Year Year arrow
arrow-active-down-0
Publisher Publisher arrow
arrow-active-down-1
Journal
1
Journal arrow
arrow-active-down-2
Institution Institution arrow
arrow-active-down-3
Institution Country Institution Country arrow
arrow-active-down-4
Publication Type Publication Type arrow
arrow-active-down-5
Field Of Study Field Of Study arrow
arrow-active-down-6
Topics Topics arrow
arrow-active-down-7
Open Access Open Access arrow
arrow-active-down-8
Language Language arrow
arrow-active-down-9
Filter Icon Filter 1
Year Year arrow
arrow-active-down-0
Publisher Publisher arrow
arrow-active-down-1
Journal
1
Journal arrow
arrow-active-down-2
Institution Institution arrow
arrow-active-down-3
Institution Country Institution Country arrow
arrow-active-down-4
Publication Type Publication Type arrow
arrow-active-down-5
Field Of Study Field Of Study arrow
arrow-active-down-6
Topics Topics arrow
arrow-active-down-7
Open Access Open Access arrow
arrow-active-down-8
Language Language arrow
arrow-active-down-9
Filter Icon Filter 1
Export
Sort by: Relevance
  • Open Access Icon
  • Research Article
  • 10.24186/vakanuvis.1697414
Rival Business Networks at the East India Sea and Persian Gulf: The Competitive World of Thomas Bowrey Commercial Networks (1690-1713)
  • Oct 31, 2025
  • Vakanüvis - Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi
  • Ü Serdar Serdaroglu + 2 more

The late 17th and early 18th centuries witnessed a period of intense commercial rivalry and networked economic activity spanning the East India Sea and the Persian Gulf. While large chartered corporations such as the British East India Company (EIC) and the Dutch East India Company (VOC) dominated maritime trade, independent merchants played a crucial yet often overlooked role in shaping global commerce. This study examines the business networks of Thomas Bowrey (1659-1713), an English merchant who operated in this competitive landscape, navigating the complex trade routes that connected India, Persia, and the Ottoman Empire. Drawing on archival records and employing social network analysis (SNA), it examines the dyadic ties linking Bowrey to a constellation of private financiers, investors, and merchant partners. In contrast to the monopolistic structures of chartered companies like the British East India Company (EIC), Bowrey’s decentralized business model relied on transregional collaboration, risk-sharing arrangements, and joint ownership ventures such as the merchant ship Mary Galley. This study highlights how independent actors resisted corporate dominance through innovative financial instruments, maritime insurance, and inter-imperial alliances by analyzing his partnerships with key figures-including George Jackson, Elias Dupuy, Thomas Hammond, and Richard Tolson. Furthermore, it situates Bowrey’s network within the broader geopolitical and commercial competition among English, Dutch, French, and Ottoman interests across major port cities. This study contributes to the understanding of alternative trade structures that coexisted with and challenged the dominance of formalized corporate enterprises. By reconstructing Bowrey’s business network, it sheds light on the resilience and adaptability of individual merchants who operated in a volatile global marketplace, revealing the agency of independent commercial actors in shaping the early modern trading world.

  • Open Access Icon
  • Research Article
  • 10.24186/vakanuvis.1681518
The Ottoman Struggle for Authority and Succession: From Absolute Rule to Dynastic Stability in the Reigns of Murad IV and Mehmed IV
  • Oct 31, 2025
  • Vakanüvis - Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi
  • Birol Gündoğdu

This article examines the contrasting reigns of Sultan Murad IV (r. 1623–1640) and Sultan Mehmed IV (r. 1648–1687), focusing on their personal dispositions, ideological commitments, and approaches to governance. Despite ruling in the same century, their leadership styles reflected divergent responses to the challenges of maintaining Ottoman authority. Murad IV emerged as a warrior-sultan, prioritizing military strength, political centralization, and strict enforcement of order. His campaigns against the Safavids and his domestic policies—including bans on tobacco and alcohol—demonstrated his dual commitment to Sunni orthodoxy and state control. Mehmed IV, in contrast, sought to legitimize his rule through piety, favoring religious influence over military assertion. Under the guidance of his mother and the Köprülü grand viziers, he attempted to reshape the empire through Islamic orthodoxy, though his reliance on courtly figures distanced him from direct governance. The role of their mothers, Kösem Sultan and Turhan Sultan, proved instrumental in shaping their respective approaches to power. Kösem’s direct involvement in state affairs contributed to Murad IV’s assertiveness, while Turhan’s influence encouraged Mehmed IV’s retreat into religious pursuits. These contrasting upbringings shaped not only their political strategies but also the long-term trajectory of the empire. One often-overlooked aspect of Mehmed IV’s reign was his impact on the Ottoman succession system. Unlike Murad IV, whose failure to secure dynastic stability led to unrest, Mehmed IV’s restraint in executing potential rivals ensured continuity. This might be his most enduring legacy, despite its lack of recognition in scholarship. By comparing these two rulers, this paper highlights broader transformations in seventeenth-century Ottoman governance and the shifting balance between military strength and religious legitimacy in defining imperial authority.

  • Open Access Icon
  • Research Article
  • 10.24186/vakanuvis.1667879
Hüseyinzâde Ali Bey’in Düşünce Dünyası
  • Oct 31, 2025
  • Vakanüvis - Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi
  • Mustafa Çıkmaz + 1 more

Hüseyinzâde Ali Bey, 19. ve 20. yüzyıllarda Azerbaycan ve Osmanlı coğrafyasında etkili olmuş önemli bir düşünür, siyasetçi ve sanatçıdır. Düşünce dünyası, Türkçülük, İslamcılık ve modernleşme ekseninde şekillenmiş olup, bu kavramları birbiriyle uyumlu hale getirerek çağdaş bir toplum inşa etme çabasına yönelmiştir. “Türkleşmek, İslamlaşmak, Avrupalılaşmak” sloganı, onun entelektüel anlayışının temelini oluşturmuş, bu ilkeler doğrultusunda toplumsal dönüşüm için eğitim, kültür ve siyasetin önemini vurgulamıştır. Hüseyinzâde, Osmanlı ve Azerbaycan’daki modernleşme hareketlerine yön veren bir figür olarak, geleneksel değerlerin korunmasını savunurken aynı zamanda Batı’nın bilim ve teknolojisinden yararlanılması gerektiğini savunmuştur. Milliyetçilik anlayışı, bireysel ve toplumsal kimliği güçlendirme çabasıyla şekillenmiş olup, Türk dünyasının birlik içinde hareket etmesini amaçlamıştır. Bu bağlamda bu makalede, Hüseyinzâde Ali Bey’in düşünsel mirası incelenerek onun Türk-İslam modernleşmesi anlayışı, eğitim ve kültür politikaları ile milliyetçilik düşüncesi ele alınmıştır.

  • Open Access Icon
  • Research Article
  • 10.24186/vakanuvis.1663156
Köy Postası Dergisi’nde Köy Kalkınması Meselesi (1950-1954)
  • Oct 31, 2025
  • Vakanüvis - Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi
  • Hacı Veli Gök

Çalışmanın referans kaynağı olarak, köy ve köy kalkınması anlamında ciddi atılımların yapıldığı Demokrat Parti’nin ilk dönemi olan 1950-1954 arası periyod baz alınmıştır. Köy Postası, Cumhuriyet Dönemi tarım politikalarında ciddi atılımların yapıldığı bahse konu dönemin önemli bir dergisidir. Bu anlamda çalışmada Köy Postası temelli köy kalkınmasının kapsamlı bir şekilde ele alınmış olması çalışmayı daha önemli hale getirmiştir. Çalışmanın odak noktası 1944 yılında yayın hayatına başlayan ve döneminin popüler dergileri arasında yer alan Köy Postası’dır. Köy ve köy kalkınması adına 1950-1954 arası devre Köy Postası’nın ışığında değerlendirilmiştir. Bu minvalde dergi köy kalkınması adına açıklayıcı ve bilgilendirici birçok yayını okuyucuları ile buluşturmuştur. Ayrıca dergide sadece köy kalkınması ile ilgili yazılar yer almamış, bunun yanında tarım ve hayvancılık başta olmak üzere köy yaşamı ile alakalı konulara da değinilmiştir. Köy Postası’nda, realite ile çelişmeyen ve iktidarların köy politikalarını tenkit eder derecede değerlendirmelerin yer aldığı görülmektedir. Bu anlamda, Köy Postası daima Türk köylüsünün yanında olmuş ve derginin anlatımı ile ihmal edilmiş olan Türk köylüsünün haklarını savunan yegâne yayınlar arasında yerini almıştır. Bu hali ile Köy Postası Türkiye’de köy ile ilgili yapılan tüm yayınlarda vazgeçilmez bir referans olma özelliği kazanmış ve DP Dönemi’nin önemli ve popüler bir köy dergisi olma özelliğini kazanmıştır.

  • Open Access Icon
  • Research Article
  • 10.24186/vakanuvis.1699740
Kırım’dan Tekfurdağı’na: 1860-1863 Yılları Arasında Göç ve İskân
  • Oct 31, 2025
  • Vakanüvis - Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi
  • Mahmut Turan

Kırım Savaşı’nın ardından Rus İmparatorluğu tarafından Kırım ve Kuzey Kafkasya’da uygulanan baskı ve zorunlu iskân politikaları, bölgedeki Müslüman nüfusu kitlesel göçe zorladı. Bu göç dalgası ile birlikte Osmanlı Devleti ciddi bir demografik hareketlilikle karşı karşıya bırakıldı. Bu çerçevede Tekfurdağı sancağı, Kırım’dan gelen muhacirler için önemli bir iskân merkezi olarak ön plana çıkmaktaydı. Göç ve iskân süreci, muhacirlerin arazi edinme, konut inşa etme ve tarımsal üretime katılma gibi temel alanlarda karşılaştıkları çeşitli zorluklar doğrultusunda şekillenmiştir. Devletin merkezi iskân politikaları, muhacirlerin akraba ve kabileleriyle birlikte yerleşme istekleriyle her zaman örtüşmedi. Bu durum, muhacirlerle devlet yetkilileri arasında zaman zaman anlaşmazlıklara neden oldu. Yerel idarenin ve halkın sınırlı ekonomik kaynaklara rağmen muhacirlere karşı gösterdiği dayanışma ve destek, muhacirlerin temel ihtiyaçlarının karşılanmasında belirleyici oldu. Ancak uzun süren barınma, iskân ve geçim sorunları, sürecin etkinliğini önemli ölçüde sınırlandırdı. Bu çalışma, 1860-1863 yılları arasında Tekfurdağı’na yönelik göç ve iskân süreçlerini arşiv belgeleri ve birincil kaynaklar ışığında incelemekte; muhacir yerleştirme politikalarının yerel düzeydeki uygulanış biçimlerini, karşılaşılan idarî ve iktisadî güçlükleri, muhacir topluluklarının adaptasyon dinamiklerini ve devlet-muhacir-halk ilişkilerini analitik bir yaklaşımla ele almaktadır. Böylelikle, Osmanlı muhacir siyasetinin yalnızca merkezî düzenlemelerden ibaret olmayıp taşra idaresinin imkân ve sınırlarıyla, ayrıca muhacirlerin kendi sosyal ağları ve talepleriyle nasıl şekillendiği ortaya konulmaya çalışılacaktır.

  • Open Access Icon
  • Research Article
  • 10.24186/vakanuvis.1654079
Trabzon Kent Merkezinde Hristiyan Nüfusun Artışı ve Nedenleri
  • Oct 31, 2025
  • Vakanüvis - Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi
  • Erdal Hürol

Anadolu’nun Karadeniz sahillerine açılan güzergâhlarından biri olan Trabzon kara ve deniz ulaşımı açısından stratejik konuma sahiptir. Kafkasya’dan Hazara, Erzurum-Tebriz hattı ile İran’a kadar uzanan ulaşım ağı liman kenti Trabzon’u ön plana çıkarmaktadır. Kırım, Odessa, Köstence, Sivastopol olmak üzere kuzey-güney yönünde Karadeniz limanları arasındaki ulaşım ve ticaret potansiyeli Trabzon’u siyasi ve askeri açıdan daha da önemli hale getirmiştir. Rusya ve Kırım üzerinden ithal edilen başta buğday ve diğer emtiaların hem Anadolu kentlerine hem de başkent İstanbul’a ulaştırılmasında Trabzon limanı kritik öneme sahipti. Sivas, Erzurum, Kayseri, Amasya, Tokat ve diğer Anadolu kentlerinde üretilen buğday, un, deri, bal, tereyağı gibi hayvansal ve tarım ürünleri Trabzon üzerinden Karadeniz sahiline çeşitli vasıtalarla nakledilmekte ve oradan da gemilerle farklı yerlere ihraç edilmekteydi. Karadeniz uluslararası ticarete açılmadan önce de Trabzon limanı alternatif bağlantı rotaları, ithalat, ihracat gibi yoğun ticari faaliyetleri sayesinde Ceneviz ve Venedikliler başta olmak üzere birçok yabancı devletin ve tüccarın ilgisini çekmiştir. Bundan dolayı Kent merkezindeki dükkânlar, mağazalar, eczaneler, ticarethaneler ve imalathanelerin önemli bir kısmı yabancılara aitti. Anadolu’dan ve yabancı devletlerden gelen Müslüman ve Hristiyan tüccarlar, eczacılar, doktorlar, mevsimlik işçiler, hamallar, kayıkçılar, meslek erbabından oluşan yoğun bir yabancı nüfus Trabzon kent merkezinde ikamet etmekteydi. 1800’lerden itibaren seyyahlar, doğa bilimciler, araştırmacılar, ticaret komiserlikleri Karadeniz kentlerine yoğun ilgi duymaya başladılar. Akabinde Fransa, Britanya, Avusturya, İtalya, İran, Rusya Trabzon’da konsolosluk açmıştır. Tanzimat uygulamalarıyla birlikte temizlik, aydınlatma, ulaşım, çevre sağlığı gibi beledî hizmetleri sağlayacak düzenlemeler yapıldı. Liman idaresi, deniz fenerleri, karantina yerleri, hastaneler, gümrük binalarının ihdas edilmesi, kadastro çalışmaları, arazi düzenlemeleri yapıldı. Buna bağlı olarak arazilerin kıymeti hızlı şekilde artışa geçti. Kuyumculuk, bakırcılık, sarraflık, taş işçiliği, marangozluk, terzi, ayakkabıcılık gibi zanaat kolları, gıda, dericilik, boyahane, mensucat, değirmenciliğin yanı sıra birçok imalat sektörü hızla gelişmeye başlamıştır. Bu gelişmeler tarihi bir liman kenti olan Trabzon’un sosyo-kültürel, iktisadi ve demografik yapısını derinden etkilemiştir. Tanzimat ve Islahat reformlarıyla birlikte Osmanlı toplum yapısındaki değişime bağlı olarak Gayrimüslimlerin siyasi, iktisadi ve sosyal hayatta öne çıkmaları ivme kazanmıştır. Modern kapitalist sistemin bir uzantısı olan uluslararası ticaret ve yabancı sermaye liman kentlerindeki iktisadi ve sosyal dönüşümün kilometre taşları olmuştur. Karadeniz sahil kentlerindeki değişim dalgası ve ticari fırsatlar göçleri hızlandırmış, buna bağlı olarak nahiyelerden, kazalardan ve Anadolu’nun farklı kentlerinden sahillere doğru göç hareketini tetiklemiştir. Ticaret ve göçler liman kentlerinde 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren demografik yapıyı dönüştüren en önemli dinamiklerden birisi olmuştur. Salgın hastalıklar, savaşlar, kuraklık-kıtlık, Osmanlı Devleti’ndeki askerlik uygulamaları, yabancı sermaye, göçler, Gayrimüslimlerin tekeline geçen uluslararası ticaret Müslüman nüfusu sistemin dışına çıkarmış ve zamanla olumsuz yönde etkilenmiştir. Bu dönemde özellikle Müslüman nüfus düşüşe Hristiyan nüfus ise alışılagelmişin ve rutinin dışında yükselişe geçmiştir. Bu gelişmelere bağlı olarak kent merkezinin sosyo-kültürel dokusu yarım asır öncesine göre değişmiştir. Çalışma kapsamında 19. yüzyıldan 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar olan süreçte sosyo-kültürel, iktisadi gelişmeler ekseninde Trabzon kent merkezinin demografik yapısı ele alınmıştır. Yöntem olarak örneklem, nitel analiz ve değerlendirmelerden hareketle çıkarımlara varma metodolojisi benimsenmiştir. Osmanlı, İngiliz ve Fransız ana kaynakları temelinde Trabzon kent nüfusunun yaklaşık yüzyıllık değişim ve dönüşüm süreci istatistikler üzerinden analiz edilmiştir.

  • Open Access Icon
  • Research Article
  • 10.24186/vakanuvis.1698640
Holokost ve Anti-Semitizm Gölgesinde Yerleşimci Kolonyalizmi Unutturmak: İsrail’in Tarih Anlatısı ve Tanıkların Suskunluğu
  • Oct 31, 2025
  • Vakanüvis - Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi
  • Menderes Kurt

Bu çalışmanın amacı, bütün özelliklerine sahip olmasına rağmen İsrail’in neden yerleşimci kolonyalist bir aktör olarak anılmadığı sorusuna cevap bulmaktır. İsrail, yerleşimci kolonyalizmi anlatan literatürün belirttiği tüm özellikleri taşımaktadır. Siyonist liderlerin kendi anlatıları da İsrail politikalarının Batı’nın kolonyalist politikalarıyla örtüştüğünü ortaya koymaktadır. Özellikle İsrail’in kuruluşu sürecinde ve sonrasında yerleşimci kolonyalizmin üç temel özelliği olan emek, toprak ve nüfusu işgal/kontrol etme politikaları, İsrail’i yerleşimci kolonyalizmin günümüzdeki başlıca temsilcisi yapmaktadır. Bu minvalde çalışma, İsrail’in kolonyal yapısının görülmemesinin nedeninin Holokost anlatısının sadece Yahudi varlığı ile eşleştirmesi ve İsrail tarihinin “kolonyal” noktadan ziyade “ulus-devletleşme ve milliyetçilik” çerçevesinde ele alınması olduğunu iddia etmektedir. İsrail tarihinin milliyetçi bir noktadan ve bir ulus-devlet yaratma misyonu üzerinden ele alan literatürün baskınlığı, kendisini baştan itibaren kolonyalist politikayla eşleştiren İsrail tarihini görünmez kılmaktadır. Nitekim akademideki bu baskınlık, yerleşimci kolonyalizm söylemini bastırırken, Holokost’un tamamen Yahudilerle ilişkilendirilmesi ise bu tür tarihsel gerçeklikleri Anti-semitik söylem suçlaması yoluyla akademik sorgulamaları gündemin dışına itmektedir.

  • Open Access Icon
  • Research Article
  • 10.24186/vakanuvis.1672759
Moğolların Güneybatı Asya’yı İşgaliyle Anadolu Ve Bilâdüşşam’da Yaşanan Kıtlıklar
  • Oct 31, 2025
  • Vakanüvis - Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi
  • Abdülbaki Bozkurt

Yaygın ve sürekli açlığa mahkûm eden, etkilediği insanları zayıflatıp güçten düşüren, ölüm oranında önemli bir artışa yol açan ve uzun süreli gıda darlığı yaşatan kıtlık, insanları her daim tehdit eden felaketlerden biri olmuştur. Bu çalışmada 1230-1335 yılları arasında Moğol istilasına uğrayan Anadolu ve Bilâdüşşam’da meydana gelen kıtlıkların sebepleri ve bölge halkları üzerinde yaptığı olumsuz etkileri incelenecektir. Makale, önemini, anılan dönemin büyük sorunlarından ve aynı zamanda yaşananların sosyal bir boyutu olduğu halde fazla ilgi görememiş kıtlıkları incelemiş olmasından almaktadır. Araştırmada dönemin çağdaşı olan tarihçilerin yazdıklarına odaklanılmıştır. Bunun yanı sıra tetkik eserlerden de faydalanma yoluna gidilmiştir. Çalışmada tarih biliminin kullandığı çözümleme, karşılaştırma ve değerlendirme tekniklerinden yararlanılmıştır. Çalışmanın neticesinde, Moğol istilasına uğrayan Anadolu ve Bilâdüşşam’da meydana gelen kıtlıkların bir kısmının doğal diğer bir kısmının ise beşeri sebeplerden kaynaklandığı sonucuna ulaşılmıştır. Doğal kaynaklı olanlara müdahale çok zor olsa da etkisi uzun süreli olmamıştır. Beşeri olan kıtlıklarda ise müdahale olanağı daha mümkün olduğu halde yıkıcılığı ve süresi daha uzun olmuştur. Bu açıdan araştırmada, her ne kadar doğal sebeplerden kaynaklanan kıtlıklarda kuraklık ve çekirge istilalarının etkisinin büyük olduğu görülse de Moğolların bölgeyi istila etmesinin de kıtlığın artmasında önemli bir faktör olduğu tespit edilmiştir.

  • Open Access Icon
  • Research Article
  • 10.24186/vakanuvis.1700384
Suriye'de Ulusal Direniş Hareketi ve Cemil Mardam'ın Türkiye'yi Ziyareti
  • Oct 31, 2025
  • Vakanüvis - Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi
  • Şeyma Nur Özden

I. Dünya Savaşı sonrası Osmanlı Devleti’nden koparılan Suriye’de Fransız manda yönetimi kurulmuştur. Bu manda yönetiminin Suriye’yi parçalama girişimleri karşısında ülkede güçlü bir bağımsızlık mücadelesinin başladığı gündür. Türk Milli Mücadelesini yürütenler Suriye’de ki bu bağımsızlık mücadelesine de destek vermişlerdir. Suriye’de kurulan Vatani Partisi bağımsızlık mücadelesinin merkezi haline gelmiştir. Suriyeli milliyetçilerin çatısı altında toplandığı Vatani Partisi’nin bu mücadelesi sonrasında 1936’da Fransa, Suriye mandaterliğine son vereceğini ve bağımsızlığını tanıyacağını açıklamıştır. Vatani Partisi’nin ülke yönetimine egemen olduğu ve liderlerinden Haşim el-Attasi’nin cumhurbaşkanı, Cemil Mardam’ın ise başbakanlık görevine getirildiği görülür. Bu süreçte Hatay meselesi Türkiye-Suriye arasındaki ilişkilerin gerginleşmesine neden olsa da iki tarafın sağduyulu yaklaşımları sonucunda mesele hakkaniyetli bir şekilde çözülmüştür. Cemil Mardam’ın Türkiye’yi ziyareti ve Mustafa Kemal Atatürk ile yaptığı görüşme, iki ülkenin birbirini anlamasına ve meselenin çözülmesine katkı sağlamıştır. Suriye'nin manda yönetimine karşı verdiği bağımsızlık mücadelesi, Orta Doğu'da emperyal düzene karşı gelişen direniş hareketlerinden birini temsil etmesi bakımından tarihsel bir öneme sahiptir. Aynı zamanda Türkiye'nin bu sürece verdiği destek, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin temellerini oluşturmuş; Hatay meselesi üzerinden şekillenen bu ilişkiler, bölgesel sınırların ve egemenlik anlayışının barışçıl yollarla nasıl ele alınabileceğine dair önemli bir örnek sunmuştur.

  • Open Access Icon
  • Research Article
  • 10.24186/vakanuvis.1678732
An “Unimportant” Siege: The Siege of Kabul by Mirza Suleiman (1556)
  • Oct 31, 2025
  • Vakanüvis - Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi
  • Yakup Aslan

This article examines the siege of Kabul in the early days of Akbar Shah's reign in terms of military, strategic and political aspects. The article is divided into two chapters. The first chapter focuses on the narration of Kabul siege, particularly by Bayazid Bayat. The second chapter contains an analysis of the siege from the perspective of military history. Factors such as military technology, siege methods, supply and geographical conditions, cunning and deception are identified and their impact on the outcome of the siege is discussed. The siege of Kabul provides a transitional example between traditional sieges and early modern methodical siege wars.