Year Year arrow
arrow-active-down-0
Publisher Publisher arrow
arrow-active-down-1
Journal
1
Journal arrow
arrow-active-down-2
Institution Institution arrow
arrow-active-down-3
Institution Country Institution Country arrow
arrow-active-down-4
Publication Type Publication Type arrow
arrow-active-down-5
Field Of Study Field Of Study arrow
arrow-active-down-6
Topics Topics arrow
arrow-active-down-7
Open Access Open Access arrow
arrow-active-down-8
Language Language arrow
arrow-active-down-9
Filter Icon Filter 1
Year Year arrow
arrow-active-down-0
Publisher Publisher arrow
arrow-active-down-1
Journal
1
Journal arrow
arrow-active-down-2
Institution Institution arrow
arrow-active-down-3
Institution Country Institution Country arrow
arrow-active-down-4
Publication Type Publication Type arrow
arrow-active-down-5
Field Of Study Field Of Study arrow
arrow-active-down-6
Topics Topics arrow
arrow-active-down-7
Open Access Open Access arrow
arrow-active-down-8
Language Language arrow
arrow-active-down-9
Filter Icon Filter 1
Export
Sort by: Relevance
  • Research Article
  • 10.32949/arkhaia.2025.76
A Reassessment of an Anta-Architrave Practice in the Ionic Rock-cut Tombs of the Lykio-Karian Borderland
  • Dec 31, 2025
  • Arkhaia Anatolika Anadolu Arkeolojisi Araştırmaları Dergisi
  • Özgür Kaya

Bu makalede, Lykia ve Karia’nın oluşturduğu sınır bölgesinde -çoğunluğu Kaunos antik kentinde olmak üzere- yer alan Ion düzenindeki kaya mezarlarının bazılarında görülen bir mimari uygulama yeniden yorumlanmıştır. Bu uygulama, belirtilen kaya mezarlarının çoğunda anta kimliğinde olan pilasterlere ait başlıkların, arşitravların bir bölümünün de üzerine çıkacak kadar yüksekte konumlanmasıyla ayırt edilmektedir. Antaların da tıpkı sütunlar gibi arşitravın hemen altında olması beklendiğinden bu özellik, bugüne kadar araştırmacılarca kaya mimarisine özgü bir uygulama hatası olarak görülmüştür. Burada yapılan araştırma ise sözü edilen uygulamanın büyük olasılıkla ahşap mimariden köklenip özellikle Arkaik ve Klasik dönemlerin Ion mimarisinde yeri olabileceğini ortaya koymaktadır. Bu uygulama aracılığıyla dikey ve yatay elemanlar birbirine kenetlenmiş olmalıdır. Bulgular, söz konusu uygulamanın oldukça eskiye gittiğine işaret etse de özellikle Lykia Bölgesi’nin Geç Klasik Dönem içerisindeki hem yapısal hem tarihsel bağlamıyla uyum içerisinde olabileceğini de göstermiştir. Dolayısıyla burada öne sürülen yeni açıklamanın, kaya mezarlarının tarihlendirilmesinde değişikliğe fazlaca ya da hiç gerek olmadan geçerli olabileceği anlaşılmıştır. Yapılan yeni yorum, Ion düzenindeki kaya mezarlarının ilgili olduğu coğrafya ya da taklit ettiği yapılar üzerine tartışmalar açısından her ne kadar kesin çıkarımlar yapmaya elvermese de fikir verici sonuçlar da içermektedir. Ulaşılan sonuçlar, özellikle üzerine az şey bilinen erken dönemlerden buluntuların araştırmacılarca yorumlamasına yardımcı olabilecek ipuçları içermesi bakımından da önemlidir.

  • Research Article
  • 10.32949/arkhaia.2025.77
Kızılırmak Havzası Boyalı Seramiklerinin Yayılım Haritasına Eklenen Yeni Bir Merkez: Büyük Deller ve Yeni Bulgular
  • Dec 31, 2025
  • Arkhaia Anatolika Anadolu Arkeolojisi Araştırmaları Dergisi
  • Burcu Tüysüz + 1 more

Bu çalışma, Aksaray ili Gülağaç ilçesinde yer alan Büyük Deller yerleşiminde 2021-2024 yılları arasında yürütülen kazılarda ele geçen Kızılırmak Havzası Boyalı Seramiklerini tanıtmayı ve değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Hellenistik Dönem’e tarihlenen bu buluntular, form, bezeme özellikleri ve stratigrafik bağlamlarıyla Kızılırmak Havzası Boyalı Seramiklerinin üretim, kullanım ve yayılım alanlarına ilişkin literatüre yeni katkılar sunmaktadır. Büyük Deller’de tespit edilen Kızılırmak Havzası Boyalı Seramiklerinin formları kâse, tabak/meyvelik ve amphoradan oluşmaktadır. Bu formlar, havza repertuvarında yaygın olarak görülen bant, balık iskeleti, çizgi kümeleri, üçgen motifleri, sarmaşık dalları ve ağaççık motifinin yanı sıra literatürde ilk kez tanımlanan çengel motifi ile bezelidir. Bunun yanı sıra amphoranın omuz kısmında yer alan yuvarlak apliklerin “meme” biçiminde tasarlandığı belirlenmiştir. Bu özellik, Kızılırmak Havzası seramik repertuvarında şimdiye kadar belgelenmemiş bir uygulama olup, olasılıkla Ana Tanrıça kültüyle ilişkili sembolik bir geleneğe işaret etmektedir. Ayrıca, literatürde tanımlanmış büyük hacimli örneklerle karşılaştırıldığında da bu küçük hacimli form, Kızılırmak Havzası’na özgü meme aplikeli kapların yalnızca büyük değil, aynı zamanda küçük formlar halinde de üretildiğini ortaya koymaktadır. Kazısı yapılan alanlardaki stratigrafik veriler, değerlendirmeye alınan seramiklerin tarihlendirilmesine güvenilir temel oluşturmaktadır. Yerleşimin erken evre kontekstlerinde ele geçen örnekler MÖ 4. yüzyılın son çeyreği-MÖ 3. yüzyıl arasına; geç evre kontekstlerinde bulunanlar ise MÖ 2. yüzyıl-MS 1. yüzyıl başına tarihlenmektedir. Bu stratigrafik veriler, Kızılırmak Havzası Boyalı Seramiklerinin Geç Demir Çağı’nın sonlarından itibaren, Erken Hellenistik Dönem’in başıyla birlikte herhangi bir kesintiye uğramadan üretildiğini öne süren görüşleri destekleyen yeni bir kanıt niteliğindedir. Sonuç olarak çalışma kapsamında ele alınan seramikler hem geleneksel formların sürekliliğini hem de bölgesel motif çeşitliliğini belgelemekte; Büyük Deller’i Kızılırmak Havzası Boyalı Seramiklerinin yayılım haritasına eklenen yeni ve özgün bir merkez olarak öne çıkarmaktadır.

  • Research Article
  • 10.32949/arkhaia.2025.78
Three New Funerary Inscriptions in the Adana Museum from the Cappadocian city of Comana/Hierapolis
  • Dec 31, 2025
  • Arkhaia Anatolika Anadolu Arkeolojisi Araştırmaları Dergisi
  • Ferit Baz + 2 more

Bu makale, Komana/Hierapolis kentinde bulunmuş ve sonradan bir şekilde Adana Arkeoloji Müzesi’ne getirilmiş olan üç adet mezar stelini ele almaktadır. Zela, Ameria, Venasa, Kabeira, Pessinus ve Pontus’taki aynı adı taşıyan Komana gibi, Kappadokia’daki Komana da Hellenistik Dönem’de Küçük Asya’nın en önemli tapınak devletlerinden biriydi. Kent ününü savaş ve zafer tanrıçası Ma’nın kült merkezine borçluydu. Antik coğrafyacı Strabon, Kapadokya’daki Komana yerleşiminin çok sayıda kişi tarafından ziyaret edildiğini ve tapınağın 6.000’den fazla köleye ve geniş arazilere sahip olduğunu belirtir. Ayrıca Komana’nın Kapadokia’nın en büyük ve en önemli tapınak devleti olduğunu da ekler. Burası son Kappadokia kralı Arkhelaos zamanında polis kent devletine dönüştürülmüş, yerleşimin yeni adı eski kutsallığından ötürü “kutsal kent” anlamına gelen Hierapolis olmuştur. Mezar stelinin birincisinin üzerindeki yazıta göre, Oclatius Sacerdos, Oclatius Apollinarios ve Oclatia Iulia isimli kardeşler kendi babaları Iulius için bir mezar steli yaptırmışlardır. Oclatia/Oclatius gens isimleri Komana/Hierapolis yerleşiminde ilk defa karşımıza çıkmaktadır. İkinci yazıtta ise Antigonos ismindeki bir şahıs kendi oğlu Mamas için mezar steli yaptırmıştır. Küçük Asya kökenli Mamas ismi Komana’da sıklıkla kullanım gören bir isim olmuştur. Üçüncü ve son yazıtta ise, Claudia Philtate ismindeki bir kadın, kendi kardeşi Claudius Bakhylos’un anısına bir mezar steli diktirmiştir. Gerek Philtate ve gerekse Bakhylos isimleri Komana yerleşimi için yeni isimlerdir. Burada ele alınan mezar stelleri, Komana/Hierapolis yerleşiminden daha önceden bilinen alınlıklı ve akroterli mezar tipolojisine sahiptir.

  • Research Article
  • 10.32949/arkhaia.2025.75
Aşağıseyit Höyük (Denizli-Çal) Geç Tunç Çağı Tabakalarında Bulunan Hilal Biçimli Ağırlıklar
  • Dec 22, 2025
  • Arkhaia Anatolika Anadolu Arkeolojisi Araştırmaları Dergisi
  • Erim Konakçi

Aşağıseyit Höyük, Denizli ili Çal ilçesinde, Yukarı Menderes Havzası’nı çevreleyen doğal geçiş güzergâhları üzerinde stratejik bir konuma sahip, yaklaşık 6 hektarlık bir yerleşimdir. Geç Kalkolitik Çağ’dan Roma Dönemi’ne kadar uzanan tabakaların yer aldığı höyükte, 2021 yılından itibaren yürütülen kazılar Geç Tunç Çağı’na ait önemli mimari ve buluntu gruplarını ortaya koymuştur. Bu çalışmanın odak noktasını, 2021–2024 kazı sezonlarında Geç Tunç Çağı tabakalarında ele geçen hilal biçimli pişmiş toprak ağırlıklar oluşturmaktadır. Stratigrafik veriler, Geç Tunç Çağı’nın dört yapı katında da bahsedilen ağırlıkların kullanıldığını göstermektedir. Yerleşimde, teraslı mimariye sahip konut yapıları içerisinde hem tekil hem de toplu halde ele geçen örnekler, bu buluntu grubunun gündelik üretim faaliyetleriyle ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle taban üzerinde in situ bulunan ağırlıklar, ağırşaklar ve diğer küçük buluntular, söz konusu mekânların domestik nitelikte olduğunu ve tekstil üretiminin yerleşim ölçeğinde örgütlendiğini düşündürmektedir. Hilal biçimli ağırlıklar, tipolojik ve bezeme özellikleri açısından Erken ve Geç Tunç Çağı evreleri arasında belirgin farklılıklar göstermektedir. Erken evrelerde daha yuvarlak hatlı ve bezemesiz örnekler görülürken, geç evrede daha büyük, köşeli ve sınırlı da olsa nokta bezemeli örnekler öne çıkmaktadır. Bu değişim, üretim teknikleri ve estetik tercihlerdeki dönüşümü yansıtmakta; ağırlık ve boyut çeşitliliği ise farklı niteliklerde tekstil ürünlerinin üretildiğine işaret etmektedir. Karşılaştırmalı değerlendirmeler, Aşağıseyit Höyük buluntularının özellikle İç Batı Anadolu ve Orta Anadolu yerleşimleriyle güçlü benzerlikler gösterdiğini, buna karşılık kıyı Ege’de yaygın olan makara ya da Minos tipi ağırlıkların yerleşimde bulunmadığını ortaya koymaktadır. Bu durum, Yukarı Menderes Havzası’nın Geç Tunç Çağı’nda kültürel ve ekonomik etkileşim ağları içerisinde Orta Anadolu ile daha yakın ilişkiler geliştirdiğini düşündürmektedir. Sonuç olarak, Aşağıseyit Höyük’te ele geçen hilal biçimli tezgâh ağırlıkları, bölgenin köklü tekstil üretim geleneğini belgeleyen önemli veriler sunmakta; Yukarı Menderes Havzası’nın Geç Tunç Çağı Anadolu’sundaki kültürel ve ekonomik konumunun anlaşılmasına anlamlı katkılar sağlamaktadır.

  • Research Article
  • 10.32949/arkhaia.2025.74
Batı Anadolu Kalkolitik Dönem Oluk Bezeme Tekniği: Çine-Tepecik Höyük Bağlamında Bir Değerlendirme
  • Nov 26, 2025
  • Arkhaia Anatolika Anadolu Arkeolojisi Araştırmaları Dergisi
  • Ümit Çayir Tiğli

Kalkolitik Dönem, Anadolu arkeolojisinin az bilinen, tartışmalı dönemlerinden biridir. Bu döneme ilişkin verilerin sınırlı olması, dönemin başlangıcı ve bitişinin yanı sıra alt evreleriyle birlikte bütüncül bir zeminde anlaşılabilmesini zorlaştırmaktadır. Dönem ile ilgili mimariye dair verilerin de dar ölçekte tespit edilmiş olması, özelde yerleşimlerin karakterlerini genelde ise Kalkolitik Dönemi anlamamızı zorlaştırmaktadır. Bu noktada karakteristik özellikleriyle seramik grupları dönemi tarihlendirme, tanımlayabilme ve karşılaştırmada ilk sırada gelmektedir. Makalenin konusunu oluşturan oluk bezeme tekniğinde yapılmış süslemelere sahip kaplar, Batı Anadolu Bölgesi’nde Erken ve Orta Kalkolitik Dönem’de görülmekte olup, bunlar özel bir grubu oluşturmaktadır. Söz konusu dönem ve bölgede görülen oluk bezeme tekniği ile yapılmış kaplar kendine özgü üslubuyla, tarihlendirmede perdah bezemeli kaplar ve diğer belirleyici unsurlarla birlikte destekleyici materyaller arasında yer almaktadır. Makale kapsamında, Çine-Tepecik Höyük yerleşiminde bulunan oluk bezemeli seramik parçaları; bezemenin kapların yüzeyine uygulanış biçimleri ve motiflerine göre tipolojik bir sınıflandırma dahilinde sunulmakta, bu örnekler çağdaşı yerleşimlerde görülen benzerleriyle karşılaştırılarak, kronolojik açıdan değerlendirilmektedir. Tipolojik ayrım tablo üzerinde gösterilmiş olup, karşılaştırılan benzer seramik parçaları metin içerisinde kullanılan yayınlardan alınmıştır. Karşılaştırma kapsamında yakın ve uzak mesafe kültür bölgelerindeki benzer unsurlar bezeme tekniği, motif düzenlemesi ve kap formları çerçevesinde ele alınmıştır. Bu doğrultuda, döneme ilişkin mevcutta var olan veriler ve yeni elde edilen sonuçlarla birlikte, yeni kronolojik değerlendirmelere de yer verilmiştir. Ana hatlarıyla incelenen bu önemli seramik grubunun, son kronolojik önerilerle değerlendirildiğinde yoğun olarak Erken Kalkolitik Dönem’de üretilmiş olduğu görülmektedir. Bununla birlikte bu gelenek Orta Kalkolitik’te de kullanılmaya devam etmiştir. Yukarıda kısaca özetlenen kapsamda bu çalışma, daha önce yayın üretilmemiş olan Kalkolitik Dönem’de oluk bezeme üzerine detaylı bir çalışma sunmayı hedeflemektedir.

  • Research Article
  • 10.32949/arkhaia.2025.72
The Restoration of the Nymphaeum of Trajanus in Miletus between Formal Renovation and Structural Repair
  • Jul 8, 2025
  • Arkhaia Anatolika Anadolu Arkeolojisi Araştırmaları Dergisi
  • Giacomo Casa

Anadolu’nun batı kıyısında, Menderes Nehri deltasının yakınında ve yüksek sismik risk taşıyan bir bölgede yer alan Miletos, Antik Çağ boyunca birçok yıkıcı deprem yaşamış ve bu nedenle antik mimari restorasyonun incelenmesi için ideal bir saha çalışması sunmuştur. Miletos Agorası’ndaki kamusal anıtların Antik Çağ’da gerçekleştirilen restorasyonlarına dair daha geniş bir araştırmanın bir parçası olan bu çalışma, Miletos’taki Traianus Nymphaeumu’nun MS 3. yüzyılda gerçekleştirilen restorasyonunun kapsamlı bir yeniden değerlendirmesini sunmaktadır. Bu anıtsal çeşme, İmparator Traianus’un babası Marcus Victor Traianus tarafından, MS 79-80 yılları arasında kentin agorasının güney bölümünde inşa edilmiştir. Araştırmanın merkezi konusu, İmparator III. Gordianus Dönemi’nde (238-244 CE) gerçekleştirilen ve yapının üçüncü katındaki bloklar üzerine kazınmış olan Yunanca adak yazıtında bahsedilen yenilemenin tespit edilmesi ve bağlamsallaştırılmasıdır. Çalışmanın odak noktası, yazıtın mimari sonuçlarını değerlendirmekti; çünkü yazıt, sadece süslemelerin yenilenmesiyle sınırlı olmayan, daha büyük bir restorasyonu gizliyor olabilir. Bu restorasyon, anıtın uğradığı olası yapısal hasarları gidermeyi amaçlamış olmalıdır. Arkeolojik kanıtların sistematik bir araştırmasının arşiv belgelerinin kapsamlı bir incelemesi yoluyla hem mimari elemanlar hem de yapılar üzerindeki restorasyon izlerini belirlemeyi amaçlayan analiz, cephe bloklarında, özellikle üst seviyelerde yaygın onarımlar ve binanın dokusunda önemli bir konsolidasyon yapıldığını ortaya koymaktadır. Bu kanıt, III. Gordianus Dönemi’nde yürütülen restorasyonun estetik yenilemenin ötesine geçtiğini ve bunun yerine sismik aktivitenin neden olabileceği, kapsamlı ve koordineli bir müdahale gerektiren önemli yapısal hasarları ele aldığını göstermektedir.

  • Research Article
  • 10.32949/arkhaia.2025.70
MÖ 2. Binyıl Seyitömer Höyük Metal Silahları
  • Jun 14, 2025
  • Arkhaia Anatolika Anadolu Arkeolojisi Araştırmaları Dergisi
  • Rana Başkurt Usta

Bu çalışma İç Batı Anadolu’da yer alan Seyitömer Höyük’te Geç Koloni ve Eski Hitit Çağı’nı temsil eden IV. tabakadan ele geçmiş metal silahların tipolojik sınıflandırmasını yaparak, benzerleri çerçevesinde değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Höyüğün -diğer tüm kültür katlarında olduğu gibi- IV. tabakası da bir yangın sonucu yıkılmıştır ve yatay düzende/geniş alanda kazılan söz konusu kültür katına dair tüm veriler kontekstlerinde, in-situ şekilde bulunmuştur. Bu durum metal eşyalar ve üretim malzemeleriyle ilgili değerlendirmeler için oldukça elverişli bir veri topluluğu sunmaktadır. Silahların büyük bir bölümü ocak ve/veya taban altına, duvar içlerine istiflenmiş şekilde ele geçmiştir. Bu toplu silah ve alet gruplarından birinde bulunan hançer -Anadolu’da henüz benzerine rastlanmayan şekilde- topuz başı ile birlikte ele geçmiştir. Hançerlerin önemli bir kısmı ise höyük merkezinde yer alan yapılarda olasılıkla bir saldırı (?) sonucu oluşan yangın felaketinden kaçamayan yetişkin kadın ve erkek bireylere ait iskeletlerin bel kısımlarında açığa çıkarılmıştır. Bu verilerden, yerleşimde bir savunma ihtiyacı duyularak cinsiyet fark etmeksizin silahlanma çabası olduğu anlaşılmaktadır. Seyitömer Höyük IV. tabaka silahları, hançerler, mızrak uçları, yassı ve kolcuklu baltalar, kargı uçları, ok uçları, çatallar/yabalar ve mızrak pabuçlarından oluşmaktadır. Bu silahların, Orta Anadolu ve Kuzey Suriye/Filistin-Mezopotamya ile kurulan ilişkileri yansıtan tipler ile yerleşime/bölgeye özgü tiplerden oluştuğu görülmektedir. Karşılıklı etkileşim sonucu var olan tiplerin büyük bir kısmının da maden atölyeleri arasında kurulan bilgi alışverişi sonucu öğrenildiği ve yerel olarak üretildikleri düşünülmektedir. Yerleşimdeki külçeler, potalar, üfleçler, körük üfleçleri, körükler ve cüruflar ile birlikte silah ve alet üretimine yönelik çok sayıdaki kalıp bu durumu doğrulamaktadır. Seyitömer Höyüğün Ege ile iç bölgeler arasında ulaşımı sağlayan yol güzergahları üzerinde bulunması ve maden yataklarına yakın konumu sayesinde MÖ 3. binyıldan itibaren madencilik endüstrisinde ve ticaretinde önemini koruduğu anlaşılmaktadır. İç Batı Anadolu silah repertuvarının önemli bir kısmını temsil eden Seyitömer Höyük IV. tabaka metal silahları, çağının silah tip ve üretim teknolojisi hakkında oldukça değerli ve önemli veriler sunmaktadır.

  • Research Article
  • 10.32949/arkhaia.2025.71
Analysis and Reassessment of Double-Crescent Symbols Purported to Represent Jewish Menorahs in Olbian Rough Cilicia
  • Jun 14, 2025
  • Arkhaia Anatolika Anadolu Arkeolojisi Araştırmaları Dergisi
  • Daniel C Browning Jr + 1 more

Doğu Dağlık Kilikia’daki Olba bölgesi, Hellenistik Dönem’den başlayarak mimari yüzeylere kabartma olarak oyulmuş sembollerin belirgin özelliğini sergileyen kalıntılarla doludur. Çeşitli tanrılarla ilişkilendirilen bu sözde “Olba sembolleri”, Hristiyan haçları Bizans Dönemi’nde bir ara pagan sembollerinin yerini alana kadar sonraki dönemlerde devam eden yerel bir gelenek yaratmıştır. Bu bağlamda, MS 2. yüzyılın sonu ile 5. yüzyılın başı arasında, bazen üstünde yıldız bulunan, bir stand ve kaide tarafından desteklenen bir çift hilalden oluşan benzersiz bir sembol ortaya çıkmıştır. Birkaç bilim insanı, nötr terim semeion ile belirttiğimiz bu sembolü Yahudi menorahının temsili olarak yorumlamış ve bu sembolleri bölgede Yahudi-pagan senkretizmi varsaymak için diğer sembollerle birlikte kullanmıştır. Bu çalışma ilk kez, daha önce yayınlanmamış örnekler de dahil olmak üzere bilinen tüm semeion temsillerinin fiziksel özelliklerinin, diğer sembollerle bağlamının ve mekânsal dağılımının sistematik ve eleştirel incelemesini sunarak tanımlamaya yönelik kanıtları değerlendirmektedir. Fotogrametrik analiz, semeion kabartmalarının menorahın şekline veya işlevine uymadığını kesin olarak göstermektedir. Bunlar her zaman pagan bağlamlarda, iyi bilinen iki Greko-Romen tanrı sembolüyle tutarlı bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Dahası, mekânsal analiz, bunların hem mekânsal hem de zamansal olarak daha önceki “Olba sembollerinden” farklı olduğunu göstermektedir. Yeniden değerlendirme ve karşılaştırmalı kanıtlar, menorah tanımlamasını kategorik olarak reddetmemize ve semeionun MS 2. yüzyılın sonu ile 5. yüzyılın başındaki geniş bir zaman aralığında iki ay tanrısının ikili bir ilişkisini temsil ettiğini öne sürmemize yol açmaktadır.

  • Open Access Icon
  • Research Article
  • 10.32949/arkhaia.2025.68
Roman Glass Artefacts from the Northern Necropolis of Aizanoi (2012-2017): An Assessment in Social and Economic Context
  • Feb 27, 2025
  • Arkhaia Anatolika Anadolu Arkeolojisi Araştırmaları Dergisi
  • Ömür Dünya Çakmakli

Özellikle Roma İmparatorluk Dönemi’ne tarihlenen mezarlarda yürütülen arkeolojik kazılarda sıkça karşılaşılan cam buluntular, cenaze uygulamaları ve gömü adetleri bağlamında değerlendirildiğinde hem dönemin sosyal hayatını hem de bu hayatın bir parçası olan yerel gömü geleneklerini dönemsel çeşitliliği ile sunan başlıca buluntu gruplarındandır. Nekropollerde tespit edilen cam eserler sıklıkla tüm durumda ele geçtiklerinden, tipolojik ve kronolojik değerlendirmelere en çok olanak sağlayan arkeolojik buluntu gruplarından birini oluşturur. Dolayısıyla nekropol ve cam çalışmaları karşılıklı olarak birbirini beslemektedir. Aizanoi antik kenti nekropolleri ve bu nekropollerde ele geçen buluntular cam çalışmalarına ve bu çalışmalar ile ulaşılan sosyolojik değerlendirmelere büyük oranda yardımcı olacaktır. Bu çalışma, Aizanoi antik kentinde yaşayan halkın ölü gömme gelenekleri bağlamında değerlendirildiğinde, bu halkın ekonomik ve dolayısıyla sosyal tabakalaşmasının hatlarını arkeolojik cam malzemeyi odak noktaya koyarak çizmeyi amaçlamaktadır. Antik kentin tamamında en fazla cam eserin bulunduğu sektörlerden biri olan Kuzey Nekropolis çalışmamızın ana buluntu grubunun geliş yerini oluşturmaktadır. Bu alanda en erken örnekler Hellenistik Dönem’e tarihlenmekte ise de buluntuların çoğunluğu Roma İmparatorluk Dönemi’ne aittir. Bu anlamda, özellikle Roma İmparatorluk Dönemi için değerlendirildiğinde, çalışmamız yerel ya da bölgesel üretim olasılığı taşıyan kimi form gruplarını ortaya çıkardığı gibi, bazı ithal özellik taşıyan kap gruplarını tespit ederek kentin sosyo-kültürel alışveriş içerisinde olduğu coğrafi hattı belirlemeye de katkı sağlayacaktır.

  • Open Access Icon
  • Research Article
  • Cite Count Icon 1
  • 10.32949/arkhaia.2025.69
Decorated Mould-Blown Glass Vessels from the Ancient City of Philadelpheia (Isauria – Cilicia Tracheia)
  • Feb 27, 2025
  • Arkhaia Anatolika Anadolu Arkeolojisi Araştırmaları Dergisi
  • Hatice Körsulu + 1 more

Philadelpheia antik kenti, Isauria - Kilikia Trakheia Bölgesinde gösterilmektedir. Bugün Karaman ili Ermenek ilçesi Gökçeseki köyünün kuzeyinde yer almaktadır. 2015 yılında Philadelpheia antik kentinin nekropolisinde bir kurtarma kazısı yapılmıştır. Kazılar sırasında, 10x10 m boyutlarındaki bir alanda yoğun arkeolojik buluntu tespit edilmiştir. Bu çalışmanın konusu, söz konusu bu alandan ele geçen kalıba üfleme tekniğinde üretilmiş bezemeli cam kaplardır. Bunlar arasında mitolojik figürlü bir şişe, amphoriskoi/şişeler, lotus tomurcuğu bezemeli bir bardak, lotus tomurcuğu bezemeli bir şişe, balıksırtı bezemeli bir bardak, bal peteği motifli bir şişe yer almaktadır. Mitolojik figürlü şişenin az bir bölümü korunmuştur. Ancak iki tarafında Troia Savaşı kahramanı Aias ile ilgili sahnenin olduğu özel bir kaptır. Amphoriskoi/şişeler, dört örneği ile sayıca fazladır. İki parçalı kalıpta üretilen tiplerin üzerinde aynı şekilde bitkisel ve geometrik motifler vardır. Lotus tomurcuğu bezemeli bardak ve şişe de hem rengi hem de bezemesiyle aynı özellikleri göstermektedir. Balıksırtı bezemeli bardak, stilize balıksırtı motifi geometrik tarzda kap yüzeyine işlenmiş bir örnektir. Bal peteği motifli şişe ise bal peteğini andıran bezemesiyle karakteristiktir. Bunlar genel olarak teknik, form ve bezeme özelikleriyle MS 1. yüzyıl ile 2. yüzyılı göstermektedir. Kalıba üfleme, bezemeli Philadelpheia buluntusu kapların her biri özel üretim kaplardır. Cam üretimine dair herhangi bir verinin olmadığı Philadelpheia’ya bunlar doğudan ithal edilmiş olmalıydı. Philadelpheia buluntusu olan bu kaplar kentin nekropolisinde bulunduğundan cenaze törenleriyle ilişkili kullanımları olduğu düşünülmektedir. Her biri antik dünyada kaliteli ve olasılıkla pahalı ürünler olan bu cam kapların Philadelpheia antik kentindeki varlığı, kentin erken Roma İmparatorluk Dönemi’ndeki zenginliğine ve refahına işaret etmektedir.