- Research Article
- 10.25092/baunfbed.1827638
- Jan 20, 2026
- Balıkesir Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi
- Merve Arslan
Paraoksonaz 1 (PON1), detoksifikasyon ve antioksidan özellikleri ile birçok metabolik süreçlerde önemli fonksiyonlara sahip PON ailesinin bir üyesidir. Ayrıca PON1, laktonaz aktivitesi aracılığıyla bakteriler tarafından üretilen lakton yapısındaki sinyal moleküllerini hidrolize ederek onların quorum sensing (QS) mekanizmalarının inhibisyonuna sebep olur. Bu mekanizmaların en kritik çıktılarından biri, klinik açıdan ciddi bir problem olan biyofilm oluşumudur. Bu nedenle PON1’in laktonaz aktivitesi, enzimi potansiyel bir anti-biyofilm ajanı haline getirmektedir. Bu çalışmada, ilk kez tarafımızca sentezlenen Sepharose 4B–L-tirozin-1-naftilamin jeli kullanılarak insan serumundan hPON1 enzimi hidrofobik etkileşim kromatografisi ile saflaştırılmıştır. Enzimin laktonaz aktivitesi üzerine Rifamisin ve Teikoplanin etken maddelerinin inhibisyon etkileri in vitro olarak araştırılmış ve her iki antibiyotiğin de enzimi belirli düzeyde inhibe ettiği görülmüştür. Elde edilen IC₅₀ değerleri; Rifamisin için 42.81 µg/mL, Teikoplanin için ise 42.89 µg/mL olarak hesaplanmıştır. Bulgular, bu antibiyotiklerin bakterisidal etkilerinin yanı sıra hPON1 aracılı antibiyofilm mekanizmalarını da zayıflatabileceğini düşündürmektedir.
- Research Article
- 10.25092/baunfbed.1659715
- Jan 20, 2026
- Balıkesir Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi
- Elif Çelen + 1 more
Taze kesim veya işlenmiş pekçok meyve sebze ürününün raf ömrü hammadde kalitesi ile yakından ilişkilidir. Ayrıca meyve ve sebzelerin dezenfeksiyonu, gıda güvenliğinin sağlanması ve raf ömrünün uzatılması açısından kritik bir öneme sahiptir. Uygulanan gelenekçi yaklaşımlara alternatif olarak ortaya çıkan ozon, ultraviyole [UV] ışık, ultrason ve klor uygulamaları, mikroorganizma inaktivasyonu ve gıda kalitesinin korunmasında kayda değer kolaylıklar sunmaktadır. Bu modern teknikler tek başına ya da birlikte kullanıldıklarında pek çok avantaja sahip olmakla birlikte uygulama kısıtları da bulunmaktadır. Aynı zamanda modern yöntemler, sürdürülebilir çözümler sunmakta ve gıda güvenliği ile kaliteyi artırmaktadır. Bu çalışmanın, potansiyel yenilikçi dezenfeksiyon yaklaşımlarının ve teknolojilerin meyve ve sebze endüstrisinde kullanımı ve gelişimine ışık tutacağı düşünülmektedir.
- Research Article
- 10.25092/baunfbed.1699247
- Jan 20, 2026
- Balıkesir Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi
- Kadriye Zengin + 2 more
Açık deniz rüzgâr türbinlerinin su altındaki temelleri ve etrafındaki yapılar, aslında yapay resif (Artificial Reef, AR) işlevi görerek deniz canlıları için yeni habitatlar oluşturma potansiyeline sahiptir. Bu durum, yenilenebilir enerji üretimi ile deniz biyoçeşitliliğinin desteklenmesini bir araya getiren önemli bir fırsata işaret etmektedir. AR, bilinçli planlama ile rüzgâr türbinlerinin altyapısı olarak değerlendirildiğinde, hem iklim değişikliğiyle mücadeleye katkı sağlayan temiz enerji üretimini, hem de denizel ekosistemlerin korunmasını eşzamanlı olarak mümkün kılabilir. Bu çalışma, farklı denizlerde yapay resifler üzerine inşa edilen rüzgâr türbinlerinin biyoçeşitlilik ve ekolojik etkilerini anlayabilmek ve iklim krizi ile mücadele kapsamında ulusal düzeyde oluşturulacak eylem planı ve strateji belgelerine katkı sunabilmek amacıyla ulusal ve uluslararası bilimsel literatürlerin incelenmesi ile hazırlanmıştır. Ulusal ve uluslararası bilimsel literatürlerin incelenmesinde, yayınlanan çalışmaların hakemli dergide yayımlanmış 34 farklı bilimsel çalışma ve araştırmacıların AR’lar ile ilgili proje deneyimlerinden de faydalanılmıştır. Bu kapsamda iklim değişikliği bağlamında yenilenebilir enerjinin önemi ve deniz ekosistemlerinin korunması perspektifiyle ele alınmıştır ve yapay resif-rüzgâr türbini etkileşimlerinin olumlu ve olumsuz yönleri değerlendirilmiştir.
- Research Article
- 10.25092/baunfbed.1696017
- Jan 20, 2026
- Balıkesir Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi
- İlker Küçükoğlu
Günümüzde artan rekabet koşulları altında firmalar rekabet gücünü koruyabilmek için üretim maliyetlerini düşürmek amacıyla birçok planlama yapmaktadır. Bunlar arasında ulaştırma ve satın alma maliyetleri ön plana çıkan faaliyetler olarak bilinmektedir. Özellikle taşımaların yoğun bir şekilde gerçekleştirildiği kent içi lojistikte uygun tedarikçilerin seçimi ve rotaların iyi bir şekilde planlanması ile maliyetler üzerinde önemli tasarruflar sağlanabilmektedir. Bu kapsamda yapılan çalışmada, tedarikçi seçimi, ürün tedariği ve rota planlamasını dikkate alan gezgin satın alıcı problemi (GSAP), kent içi lojistik faaliyetleri için dikkate alınmıştır. Dikkate alınan problemin çözümü için çok kriterli karar verme yöntemine dayalı bir yaklaşım geliştirilmiştir. Geliştirilen çözüm yaklaşımında tedarikçiler ellerinde bulundurdukları ürün miktarları ve ürün fiyatları üzerinden TOPSIS yöntemi kullanılarak sıralanmaktadır. Ziyaret edilecek tedarikçiler kümesi belirlendikten sonra satın alıcının rotası, üç ayrı tur kurucu yöntem (en yakın komşu algoritması, tasarruf algoritması, ekleme yöntemi) ile elde edilmekte ve bunlar içerisinde en iyi sonucu veren rota seçilmektedir. Yapılan sayısal çalışmalarda, geliştirilmiş olan yaklaşımlar rassal olarak üretilmiş problemlerden oluşan veri seti üzerinde test edilmiştir. Üretilen veri seti 30 market ve 30 ürün çeşidine kadar farklı büyüklüklerde 90 problem içermektedir. Veri seti için elde edilen sonuçlara göre, üç farklı çözüm yaklaşımının GUROBI çözücüsü ile elde edilen optimum sonuçlara %5’ten daha düşük farklar ile sonuçlar ürettiği tespit edilmiştir. Ek olarak, yapılan karşılaştırmalar neticesinde ekleme algoritmasının diğer iki algoritmaya göre daha iyi sonuçlar elde ettiği görülmüştür. Elde edilen sonuçlar kent içi lojistiğine ait pratik uygulamalar açısından değerlendirildiğinde, geliştirilmiş olan çözüm yaklaşımı ile satın alma ve rota planlamaları için optimum veya optimuma yakın sonuçlar üretilebilmektedir. Diğer yandan, literatürde TOPSIS yöntemi ve bir tur kurucu yönteminin ilk defa dikkate alındığı bu çözüm yaklaşımı ile iteratif olarak çözüm iyileştiren diğer yaklaşımlara göre çok kısa sürelerde sonuç elde etmek mümkündür.
- Research Article
- 10.25092/baunfbed.1746573
- Jan 20, 2026
- Balıkesir Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi
- Zülfü Tüylek
Biyosensörler, kimyasal, fizyolojik veya biyolojik değişiklikleri tespit etmek için biyolojik bir tanıma elemanını bir dönüştürücüyle entegre eden analitik cihazlardır. Hızlı tanı, hasta takibi, erken hastalık tespiti ve kişiselleştirilmiş tıptaki rolleri nedeniyle sağlık hizmetlerinde giderek daha önemli hale gelmektedirler. Bu derleme, biyosensörlerin temel yapısını, sınıflandırmasını ve başlıca sağlık uygulamaları kapsamlı bir şekilde incelemektedir. Biyosensör teknolojilerinin diyabet, kanser, bulaşıcı hastalıklar ve nörolojik bozukluklar gibi durumların teşhis ve takibinde kullanımı ayrıntılı olarak ele alınmaktadır. Ayrıca, biyosensörlerin giyilebilir sistemlerle entegrasyonu, nanoteknoloji yoluyla ilerlemeleri ve hasta merkezli yaklaşımlarla geliştirilmeleri incelenmektedir. Çalışma ayrıca alandaki mevcut zorlukları ele almakta ve gelecekteki kullanılabilirliklerini genişletmek için malzeme, hassasiyet, taşınabilirlik ve çoklu biyobelirteç tespitinde gerekli iyileştirmeleri vurgulamaktadır. Sonuç olarak, biyosensör teknolojileri sağlık hizmetlerinde devrim yaratma potansiyeline sahiptir ve kişiselleştirilmiş ve sürekli sağlık takibi için gelecekteki sistemlerin temel bileşenleri haline gelmeleri beklenmektedir. Bu makale, alandaki son gelişmelere kapsamlı bir genel bakış sunmakta ve mevcut literatüre katkıda bulunan ileriye dönük bir bakış açısı sunmaktadır.
- Research Article
- 10.25092/baunfbed.1770397
- Jan 14, 2026
- Balıkesir Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi
- Uğur Kemiklioğlu
In this study, sixteen models are designed with reentrant honeycomb geometry with different angles. Using the finite element method (FEM), a displacement on the horizontal axis is applied to the designed models and the vertical displacement values resulting from the applied horizontal displacement are determined and compared. Accordingly, with a horizontal displacement of 2 mm, the ratio of vertical strain to horizontal strain is found to be 2.51%, which is the highest, and 2.01%, which is the lowest. It is observed that the equivalent stresses increase with increasing angles in the design.
- Research Article
- 10.25092/baunfbed.1744723
- Jan 14, 2026
- Balıkesir Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi
- Safar Pourabbas + 2 more
Bu çalışmada yeni bir üç boyutlu (3B) baskı yöntemi önerilmektedir. Önerilen yöntemle metal parçaların 3B baskı yoluyla üretilebileceği öngörülmektedir. Yöntemin temelinde, metal bilyelerin yan yana yerleştirilerek metal parçaların oluşturulması ve bu bilyelerin kil esaslı bir duvar ile çevrelenerek yerlerinde sabitlenmesi bulunmaktadır. Her 3B baskı platformu üç ana unsurdan oluşur: (i) 3B dilimleme yazılımı, (ii) yazıcı robotu ve (iii) mikrodenetleyici ürün yazılımı. Bu çalışmada ilk iki unsur başlangıçtan itibaren geliştirilmiş; mikrodenetleyici için ise G-code dosyalarını okumak, yorumlamak ve yürütmek amacıyla Marlin yazılımı kullanılmıştır. Önerilen 3B baskı platformu, kil ekstrüderi ve metal bilye ekicisi olmak üzere iki temel bileşenle donatılmıştır. Metal bilyelerin yerleştirilme prensibi incelenmiş; 3B baskı robotu, kil ekstrüderi ve metal bilye ekim mekanizmasının tasarım ve üretim süreçleri sunulmuştur. Ayrıca kilin hazırlanması ve ekstrüder odasına yüklenmesi açıklanmış, kil ile üretilen 3B baskı modellerine ait örnekler verilmiştir. Bunun yanı sıra metal bilye ekimi gerçekleştirilmiş ve elde edilen sonuçlar paylaşılmıştır.
- Research Article
- 10.25092/baunfbed.1823759
- Jan 14, 2026
- Balıkesir Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi
- Abdelrahman Mahir + 1 more
This research employs computational fluid dynamics to examine the velocity field and bed shear stress produced by a propeller jet. A steady-state MRF approach was utilized to approximate the propeller’s swirling. 10 inflation layers were applied at both the propeller and the seabed to better enhance the resolution of the near-wall gradients. Model sensitivity to turbulence-model selection was evaluated by testing the SST and the realizable k-ε models. The findings indicated that both models effectively simulated the overall jet structure and shear footprint, yet they exhibited differences in detail: the k-ε model estimated a higher shear stress value of ~0,11 Pa with a broader scour pattern, whereas the SST model maintained a narrower jet core and a more concentrated vortex with shear stress maxima of ~0,078 Pa. The results indicate the importance of selecting appropriate mesh configurations and turbulence models for accurately predicting propeller jet scours.
- Research Article
- 10.25092/baunfbed.1672602
- Jan 14, 2026
- Balıkesir Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi
- Ebru Özkan Oktay
Withania somnifera L., often referred to as Ashwagandha or Indian ginseng, is a therapeutic herb originating from the Indian subcontinent, where it has been utilized in conventional medicine and Ayurvedic for more than 3,000 years. The dopamine D2 receptor (D2R) is essential for nervous system function, and abnormalities in its activity is linked to conditions like Parkinson's disease, schizophrenia, and substance addiction. However, many drugs targeting D2R can cause severe, sometimes life-threatening side effects because of their non-selective binding to related receptors. The purpose of this study is to examine the inhibitory effects of withaferin A, withanolide A, B, C, D, E, F, withanone, and sitoindoside IX found in W. somnifera on the D2R using molecular docking techniques. The crystal structure of the D2R (PDB: 6CM4) and the structures of the chemical compounds were procured from the RCSB Protein Data Bank and PubChem database, respectively. The preparation of the target protein and ligands was carried out using UCSF Chimera 1.17.3. Docking simulations were conducted between the D2R and risperidone, an atypical antipsychotic drug used as the reference inhibitor, along with nine compounds from W. somnifera. The Autodock Vina plugin within UCSF Chimera 1.17.3 was used for the docking process with default settings. The results were analyzed using BIOVIA Discovery Studio. Flexibility analysis of protein-ligand complexes obtained from molecular docking was performed using CABS-Flex 2.0.The ProTox 3.0 web server was used to predict the potential toxicological profiles of the compounds. As a result, the binding energies of all compounds were found to be below -5 kcal/mol. SwissADME analysis confirmed that all of these compounds adhere to Lipinski's Rule of 5 except sitoindoside IX. The findings from this research are anticipated to provide important guidance for future drug development targeting dopamine D2 receptors.
- Research Article
- 10.25092/baunfbed.1771223
- Jan 14, 2026
- Balıkesir Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi
- Elif Sağlık + 1 more
Coastal areas are of great ecological, social and economic importance, and ensuring accessibility is a critical requirement in sustainable urban planning processes. This study aims to analyze the accessibility level of Çanakkale Eski Kordon coastal area. Visibility Graph Analysis (VGA) and Axial Line Analysis were performed within the scope of the Spatial Syntax method, and the physical and structural elements of the area were evaluated with the Spatial Solution method. The analysis revealed that the area has various accessibility deficiencies in terms of visual continuity, surface coverings, boundary elements and seating units. In order to overcome these deficiencies, design criteria were identified and prioritized using the Analytic Hierarchy Process (AHP) method. The results show that the comparisons between the criteria are consistent and the proposed design strategies have the potential to improve accessibility. In addition, the use of Spatial Syntax, Spatial Solution and AHP methods together in this study is a first in landscape architecture literature and brings an innovative perspective to the evaluation of coastal areas in terms of accessibility. In this context, the proposed design criteria offer an important step towards the creation of more accessible coastal areas based on universal design principles.