Year Year arrow
arrow-active-down-0
Publisher Publisher arrow
arrow-active-down-1
Journal
1
Journal arrow
arrow-active-down-2
Institution Institution arrow
arrow-active-down-3
Institution Country Institution Country arrow
arrow-active-down-4
Publication Type Publication Type arrow
arrow-active-down-5
Field Of Study Field Of Study arrow
arrow-active-down-6
Topics Topics arrow
arrow-active-down-7
Open Access Open Access arrow
arrow-active-down-8
Language Language arrow
arrow-active-down-9
Filter Icon Filter 1
Year Year arrow
arrow-active-down-0
Publisher Publisher arrow
arrow-active-down-1
Journal
1
Journal arrow
arrow-active-down-2
Institution Institution arrow
arrow-active-down-3
Institution Country Institution Country arrow
arrow-active-down-4
Publication Type Publication Type arrow
arrow-active-down-5
Field Of Study Field Of Study arrow
arrow-active-down-6
Topics Topics arrow
arrow-active-down-7
Open Access Open Access arrow
arrow-active-down-8
Language Language arrow
arrow-active-down-9
Filter Icon Filter 1
Export
Sort by: Relevance
  • Research Article
  • 10.19059/mukaddime.1713729
Merciuyûn Zaferi’nin (575/1179) Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin Kudüs’ü Fetih Serüvenindeki Yeri
  • Nov 29, 2025
  • Mukaddime
  • Abdulkadir Turan

Nûreddin Mahmud Zengî’nin vefatının (569/1174) ardından yerine küçük yaşlardaki oğlu Melikü’s-Sâlih İsmail (ö. 577/1181) geçtiyse de Şam’ın birliği bozuldu; Şam-Mısır birliği de dağılma riski ile karşı karşıya kaldı. Nûreddin Mahmud Zengî’nin Mısır naibi Selâhaddin-i Eyyûbî (ö. 589/1193) buna karşı Dımaşk’taki emîrlerin çağrısı üzerine Mısır’dan Şam’a geçip Dımaşk, Hama ve Humus gibi Şam şehirlerine hâkim olduysa da Halep; Musul Atabegi II. Seyfeddin Gazi (ö. 576/1180) ile ittifak içinde ona karşı direndi. Selâhaddin, bu ittifakı Tel Harra ve Tel Sultan savaşlarında yendikten sonra 571/1176’da onunla anlaşıp yeniden Mısır’a geçti. Sultan, Mısır’daki hazırlıkların ardından 573/1177’de Kudüs Haçlı Krallığına karşı Mısır üzerinden Gazze-Askalân seferine çıktı. Ne var ki Kudüs’e epey yaklaşmışken Remle civarında Haçlı baskınına uğrayıp kayıplar vererek Kahire’ye döndü. Buna karşı Şam’daki Müslüman kuvvetler Haçlılara karşı mücadelede yetersiz kalırken Selâhaddin, 573/1178’de yeniden Şam’a geçti ve Haçlılara karşı mücadeleyi buradan sürdürerek 575/1179’da merkezinde Merciuyûn Zaferi’nin yer aldığı, peş peşe başarılar kazandı. Yeğeni Ferruhşah’ın (578/1182) da maharetiyle Haçlıların önemli isimlerini esir aldı ve Haçlılar için stratejik bir öneme sahip olan Beytü’l-Ahzan Kalesi’ni yıktı. Merciuyûn Zaferi; Kudüs Haçlı Krallığı’na doğrudan verdiği zararlar ve dolaylı olarak birliğine verdiği zararın yanı sıra Şam’da Müslümanların birliği üzerindeki etkileri ile de Kudüs’ün fethine giden yolu açtı. Makalemizde bu bağlamda Merciuyûn Zaferi’nin Selâhaddin’in Kudüs’ü fethi serüvenine katkısı işlenmiştir.

  • Research Article
  • 10.19059/mukaddime.1708073
Halk Hukukunun Sözlü Kültüre Yansımaları: Kızıltepe Örneği
  • Nov 29, 2025
  • Mukaddime
  • Sebra Gündoğdu + 1 more

Halk hukuku pozitif hukuktan önce, kimi zaman pozitif hukukla birlikte kimi zamanda pozitif hukukun yerine kimi bölgelerde bugün dahi toplumsal hayatı düzenleyen bir uygulamadır. Halk hukuku uygulandığı sahanın örf, adet ve geleneklerine kültürel kodlarına, dinî inanışına bağlı olarak kimi farklılıklara sahip olabilmektedir. Çalışmada Kızıltepe sahasının sözlü kültürüne yukarıda ifade edilen tarihi ve kültürel arka planlar da göz önünde bulundurularak halk hukukunun yansımaları üzerinde durulacaktır. Çalışmada atasözü, deyim, efsane ve türküler; yönlendirilmiş görüşme yöntemiyle elde edilmiş olup maniler ise yazılı bir kaynaktan elde edilmiştir. Her bir anlatı türü ve türküler halk hukuku bağlamında değerlendirilmiştir. Kızıltepe’de Halk Hukuku isimli tezin “Sözlü Kültür Ürünleri ve Halk Hukuku İlişkisi” başlığının genişletilip yeniden değerlendirildiği bu çalışmanın amacı mezkûr sahadaki halk hukuku uygulamalarının sözlü kültüre etkisini tespit etmektir. Çalışmada kullanılan kaynak kişilerle görüşme yapabilmek için söz konusu tez çalışması esnasında bir etik kurul belgesi alındığından bu çalışma için ayrıca bir etik kurul belgesi alınmamıştır. 28 adet kaynak kişinin konuyla ilgili beyanları tezde yer aldıkları ilgili sayfalara atıf yapılarak belirtilmiş ve dipnot olarak kaynak kişi numaralarına yer verilmiştir. Çalışmanın atasözü ve deyimler kısmı en hacimli olandır. Bu bölümde halk hukukun çok çeşitli unsurlarına rastlanmakla birlikte evlilik hukuku ile ilgili örneklerin fazlalığı dikkati çekmektedir. Maniler, efsaneler ve türküler kısmında da sevgililik, nişanlılık, evlilik temaları ele alınmaktadır. Araştırmanın neticesinde sahada uygulanan ve köklü bir geçmiş ve dinî arka plana sahip olan halk hukuku uygulamalarının sözlü kültüre nüfuz edecek kadar güçlü olduğu anlaşılmaktadır ve bunlar arasında en güçlüsü ise “evlilik” hukukudur. Sağlam bir ailenin temelinin sağlam adımlarla atılmış bir evlilikten geçtiği görüşü bugün de geçerliliğini koruyan bir görüştür.

  • Research Article
  • 10.19059/mukaddime.1710109
Timur’un Mardin Seferleri ve Artuklularla Kurduğu Siyasi İlişkiler
  • Nov 29, 2025
  • Mukaddime
  • Abdülbaki Bozkurt

Türk tarihinde derin izler bırakmış hükümdarlardan biri olan Timur, girdiği bütün savaşları kazanarak Türkistan’dan Avrupa’ya kadar olan coğrafyada hükmünü kabul ettirmiştir. Timur, batıya doğru yaptığı “beş yıllık” ve “yedi yıllık” seferler kapsamında Mardin’i kuşatmıştır. Cihangirlik iddiasıyla ortaya çıkan Timur, üzerine sefer düzenlediği bütün toprakların Cengiz Han ve soyuna ait olduğunu, kendisinin de bu toprakların doğal varisi olduğunu ileri sürmüştür. Bu çalışma, varisi olduğunu iddia ettiği yerlere sahip olmak isteyen Timur’un Suriye, Mısır ve Anadolu toprakları üzerindeki emelini gerçekleştirebilmek amacıyla anahtar bir konumda gördüğü Mardin Artuklularını hedef alan seferleri ve bunların neticesinde ikili arasında gelişen siyasi ilişkilerini incelemektedir. Makale önemini, konu ile ilgili ilk araştırma makalelerinden biri olma özelliğinden almaktadır. Araştırmada, olaylara şahitlik eden Timur taraftarı yazarlarının yanı sıra çağdaşı olan karşıtlarından da yararlanılmıştır. Her iki tarafın görüşleri karşılaştırılarak ve gerektiğinde günümüz tarihçilerinin yorumlarıyla birlikte kişisel değerlendirmeler de katılarak verilmiştir. Çalışmada, çözümleme, karşılaştırma ve yorumlama metotlarından yararlanılmıştır. Çalışmanın neticesinde cihangirlik iddiası olan Timur’un bu hedefine ulaşabilmesi için stratejik bir konuma sahip Mardin’i ele geçirerek Memlüklerin kuzey sınırında bir gedik açma niyetinin olduğu anlaşılmıştır. Bunu gerçekleştirdiği takdirde Mısır ve Suriye’yi çok daha kolay elde edebilecek ve Anadolu’da olup bitenlerden de erken haberdar olabilecekti.

  • Research Article
  • 10.19059/mukaddime.1709069
Türk-İslâm Dayanışması Bağlamında Ahmet Cevad’ın Mücadeleci ve Edebî Yönü
  • Nov 29, 2025
  • Mukaddime
  • Kemal Şamlıoğlu

Türk modernleşmesi sürecinde ortaya çıkan ideolojik eğilimler, sadece Osmanlı topraklarıyla sınırlı kalmamış; Kafkasya, Orta Asya ve özellikle Rusya Müslümanı Türk toplulukları arasında da etkili olmuştur. Bu geniş coğrafyada yankı bulan Türkçülük ve İslâmcılık düşünceleri, Osmanlı aydınlarıyla kurulan temaslar aracılığıyla karşılıklı bir etkileşim süreci içerisinde gelişmiştir. Bu düşünsel yakınlaşmanın dikkate değer örneklerinden biri Azerbaycanlı şair ve mütefekkir Ahmet Cevad’dır. Ahmet Cevad, özellikle Balkan Savaşları sırasında Osmanlı ordusuna gönüllü destek sunarak Türk-İslâm dayanışmasının somut bir timsali hâline gelmiştir. Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi çatısı altında yürüttüğü faaliyetler yalnızca maddi yardım sağlamaktan öte, manevi ve kültürel bir birlikteliğin inşasına katkıda bulunmuştur. Ahmet Cevad’ın edebî kimliği de bu dönemin ruhunu yansıtan güçlü bir mecra olmuştur. Anadolu’nun ve İstanbul’un düşman işgali altındaki durumuna yönelik kaleme aldığı şiirler hem duygusal hem de siyasi bir tavır ortaya koyar. Eserlerinde, vatan, millet ve din temaları iç içe geçmiş bir şekilde işler. Şiirlerinde samimi üslup, halkla bütünleşen bir duyarlılığı yansıtır. Ahmet Cevad, aynı zamanda çağdaş İslâm düşüncesiyle kurduğu ilişki sayesinde, Mehmet Akif Ersoy’un reformist anlayışıyla da paralellik göstermiştir. İslâm’ın modern dünyayla ilişkisini yeniden yorumlama çabası, onun entelektüel kimliğini güçlendirmiş hem Türkçü hem İslâmcı çevrelerde saygı uyandıran bir figür haline gelmesini sağlamıştır. Bu çok yönlü duruşuyla Ahmet Cevad, Türk modernleşmesinin sınırları aşan, bütünleştirici bir sesi olmuştur.

  • Research Article
  • 10.19059/mukaddime.1708913
Britain’s Palestine Policy and the Institutionalization of Jewish Immigration to Palestine (1917-1925)
  • Nov 29, 2025
  • Mukaddime
  • Yusuf Dinçel

This article analyzes the conditions under which Jews migrated to Palestine and how Britain handled Jewish immigration. With the occupation of Palestine by Britain in 1917, a period marked by conflict and turmoil began in the region. In the early years of the occupation, how Britain would establish an administration in Palestine was a matter of great curiosity. However, the Balfour Declaration, which was announced just before the occupation, was a significant document in terms of revealing what the inhabitants of Palestine would face. The Balfour Declaration, published as a result of intensive negotiations between the British and the Jews, declared that Britain would support the establishment of a Jewish homeland in Palestine. At this point, in order to increase the number of Jews -who were fewer in number compared to the Arabs in the region- Zionists encouraged Jewish migration from Europe to Palestine. The Zionists promoted Jewish immigration by disregarding the Arabs. The policy of displacing Arabs from their lands and settling Jews in their place was implemented intensively from the early years of the occupation of Palestine. During this period, the Arabs submitted petitions to the League of Nations in an effort to mobilize the international community against the injustices they faced. This process has been attempted to be revealed through the petitions and reports reflected in some League of Nations and British archival documents. This study also examines the measures taken by the Ottoman State to prevent Jewish immigration, based on Ottoman archival documents.

  • Research Article
  • 10.19059/mukaddime.1715017
Linguistic Transformation in Mardin in Historical Travellers’ Narratives: Multilingualism, Linguistic Observations and Educational Reflections
  • Nov 29, 2025
  • Mukaddime
  • Mehmet Veysi Babayiğit + 1 more

This study aims to examine the linguistic transformation in Mardin within the context of multilingualism by using historical traveler narratives. Mardin has hosted different ethnic, religious and cultural groups throughout history; this has led to the formation of a rich and dynamic multilingual environment in the linguistic structure of the city. Traveler texts from various periods contain valuable linguistic observations as witnesses of this multilingual structure. In this study, which is based on a qualitative historical discourse analysis, these narratives are examined and the languages spoken in the period, the contexts of language use and how travelers perceived this multilingual environment are analyzed. In addition, the educational reflections of the linguistic transformation are evaluated and the effects of multilingualism on the local educational structure are discussed. The findings shed light on the historical and sociolinguistic structure of Mardin; they provide important clues about the historical roots of a multilingual education approach.

  • Research Article
  • 10.19059/mukaddime.1652148
Malay Yarımadasında İngiliz Kolonyal Kapitalizmi: Söylemsel, Demografik ve Ekonomik Dönüşümler
  • Nov 29, 2025
  • Mukaddime
  • Yunus Şimşek

Kolonyal kapitalizm, dizginlenemeyen sermaye birikimi arzusunun bir sonucu olarak, sömürü mekânını ve yerli toplumu kendi çıkarları doğrultusunda dönüştüren ve yeniden kurgulayan bir sistem inşa etmiştir. 19. ve 20. yüzyıllarda bu kapitalist temelli sömürgeleştirme sürecinin en etkin aktörlerinden biri Britanya olmuştur. Bu makale, İngiliz kolonyal kapitalizminin Malay Yarımadası’nda yarattığı dönüşümü tarihsel gelişmeler ve kolonyal yöneticilerin söylemleri çerçevesinde eleştirel bir bakış açısıyla incelemektedir. Bu bağlamda, Malay Yarımadası’nda ‘Boğaz Yerleşkeleri’ olarak adlandırılan antrepo ticaret merkezleri, kolonyal kapitalizmin dönüştürdüğü ilk mekanlar olmuşlardır. Ardından, özellikle İngiliz sermayesinin ihtiyaç duyduğu kalay ve kauçuk hammaddeleri etrafında şekillenen ekonomik faaliyetler, Malay Yarımadası’nın demografik, ekonomik, sosyal ve siyasal yapısını geri döndürülemez biçimde dönüştürmüştür.

  • Research Article
  • 10.19059/mukaddime.1713605
Ercüment Ekrem’in Kundakçı Romanında Ölümcül Erkek Tipi
  • Nov 29, 2025
  • Mukaddime
  • Elif Paliçko

II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet Dönemi yazarlarından Ercüment Ekrem Talu (1888-1956), edebiyatımızda birçok farklı edebî türde eserler vermiştir. Mizah türünde kaleme aldığı yapıtlarıyla ün kazanan Ercüment Ekrem, Tanzimat dönemi yazarlarından Recaizâde Mahmut Ekrem’in oğludur. Yazın hayatında babasının ve Servet-i Fünûn çevresinin etkisinden uzak kalan Ercüment Ekrem, daha çok Ahmet Midhat ve Hüseyin Rahmi gibi yazarları takip etmiştir. Onun yapıtları, genellikle popüler edebiyat çizgisinde değerlendirilir. Ercüment Ekrem, romanlarında dönemin toplumsal ve kültürel hayatını ayrıntılı biçimde yansıtır. Ercüment Ekrem, yan karakterleri, çevreyi ve zamanı da kurmacanın gidişatında etkin olarak kullanır. Bir nevi yazı makinesi olan yazarın kaleme aldığı eserlerde, gözlem ve anlatım gücünü görmek mümkündür. Bu çalışmada, yazarın 1926 tarihli Kundakçı adlı romanı, Türk edebiyatında nadir işlenen “ölümcül erkek” (homme fatale) tipi bağlamında incelenmektedir. Bu tip, ölümcül kadın (femme fatale)’ın erkek karşılığı olarak tanımlanabilir. Şekip karakteri, karşı konulmaz çekiciliğiyle kadınları etkileyerek felakete sürükler. Ölümcül erkek, bu cazibesinin yanı sıra, gizemli ve yalnız olmasıyla da kadınların ilgisini çeker. Toplumsal normları alt üst ederek ahlaki yozlaşmaya sebep olan ölümcül erkek tipi, romanın sonunda cezalandırılır. Şekip’in trajik ölümü, ölümcül erkeğin edebiyattaki tipik kaderini yansıtırken ölümcül kadın tipinin cezalandırılmasıyla benzerlik taşır. Bu çalışma, Türk edebiyatında ölümcül erkek figürünün tasvir biçimlerini açığa çıkarmayı amaçlamaktadır. Çalışmada Şekip’in ölümcül erkek olarak tasvir edilme biçimine ve ölümcül erkek tipinin özelliklerine yoğunlaşılırken, ölümcül erkeğin kurbanı olan kadınlar da değerlendirilecektir. Böylece Türk edebiyatında ölümcül erkek tipi hakkında yapılacak çalışmalara katkı sağlanması amaçlanmaktadır.

  • Research Article
  • 10.19059/mukaddime.1716745
Roma İmparator Kültü ve Yahudiler
  • Nov 29, 2025
  • Mukaddime
  • Necmettin Bilik

Roma imparator kültü, dinî ve politik işlevleriyle Roma ile tebaası arasında hâkimiyet ve sadakat ilişkisini belirledi. Yerel inanışlara uyarlanarak imparatorlukta çeşitli şekillerde uygulandı. İmparator kültünün başlatılması ve uygulanması için imparatorluk halkı zorlanmadı ancak özel anlamı imparatorluktaki her eyaletin, şehrin ve topluluğun bu külte katılmasını gerektiriyordu. Roma yönetiminde Yahudiler atalarının geleneklerini takip etme haklarından dolayı pagan kültlere katılmak zorunda değillerdi. Ancak bu yeni külte özel anlamından dolayı katılmak zorunda kaldılar. Roma’nın kral olarak atadığı Herodes, Palaestina’daki üç kentte imparator kültü başlattı. Yahudiler de diasporadaki sinagoglarda ve Kudüs'teki Tapınak’ta kendilerine özgü ritüeller ve onurlandırmalarla Roma'ya sadakatlerini gösterdiler. Bu nedenle Yahudiler imparator kültü ile ilişkilerinde Roma yönetimiyle sorun yaşamadılar ancak Hellenistik kentlerde Yahudiler ile Hellenler arasındaki çeşitli sorunlarda bu kült Yahudiler aleyhine politik bir araç olarak kullanıldı. Hellenler ve Yahudilerin karşılıklı olarak kimlik sembollerine saldırıları Yahudileri Roma’yla karşı karşıya getirdi. Caligula’nın Kudüs’teki Tapınak’a bir Zeus heykeli yerleştirme emriyle Kudüs ve Tapınak’ın Yahudilere özgülüğü ve kutsallığı tehdit edildi. İmparator kültü, Roma gücünü ve azametini tapınaklarda ibadet edilen imparatorların şahsında toplayan bir hükümdar kültü olarak Yahudi tanrısal monarşi geleneğine dayalı politik ideolojiyi yeniden gündeme getirdi ve Roma karşıtı isyan ideolojisinin şekillenmesinde etkili oldu. Bu çalışma Yahudi toplumunun farklı sosyal politik katmanlarında imparator kültünün nasıl algılandığını, bu kültün neden Yahudiler için bir tehdite dönüştüğünü ve Yahudilerin bu külte nasıl tepki gösterdiklerini incelemektedir.

  • Research Article
  • 10.19059/mukaddime.1708566
Kazasker Mekkî’nin 1897 Zaferi’ni Anlatan Bir Kasidesi ve Divan’ına Dönemin Türk-Yunan İlişkilerinin Yansıması
  • Nov 29, 2025
  • Mukaddime
  • Mutlu Muhammet Aktaş

Edebiyat, toplumların tarihini, kültürünü ve duygularını yansıtan önemli bir sanat dalıdır. Özellikle tarihsel olaylar sanatçıların eserine yansıdığında dönemin zihniyetini ve değerlerini anlamaya imkân tanır. Edebiyatın bu çok yönlü yanı, hem sanatsal kıymetini artırmakta hem de tarihsel sürecin aynası olmasını sağlamaktadır. Bu bağlamda 1897 Türk-Yunan Savaşı da edebiyata ilham veren hadiselerden biri olmuştur. Yunanlıların Osmanlı topraklarına saldırıları sonucu başlayan savaş, Türk ordusunun büyük başarılarıyla sonuçlanmıştır. Ancak diplomatik baskılar nedeniyle savaş alanında kazanılan zafer masada korunamamıştır. Buna rağmen zafer Osmanlı toplumunun moral ve güven tazelemesine olanak vermiştir. Birçok alana olduğu gibi Türk edebiyatına da önemli bir esin kaynağı olmuş ve birçok sanatçının sayısız eser ortaya çıkarmasını sağlamıştır. Başlangıcından son zamanlarına kadar gerek güncel gerek geçmişte meydana gelen sayısız tarihî olayı ele alan klasik Türk edebiyatı bu hadiseye kayıtsız kalmamıştır. Buna örnek olarak Kazasker Mehmed Mekkî Efendi’nin Divan’ı gösterilebilir. Eserde birçok olaya ait manzume yer almaktadır. Bunlar arasında 1897 Türk-Yunan Savaşı’na dair yazılmış 27 beyitlik kaside de bulunmaktadır. Manzume, kazanılan zaferin coşkusunu ve dönemin heyecanını yansıtması bakımından klasik Türk şiiri geleneği için önemli bir örnektir. Mekkî, birkaç şiirinde de savaşa giden yolda Türk-Yunan ilişkisini ele almıştır. Ancak kazanılan zaferi müstakil olarak anlatması bakımından bu manzume mühim bir yere sahiptir. Çalışmada Güldeste-i Zafer başlığını taşıyan bu kaside şekil ve muhteva yönünden incelenmiştir. Çalışmanın başlıca amacı bu kasideden yola çıkılarak 1897 Türk-Yunan Savaşı’nın klasik Türk edebiyatı üzerindeki etkisini göstermektir. Bunun yanında edebiyat ile tarih arasındaki ilişkiyi ortaya koyarak klasik Türk şiirinin sadece estetiğe duyarlı sanatsal bir alan olmadığını, aynı zamanda Türk milletinin duygu, düşünce ve tarihini yansıttığını vurgulamaktır.