Year Year arrow
arrow-active-down-0
Publisher Publisher arrow
arrow-active-down-1
Journal
1
Journal arrow
arrow-active-down-2
Institution Institution arrow
arrow-active-down-3
Institution Country Institution Country arrow
arrow-active-down-4
Publication Type Publication Type arrow
arrow-active-down-5
Field Of Study Field Of Study arrow
arrow-active-down-6
Topics Topics arrow
arrow-active-down-7
Open Access Open Access arrow
arrow-active-down-8
Language Language arrow
arrow-active-down-9
Filter Icon Filter 1
Year Year arrow
arrow-active-down-0
Publisher Publisher arrow
arrow-active-down-1
Journal
1
Journal arrow
arrow-active-down-2
Institution Institution arrow
arrow-active-down-3
Institution Country Institution Country arrow
arrow-active-down-4
Publication Type Publication Type arrow
arrow-active-down-5
Field Of Study Field Of Study arrow
arrow-active-down-6
Topics Topics arrow
arrow-active-down-7
Open Access Open Access arrow
arrow-active-down-8
Language Language arrow
arrow-active-down-9
Filter Icon Filter 1
Export
Sort by: Relevance
  • New
  • Research Article
  • 10.17827/aktd.1759870
Yaşlanma İle İlişkili Metabolik Sinyal Yolakları
  • Mar 2, 2026
  • Arşiv Kaynak Tarama Dergisi
  • Gülsevinç Aksoy

Yaşlanma, organizmalarda zamana bağlı olarak meydana gelen fizyolojik değişiklikler nedeniyle biyolojik işlevlerin bozulması olarak tanımlanan, genetik ve metabolik faktörlerin etkileşimi ile kontrol edilen kompleks ve çok yönlü bir biyolojik süreçtir. Metabolik değişiklikler yaşlanmanın önemli belirtileridir ve yaşlanma süreci sıkı bir metabolik kontrol altındadır. Bazı metabolik yolakların genetik ve farmakolojik olarak düzenlenmesi veya kalori kısıtlaması gibi diyet değişiklikleri ile birçok organizmada ömür uzunluğunun artabildiği ve yaşlanma ile ilişkili hastalıkların ilerlemesinin yavaşlayabildiği gösterilmektedir. Bu bağlamda, insülin/IGF-1 sinyal yolağı, mTOR, AMPK, sirtuin yollakları gibi sinyal mekanizmaları ön plana çıkmıştır. Bu derlemede yaşlanma sürecini kontrol eden insülin/IGF-1, mTOR, AMPK, sirtuin sinyal yolaklarının ve kalori kısıtlamasının yaşlanma ile ilişkisi açıklanacaktır.

  • New
  • Research Article
  • 10.17827/aktd.1817321
İnsanda Görülen Balık Kaynaklı Zoonotik Trematod Enfeksiyonlarının Güncel Değerlendirmesi
  • Mar 2, 2026
  • Arşiv Kaynak Tarama Dergisi
  • Mehtap Demirkazık

ÖZET İnsanlar gıda kaynaklı trematodlar (yassı solucanlar) ile çiğ ya da iyi pişirilmeden tüketilen balık, kabuklu deniz ürünleri veya sebzelerle beslenerek enfekte olurlar. Balık kaynaklı parazitik zoonozlar, gıda kaynaklı parazitik zoonozların önemli bir kısmını oluştururken dünyada on sekiz milyon insanın enfekte olduğu tahmin edilmektedir. Değişen yemek kültürleri ve alışkanlıkları ile endemik olmayan bölgelerde paraziter hastalıkların yayılımı değişebilmektedir. Balık kaynaklı paraziter zoonozların dünyada ulaşımın, taşımacılığın kolaylaşması ile son 20 yılda yeni coğrafi bölgelere genişlediği bilinmektedir. Toplum sağlığı açısından bu konuda bilgilenilmesi gerekliliği ortaya çıkarmıştır. Bu derlemede, balıkların çiğ, yeterince pişirilmeden tüketilmesi ile bulaşan ülkemizde bazı türlerin son konak olarak kedi ve köpeklerde varlığı bildirilmiş, insanın da son konak olduğu, karaciğer ve bağırsak yerleşimi olan trematodların insanda oluşturdukları hastalık ve laboratuvar tanısı hakkında bilgi verilmektedir.

  • New
  • Research Article
  • 10.17827/aktd.1534133
Meningiomas: From Pathogenesis to Therapeutics-Current Perspectives and a Holistic Review
  • Mar 2, 2026
  • Arşiv Kaynak Tarama Dergisi
  • Özüm Atasoy

Meningiomas are the most common primary central nervous system tumors. They are benign and slow-growing neoplasms. Although they are benign, they can cause symptoms and morbidity depending on their location. Molecular markers gained importance in the 2021 World Health Organization classification of central nervous system tumors, and specific molecular biomarkers have been suggested to support the grading of meningiomas. Surgery is the standard therapy, providing tissue for histopathological typing and grading. Radiotherapy is an alternative for meningiomas that cannot be operated on or completely resected. Radiotherapy is not recommended for completely resected grade-1 meningiomas, while adjuvant radiotherapy is recommended for patients with grade-2 or grade-3 meningiomas. In this review, we discuss the epidemiology, etiology, risk factors, treatment, and the role of radiotherapy in the treatment approach of meningiomas following the WHO 2021 classification updates.

  • New
  • Research Article
  • 10.17827/aktd.1730487
Locus Coeruleus: Uyku-Uyanıklık Döngüsünde Nöroanatomik Bir Anahtar
  • Mar 2, 2026
  • Arşiv Kaynak Tarama Dergisi
  • Sena Güldehan Uçan

Locus coeruleus, beyin sapında bulunan ve merkezi noradrenerjik sistemin temel kaynağını teşkil eden bir çekirdek olarak tanımlanmaktadır. Geniş afferent ve efferent projeksiyonları sayesinde kortikal ve subkortikal birçok alanla bağlantı kuran bu yapı; uyku-uyanıklıktan dikkat, bellek konsolidasyonu ve duygusal düzenlemeye kadar geniş bir nörofizyolojik spektrumda işlev görmektedir. Bu derleme, locus coeruleusun özellikle uyku-uyanıklık döngüsündeki rolünü vurgulayarak anatomik ve kimyasal özellikleri ile hızlı göz hareketi (rapid eye movement-REM) ve hızlı göz hareketi olmayan (non-rapid eye movement- NREM) uyku evreleri boyunca sergilediği aktivite değişimlerini incelemektedir. Homeostatik ve sirkadiyen uyku düzenleyici sistemlerle etkileşimi, uykunun başlatılması, sürdürülmesi ve geçiş evrelerindeki spesifik katkıları vurgulanmaktadır. Ek olarak, disfonksiyonunun çeşitli uyku bozukluklarıyla olan ilişkisi ele alınmaktadır. Bu çalışma, literatürdeki mevcut bilgileri bütüncül bir yaklaşımla sentezleyerek locus coeruleusun uyku fizyolojisindeki merkezi rolünü daha iyi anlamaya yönelik kavramsal bir çerçeve sunmayı hedeflemektedir.

  • Research Article
  • 10.17827/aktd.1698324
Kuluçka Döneminde Embriyo Gelişimini Etkileyen Çevresel Faktörler: Isı, Gaz Kompozisyonu, Oksidatif Yanıtlar ve Uygulamalı Yöntemler
  • Dec 24, 2025
  • Arşiv Kaynak Tarama Dergisi
  • Neriman Ezgin + 3 more

fizyolojik ve biyokimyasal uyum mekanizmaları geliştirerek yaşamını sürdürmeye çalışır. Bu süreçte karşılaşılan dışsal değişkenler, embriyonun biyolojik sistemleri üzerinde çeşitli etkiler yaratabilir. Tarihsel olarak Hans Selye’nin tanımladığı şekliyle, organizmalar çevresel değişkenlere karşı çeşitli adaptif yanıtlar geliştirir. Bu adaptif yanıtlar canlı taksonları arasında farklılık göstermektedir ama temelde organizmanın çevreye uyum sağlama kapasitesine bağlı olarak farklı düzeylerde fizyolojik olarak etkisini göstermektedir. Günümüzde yapılan deneysel çalışmalar, embriyonik gelişimi etkileyen çeşitli çevresel modeller olduğunu ortaya koymuştur. Bu modeller arasında sıcaklık dalgalanmaları, nem seviyeleri, oksijen-karbondioksit oranı (O₂/CO₂), oksidatif denge bozulmaları ve fiziksel müdahale sıklıkları gibi birçok parametre bulunmaktadır. Özellikle ısı değişimleri, kuşların fizyolojik sistemleri üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir. Sıcaklık farklılıkları, solunum, kardiyovasküler düzenleme, kas gelişimi ve hatta epigenetik düzeyde bile etkiler yaratabilmektedir. Bu çevresel koşullar, embriyonun gelişimini olumsuz etkileyerek hayatta kalma oranını düşürebilir. Dolayısıyla, kuluçka sürecinde çevresel parametrelerin optimize edilmesi, hem embriyonik gelişim hem de yavru kalitesi açısından kritik öneme sahiptir. Dolayısıyla hem ticari hem de ekolojik olarak önemli bir takson olan kuşların bu derleme kapsamında; ısı, gaz bileşimi, oksidatif yanıtlar, nem seviyesi ve uygulamalı kuluçka yöntemleri gibi faktörlerin embriyo gelişimi üzerindeki etkileri literatür destekli olarak ele alınmıştır.

  • Research Article
  • 10.17827/aktd.1533741
Nörolojik Hastalıklarda Gilenfatik Sistemin Rolü: Güncel Bulgular ve Geleceğe Yönelik Araştırmalar
  • Dec 24, 2025
  • Arşiv Kaynak Tarama Dergisi
  • Özlem Totuk + 2 more

Gilenfatik sistem (GS), glial hücreler tarafından oluşturulan, beyin omurilik sıvısı aracılığı ile beyin interstisyel alandan atık ve çözünebilir moleküllerin uzaklaştırılmasını sağlayan bir drenaj sistemidir. Nörodejeneratif hastalıkların patolojisinde önemli bir rol oynadığı gibi tüm nörolojik hastalıklarda da fonksiyonu mevcuttur. Atık maddelerin uzaklaştırılamaması nörodejeneratif hastalıklarda kronik nöroinflamasyonun en önemli sebeplerinden birisidir. Yaşlanma, uyku, inflamasyon ve çeşitli hastalıklar gilenfatik sistemin fonksiyonunu olumsuz etkiler. Nörodejeneratif hastalıklarda Aquaporin 4 kanallarının modülasyonu üzerine yapılan çalışmalar bu sistemin işlev bozukluklarına dair umut vadeden sonuçlar göstermiştir. Bu derleme, GS’in işleyişi, bozulmasına neden olan faktörler ve nörolojik hastalıklar ile ilişkisi üzerine mevcut bilgileri Alzheimer hastalığı (AH), Parkinson Hastalığı (PH), Huntington hastalığı (HH), normal basınçlı hidrosefali (NBH), inme, epilepsi, amiyotrofik lateral skleroz (ALS), multipl skleroz (MS), nöromiyelitis optika spektrum hastalıkları (NMOSH), migren, idiyopatik intrakraniyal hipertansiyon (İİH), travmatik beyin hasarı (TBH) odak hastalık grupları üzerinden özetlemektedir.

  • Research Article
  • 10.17827/aktd.1707456
Yoğun Bakımda Yapay Zekâ Uygulamaları: Güncel Durum ve Yenilikçi Yaklaşımlar
  • Dec 24, 2025
  • Arşiv Kaynak Tarama Dergisi
  • Kadir Kabahasanoğlu + 1 more

Yoğun bakım ünitelerinde (YBÜ) yapay zekâ (YZ) ve makine öğrenimi tabanlı yaklaşımlar, yüksek hacimli çok modlu veriden klinisyenin gözden kaçırabileceği örüntüleri ortaya çıkarmaya olanak tanıyarak erken tanı, risk öngörüsü ve tedavi optimizasyonu için umut vaat etmektedir. Derin öğrenme algoritmaları akciğer grafisi, toraks-bilgisayarlı tomografi (BT) ve travma beyin BT’sinde infiltrat, ödem, pnömoni veya kanama gibi bulguları insan gözleminden daha hızlı ve objektif saptayabilmekte; gerçek zamanlı ultrason analizi gibi alanlara da genişleme potansiyeli göstermektedir. Sürekli vital bulgulara dayanan erken uyarı sistemleri, hipotansiyon, kardiyorespiratuvar instabilite veya sepsis gelişimini saatler öncesinden yüksek doğrulukla tahmin edebilmekte, hastane mortalitesi öngörüsünde geleneksel skorlama sistemlerini aşmaktadır. Kümelenme ve sınıflandırma yöntemleri, sepsis ve akut solunum sıkıntısı sendromu (ARDS) gibi heterojen sendromları biyolojik ve klinik alt fenotiplere ayırarak kişiselleştirilmiş tedavi olasılığını artırmıştır. Pekiştirmeli öğrenme ise sıvı-vazopresör yönetimi ve mekanik ventilatör ayarlarını dinamik olarak optimize eden “YZ-klinis¬yeni” modelleriyle hasta bazlı kararlara rehberlik edebilmektedir. Bununla birlikte, veri standardizasyonu ve paylaşımındaki yetersizlik, algoritmaların farklı merkezlere genellenebilirliğini sınırlamakta; gözlemsel verideki yanlılıklar ve “kara kutu” modellerin açıklanamazlığı klinik güveni zedelemektedir. Etik ve yasal çerçeveler, algoritmik adalet, sorumluluk paylaşımı ve hasta gizliliği konularında hâlen netleşmemiştir. Geleceğin odak noktaları; güvenli çok merkezli veri ekosistemleri, yorumlanabilir ve prospektif olarak doğrulanmış modeller, alarm yorgunluğunu azaltan akıllı arayüzler, dijital ikiz simülasyonları ve YZ okuryazarlığı yüksek sağlık profesyonelleridir. Sonuç olarak, YZ insan uzmanlığının yerini almayacak; ancak iyi tasarlandığında klinik karar süreçlerini tamamlayan, hızlı, özelleştirilmiş ve kanıta dayalı yoğun bakım hizmeti sunulmasına katkı sağlayacaktır.

  • Research Article
  • 10.17827/aktd.1701145
Gliomaların Tanısı ve Pozitron Emisyon Tomografisi (PET) İzleyicilerin (Tracer'larının) Güncel Kullanımı
  • Dec 24, 2025
  • Arşiv Kaynak Tarama Dergisi
  • Uğur Akça + 2 more

Gliomalar, merkezi sinir sisteminin en yaygın ve karmaşık tümörleri arasında yer almakta olup, tanı ve tedavi süreçlerinde önemli zorluklar sunmaktadır. Konvansiyonel görüntüleme yöntemleri, glioma biyolojisinin heterojen yapısını tam olarak yansıtmakta yetersiz kalabilmektedir. Manyetik rezonans görüntüleme (MRI) ve bilgisayarlı tomografi (CT) gibi anatomik görüntüleme teknikleri, tümör yerleşimini ve büyüklüğünü belirlemede kritik rol oynarken, fonksiyonel ve metabolik süreçleri anlamada sınırlamalar içermektedir. Pozitron emisyon tomografisi (PET), özellikle amino asit bazlı izleyicilerle glioma biyolojisinin daha hassas bir şekilde değerlendirilmesini sağlayarak, tanı doğruluğunu artırmaktadır. Geleneksel FDG-PET ’in normal beyin dokusundaki yüksek glukoz metabolizması nedeniyle sınırlı kontrast sunması, gliomaların tespiti ve takibinde alternatif izleyicilerin geliştirilmesini teşvik etmiştir. Bu bağlamda, ¹¹C-MET, ¹⁸F-FET ve ¹⁸F-DOPA gibi sistem L amino asit taşıyıcılarını hedefleyen izleyiciler ile sistem A amino asit taşıyıcı bazlı ajanlar, tümör-beyin kontrast oranlarını artırarak tanı ve tedavi süreçlerine önemli katkılar sağlamaktadır. Bu derleme, gliomaların tanı ve tedavisinde mevcut zorlukları ele almakta ve PET izleyicilerinin klinik kullanımına yönelik güncel gelişmeleri kapsamlı bir şekilde değerlendirmektedir. Gelecekte, moleküler ve genetik biyobelirteçlerle entegre edilen bu tekniklerin, glioma yönetiminde kişiselleştirilmiş ve daha etkili stratejilerin geliştirilmesine olanak sağlayacağı öngörülmektedir.

  • Research Article
  • 10.17827/aktd.1793263
Çocuklarda Temporomandibular Eklem Rahatsızlıkları: Klinik Özellikler, Tanı ve Tedavi Yaklaşımları
  • Dec 24, 2025
  • Arşiv Kaynak Tarama Dergisi
  • Hatice Aydoğdu

Bu derleme, çocuk ve ergenlerde temporomandibular eklem bozukluklarının (TMB) epidemiyolojisini, etiyolojik faktörlerini, klinik bulgularını, tanı süreçlerini ve tedavi yaklaşımlarını güncel literatür ışığında kapsamlı biçimde değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çocukluk döneminde TMB’nin sıklığı kullanılan tanı kriterlerine göre değişmekle birlikte geniş bir aralıkta bildirilmektedir ve özellikle ergenlik dönemine geçişle kız çocuklarında belirgin bir artış göstermektedir. TMB’nin etiyolojisi multifaktöriyel olup parafonksiyonel alışkanlıklar, travma, maloklüzyonlar, büyüme-gelişim süreçleri, hormonal değişiklikler, sistemik hastalıklar ve psikososyal stres gibi çeşitli faktörlerin etkileşimi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Klinik olarak ağrı, eklem sesleri, çene hareketlerinde kısıtlılık, kas hassasiyeti ve baş-boyun bölgesine yayılan yakınmalar en sık gözlenen belirtilerdir. Tanı; ayrıntılı anamnez, palpasyon, mandibular hareketlerin değerlendirilmesi ve gerektiğinde görüntüleme yöntemleri (BT, MRG, ultrasonografi) ile desteklenmektedir. Tedavide öncelik konservatif ve geri dönüşümlü yöntemlerde olup hasta eğitimi, davranışsal terapi, parafonksiyonların azaltılması, evde bakım önerileri, fizik tedavi uygulamaları ve kısa süreli farmakolojik destek temel yaklaşımlar arasındadır. Oklüzal apareyler, özellikle parafonksiyon ve artralji yönetiminde kullanılmakla birlikte, büyüme-gelişim dönemindeki çocuklarda dikkatle planlanmalıdır. Cerrahi müdahaleler ise yalnızca konservatif yöntemlere yanıt vermeyen ve yapısal bozukluğun belirgin olduğu seçilmiş vakalarda düşünülmelidir. Bu derleme, pediatrik TMB yönetiminde erken tanının, multidisipliner yaklaşımın ve bireyselleştirilmiş tedavi planlarının önemini vurgulamakta; mevcut kanıtların sınırlı olması nedeniyle daha güçlü metodolojik çalışmaların gerekliliğini ortaya koymaktadır.

  • Research Article
  • 10.17827/aktd.1816848
Ülkeler Arasındaki Tıbbi Cihaz Düzenlemelerinin Karşılaştırmalı Bir Analizi
  • Dec 24, 2025
  • Arşiv Kaynak Tarama Dergisi
  • Ezgi Birken + 1 more

Tıbbi cihazlar, insanlarda hastalıkların tanı, tedavi ve önlenmesinde kullanılan temel araçlardır. Bu derleme makalesi Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye’de tıbbi cihazları düzenleyen sistemlerin karşılaştırmalı analizini sunmaktadır. ABD’de Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) yüksek riskli cihazlar için “Pazarlama Öncesi Onay”, emsal cihazlara eşdeğerlik esasına dayalı “510(k) bildirim sistemi” ve düşük-orta risk düzeyine sahip yenilikçi cihazlar için “De Novo yolağı” gibi risk temelli düzenleme yolları uygulamaktadır. AB’de büyük güvenlilik zafiyeti olaylarını takiben düzenleyici Direktiflerden Tıbbi Cihaz Yönetmeliğine (MDR 2017/745) geçişle sistem güçlendirilmiştir. Söz konusu yönetmelik klinik değerlendirmeye daha sıkı yaklaşım, güçlendirilmiş piyasa sonrası gözetim, Avrupa Tıbbi Cihaz Veri Tabanı’na zorunlu kayıt, Benzersiz Cihaz Tanımlama (UDI) sisteminin uygulanması ve “Onaylanmış Kuruluşlar”ın (Notified Bodies) artan denetimi gibi daha katı kurallar getirmiştir. Türkiye (TİTCK), MDR’ı uygulayarak AB düzenlemeleriyle uyum sağlamış ve cihazların üretimden son kullanıcıya kadar etkin izlenebilirliğini sağlamak amacıyla Ürün Takip Sistemi’ni (ÜTS) oluşturmuştur. Tüm bunların yanında piyasa öncesi güvenlilik değerlendirmesinde biyouyumluluk testleri kritik bir gerekliliktir ve özellikle yüksek riskli cihazlar için önemli rol oynamaktadır. “Büyük Üçlü” test—sitotoksisite, irritasyon ve duyarlılık—cihazların temas süresi veya risk kategorisinden bağımsız olarak neredeyse tüm cihazlar için zorunludur. Bununla birlikte, test gerekliliklerinde, ABD’nin hâlâ irritasyon için in vivo tavşan modeli talep edilirken AB’nin in vitro modelleri benimsemesi gibi farklılıklar, küresel tıbbi cihaz endüstrisi için küresel uyumluluğu zorlaştırmakta ve çift test yapma zahmetine neden olmaktadır.