ilk olarak FDM üretilmiş, daha sonra üretilen FDM’nin analizi yapılmış ve son olarak biyomimikri bilimine göre prototip soğutucu şişe torbası tasarlanarak suyu soğuk tutma performans çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Grafit ve grafit oksit kullanılarak üretilen FDM’lerin ısı enerji depolama kapasiteleri, fonksiyonel yapıları, termal özellikleri incelenmiştir. Aynı zamanda termal döngü sonrası (100-300-500 döngü) FDM’nin ısı depolama kapasiteleri ve termal-kimyasal özellikleri belirlenmiştir. Grafit kullanılarak üretilen FDM, GO kullanılarak üretilen FDM’den daha fazla ısı enerjisi depoladığı gözlenmiştir. Biyomimikri bilimine bağlı olarak tasarlanan prototip soğutucu şişe torbasının piyasada satışı yapılan soğutucu şişe torbalarından hem en az 2 kat daha fazla performansa sahip olduğu hem de ürün başına 38,91TL – 216,44TL daha ucuz maliyetle üretilebileceği sonucuna ulaşılmıştır.
- Research Article
- 10.21923/jesd.1631767
- Jun 27, 2025
- Mühendislik Bilimleri ve Tasarım Dergisi
- Zeynep Eren + 1 more
Bu çalışmada atıksu arıtma tesislerinde geleneksel yöntemlerle arıtılamayan ve bu nedenle başta yüzey suları olmak üzere çeşitli çevresel bileşenlerde son yıllarda gittikçe artan konsantrasyonlarda rastlanan en önemli çevresel mikrokirleticilerden (ÇMK) biri olan ilaç kalıntılarının tesbiti için, Erzurum BAAT çıkış suyunda deşarj öncesi noktadan alınan arıtılmış atıksu numunesinde LC-MS/MS cihazı ile geniş bir kalıntı ilaç bileşikleri analizi yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre; Erzurum BAAT’nde Alzheimer, Analjezik, Analjezik-Antipiretik, Anestezik, Hemoreolojik, Antibakteriyal, Antidepresan, Antiepileptik, Antihipertansif, Antihistaminik, Antikolinerjik ve Spazmalotik, Antipsikotik, Grip ilacı, Antihistaminik, Mide ilacı, Nöropatik ağrı tedavisi ve Uyku bozukluğu gruplarına ait olmak üzere 55 ilaç etken madde tespit edilmiştir. Erzurum BAAT çıkış atıksu numunelerinde tespit edilen en yüksek 5 ilaç etken madde sırasıyla; Analjezik gruptan Flurbiprofen, Anestezik gruptan Pentobarbital, Nöropatik ağrı tedavisi için Gabapentin, Aneljezik gruptan Etodolac ve son olarak Antiepileptik gruptan Phenobarbital olup arıtılmış atıksudaki konsantrasyonları sırasıyla; 1375,48 µg/L, 93,82 µg/L, 41,11 µg/L, 19,03 µg/L ve 15,39 µg/L olarak analiz edilmiştir. Ardında bu numneler 366 nm dalga boyunda UV-A lamba, 312 nm dalga boyunda UV-B lamba ve 254 nm dalga boyunda UV-C lamba ile bir saat boyunca doğrudan foto-oksidasyona tabi tutulmuştur. UV-A, UV-B ve UV-C ışık kaynağından en yüksek oksidasyon verimi UV-C ışıma ile elde edilmiş ve 30 dakikalık foto-oksidasyon sonunda en yüksek konsantasyona sahip ilaç etken maddelerin suda kalan konsantrasyonları 374,13 µg/L, 84,92 µg/L, 3,71 µg/L, 0 µg/L ve 5,23 µg/L olarak analiz edilmiştir. Ayrıca foto-oksidasyon prosesi sonrası bu bileşiklerin alıcı su ortamında yaratacağı ekotoksisite değerleri de çalışma kapsamında hesaplanmıştır. Tüm ilaç kalıntıları içerisinde Flurbiprofen’in foto-oksidasyon sonunda ekotoksikolojik risk değerlendirmesinin yüksek olduğu tespit edilmiştir.
- Research Article
- 10.9779/pauefd.1426282
- May 19, 2025
- Pamukkale University Journal of Education
- Asiye İvrendi + 2 more
Bu çalışmada, Kırmızı Işık, Mor Işık (The Red Light, Purple Light) Öz-Düzenleme Müdahale Programının çocukların davranışsal öz-düzenleme ve erken sayı becerileri üzerindeki etkisi incelenmiştir. Ön ve son test puanlarını karşılaştıran kontrol gruplu yarı deneysel desenin kullanıldığı bu çalışmanın katılımcıları, resmi anaokulları ve anasınıflarına devam eden 138 çocuktan (müdahale grubu 74 ve kontrol grubu 64) oluşmaktadır. Araştırmada veriler, Baş, Ayak Parmakları, Dizler ve Omuzlar ve 48-60 aylık çocuklar için Erken Sayı Değerlendirme ölçekleri ile toplanmıştır. Elde edilen veriler, Mann-Whitney-U ve Wilcoxon işaretli sıralar testi ile çözümlenmiştir. Bulgular, kontrol grubunun Erken Sayı Değerlendirme Ölçeğinin alt boyutlarından biri olan sayı tanıma-daire çizme puanları hariç, müdahale ve kontrol grubu çocuklarının öz-düzenleme ve erken sayı beceri puanları ön ve son test ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğunu göstermektedir. Tüm gruplardaki çocukların bu becerilerde gelişme gösterdiği belirlenmiştir. Ancak, müdahale ve kontrol grupları arasında son test puanlarındaki değişim incelendiğinde, müdahale grubundaki çocukların davranışsal öz-düzenleme ve erken sayı becerileri puanlarının kontrol grubundaki çocuklara göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Bulgular, Kırmızı Işık, Mor Işık programının Türk çocukları üzerindeki etkililiğine işaret etmektedir
- Research Article
- 10.28949/bilimname.1577411
- Apr 30, 2025
- Bilimname
- Hatice Şahin Aynur
Bu makalede, kıraat ilmi geleneğinde İstanbul Tarîki Sûfî Mesleği’nin bir temsilcisi ve son dönem reîsülkurrâlardan olan Abdurrahman Gürses’in icâzetnâmesindeki inkitâ‘ ele alınacaktır. Hz. Peygamber’den bu yana Kur’an ve kıraatlerin nesilden nesile aktarımında süregelen arz ve semâ yöntemleri, kıraat ilminde önemli yer tutmaktadır. Buna bağlı gelişen icâzetnâme uygulaması da kıraatlerin nakli noktasında ehemmiyet arz etmektedir. Zira icâzetnâmede en üstte Hz. Peygamber, en sonda ise bu nakil zincirinin son halkası olan kişi bulunmaktadır. Böylece kıraatler, râvîler vesilesiyle muttasıl bir isnâdla kaynağına ulaşmaktadır. Dolayısıyla isnâdın muttasıl olması, yani senette kopukluğun olmaması elzemdir. İlk dönemlerden itibaren uygulanan bu icâzet geleneği, Anadolu topraklarında da titizlikle sürdürülmüştür. İbnü’l-Cezerî’nin Anadolu’ya gelmesinden sonra, Anadolu’da kıraat ilmi adına bir inkişaf yaşanmıştır. Böylece kıraat ilmi tedrisatında uygulama çeşitliliğine dayalı farklı tarîkler ve meslekler gelişmiştir. Türkiye özelinde genel hatlarıyla İstanbul ve Mısır Tarîki şeklinde isimlendirilen bu kıraat tedrisatı uygulamaları, kendi içinde de ikişer mesleğe ayrılmaktadırlar. İlgili meslekler Mısır Tarîki için Mütkîn ve Atâullâh Mesleği, İstanbul Tarîki için Îtilâf ve Sûfî Mesleğidir. Bu çerçevede İstanbul Tarîki Sûfî Mesleği mirasının Osmanlı’dan günümüze aktarımında önemli isimlerden biri olan Abdurrahman Gürses’in icâzetnâmesindeki inkitânın giderilmesi ve alanın daha eski temel kaynaklarının yardımıyla muttasıl senedin tespiti araştırmanın temel gayesidir. Bu meyanda makalede, öncelikle icâzet geleneğine değinilmiş ve Abdurrahman Gürses hakkında malumat verilmiştir. Akabinde inkitânın takip edilebilmesi amacıyla icâzetnâme metnine yer verilerek isnâddaki kopukluğa dikkat çekilmiştir. Son olarak İstanbul Tarîki’nin Sûfî Mesleği’nin isnâdını aktaran eski ve temel kaynaklara müracaat ile muttasıl sened tespit edilerek şema şeklinde aktarılmıştır.
- Research Article
- 10.28981/hikmet.1618246
- Apr 30, 2025
- HİKMET-Akademik Edebiyat Dergisi (Journal Of Academic Literature)
- Metin Yıldırım
Mecmua çalışmaları, klasik edebiyat araştırmalarının metin neşri açısından önem arz eden ve son zamanlarda araştırmacıların üzerinde yoğunlaştıkları bir alanıdır. Edebiyat tarihi araştırmalarının tekamülü noktasında mecmua çalışmalarının taşıdığı birçok fayda bulunmaktadır. Bunların başında mecmuaların, divanları ve diğer eserleri elde bulunmayan şairlerin şiir örneklerini barındırması ya da divan ve eserleri elde bulunduğu hâlde şairlerin bu eserlerde yer almayan şiirlerine yer vermesi özelliği gelmektedir. Mecmua çalışmalarının göz ardı edilemeyecek bir diğer faydası ise tezkirelerde ya da biyografik kaynaklarda adları geçmeyen şairlere, onların şiirlerini örneklendirerek yer vermesidir. Bu çalışma da mecmuaların bahsedilen bu son özelliğine yönelik bir dikkatten doğmuştur. Çalışmada incelemesi yapılan şiir mecmuası, klasik edebiyatımızın bilinen şairlerinin şiirlerini barındırmasının yanı sıra tezkirelerde ve biyografik kaynaklarda hakkında herhangi bir bilgi bulunmayan Râbıt mahlaslı bir şairin gazellerine yer vermektedir. İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesinde NEKTY10936 numarada kayıtlı bulunan Mecmû’a-yı Gazeliyyât, küçük çaplı düzenli bir mecmuadır. Bazı sayfaları eksik olan mecmuanın, mürekkep dağılması nedeniyle bazı yerleri de okunamaz hâldedir. Bu çalışma, mecmuada yer alan Râbıt mahlaslı şaire ait 10 adet gazelin metninin transkripsiyonunu ve metin tahlili yöntemiyle incelenmesini, dolayısıyla edebiyat tarihimize sanatçı ve eser bazında katkı sunulmasını amaçlamaktadır. Çalışmanın sonuna neşredilen nüshanın görüntüleri eklenmiştir.
- Research Article
- 10.51525/johti.1634580
- Apr 26, 2025
- Journal of Hospitality and Tourism Issues
- Okan Küçükmustafa + 1 more
Bu çalışma, pandemi sonrasında artan sürdürülebilirlik algısına paralel olarak önem kazanan Yeşil Oteller (Green Hotels) kavramını konu almış ve 2020-2024 yılları arasında yayınlanmış akademik literatürü sistematik bir şekilde incelemiştir. PRISMA protokolü kullanılarak SCOPUS ve WOS veri tabanlarından çalışmaya dahil edilen toplam 87 makale, TCM (Teori-Bağlam-Yöntem) ve ADO (Öncüller-Kararlar-Sonuçlar) çerçeveleri kullanılarak sentezlenmiştir. Araştırma kapsamında konu ile ilgili mevcut bilgi birikimi özetlenmiş, teorik ve pratik çıkarımlar geliştirilmiş ve son olarak gelecekte yapılabilecek araştırmalar ile ilgili öneriler sunulmuştur. Özetle elde edilen sonuçlar, çevresel sürdürülebilirlik algısının artışında yeşil otellerin yükselen öneminin rol oynadığını göstermiştir. Planlı Davranış Teorisi, Tüketici Davranışı Teorisi gibi teorilerin, tüketicilerin yeşil otel tercihlerini açıklamada sıklıkla başvurulan kuramlar olduğu saptanmıştır. Yeşil sertifikaların tüketici güvenini artırdığı ve çevrim içi yorumların tüketicilerin yeşil otel tercihleri üzerinde etkili olduğu önemle vurgulanmaktadır.
- Research Article
- 10.47935/ceded.1611582
- Apr 25, 2025
- Çocuk Edebiyat ve Dil Eğitimi Dergisi
- Rukiye Evler + 1 more
Çocuk edebiyatı; çocuğun yaş ve seviyesine göre, çocuğa görelik ilkeleri doğrultusunda onların duygu, düşünce, ilgi, hayal ve isteklerine yönelik ortaya konulan hem eğitme hem de eğlendirme işlevi olan bir edebiyattır. Bu anlamda çocuk edebiyatı, çocukların benlik ve kimlik oluşturmasında etkilidir. Bunun yanında kullanılan yaklaşımlarla çocuklar için tecrübe alanları oluşturmaktadır. İşte bu yaklaşımlardan biri olan sorun odaklı çocuk edebiyatı yaklaşımı, çocuklara gerçek hayatta karşılaşabilecekleri kimi sorunlarla baş edebilme becerisini kitaplar aracılığı ile kazandırmayı hedeflemektedir. Bu yaklaşım; ölüm, ayrılık, boşanma, savaş, ırkçılık, akran zorbalığı, cinsel istismar, madde bağımlılığı, terörizm ve göç gibi temaları ele almaktadır. Bu temalardan biri olan ve son yıllarda ülkemizde sıkça gündeme gelen akran zorbalığı, bir veya birden çok öğrencinin, kendilerinden daha güçsüz öğrencileri, kasıtlı ve sürekli olarak rahatsız etmesiyle sonuçlanan, kurbanın kendisini koruyamayacak durumda olduğu bir saldırganlık türüdür. İşte bu bağlamda, bu çalışmada R. J. Palacio’nun “Mucize” adlı eserinin akran zorbalığı problemini çözmede yararlanabilecek bir kaynak olup olmadığı incelenmiştir. Çalışma; nitel bir araştırma olup veriler doküman analiziyle toplanmış ve elde edilen veriler içerik analiziyle analiz edilmiştir. Sonuç olarak incelenen “Mucize” adlı eserin akran zorbalığı problemini çözmede kullanılabilecek nitelikte bir kaynak olduğu tespit edilmiştir.
- Research Article
1
- 10.25288/tjb.1642150
- Apr 20, 2025
- Türkiye Jeoloji Bülteni / Geological Bulletin of Turkey
- Volkan Karabacak + 1 more
Bu çalışma, Bursa ve çevresindeki diri fay uzanımlarının segment bazında ayrıntılı haritalanmasını ve paleosismolojik veriler ışığında deprem davranışlarının kapsamlı analizini konu almaktadır. Bursa İli, yoğun nüfus ve sanayi altyapısıyla Türkiye’nin stratejik ekonomik merkezlerinden biridir; dolayısıyla bölgenin deprem riski açısından bütüncül değerlendirilmesi kritik öneme sahiptir. Ulubat Fayı’nın doğu segmentine yönelik paleosismolojik analizler, yaklaşık 1855 yıldır sismik olarak suskun bir dönem geçirdiğini ortaya koymuştur. Bu durum, Bursa İli Nilüfer bölgesinde gelecekte meydana gelebilecek büyük bir depremin potansiyeline işaret etmektedir. Bursa kent merkezinde gerçekleştirilen hendek çalışmaları, Bursa Fayı’nın son 12 bin yılda en az altı yüzey kırığı ürettiğini ve bu depremlerin yaklaşık 2.000 yıllık periyotlarla tekrarlandığını ortaya koymuştur. Ayrıca, İnegöl Fayı’nda yürütülen hendek çalışmaları, fay boyunca son 12 bin yılda en az beş yüzey kırığının meydana geldiğini ve son büyük depremin yaklaşık 2.500 yıldan daha öncesinde gerçekleştiğini göstermektedir. Elde edilen veriler, Bursa ve İnegöl faylarının eş zamanlı ya da kısa aralıklarla kırılarak birbirini tetikleme potansiyeline sahip olduğunu vurgulamıştır. Bu anlamda, 1855 Bursa depremine bağlı oluşan yüzey kırığının, İnegöl Fayı üzerinde gerilim birikimini tetiklemiş olabileceği değerlendirilmiştir. Bu durum, İnegöl Fayı üzerinde 2.500 yıllık sismik suskunluk dönemi ardından her an yüzey kırığı meydana getirebilecek bir deprem (M=6,2-6,9) olma olasılığının yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Tüm bulgular, Bursa ve çevresindeki fayların bölgenin depremselliği açısından kritik bir rol oynadığını ortaya koymakta; özellikle Bursa ve İnegöl faylarının ardışık kırılmalar yoluyla yüksek deprem tehlikesi oluşturduğu gerçeğini güçlendirmektedir. Bu kapsamlı analizler, bölgenin sismotektonik dinamiklerinin daha derinlemesine anlaşılmasına katkı sağlamaktadır.
- Research Article
- 10.18220/kid.1680159
- Apr 20, 2025
- Karadeniz İncelemeleri Dergisi
- Edip Uzundal + 1 more
Bu çalışma, Çarhacı Ali Paşa’nın üstlendiği idarî ve askerî vazifeler üzerinden hayatını ve vefatıyla birlikte kayıt altına alınan muhallefatını incelemektedir. Çarhacı Ali Paşa, Osmanlı İmparatorluğu’nun Tanzimat dönemi öncesi, modernleşme ve merkeziyetçilik politikalarının şekillendiği dönemde, önemli görevlerde bulunan bir devlet adamıdır. Dersaadet’te Sadaret Kaymakamlığı ve Kaptan-ı Deryalık görevlerini yürüttüğü süreçte sergilediği yükselme hırsı ve icraatları, onun idari görevlerle merkezden uzaklaştırılmasına neden oldu. Bu çerçevede Ağrıboz, Trabzon, Karaman, Sivas, Alanya ve Kars gibi vilayetlerde idarecilik yaptı. Ancak bu vazifelerinde sergilediği sert tutumlarından dolayı farklı dönemlerde Limni, Keşan, Ankara ve son olarak Tokat’a sürgün edildi. Çarhacı’nın Tokat’a sürgün emri ile başlayan müsadere süreci ve bu süreçte kayıt altına alınan muhallefatı, çalışmanın bir bölümünü oluşturmaktadır. 28 ve 29 numaralı Tokat Şer’iyye Sicil Defterlerinde konuyla ilgili 10 kayıt bulunmaktadır. Bu kayıtlar incelenerek Paşa’nın maddi durumu, sosyal ilişkileri, ailesi ve kullandığı eşyalar üzerinden yaşam tarzına dair bilgiler sunulacaktır. Çalışma, Çarhacı Ali Paşa’nın idari görevleri ve müsadere süreci üzerinden, devrin yönetim tarzını anlamayı da amaçlamaktadır. .
- Research Article
1
- 10.17341/gazimmfd.1476466
- Apr 15, 2025
- Gazi Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi Dergisi
- Emre Kuruçay + 1 more
Osmanlı Devleti'nin klasik mimarisine şekil veren Mimar Sinan'ın tasarım anlayışı, günümüzde araştırmacılar tarafından detaylı bir şekilde incelenmektedir. Sinan'ın mimari stratejileri, dönemin sosyal, kültürel, politik ve dini bağlamı üzerinden değerlendirilerek, sezgisel ve düşünsel ifadelere erişilmektedir. Bu ifadelerden en önemlisi, Sinan’a ait mimari tasarım yaklaşımının farklı katmanlar (form, süsleme ve malzeme) üzerine kurulu olduğudur. Bu bağlamda, Sinan'ın tasarımlarının çok katmanlı yapısının, konuyla ilgili yapılan daha önceki çalışmalar ışığında, anlaşılması önem taşımaktadır. Sinan mimarisi hakkında yapılan araştırmalara ve sayısal incelemelere katkı sağlamak amacıyla banileri sultanlar olan eserlerin ele alınması makalenin konusunu oluşturmaktadır. Çalışmada yardımcı bir ölçüm aracı olarak ‘fraktal analiz’ yönteminden faydalanılmaktadır. Çalışmanın içeriğini, (i) Sinan mimarisinin ve Şehzade (1543-1548, İstanbul), Süleymaniye (1551-1558, İstanbul) ve Selimiye (1568-1575, Edirne) camilerinin özelliklerini araştırmacılar ışığında inceleyerek, (ii) eser cephelerinin üç katmanlı fraktal analizlerinin yapılması ve matematiksel tanımlarının sağlanması ve (iii) son olarak Sinan mimarisi üzerinden yapılan kavramsal tartışmalar bağlamında sayısal analizlerin dönemsel farklılıklar açısından ele anılarak karşılaştırılması oluşturmaktadır. Makale, Sinan'ın dönemsel evrimini ve bıraktığı kültürel mirası niceliksel yöntemlerle çözümlemekte ve hesaplamalı analizlerin mimarlık alanında ne kadar yol gösterici olabileceğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, çok katmanlı fraktal analizin, mimari eleştiri ve değerlendirme süreçlerinde nasıl önemli bir araç olarak kullanılabileceği bu çalışma ile gösterilmiştir.
- Research Article
- 10.54976/tjfdm.1525563
- Mar 31, 2025
- Turkish Journal of Fashion Design and Management
- Hüseyin Özdemir + 1 more
Tasarım dünyası her geçen gün daha fazla robotik, mekanik ve duygudan yoksun hale gelmektedir. Hâlbuki tasarımlarda, tasarımcının hayali, hissettiği duygu, yaşanmışlığı ve imzası olmalıdır. O tasarımın kalıcı olması da tüm bunların birleşimi ile ortaya çıkan hikâyede gizlidir. Özellikle sanatsal eserlerde, bu hikâye eserin etkileyiciliğini de arttırmaktadır. Çünkü ortaya çıkan bu tasarımların insana dokunan bir yönü vardır. Ayrıca tasarımcının tasarımlarında en çok yararlandığı ve sonsuz tasarımların bir arada bulunduğu eşsiz bir kaynak olan doğa vardır. Bu kaynak görsel ve estetik güzellikleri bünyesinde barındırırken, aynı zamanda teknolojik birçok buluşa da esin kaynağı olabilir. Bir hayvanın yaradılış özelliğinde olan bir savunma sistemi ülkelerin silahlı gücünün gelişimine katkı sağlayabilir. Yine doğadaki bir bitkinin ya da çiçeğin görsel güzelliği bir takıya, bir elbiseye ilham kaynağı olabilir. İşte tüm bu kaynaklar tasarımcının elinde işlenir, gelişir ve son şeklini alır. Aslında bir tasarımcının ilham kaynağı sadece doğa ile sınırlı değildir. İlham kaynağı bazen bir kültürün parçası bazen de bir geleneğin cazibesi de olabilir. Çünkü tasarımcı aldığı eğitimi, yeteneklerini, hayallerini ve benliğini oluşturan karakterini bir eser için kullanabilir. Bu çalışmada hem görsel tasarımlar hem de bir sorunun çözümüne katkı sağlayan ürünler tasarlandı. Bu tasarımlarda kullanılan shungite taşı doğal bir ürün olup, hem takı tasarımında hem de sağladığı pozitif özelliklerden dolayı akıllı tasarımlarda rahatlıkla kullanılabilir. Çünkü bu taşın radyasyon önleyici özelliği bilinmektedir. Çalışmada shungite taşından yapılmış küpe, kolye, bileklik ve broş tasarlanmıştır. Tasarımların moodboardları hazırlanmış, teknik ve renklendirilmiş çizimleri yapılmıştır. Ayrıca takıların, yine bizim tasarladığımız kıyafetlere mock-up uyarlaması yapılarak, takı ile kıyafet tasarımı bir arada verilmiştir.
- Research Article
- 10.33689/spormetre.1517882
- Mar 30, 2025
- Ankara Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu SPORMETRE Beden Eğitimi ve Spor Bilimleri Dergisi
- İshak Göçer + 2 more
Özellikle ön ergenlik döneminde, çocukların sağlıklı gelişimi ve performanslarını artırmak için spor ve fiziksel aktivitenin hayati önemi bilinir. Ön ergenlik dönemi, çocukların atletik performanslarının artırılmasıyla birlikte uzun vadeli sağlıklı yaşam ve spor kariyerleri için kritik bir dönemdir. Bu bağlamda araştırmanın amacı; ön ergenlik dönemi çocuklarda core, alt ekstremite, kombine ve kontrol gruplarına direnç antrenmanlarının bazı performans parametreleri üzerine etkisinin araştırılmasıdır. Bu amaç doğrultusunda araştırılan antrenman yöntemlerinin performans gelişimleri arasındaki farklılıklar araştırılacaktır. Araştırmaya, spor geçmişi olmayan, 10-12 yaş aralığında (10,81±0,40 yıl) sağlıklı sedanter 63 (27 K/36E) öğrenci gönüllü katılmıştır. Gönüllüler rastgele çift kör şekilde 4 gruba ayrılmıştır (kontrol: n=16, core: n=14, kombine: n=16, alt ekstremite: n=17). Kontrol grubu hariç diğer antrenman gruplarına 12 haftalık (haftada 3 gün) yıldız denge, illinois ve arrowhead çeviklik testleri ve 5m, 10m, 30m sprint testleri uygulanmıştır. Kontrol grubu ise antrenman protokolüne dahil edilmemiş, sadece ön test ve son testte değerleri alınmıştır. Bulguların istatistiksel analizi için SPSS V22 paket programı kullanılmıştır. Gruplar arasındaki farklılıkları belirlemek için varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Grup içi test skor ortalamalarındaki farklılıkların hangi değişkenler arasında olduğunu tespit etmek için Post-Hoc ve Wilcoxon testleri uygulanmıştır. Bulgularımızda, gruplar ararsı değerlerde denge verilerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunurken (p0,05). Grup içi değerlerde ise, zaman ana etkisine bağlı olarak anlamlı farklılıklar görülmüştür (p