Year Year arrow
arrow-active-down-0
Publisher Publisher arrow
arrow-active-down-1
Journal
1
Journal arrow
arrow-active-down-2
Institution Institution arrow
arrow-active-down-3
Institution Country Institution Country arrow
arrow-active-down-4
Publication Type Publication Type arrow
arrow-active-down-5
Field Of Study Field Of Study arrow
arrow-active-down-6
Topics Topics arrow
arrow-active-down-7
Open Access Open Access arrow
arrow-active-down-8
Language Language arrow
arrow-active-down-9
Filter Icon Filter 1
Year Year arrow
arrow-active-down-0
Publisher Publisher arrow
arrow-active-down-1
Journal
1
Journal arrow
arrow-active-down-2
Institution Institution arrow
arrow-active-down-3
Institution Country Institution Country arrow
arrow-active-down-4
Publication Type Publication Type arrow
arrow-active-down-5
Field Of Study Field Of Study arrow
arrow-active-down-6
Topics Topics arrow
arrow-active-down-7
Open Access Open Access arrow
arrow-active-down-8
Language Language arrow
arrow-active-down-9
Filter Icon Filter 1
Export
Sort by: Relevance
  • Open Access Icon
  • Research Article
  • 10.30903/baed.1840205
16. YÜZYILIN İLK YARISINDA EĞRİBOZ SANCAĞI VAKIFLARI*
  • Dec 16, 2025
  • Balkan Araştırma Enstitüsü Dergisi
  • Musa Sezer

Eğriboz, Yunanistan’ın doğu kıyısındaki Eğriboz adasında yer almaktadır. Venedik tarafından müstahkem bir hâle getirilen Eğriboz, Ege’nin önemli deniz üslerindendi. Ada ve şehre ilk Türk akını, 1333’te Aydınoğlu Umur Bey zamanında gerçekleşmiştir. Şehir, Osmanlılar tarafından 1470 yılında Venedik’ten alınmıştır. Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilen şehrin ismi Osmanlı kaynaklarında Eğriboz, Ağrıboz, İğriboz, İğribos gibi çeşitli şekillerde geçmektedir. Osmanlılar tarafından aslı Grekçe Egripos olan söylenişine uygun olarak Eğriboz denildi. Fethinden itibaren bir sancak yapılan Eğriboz, 16. yüzyılın ortasına kadar Rumeli Eyaleti’ne, bundan sonra ise Cezâyir-i Bahr-i Sefîd Eyaleti’ne bağlanmıştır. 1831 yılında Yunanlılara bırakılana kadar yaklaşık 360 yıl Osmanlı hâkimiyetinde kalmıştır. Eğriboz’un Osmanlılar tarafından fethiyle Türk-İslam şehri görüntüsüne kavuşma süreci de başlamış oldu. İlk başta askerî açıdan önemli olan Eğriboz, daha sonra Müslümanların yaşamasına uygun hâle getirilmeye başlanmıştır. St. Mary Kilisesi’nin camiye çevrilmesi ve bir hamam yaptırılmasıyla başlayan şehirleşme süreci daha sonra da devam etti. Şehrin Müslüman halkın yaşamasına elverişli hâle getirilmesiyle nüfus da yükselişe geçmiştir. Eğriboz vakıflarını konu alan bu çalışmanın temel kaynakları, 16. yüzyılın ilk yarısına ait tahrir defterlerindeki evkaf kayıtlarıdır. Bu defterlere Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi’nden ve Kuyûd-ı Kadîme Arşivi’nden ulaşılmıştır. Vakıfların gayrimüslimlerden fethedilen bir şehrin Türkleşmesi ve İslamlaşmasında gösterdiği etki, Eğriboz’da da kendini göstermektedir. Vakıfların etkisiyle Eğriboz’un çehresi değişmiş ve bir Osmanlı şehri hâline getirilmiştir.

  • Open Access Icon
  • Research Article
  • 10.30903/baed.1839779
İNGİLİZ BASININA GÖRE BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NIN BAŞLARINDA TÜRK-YUNAN GERGİNLİĞİ (TEMMUZ- KASIM 1914)
  • Dec 16, 2025
  • Balkan Araştırma Enstitüsü Dergisi
  • İlyas Ak

Saraybosna’da 28 Haziran 1914 günü Sırp milliyetçileri tarafından gerçekleştirilen suikast, Avrupa’daki gerilimleri bir anda tetikleyerek devletler arası çatışmaların derinleşmesine zemin hazırlamıştır. Bu olay Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Sırbistan’a karşı sert bir tepki göstermesine yol açmış; Almanya, Rusya, Fransa ve İngiltere gibi büyük güçlerin de bu sürece müdahil olmasıyla savaş, bir ay gibi kısa bir süre sonra başlamıştır. Avusturya Arşidükü Franz Ferdinand’ın suikast ile öldürülmesi; Avrupa’da yükselen milliyetçilik, emperyalizm, ittifak sistemleri ve militarizmin bir sonucu olmuştur. Uluslararası diplomasinin yetersiz kaldığı bu süreçte devletler arasında yürütülen diplomatik yazışmalar, tehditkâr ültimatomlara dönüşmüştür. Özellikle Avusturya-Macaristan’ın savaş kararı alması üzerinde Almanya’nın etkisi, Rusya’nın Sırbistan’a verdiği destek ve nihayetinde Fransa ve İngiltere’nin pozisyonları savaşı kaçınılmaz kılmıştır. Avrupa’da bu gelişmeler yaşanırken 20. yüzyılın başlarında Ege ve Doğu Akdeniz, büyük güçlerin stratejik çıkarları doğrultusunda yoğun bir çatışma alanı olarak öne çıkmıştır. Bu bağlamda bölgedeki gerilimlerin önlenemez bir sonucu olarak Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında bir savaş çıkması beklenmiştir. Bu makale, Franz Ferdinand suikastının ardından Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na fiilen dâhil olduğu döneme kadar geçen sürede, Türk-Yunan ilişkilerindeki diplomatik gerilimin İngiliz basınındaki yansımalarını analiz etmiştir. Suikast Avrupa’daki siyasi gerilimi artırdığı gibi Ege ve Doğu Akdeniz bölgesindeki diplomatik çatışmaları da derinleştirmiştir. İngiliz basınında yayımlanan haberler, Osmanlı-Yunan diplomatik krizinin olası bir savaşa dönüşme sürecine ilişkin gelişmeleri ve bu sürecin dinamikleri hakkında önemli ipuçları sunmuştur. Bu çalışma dönemin İngiliz basınında yer alan haber, makale ve köşe yazıları üzerinden, İngiliz basınının Osmanlı-Yunan gerilimini nasıl algıladığını ve bu algının Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı başlarında uluslararası ilişkilerdeki stratejik kararlarına nasıl yansıdığını analiz etmeyi amaçlamıştır. Çalışmada İngiliz basınının olaylara yaklaşımı, Türk-Yunan diplomatik stratejilerinin yanı sıra bölgedeki jeopolitik dinamikler ışığında değerlendirilmiştir. Ayrıca Osmanlı Devleti ile Yunanistan’ın Doğu Akdeniz ve Ege Denizi’ndeki çıkarlarına yönelik tutumu ve bu tutumun savaş sürecine etkileri detaylandırılmaya çalışılmıştır.

  • Open Access Icon
  • Research Article
  • 10.30903/baed.1840240
M. Edith Durham, Balkanların Yirmi Yılı 1900-1920, Dorlion Yayınları, Ankara, 2025, 328 Sayfa, ISBN: 978-625-383-121-9
  • Dec 16, 2025
  • Balkan Araştırma Enstitüsü Dergisi
  • Mert Bayın

Balkanlar, tarih boyunca ulusların bitmeyen güç tutkularına sahne olmuştur. Dağları, nehirleri ve köyleriyle değil, savaşlarıyla tarih sahnesine çıkan Avrupa’nın küçük bölgesi, 20.yüzyılın ilk yirmi yılıyla dünyanın gidişatını değiştiren tarihi olayların yaşandığı bölge haline gelmiştir. Bu dönem de İngiliz gezgin, yazar M. Edith Durham, Balkan topraklarına gelerek bölgeyi dolaşma imkanı bulmuş, Balkanlar’ın labirent şeklinde adaların ve denizin mavimsi görüntüsü gibi coğrafi güzelliklerinin yanında toplumlarının yaşadığı hayatı, konuştuğu dilleri, giyindikleri kıyafetleri gibi Balkanlar’a özgü kültürel zenginlik, gelişmeleri ve bölge ülkelerinin tarihsel süreçleri hakkında bizlere bilgiler aktarmıştır.

  • Open Access Icon
  • Research Article
  • 10.30903/baed.1840232
COMPETING STATE IMAGES ON THE FORMER YUGOSLAV SPACE: MACEDONIA VERSUS ILIRIDA
  • Dec 16, 2025
  • Balkan Araştırma Enstitüsü Dergisi
  • Abdullah Muhsin Yıldız

During the disintegration of multinational federations at the beginning of the 1990s, existing political units within the Yugoslav political space declared independence and ethnic groups residing in them sought to establish separate autonomous entities. This study specifically focuses on state-building policies in North Macedonia during the Yugoslav turmoil of dissolution with a “state within society” approach. It examines how post-communist Macedonian political leadership attempted to build a dominant state image on the territories of the former Yugoslav socialist republic. The article argues that if an autonomous, united, and centralized state perception fails to resonate with society, alternative state images may emerge within the same national territory- possibly even transcending legitimate borders. This study applied the “states as images” approach to the Macedonian-Albanian relations in North Macedonia during a limited period, from the dissolution of Yugoslavia to the 2001 conflict. It is posited that post-communist Macedonian political elites projected a Macedonian state image through practices. However, Albanians of Macedonia implemented policies on behalf of revived Ilirida perception, where they could unite with Kosovar Albanians in the future. The 2001 conflict demonstrated that the Ilirida state image had reached a war-making capacity, challenging the Macedonian state’s monopoly on violence. As a result, Macedonian authorities were compelled to negotiate and eventually transform the state into a Macedonian-Albanian image.

  • Open Access Icon
  • Research Article
  • 10.30903/baed.1840216
XVI. YÜZYILDA İLBASAN SANCAĞI’NDA İDARÎ YAPI
  • Dec 16, 2025
  • Balkan Araştırma Enstitüsü Dergisi
  • Rahman Şahin

Kuzeybatı Anadolu’da kurulan Osmanlılar Çimpi ve hemen ardından Gelibolu kalelerinin alınmasıyla XIV. yüzyılın ortalarında topraklarını Rumeli’ye doğru genişletmeye başlamıştı. Balkanlar’da hızla büyüyen Osmanlı sınırları daha XIV. yüzyılın sonlarına doğru Adriyatik kıyısına ulaşmıştı. Hem fetih hareketlerinin devam ettiği erken modern dönemlerde İtalya ve Roma üzerine yapılacak seferler için, hem de devletin dinamizmini kaybettiği zamanlarda Batı’dan gelecek saldırılara karşı savunma için, Arnavutluk’ta devlet otoritesinin güçlü tutulması son derece önemliydi. Bu çalışmada Osmanlı Devleti’nin bölgedeki kontrolü nasıl sağladığı sorusuna Orta Arnavutluk özelinde cevap aranmıştır. Belirtilen çerçevede isyanların bastırılması ile emniyet ve asayişin tesis edilmesi hususunda önemli bir yere sahip İlbasan üzerinde durulmuş dönemin kaynakları ve arşiv vesikaları kullanılarak başlangıçta sadece bir kale iken buranın zamanla nasıl sancak merkezi olduğu irdelenmiştir. Ayrıca kurulan devlet otoritesinin süreklilik arz etmesi için Osmanlı Devleti’nin nasıl bir yol izlediği XVI. yüzyıla ait tahrir defterlerinden elde edilen bilgilerle ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmada tahrir defterleri ve diğer arşiv malzemeleri ana kaynak olarak kullanıldığından kaynak/malzeme odaklı yaklaşım sergilenerek nitel araştırma yöntemleri tercih edilmiştir. Arşiv vesikalarından elde edilen bilgilerle sancak dâhilindeki idari örgütlenme ve idarecilerin yanı sıra gelirlerin paylaşımı ile askerî yapı arasındaki bağlantı ortaya çıkartılmaya çalışılmıştır. Çalışma sonucunda Osmanlı Devleti’nin Arnavutluk coğrafyasındaki idari örgütlenmesini Fatih Sultan Mehmed döneminin sonlarında şekillendirdiği; İlbasan Sancağı’na tayin edilen yöneticilerin yerel hanedanlardan, akıncı beylerinden ve devlet politikasında söz sahibi olan kimselerin akrabalarından seçildiği; bölgeden toplanan vergilerin büyük çoğunluğunun yine bölgenin emniyetinin sağlanmasında görev alan askerlere tahsis edildiği gibi bulgulara rastlanmıştır. Osmanlı Devleti’nin Orta Arnavutluk’u Müslüman-gayrimüslim ayrımı gözetmeksizin halkıyla birlikte yönettiği ve burada egemenliğinin devamı için çeşitli politikalar geliştirdiği anlaşılmıştır.

  • Open Access Icon
  • Research Article
  • 10.30903/baed.1839806
OTTOMAN MAPS FROM THE SECOND HALF OF THE 19TH CENTURY AS A SOURCE FOR THE HISTORY OF RAILWAYS IN BOSNIA AND HERZEGOVINA
  • Dec 16, 2025
  • Balkan Araştırma Enstitüsü Dergisi
  • Elma Koric

In accordance with the idea of the integration of the Ottoman Empire into the political and economic trends in Western Europe, during the time of Sultan Abdulaziz (reigned 1861-1876), an extensive program of economic and political reforms was implemented. Along with the modernization of the administration and the transformation of social relations in the Ottoman Empire, the project also aimed to initiate the construction of infrastructure for communications and transporation, which is why Ottoman investments in railway construction expanded significantly in the second half of the 19th century. As part of the project to connect İstanbul with Vienna, the construction of the first railway from Dobrljin to Banja Luka was completed on the territory of the Bosnian Vilayet in 1872, which, according to the original plans, was supposed to be part of that railway line. This issue has already been addressed in historiography; however, attention here is directed to several Ottoman maps from the second half of the 19th century, which also show other road routes and railways in Bosnia and Herzegovina. It can be assumed that their purpose was primarily informative, while some of them visualized the progress on the construction of the İstanbul-Vienna railway, which was supposed to pass through Bosnia. In addition, some Ottoman maps also depict railways constructed later, during the Austro-Hungarian period. This possibly indicates that Ottoman interest in monitoring the development of infrastructure in the region remained strong at that time.

  • Open Access Icon
  • Research Article
  • 10.30903/baed.1840183
15. YÜZYILDAN 20. YÜZYILA GÜMÜLCİNE’DE BİR OSMANLI EĞİTİM KURUMU OLARAK AHİ ALİ (SOHTALAR/SOFTALAR) MEDRESESİ VE ZAVİYESİ EVKÂFI
  • Dec 16, 2025
  • Balkan Araştırma Enstitüsü Dergisi
  • Cengiz Parlak

Osmanlı Devleti Rumeli topraklarına yerleşmeye başladıktan sonra buralarda kalıcı olabilmek için Anadolu’dan Müslüman-Türk iskânı gerçekleştirirken, vakıflar aracılığıyla da dinî, içtimai, iktisadi kurum ve yapıları inşa etmiştir. 14. yüzyılın ikinci yarısında ilk fethedilen yerlerden biri olarak Gümülcine’de de iskân süreci başlamış, 15. yüzyıl içerisinde vakıflar sayesinde şehirde cami, mescit, zaviye, tekke ve medrese gibi toplumun ihtiyacı olan yapılar artmıştır. Şehirdeki ilk medrese 1455 yılında Ahi Ali tarafından vakıf kurulmak suretiyle inşa edilmiştir. Döneminde şehrin varlıklı kişilerinden olduğu anlaşılan Ahi Ali, adını medreseye verdiği gibi, Börkçüler Zaviyesi’ne de maddi ve manevi anlamda katkıda bulunmuş ve 16. yüzyılda bu zaviye onun adıyla bilinir olmuştur. Böylece medrese ve zaviye birlikte anılmıştır. Medrese ve zaviye, Osmanlı Devleti Gümülcine üzerindeki idaresini kaybettiği 20. yüzyılda dahi varlığını sürdürmüştür. Türkiye ve Yunanistan arşivlerindeki belgeler ve defterler sayesinde Ahi Ali’nin kökeni, onu vakıf kurmaya yönelten dinî ve dünyevi sebepler, vakfettiği menkul ve gayrimenkuller, özellikle 19. yüzyıldan itibaren Gümülcine ahalisi tarafından vakfedilen nukûdların muhasebesi ve medrese için yapılan harcamalar tespit edilmiştir. 20. yüzyılda özellikle Yunanistan idaresinde iken tutulan kayıtlar sayesinde, vakfın menkul ve gayrimenkullerine ve gelirlerine, medresede bulunan kitaplarına ve de eşyalarına dair bilgilere ulaşılmıştır. Bütün bunlarla birlikte Ahi Ali’nin 18. yüzyıldan itibaren Gümülcine’deki yönetici kesim ve ahalisi tarafından nasıl tanındığı ve anıldığı kısmen de olsa açıklanmaya çalışılmıştır. Böylece Gümülcine’nin ilk medresesi kuruluşundan 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar imkânlar ve veriler neticesinde araştırılıp incelenmiştir.

  • Open Access Icon
  • Research Article
  • 10.30903/baed.1840191
BİR HEZİMETİN ANATOMİSİ: HADRIANOPOLIS SAVAŞI, I. THEODOSIUS VE MODUS VIVENDI POLİTİKASI
  • Dec 16, 2025
  • Balkan Araştırma Enstitüsü Dergisi
  • Ceren Pilevneli Çubuk

Geç Roma İmparatorluk Tarihi’nin dönüm noktalarından biri olarak kabul edilen Hadrianopolis Savaşı’nın (MS 378) ardından ortaya çıkan krizi bertaraf etmesi için Gratianus tarafından imparatorluğun Doğu yarısına augustus olarak görevlendirilen I. Theodosius’un saltanat dönemi, genellikle kendisinin inançlı bir Katolik oluşu ve Hristiyanlığı imparatorluğun resmî dini hâline getirecek uygulamaları bakımından ele alınmıştır. Bu doğrultuda, I. Theodosius’un göreve getirilme amacını gerçekleştirme biçimi ve Balkanlarda uyguladığı dış politikanın ortaya çıkarmış olduğu sonuçların incelenmesinin arka planda kaldığı görülmektedir. Oysa Hadrianopolis Savaşı’nın büyük bir hezimet ve bir dönüm noktası olarak addedilmesinin en önemli sebeplerinden birisi de uzun vadeli sonuçları; I. Theodosius ve oğulları Honorius ile Arcadius dönemlerinde ortaya çıkan ve imparatorluğun klasik yöntemleriyle baş edilemeyen Got krizidir. Dolayısıyla bu çalışmada Hadrianopolis Savaşı öncesi Roma İmparatorluğu ile Gotlar arasındaki ilişkinin doğası açıklandıktan sonra, I. Theodosius’un imparatorluğun Balkanlarda karşı karşıya kaldığı Got problemine yönelik izlediği modus vivendi arayışına dayalı dış politikanın sebep ve sonuçları incelenecektir.

  • Open Access Icon
  • Research Article
  • 10.30903/baed.1839791
DEFENDING THE BALKAN FRONTIER: THE ORGANIZATION OF MILITARY COLONIES IN THE 19TH-CENTURY OTTOMAN BOSNIA
  • Dec 16, 2025
  • Balkan Araştırma Enstitüsü Dergisi
  • Mehmet Çetin

During the expansion of the Ottoman Empire, frontier organizations played a crucial role in defending against external invasions and supporting further conquests. As the state’s expansion focused westward, the Balkan frontier became a key strategic area, with a border organization heavily reliant on the participation of non-Muslims. However, in response to the disruptive influences of the French Revolution and the interventions of Western powers, the Ottoman frontier policy -which had long been shaped by cooperation with local elements- began to evolve into new organizational models. Although numerous studies adress the pre-modern Balkan frontier and 19th-century military and administrative reforms, the innovative measures to secure these borders remain unexplored. This study seeks to fill this gap by examining the implementation of the military colony system in the Bosnian frontier during the 19th century, utilizing primary sources. Bosnia’s particular challenges in military recruitment further underscore the significance of this topic. The findings demonstrate that the colonial militia system, though applied within a limited scope and during a brief period, was a pivotal step in the evolution of regular Ottoman border forces, laying the groundwork for the establishment of organized and sustainable frontier defence.

  • Open Access Icon
  • Research Article
  • 10.30903/baed.1840248
İbrahim Erdal, Population Exchange, Between Turkey and Greece After the Invasion of Western Anatolia, 1. Baskı, İdeal Kültür Yayınevi, 2022 İstanbul, 228 pages, ISBN:978-625-7059-85-5.
  • Dec 16, 2025
  • Balkan Araştırma Enstitüsü Dergisi
  • Seyit Ali Budulgan

The work titled Population Exchange, Between Turkey and Greece After the Invasion of Western Anatolia, by İbrahim Erdal was published by İdeal Kültür Publishing House in Istanbul in 2022 (1st ed., 228 pages, ISBN:978-625-7059-85-5). The author’s areas of expertise are Balkan History, specifically in the areas of migration, settlement, and foreign policy. The author has published articles closely related to the subject of this work, such as “The Attitude of Orthodox Turks Towards the National Struggle According to the Turkish Press,” (published in Atatürk Yolu Journal, 2005, Vol. 9, No. 35) and “The Perception of Identity and Homeland Among Rumeli and Anatolian Migrants” (Milli Folklor, No. 81, 2009).