Year Year arrow
arrow-active-down-0
Publisher Publisher arrow
arrow-active-down-1
Journal
1
Journal arrow
arrow-active-down-2
Institution Institution arrow
arrow-active-down-3
Institution Country Institution Country arrow
arrow-active-down-4
Publication Type Publication Type arrow
arrow-active-down-5
Field Of Study Field Of Study arrow
arrow-active-down-6
Topics Topics arrow
arrow-active-down-7
Open Access Open Access arrow
arrow-active-down-8
Language Language arrow
arrow-active-down-9
Filter Icon Filter 1
Year Year arrow
arrow-active-down-0
Publisher Publisher arrow
arrow-active-down-1
Journal
1
Journal arrow
arrow-active-down-2
Institution Institution arrow
arrow-active-down-3
Institution Country Institution Country arrow
arrow-active-down-4
Publication Type Publication Type arrow
arrow-active-down-5
Field Of Study Field Of Study arrow
arrow-active-down-6
Topics Topics arrow
arrow-active-down-7
Open Access Open Access arrow
arrow-active-down-8
Language Language arrow
arrow-active-down-9
Filter Icon Filter 1
Export
Sort by: Relevance
  • Open Access Icon
  • Research Article
  • Cite Count Icon 3
  • 10.24186/vakanuvis.356270
Milli Mücadele Dönemi Türk-Sovyet İlişkilerinde Kafkas Seddi Meselesi
  • Nov 19, 2017
  • VAKANÜVİS - ULUSLARARASI TARİH ARAŞTIRMALARI DERGİSİ
  • Ömer Erden

Milli Mucadele surecinde Ankara Hukumeti’nin yardim alabilecegi tek buyuk devlet Sovyet Rusya idi. Ancak Sovyet Rusya’nin Ermenistan’i himaye eder tavri, bu yardimin onundeki en buyuk engeldi. Gumru Antlasmasi sonrasi Ingiltere-Fransa’nin Ankara Hukumeti’ne yakinlasma cabalari Sovyet Rusya’yi oldukca endiselendirdi. Ankara’nin Ingiltere ve Fransa ile anlasarak kendilerine karsi cephe alacagini dusunen Sovyet Rusya buna engel olmaya calisti. Bu durum Ankara Hukumeti’nin Misak-i Milli dâhilin Sovyet Rusya ile Moskova Antlasmasi’ni imzalamasinda oldukca etkili oldu.

  • Open Access Icon
  • Research Article
  • Cite Count Icon 1
  • 10.24186/vakanuvis.356294
Kafkasya’da Türk Varlığının Başlangıcı Üzerine
  • Nov 19, 2017
  • VAKANÜVİS - ULUSLARARASI TARİH ARAŞTIRMALARI DERGİSİ
  • İbrahim Tellioğlu

Kafkasya, dünyanın üç kıtadan oluştuğu düşünülen zamanlarda Asya ve Avrupa’nın geçiş yeri konumundaydı. Karadeniz’in kuzeyindeki düzlükler iki kıtayı birleştiren ara bölge gibiydi. Günümüzde dünyanın çok daha geniş bir yer olduğu öğrenilmesine rağmen bölgenin iki kıta arasındaki geçiş yeri olma konumu hâlâ devam etmektedir. Bu özelliği yüzünden tarihin ilk zamanlarından itibaren Kafkasya’da pek çok farklı topluluk görmek mümkündür. Hint-Avrupaî, İranî ve Turanî kökenli halklar bu bölgede çok eski dönemlerden itibaren bir arada bulunabilmiştir. Kafkasya’nın çok uluslu yapısı günümüzde de varlığını korumaktadır. Kafkasya XIX. yüzyılın ortalarından itibaren büyük güçlerin hâkimiyet mücadelesine sahne olmuştur. Bu rekabetin bir sonucu olarak bölgenin tarihi ve kültürünü sahiplenme eğilimi ortaya çıkmıştır. Avrupa’da yapılan çeviri faaliyetlerinde yöre kaynakları yabancı dillere aktarılırken tenkide tâbi tutulmadığından Orta Çağ tarihçilerinin dinî ve millî hislerin etkisiyle kaleme aldığı eserlerdeki iddialar günümüze taşınmıştır. Siyasi rekabetin tesiriyle günümüzde yazılan pek çok eserde Gürcü, Ermeni veya Türklerin bölgenin kadim halkı olduğu, uygarlık temelini attığı ileri sürülmüştür. Haliyle birbirinden çok farklı görüşler kaleme alınmıştır. Bu ideolojik ve kültürel zeminde Kafkasya’daki Türk varlığının ne zaman başladığı meselesiyle ilgili olarak da pek çok görüş ileri sürülmüştür. Türkistan ve Türklükle bağlantıları konusunda son yıllarda ele geçen bilgi ve belgeleri görmezden gelen belirli çevreler bu varsayıma soğuk baksa da Kimmer ve İskitler, Kafkasya’da Türklüğün öncüleri olarak kabul edilmelidir. Onlardan önce bölgede Türk bulunduğuna dair iddiaların temeli bugün için zayıftır. Kıpçaklar bu topluluklardan sonra Kafkasya’ya gelen ikinci bir grup olarak kayıtlara geçmiştir. Hunlardan itibaren ise Kafkasya’daki Türk varlığını kesintisiz olarak takip etmek mümkündür.

  • Open Access Icon
  • Research Article
  • Cite Count Icon 3
  • 10.24186/vakanuvis.356288
Karabağ’daki Hocalı Soykırımının Tarihi Arka Planı
  • Nov 19, 2017
  • VAKANÜVİS - ULUSLARARASI TARİH ARAŞTIRMALARI DERGİSİ
  • İsmail Özçelik

Karabağ Hanlığının kurucusu Penah Ali Handır. Penah Ali Bey göçebe hayat süren Cevanşir Türkmenlerinden olup Sarıcalı oymağına mensuptur. Önceleri İran hükümdarı Nadir Şah’ın hizmetinde bulunmuş ve onun emrinde önemli görevler yapmıştır. Fakat İran sarayında kendisi gibi görev alan kardeşinin Nadir Şah tarafından idam edilmesi nedeniyle Karabağ’a gitmiş ve İran hükümdarına karşı bağımsızlık mücadelesine girişmiştir. Karabağ hanlığının kurulması da bu mücadelenin neticesine dayanmaktadır. 1749 yılında hanlığını ilan eden Penah Ali Han, vefatından sonra yerine oğlu İbrahim Halil Han geçmiştir 1806 yılında yerine halefi Mehdi kulu Han Karabağ hanlığına hükümdar olmuş ve bu durum 1822 yılında Rus istilasının gerçekleşmesine kadar sürmüştür. Penah Ali Han, Karabağ’da Şuşa şehrini kendine başkent edinmiş ve bu şehre Penahabad ismi verilmiştir. Kendi adına sikke de bastıran Penah Ali Han’ın bu sikkelerine “Penahabadi” adı verilmiştir. Nadir Şah’ın ölümünden sonra onun komutanlarından olan Urmiyeli Fetih Ali Han Avşar, devlet kurma iddiasıyla Urmiye vilayetinde harekete geçerek Azerbaycan’ı fethetmek istemiş ve Pehah Ali Han’a elçiler ve değerli hediyeler göndererek, onunla ittifak yapmak istemiştir. İbrahim Halil Han’ın Karabağ’daki saltanat dönemine bakıldığında Rusya’nın yayılmacılığa başladığı ve İran da taht kavgalarının şiddetlendiği bir dönem yaşanmıştır. Bu dönemde Şuşha ve Karabağ İbrahim Han’ın yardım alamaması nedeniyle ve bazı hanların Ruslara tabi olması sonucunda İbrahim Halil Han Osmanlı Devleti’nden yardım talebinde bulunmuş, Rusya ile ittifak kuran Tiflis Hanı Iraklı Han da Osmanlı Devleti ile dost olmak istemiştir. Osmanlı devletinin zayıflaması ve duraklamaya girmesi sırasında Kafkasya da başlayan Rus yayılmacılığı ve İran politikaları bu coğrafyada Türk Hanlıklarının bağımsızlıklarının sona ermesiyle sonuçlanan süreçte, Revan Hanlığının Erivan şekline dönüşmesi ve Ermenistan devletinin teşekkülüne zemin hazırlanmıştır. Bununla birlikte Karabağ Meselesi ve Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki ayrılıkların da tohumları ekilmiştir. İşte Hocalı Katliamı bu tarihi gelişmelerin eseridir.

  • Research Article
  • Cite Count Icon 2
  • 10.24186/vakanuvis.356284
İlk Müslüman Hâkimiyetinden Abbasilere Müslümanların Güney Kafkasya Politikalarına Etki Eden İç ve Dış Gelişmeler
  • Nov 19, 2017
  • VAKANÜVİS - ULUSLARARASI TARİH ARAŞTIRMALARI DERGİSİ
  • Bayram Arif Köse

Guney Kafkasya olarak adlandirilan Azerbaycan, Ermeniye ve Arran cografyasi, Hz. Omer doneminde Sâsâni arazilerinin ele gecirilmesinin hemen ardindan Musluman fatihlerin faaliyet sahasi icerisine girmistir. Muslumanlari buraya ceken sebeplerin basinda Dogu Roma’nin Kafkas halkina uygulamis oldugu sert politikalarin yani sira bolgede Muslumanlar aleyhine askeri faaliyetlere girismesi olmustu. Bununla birlikte Sâsânilerle olan savaslarda bolge halkindan ozellikle Ermenilerin kalabalik birliklerle Sâsâni ordularina destek veriyor olmasi da Muslumanlari buraya ceken sebepler arasinda gosterilebilmektedir. Kafkasya arazisinin sundugu tarim imkânlari da bir dereceye kadar Muslumanlari buraya ceken sebepler arasinda gosterilebilmektedir. Hepsinden onemlisi Muslumanlarin Dogu Roma’yla olan sinirlarinin guvenligini saglamak ve bolgeden gelebilecek akinlari durdurmak, tum bunlari yaparken de bolgenin Islamlasmasini saglamak en onemli oncelikler arasindaydi. Tum bu gelismeler Muslumanlarin bolge halkina karsi tutumunu, yapilan anlasmalari, alinacak vergilerin miktarlarini ve askeri temaslari etkileyen unsurlardi. Bu calismanin amaci Muslumanlarin bu politikalarina yon veren etkenleri kaynaklar dogrultusunda ortaya cikarmaktir.

  • Open Access Icon
  • Research Article
  • Cite Count Icon 3
  • 10.24186/vakanuvis.356295
Revan’dan Erivan’a
  • Nov 19, 2017
  • VAKANÜVİS - ULUSLARARASI TARİH ARAŞTIRMALARI DERGİSİ
  • Ahmet Toksoy

Milattan önceki dönemlerden başlayarak Türklerinanayurdu haline gelen bölgelerden birisi de Azerbaycan ve Kafkaslardır.Bölgenin bir Türk yurdu haline gelmesi özellikle Selçuklu Sultanı Alp Arslanzamanında Türk iskân hareketi ile tamamlandı. Azerbaycan’daki Türkhâkimiyetinin parçalanma emareleri göstermesi üzerine Ruslar, Osmanlı veİran’daki Türk hâkimiyetinde yaşayan Ermenilerle de anlaşarak Azerbaycanhanlıklarını sıkıştırmaya başladılar. Rusların Azerbaycan hanlıklarını işgaletmesinden sonra İran ile Ruslar arasında yapılan savaşta da İran ordularınınmağlup olması üzerine iki devlet arasında Gülistan Antlaşması imzalandı.

  • Open Access Icon
  • Research Article
  • 10.24186/vakanuvis.356285
İmam Şamil’in Naibi Hunzakhlı Haci Murat
  • Nov 19, 2017
  • VAKANÜVİS - ULUSLARARASI TARİH ARAŞTIRMALARI DERGİSİ
  • Yılmaz Nevruz

Kafkas millî kahramanlarından Hunzakhlı Haci Murat hakkında telif edilen eserlerin müşterek özelliği olaylara duygusal yaklaşmaları olmuştur. Bu eserlerin en meşhuru Tolstoy’un “Hacı Murat”ı olup Çarlık Rusya’sının resmî görüşünü yansıtan belgelere ve sansasyonel haber-yorumlara dayalı hikâye formatındaki eser hâlâ birçok yazar için kaynak olmaya devam etmektedir. Ancak gerek bu eserin gerekse Türkiye’de Haci Murat hakkında yazılan roman ve hikâye türü kitapların büyük bölümünün hayal mahsulü olduğu göz ardı edilmemelidir. Bu çalışmamızda Kafkasya İmamat sisteminde önemli bir etki bırakmış olan Mudir/Baş Naib Hunzakhlı Haci Murat’ın kısa biyografisi sunulduktan sonra Rus dilinde yazılanlar başta olmak üzere güvenilir yazılı kaynaklara dayanarak İmam Şamil ile Haci Murat arasında vuku bulan anlaşmazlığın tarih usulüne göre objektif bir tahlili yapılmaya çalışılmıştır.

  • Open Access Icon
  • Research Article
  • 10.24186/vakanuvis.356280
İki Dünya Savaşı Arası Dönemde Türkiye'deki Sovyet Karşıtı Göç Faaliyetleri
  • Nov 19, 2017
  • VAKANÜVİS - ULUSLARARASI TARİH ARAŞTIRMALARI DERGİSİ
  • Volodymyr Komar

Bu makalede, Sovyet Birliği’nin Rus olmayan halklarının yerel devletlerinin bağımsızlıklarını kaybettikten sonraki Türkiye’ye siyasi iltica talebiyle göçü ele alınmaktadır. Bu insanlar Polonya’nın ulusal farklılıklar nedeniyle SSCB’nin zayıflaması ve çökmesini amaçlayan prometheism kavramı çerçevesinde hareket eden Polonya özel servisinin ilgi alanına girmektedir. Polonyalılar farklı Gürcü, Azeri ve Kuzey Kafkasya halklarını bir araya getirmeyi başararak onların Sovyet karşıtı faaliyetlerine rehberlik ettiler. Uluslar arası alandaki gelişmeler Polonyalı Pisudski’nin Prometheism planlarına engel oldu.

  • Open Access Icon
  • Research Article
  • Cite Count Icon 4
  • 10.24186/vakanuvis.356274
Kafkasya’da Osmanlı Tahkîmatı: Sohum Kalesi (1723-1729)
  • Nov 19, 2017
  • VAKANÜVİS - ULUSLARARASI TARİH ARAŞTIRMALARI DERGİSİ
  • Cengiz Fedakar

II. Mehmet, Sohum merkezli Abhazya’yı 1454 yılında fethetmişti. Osmanlı hâkimiyetine geçtikten sonra Doğu Karadeniz ticaretinin, Sohum İskelesi ve bölgenin güvenliği için burada eski Ceneviz kalıntıları üzerine yeniden dört tabyalı ve üç kapılı taştan bir kale inşa edilmiştir. İnşaat faaliyetleri 1723 yılından 1729 yılına kadar sürmüştür. İnşaat için lazım olan kereste ve taş bölgeden karşılanırken, işçiler daha çok Anadolu ve İstanbul’dan temin edilmiştir. Kalenin iaşe, mühimmat, cephane ve asker ihtiyacı ise İstanbul, Anadolu, Rumeli ve Kırım’dan temin edilmiştir. 18. Yüzyılın ikinci yarısında artan Rus tehdidi buranın önemini arttırınca bölgedeki diğer kalelerle birlikte Sohum Kalesi de güçlendirilmiştir. Çeşitli dönemlerde Osmanlı-Rus savaşlarında işgale uğramış, nihayetinde ise fiili olarak 1812 Bükreş Antlaşmasından sonra, resmi olarak 1829 Edirne Antlaşmasından sonra tüm Kafkasya ile birlikte Rusya sınırlarında kalmıştır.

  • Open Access Icon
  • Research Article
  • Cite Count Icon 2
  • 10.24186/vakanuvis.356254
Öküz Mehmed Paşa’nın Kafkasya Seferi
  • Nov 19, 2017
  • VAKANÜVİS - ULUSLARARASI TARİH ARAŞTIRMALARI DERGİSİ
  • Enes Ağar

Karagümrüklü Türk bir aileye mensup olup 1583’de Enderun-u Hümayuna girerek burada iyi bir eğitim aldıktan sonra hızla devlet kademelerinde yükselmeye başlayan Öküz lakabıyla anılan Mehmed Paşa, III. Mehmed dönemine (1595-1603) kadar çeşitli devlet kademelerinde görev yaptıktan sonra I. Ahmed’in saltanatının ilk yıllarında Mısır Beylerbeyliğine atanmıştır. Burada başarılı bir yönetim sergileyen Mehmed Paşa, ikinci vezirlik rütbesiyle Kaptan-ı Deryalık görevine getirilmiş, Beyrut’ta düzeni sağlamasına rağmen aynı yıl İspanyol donanması karşısında yedi gemi kaybederek yenilerek gözden düşmüştür. Ancak Nasuh Paşa’nın ölümüyle zaten kâht-ı rical olarak bilinen bir dönemde Mehmed Paşanın hizmetlerine hâsıl olmuş ki bu defa Şah Abbas’ın Osmanlı Devletine karşı hasmane tavırlarını sona erdirmek için İran seferine memur edilmiştir. 22 Mayıs 1615 günü İstanbul’dan Üsküdar’a geçişle başlayan Kafkasya Seferi’nde yöredeki şerirleri tedip ederek ilerleyen Mehmed Paşa Konya-Halep üzerinden takriben bir yıl sonra Erzurum’a ulaşacak oradan da gerekli tedbirleri aldıktan sonra Şah Abbas’ın üzerine yürüyecektir. Bu arada on yılı aşkın süredir dönmesine izin verilmeyen Osmanlı elçisi, yanında Şah Abbas’ın temsilcisi olduğu halde İstanbul’a intikal etmiş bulunuyordu. Ancak yapılan görüşmeler sonuç vermeyecek ve Mehmed Paşa emrindeki kuvvetlerle Revan önlerinde görülecektir. Aynı zamanda Öküz Mehmed Paşa’nın Kafkas seferi olarak bilinen Revan’ın seferi şehrin şiddetle kuşatılmasına rağmen belirgin bir başarı sağlanamamasıyla sonuçlanacaktır. Bu yüzden sadrazamlıktan azl edilen Mehmed Paşa bir müddet sonra II. Osman döneminde (1618-1622) tekrar sadrazam olarak atanmışsa da kısa zaman sonra bu görevinden de azl edilerek Halep beylerbeyliği rütbesiyle Suriye’ye gönderilmiş ve burada kısa bir süre sonra geride pek çok hayrat eser bırakarak vefat etmiştir. (1619).

  • Open Access Icon
  • Research Article
  • Cite Count Icon 2
  • 10.24186/vakanuvis.356261
I. Dünya Savaşı Döneminde Kafkasya’da Bulunan Türk Esirleri
  • Nov 19, 2017
  • VAKANÜVİS - ULUSLARARASI TARİH ARAŞTIRMALARI DERGİSİ
  • Mahmut Akkor

Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı’nda Rusya ile Kafkas Cephesinde çok kanlı muharebeler yapmış ve ağır kayıplar vermişti. On binlerce asker, Ruslar tarafından esir alınmıştı. Esirler, öncelikle cephe gerisinde sorgulanır ve gerekli kayıt işlemleri tamamlandıktan sonra Erzurum’daki toplanma kampına sevk edilirdi. Burada birkaç gün kalındıktan sonra sağlık durumu iyi olanlar trenlere bindirilerek Tiflis’e gönderilirdi. Tedaviye ihtiyaç duyanlar karantina kamplarına sevk edilirdi. Tedavi süreci tamamlandıktan sonra bu kişiler de Tiflis’e gönderilirdi. Tiflis’te bir müddet kalan esirler, Azerbaycan’a doğru yola devam ederdi. Tiflis’te kalan ve esaret yaşayanlar da vardı. Esirlerin Azerbaycan’da kaldığı en büyük kamp, Bakü’nün güneyinde Hazar Denizi’nde bir ada olan Nargin Adası’ydı. Kafkaslardaki en büyük toplama kampı olan adada binlerce asker ve sivil uzun yıllar esaret yaşamıştı. Kampın hayat koşulları son derece ağırdı. Esirler tarafından “Cehennem Adası” olarak nitelendirilen adada bitki örtüsü ve su yoktu. Su, belirli aralıklara Bakü’den getiriliyor ancak miktarı esirler için yeterli olmuyordu. Yaşam koşullarına dayanamayan birçok esir, evine dönememişti. Azerbaycan’da bulunan birçok kurum, kuruluş ve şahıs esirlerin durumu iyileştirmek için çalışmalar yapmıştır. Yardım toplamak, yaşadıkları alanı iyileştirmeye çalışmak, gıda ve kıyafet dağıtmak esirler için yapılan aktivitelerden bazılarıdır. 1915 yılı ilkbaharında açılan kamp, 15 Eylül 1918’de Osmanlı ordusunun Bakü’ye girdiği tarihe kadar varlığını devam ettirmiştir.