- Research Article
- 10.33708/ktc.1734979
- Nov 30, 2025
- Akdeniz Kadın Çalışmaları ve Toplumsal Cinsiyet Dergisi
- Kübra Gül
This study inquired into the way socioeconomic, institutional, and digitalization aspects relate to women's participation in the labor force. Making use of the data from 28 developing nations gathered between 1997 and 2022, the Granger causality test and the fixed effect panel estimate method were utilized to examine the relationship between the variables. The analysis results certified that, at low quantiles, women's labor force participation and economic growth uphold a positive but statistically insignificant relationship. In the opposite direction, it was discovered that the impact of inflation on female labor force participation is negative at medium and high quantiles while it is statistically insignificant at low quantiles. Despite being proven to exert a positive influence on the participation of females in the labor force, the model's gross fixed capital accumulation has been determined to be statistically insignificant at very high quantiles. At every quantile degree, it was also detected that the number of women in parliament, the internet use, and urbanization all had a positive impact on female labor force participation. Granger causality studies, on the other side, manifested that there is a unidirectional causality from the internet usage, urbanization and the number of women in parliament to the female labor force. Nonetheless, the findings indicated that there is a bidirectional causality between inflation and the female labor force and a unidirectional causality from the female labor force to gross fixed capital accumulation. It was finally concluded that there is no evidence of a causal relationship between female labor force participation and economic growth.
- Research Article
- 10.33708/ktc.1667197
- Nov 30, 2025
- Akdeniz Kadın Çalışmaları ve Toplumsal Cinsiyet Dergisi
- Nur Yemen Uçar + 1 more
Bu araştırma, kadın üniversite öğrencilerinin dijital ortamda maruz kaldıkları siber şiddet deneyimlerini ve sosyal desteğin başa çıkma sürecindeki rolünü incelemektedir. Fenomenolojik desenle yürütülen nitel çalışmada, siber şiddet deneyimi yaşamış 30 kadın üniversite öğrencisi ile derinlemesine görüşmeler yapılmış ve veriler tematik analizle değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında görüşmelerden elde edilen bulgular; siber şiddet deneyimleri, siber şiddetin etkileri, siber şiddet ile baş etme yöntemleri ve toplumsal farkındalık ve öneriler olmak üzere dört ana tema altında ele alınmıştır. Bulgular, kadın üniversite öğrencilerinin çevrimiçi taciz, eski partner tehditleri ve anonim saldırılar gibi çeşitli siber şiddet biçimlerine maruz kaldığını ortaya koymaktadır. Bu deneyimlerin korku, özgüven kaybı ve sosyal izolasyon gibi psikolojik etkiler yarattığı, ayrıca sosyal medyadan uzaklaşma gibi davranış değişikliklerine neden olduğu belirlenmiştir. Kadın üniversite öğrencilerinin, siber şiddet deneyimleriyle başa çıkmak için süreç içerisinde arkadaşlarından, ailelerinden ve profesyonel destek sağlayıcılarından aldıkları sosyal destek önemli rol oynaktadır. Bunun yanı sıra, teknolojik önlemler almak ve bireysel dayanıklılığı geliştirmek de etkili başa çıkma stratejileri arasında yer almaktadır. Araştırma, siber şiddetin önlenmesi için hukuki düzenlemelerin güçlendirilmesi, toplumsal farkındalığın artırılması ve mağdurlara yönelik psikososyal destek mekanizmalarının yaygınlaştırılması gerektiğini vurgulamaktadır.
- Research Article
- 10.33708/ktc.1740326
- Nov 30, 2025
- Akdeniz Kadın Çalışmaları ve Toplumsal Cinsiyet Dergisi
- Büşra Öztürk + 1 more
Bu çalışma, kadınların sosyal medya platformlarını kullanarak toplumsal normlara ve patriyarkal baskılara karşı geliştirdikleri direnişi incelemektedir. Arlie Hochschild’ın (1983) “duygusal emek” kavramıyla tanımlanan ve genellikle kadınlara yüklenen ev içi ve bakım emeği, patriyarkal toplumsal cinsiyet normları nedeniyle görünmez hale gelmiş ve ekonomik sistemlerde ölçülmemiştir. Dijital medya, özellikle Instagram gibi platformlar, bu emeği görünür kılmak için güçlü bir araç olmuştur. Kadınlar, sosyal medyada bireysel hikâyelerini paylaşarak dayanışma ağları kurmakta, bu emeği yeniden tanımlamakta ve toplumsal farkındalık yaratmaktadır. Ayrıca bu çalışma, gündelik direnişin kavramsal çerçevesi doğrultusunda, kadınların sosyal medya içerikleriyle direniş sergilediklerini öne sürmektedir. Kadınlar, ev içi emeğin küçümsenmesine ve görmezden gelinmesine karşı doğrudan çatışmaya girmeden, mizah, hikâyeleştirme ve görsellik gibi stratejilerle direniş göstermektedirler. Böylece kadınlar, toplumsal normlara karşı açıkça bir meydan okuma yerine; ‘sessiz’ fakat etkili yöntemlerle eşitsizliği görünür kılmaktadır. Dolayısıyla çalışma, kadınların dijital medya aracılığıyla ev içindeki emeği ve duygusal yüklerini görünür kılarken, sosyal medya aracılığıyla patriyarkal normların yeniden üretimine karşı direnç geliştirdiklerini ve toplumsal dönüşüm sürecinin öncüsü haline geldiklerini ortaya koymaktadır.
- Research Article
- 10.33708/ktc.1734404
- Nov 30, 2025
- Akdeniz Kadın Çalışmaları ve Toplumsal Cinsiyet Dergisi
- Aslıhan Ulu
Bu çalışma, Türkiye’de vegan veya vejetaryen erkeklerin toplumsal cinsiyet normlarıyla kurdukları gerilimli ilişkiyi nitel bir yaklaşımla ele almaktadır. Katılımcıların deneyimleri; aile içi ilişkilerden arkadaş çevrelerine, cinsellikten mizaha uzanan geniş bir yelpazede hegemonik erkeklik yapılarıyla nasıl mücadele ettiklerini ortaya koymaktadır. Pierre Bourdieu’nun habitus, eril tahakküm ve sembolik şiddet kavramları ile yapılandırılan kuramsal çerçeve, bu mücadeleyi sosyolojik olarak anlamlandırmak için zemin sunmaktadır. Katılımcıların yaşadıkları deneyimler hem içsel dönüşüm süreçlerini hem de mikro düzeyde geliştirilen stratejilerini ve çeşitli adaptasyon biçimlerini yansıtmaktadır. Araştırma bulguları, alternatif erkeklik biçimlerinin nasıl inşa edildiğini ve bu süreçlerin toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin yeniden üretimini nasıl kırılganlaştırdığını tartışmaktadır. Veganlık-vejetaryenlik, sadece bir beslenme biçimi değil; aynı zamanda ataerkil normlara karşı geliştirilen hayvan etiğine dayalı, empati odaklı ve politik bir yaşam biçimi olarak değerlendirilmiştir. Bu çalışma, Türkiye’de erkeklik çalışmaları literatüründe var olan tartışmalara yeni bir alan açarak, norm dışı erkekliklerin görünürlüğünü ve dönüştürücü potansiyelini vurgulamaktadır.
- Research Article
- 10.33708/ktc.1671275
- Nov 30, 2025
- Akdeniz Kadın Çalışmaları ve Toplumsal Cinsiyet Dergisi
- Hazal Yürüklü
Feminizmin toplumsal uyum süreci, beklenen başarıyı elde edebilmiş midir? Feminizmin bugün bulunduğu konumun anlaşılır olmasına adına bu soru önemli bir noktada konumlanmaktadır. Kadının toplumsal konumunun sorgulanması ve ardından örgütlü hareketlerin meydana gelmesi, birinci dalga feminist hareketin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Kadınların tarihi mücadelesi feminizm başlığı altında gelişim gösterirken, yeni sorunlarla da karşı karşıya kalmıştır. Kaleme alınan araştırma makalesi, feminizmin toplumsal uyum sürecinde karşılaşılan sorunları hem feminist teori hem de toplum perspektiften değerlendirirken, sorunların kökenine inerek çözüm önerileri sunmaktadır. Feminist teori, köktenci bir bakış açısı ile değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Hem kadınların hak mücadelesinin hem de feminist teorinin daha anlaşılır kılınması adına temel sorunlar belirgin hale getirilmiştir. Çalışmada, eleştirel teorik çerçeve ve eleştirel söylem analizi yöntemleri benimsenmiş, sorunların anlaşılır kılınması adına yazarın hazırladığı venn diyagramı ile kuramın teorik sorunları görselleştirilmiş ve tartışmaya sunulmuştur. Cinsiyete dayalı ayrışmalardan kaçınan araştırma makalesi, feminist kuramın gelişimine katkı sunmayı hedeflerken, kadın haklarının marjinalleştirilmesini engellemek adına çözüm odaklı bir yaklaşım benimsemiştir.
- Research Article
- 10.33708/ktc.1735245
- Nov 30, 2025
- Akdeniz Kadın Çalışmaları ve Toplumsal Cinsiyet Dergisi
- Ecem Kartalkaya + 1 more
Toplumsal cinsiyet eşitliği, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ’nın (SKA) temel hedeflerinden biri olarak, sosyal adaletin sağlanması ve kapsayıcı kalkınmanın gerçekleştirilmesi açısından kritik bir rol oynamaktadır. Özellikle üniversite gençliğinin bu konudaki farkındalık düzeyi, gelecekteki toplumsal yapıların dönüşüm potansiyelini ortaya koyması bakımından önem arz etmektedir. Türkiye'de bu alanda yapılan çalışmaların büyük bir bölümü nicel yöntemlere dayansa da, bireysel algıların, kültürel kalıpların ve söylemlerin derinlemesine anlaşılmasına yönelik nitel araştırmalar sınırlıdır. Bu bağlamda, mevcut çalışma üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki farkındalık ve algılarını nitel bir perspektiften değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın temel problemi “üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyet algısı nasıldır?” sorusu çerçevesinde şekillenmiştir. Bu doğrultuda, öğrencilerin cinsiyet, öğrenim alanı ve sosyoekonomik durum gibi değişkenlerle ilişkili olarak toplumsal cinsiyet eşitliğine dair algıları değerlendirilmiştir. Literatürdeki boşluk, nitel veriyle bireysel söylemlerin analizine daha az odaklanılmasıdır; bu çalışma, söz konusu boşluğu doldurarak toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalığını bireysel ifadeler düzeyinde anlamlandırmayı hedeflemektedir. Araştırma, Kocaeli Üniversitesi'nin 19 fakültesinden seçilen 38 lisans öğrencisiyle yürütülmüş; veri toplama yöntemi olarak yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler kullanılmıştır. Görüşmeler proje yürütücüsü tarafından gerçekleştirilmiş; verilerin içerik analizi süreci MAXQDA programı kullanılarak yürütülmüştür. Temalar “toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik farkındalık”, “kültürel-dini faktörler”, “çalışma yaşamında cinsiyet rolleri”, “eğitimde fırsat eşitliği”, “medyanın rolü”, ve “siyasette kadın temsili” başlıkları altında toplanmıştır. Elde edilen bulgular, öğrencilerin toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda genel olarak yüksek farkındalığa sahip olduğunu; ancak bu farkındalığın uygulamaya dönüşmesinde kültürel ve toplumsal engellerin etkili olduğunu göstermektedir. Katılımcılar eğitim ve medya aracılığıyla bilgilendiklerini belirtirken, ataerkil yapı ve geleneksel normların eşitliğin önündeki temel engeller olduğunu vurgulamıştır. Kadınların siyasette daha fazla yer alması gerektiği yönündeki görüşler yaygın olmakla birlikte, liyakat ilkesinin öncelenmesi gerektiğini düşünen katılımcılar da olmuştur. Bu çalışma, toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının yalnızca yasal düzenlemelerle değil, aynı zamanda kültürel dönüşüm ve eleştirel düşünme süreçleriyle desteklenmesi gerektiğine işaret etmektedir. Üniversitelerde farkındalık odaklı programlar geliştirilmesi ve genç bireylerin eşitlikçi değerlerle donatılması, sürdürülebilir bir toplumsal dönüşüm için hayati öneme sahiptir.
- Research Article
- 10.33708/ktc.1741733
- Nov 30, 2025
- Akdeniz Kadın Çalışmaları ve Toplumsal Cinsiyet Dergisi
- Bengü Kurtege Sefer + 6 more
Öz: Girişimci kadınların sosyal, ekonomik ve psikolojik güçlenmesini sağlayan kadın kooperatifleri uluslararası kuruluşlar tarafından desteklenen bir örgütlenme modelidir. Ancak mevcut çalışmalar bakım emeğinin ve iş-aile rol sıkışmasının kadın kooperatifleşmesi önünde engel teşkil ettiğini göstermektedir. Bu makalede İstanbul’da down sendromlu ve otizmli özel gereksinimli bireylerin anneleri tarafından kurulup işletilen bir kadın kooperatifi olan Tomurcuk Kooperatifi’nde yürütülen proje kapsamındaki alan deneyimleri ve gözlemler otoetnografi yöntemi kullanılarak yorumlanmaktadır. Özel gereksinimli bireylerin eğitimini ve topluma entegrasyonunu önceleyerek sosyal kooperatifçilik modeline göre işleyen bir kadın kooperatifinde özne-özne diyaloğuna dayalı etkileşimler, kooperatiflerin patriyarkal kapitalizme alternatif bir model oluşturma potansiyelini göstermektedir. Tomurcuk Kooperatifi, kapitalist bir mantıkla kar maksimizasyonu ilkesine göre faaliyet gösteren bir işletme değildir ve kooperatifin kuruluş sürecinde ve işleyişinde bakım emeğini yayma ihtiyacı katalizör görevi görmüştür. Ayrıca kooperatif alanında yürütülen sanat ve oyun etkinlikleri ve diğer faaliyetler sırasındaki etkileşimlere ilişkin özdüşünümsellik ve konumsallık ilkelerinden yola çıkarak üretilen diyalojik bilgi, özel gereksinimli bireyleri sosyal etkileşimi zayıf, bilişsel gelişimi geri ve eğitilmesi gereken bireyler olarak tektipleştiren ve nesneleştiren epistemolojik yaklaşıma karşı çıkmaktadır. Sosyal kooperatifçilik modeline uygun olarak özel gereksinimli bireylerin toplumla bütünleşmesini önceleyen kooperatif, bu bireylere ilişkin toplumsal ön yargıların dönüşmesi için bir alan yaratmaktadır. Ön yargıların dönüşmesi karşılaşılan ayrımcılıkları ortadan kaldırmanın ve dolayısıyla bireylerin toplumsal entegrasyonunun ön koşuludur. Proje kapsamında kooperatif alanında yürütülen faaliyetler sırasındaki etkileşimler, özel gereksinimli bireylerin yetkinlik ve yaratıcılıklarına odaklanan bir yaklaşım benimsenmesi gerektiğini göstermiştir.
- Research Article
- 10.33708/ktc.1603269
- Nov 30, 2025
- Akdeniz Kadın Çalışmaları ve Toplumsal Cinsiyet Dergisi
- Heycan Erhurman Uğur
‘Cinsiyete ilişkin bellek’, toplumsal ve kültürel faktörler içerisinde iktidar ilişkilerine bağlı olarak şekillenmekte ve yapılanmaktadır. Sinemada anlatılar yoluyla oluşan söylemler, cinsiyete ilişkin belleğin eklenmesinde büyük rol oynamaktadırlar. Sinemada çoğu zaman kadın ve erkek olmakla ilgili ataerkil söylemi pekiştirmeye yönelik anlatılar hakim olsa da alternatif anlatılar da üretilebilmektedir. Bu çalışmada, 2023 yılında ilk kez Amerika’da daha sonra da birçok ülkede gösterime giren ve büyük tartışmalara neden olan Amerikan filmi “Barbie” eleştirel söylem analizi yöntemi ile incelenmiştir. Çalışmada, feminist teoriler ile Foucault, Fairclough, Laclau ve Mouffe’un söylem teorilerinden yararlanılmıştır. Fairclough’un bakış açısıyla metinlerarasılık, Foucault’un bakış açısıyla iktidar ilişkileri, Laclau ve Mouffe’un (1985) bakış açısıyla da söylemlerdeki daimi eklemlenme ve değişime odaklanılmaktadır. Çalışma sonucunda filmin, hem ataerkil hem de birçok feminist söylem tarafından kabul edilmiş cinsiyete ilişkin rolleri tartışmaya, sorgulamaya ve dönüştürmeye çalıştığı görülmüştür. Film, cinsiyet rollerine ilişkin normal ve doğal kabul edilen birçok durumu sorgulayan alternatif bir bakış açısı sunması açısından önemlidir.
- Research Article
- 10.33708/ktc.1663855
- Nov 30, 2025
- Akdeniz Kadın Çalışmaları ve Toplumsal Cinsiyet Dergisi
- Mervenur Taşkın + 1 more
The objective of this study is to investigate the perspectives of academics and professionals within the field of women’s welfare in Türkiye regarding anti-femicide services. In-depth interviews were conducted with 15 participants actively engaged in the field of women's welfare. The themes identified through the analysis include the enhancement of protective and preventive services and the enhancement of intervention services. It highlights a notable lack of knowledge among women regarding available services and their rights. There is a pressing need for protective and preventive planning that specifically addresses men’s risk of committing femicide. Politicians ought to prioritize combating femicide on their political agendas. The enhancement of counseling and training services is crucial for early intervention in the lead-up to femicide. Furthermore, concerns are raised regarding the temporary nature of work in women’s shelters, confidentiality issues regarding these shelters, and the vulnerability of women leaving shelters, potentially making them targets for further harm. It was suggested that increasing the number of ŞÖNİMs would ensure more effective operations, along with expanding efforts to work with men/perpetrators. Additionally, it was noted that women returning to their partners after experiencing violence pose a risk of femicide. Finally, it was stated that ŞÖNİMs should take a more active role in divorce and family counseling and that the quantity and quality of professional staff in ŞÖNİMs and women’s shelters should be increased.
- Research Article
- 10.33708/ktc.1739705
- Nov 30, 2025
- Akdeniz Kadın Çalışmaları ve Toplumsal Cinsiyet Dergisi
- Tuğba Gücenmez + 1 more
Bu çalışma, 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerden yoğun şekilde etkilenen Adıyaman ilinde, kadınların depremin ardından karşılaştığı toplumsal cinsiyet temelli sorunları incelemeyi amaçlamaktadır. Bu araştırmada, kadınların afet sonrası yaşam deneyimleri; toplumsal, psikolojik ve ekonomik etkileri toplumsal cinsiyet eşitsizliği bağlamında incelenmiştir. Şehrin büyükşehir statüsünde olmaması, Güneydoğu Anadolu bölgesinin ortasında yer alması, ilin ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan kapalı bir yapıya sahip olmasına yol açmış; bu durum, Adıyaman’ı akademik anlamda araştırmayı cazip kılmış ve çalışmanın özgünlüğünü arttırmıştır. Araştırma, 5 Şubat-5 Mart 2025 tarihlerinde gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma yöntemlerinin kullanıldığı çalışmada, enformel çadır ve formel konteyner geçici yaşam alanlarında yaşayan toplam 25 kadın ile odak grup görüşmeleri, bireysel derinlemesine görüşmeler ve saha gözlemleri gerçekleştirilmiştir. Betimleyici fenomenolojik yaklaşım benimsenen çalışmada görüşmeler yapılandırılmış bir form aracılığıyla yürütülmüş, veriler tematik analiz yöntemiyle değerlendirilmiştir. Bulgular kadınların deprem sonrası güvenlik sorunları, mahremiyet eksiklikleri, hijyen ve sağlık koşullarının yetersizliği, sosyal izolasyon, ekonomik baskılar, artan ev içi sorumluluklar gibi çok yönlü sorunlarla karşılaştığını göstermektedir. Kadınların hem kamusal alanda hem özel alanda çeşitli müdahale ve baskılarla karşı karşıya kaldığı toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin derinleştiği gözlemlenmiştir. Araştırma bulguları, afet süreçlerinin planlanmasında toplumsal cinsiyet eşitliği merkeze alınarak dezavantajlı gruplara yönelik kapsayıcı politikaların geliştirilmesinin önemini vurgulamaktadır.