YENİ MEDYA SİSTEMİNDE MEDENİYETİN DÖNÜŞÜMÜ VE “TEKNO-MEDENİYET” İLİŞKİSİ: KÜRESEL TEKNOLOJİ ŞİRKETLERİ ÜZERİNE BİR ANALİZ
HAKEM ATAMASI: YENİ MEDYA, İLETİŞİM ÇALIŞMALARI VE MEDYA TEKNOLOJİLERİ YENİ MEDYA SİSTEMİNDE MEDENİYETİN DÖNÜŞÜMÜ VE “TEKNO-MEDENİYET” İLİŞKİSİ: KÜRESEL TEKNOLOJİ ŞİRKETLERİ ÜZERİNE BİR ANALİZ ÖZ Yeni medya sistemi, geleneksel medyanın yerini alan dijital teknolojilerin gelişimiyle ortaya çıkan etkileşimli bir dönüşümü ifade eder. İnternet, sosyal medya, akıllı telefonlar ve diğer dijital platformlar, haberlere erişim, iletişim, eğlence ve bilgi paylaşımı gibi alanlarda yeni bir ortam yaratmıştır. Bu gelişmeler, kültürel ve toplumsal yapıların değişmesine, medeniyetin dönüşümüne yol açmıştır. Tekno-medeniyet kavramı, teknolojinin medeniyeti nasıl etkilediğini ve medeniyetin teknoloji tarafından şekillendiğini ifade etmektedir. Bu kavram, teknoloji ve medeniyet arasındaki karşılıklı etkileşimi vurgulamaktadır. Küresel teknoloji şirketleri, yeni medya sisteminin oluşumunda ve tekno-medeniyetin gelişiminde önemli bir rol oynamaktadır. Küresel teknoloji şirketleri, dijital platformları, sosyal medya ağlarını, arama motorlarını ve diğer teknolojik ürünleri sağlayarak milyarlarca insanın günlük yaşamını etkilemektedir. Bu şirketler, büyük veri analitiği, yapay zeka ve reklamcılık gibi alanlarda teknolojik gelişmeleri kullanarak kullanıcıların davranışlarını izlemekte ve şekillendirmektedir. Bu durum, kültürel değerlerin, iletişim biçimlerinin ve sosyal ilişkilerin değişmesine yol açmaktadır. Çalışmanın amacı, teknolojinin medeniyet üzerindeki baskın rolünün nasıl oluştuğunu ortaya çıkarmaktır. Yöntem, teknoloji alanında faaliyette bulunan şirketlerin oluşturduğu evren üzerinden ilk on sırada yer alan şirketler marka değerleri ilk yirmi sırada yer alan şirketler ise kurumsal yapıları yönünden içerik analizi ile incelenmektedir. Çalışmada 2022 verilerine göre 7,93 milyar insanın 5,74 milyar internet kullanıcısı ve %69 internet kullanımı olduğu saptanmıştır. Dünyada faaliyet gösteren en büyük 861 şirket arasında marka değeri, gelir, çalışan sayısı ve diğer kriterler baz alındığında ilk on sırada yer alan şirketler arasında; ABD’nin 590 şirket, Çin /Hong Kong 351 ve Japonya’nın 196 şirket ile bu alanda ilk üç sırayı paylaşmakta olduğu da anlaşılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Yeni Medya, Teknoloji, Medeniyet, Sanal Kimlik, İçerik Analizi. THE TRANSFORMATION OF CIVILIZATION AND THE RELATIONSHIP BETWEEN "TECHNO-CIVILIZATION" IN THE NEW MEDIA SYSTEM: AN ANALYSIS OF GLOBAL TECHNOLOGY COMPANIES ABSTRACT The new media system refers to an interactive transformation brought about by the development of digital technologies that have replaced traditional media. The Internet, social media, smartphones and other digital platforms have created a new environment for access to news, communication, entertainment and information sharing. These developments have led to changes in cultural and social structures and the transformation of civilization. The concept of techno-civilization refers to how technology affects civilization and how civilization is shaped by technology. This concept emphasizes the interplay between technology and civilization. Global technology companies play an important role in the formation of the new media system and the development of techno-civilization. Global technology companies influence the daily lives of billions of people by providing digital platforms, social media networks, search engines and other technological products. These companies monitor and shape users' behavior using technological advances in areas such as big data analytics, artificial intelligence and advertising. This is leading to changes in cultural values, forms of communication and social relations. The purpose of the study is to reveal how the dominant role of technology on civilization is formed. The method, the companies ranked in the top ten in the universe formed by the companies operating in the field of technology, the companies whose brand values are ranked in the top twenty are examined by content analysis in terms of their corporate structures. According to the data of the study, 7.93 billion people have 5.74 billion Internet users and 69% internet usage according to 2022 data. Among the 861 largest companies operating in the world, the companies ranked in the top based on brand value, revenue, number of employees and other criteria are among the companies that are ranked in the top; It is also understood that the USA shares the top three places in this field with 590 companies, China / Hong Kong 351 and Japan 196 companies. Keywords: New Media, Technology, Civilization, Virtual Identity, Content Analysis.
- Research Article
- 10.58242/millifolklor.1114214
- Apr 4, 2023
- Milli Folklor
Türklerin tarihten günümüze Kök Tanrı, Totemcilik (~Totemizm), Animizm (~ruhçuluk/canlıcılık), Şamanizm (Sibirya ve Orta Asya Türk topluluklarında), Budizm, Maniheizm, Zerdüştîlik, İslamiyet, Hristi-yanlık ve Musevilik gibi çeşitli inanç sistemlerini kabul ettiği görülür. Bu durum Türklerin çok geniş bir coğrafyanın ve kültür yelpazesinin içinde yer aldığını gösterir. Dinler tarihçileri bu çeşitli inanç sistemlerini benimsemelerinde Türklerin büyük bir çoğunluğunun yaşadıkları coğrafyanın, sosyal ve kültürel etkileşimlerinin sonucunda gerçekleştiğini ifade ederler. Bu dinsel çeşitliliğin içerisinde Museviliğin Orta Çağda ortaya çıkmış bir mezhebi konumunda değerlendirilen Ârâmî-İbrânî dilinde ‘kutsal yazıyı okuyanlar’ anlamında ‘kara- (K-R-A)’ kelimesinden türetilmiş Karâîlik, zamanla bir Türk soylu halkın adı olmuştur. Hazar Devleti’nin bakiyeleri/torunları olduklarını söyleyen/iddia eden Karaylar, Museviliğin sadece Tevrat’ı/Tora’yı (Yazılı Yasanın otoritesini tanıyanlar) kabul eden Karâî mezhebine mensup bir Türk boyudur. Karaylar, Tanah’ı dinî hükümlerin yegâne kaynağı olarak kabul etmez. Bu etnik grup, kendi millî eşitliğini din ve dilin genel etnogenezine borçludur. Bilindiği üzere insanın ‘geçiş dönemi’ olarak nitelendirilen ‘doğum, evlilik ve ölüm’ olmak üzere başlıca üç önemli evresi vardır. Kişinin bu geçiş dönemlerindeki yeni durumunu belirlemek, onu kutsamak, aynı zamanda da kişiyi bu sırada yoğunlaştığına inanılan bazı tehlike-lerden ve zararlı etkilerden korumak gerekir. Geçiş dönemlerinde yer alan âdetler, gelenekler ve törenler bunların içerisinde yer alan bazı işlem ve uygulamalar Türk soylu halkların geleneksel kültürünün ana merhalelerini oluşturur. Karay Türk toplumu da bu geçiş dönemlerinden evliliğe diğer Türk boylarında olduğu gibi çok önem vermekte ve Karâî mezhebi çerçevesince kendilerince çeşitli pratikler uygulamaktadır. Evlilikte uygulanan bu ritüeller, Karaylar için gelenek ve göreneklerinin devamlılığında, eski kuşaklarla yeni kuşaklar arasında bağlantının sağlanmasında, birlik ve dirliğin muhafazasında önemli bir fonksiyona sahiptir. Karaylar, günümüzde farklı dinlerden (diğer Müslüman, Hristiyan ve Budist Türk boyları) ve Yahudi mezheplerinden (Rabbanistler) evliliklere pek sıcak bakmadıkları için nüfusları yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Bu durum, onların diğer Türk boylarına nazaran kimliklerini daha çok muhafaza etmelerine ve kültürlerine daha çok eğilmelerine sebebiyet vermiştir. Öyle ki onların lehçeleri de ‘Yok Olmaya Yüz Tutmuş Lehçeler’ diye adlandırılan sınıflandırmaya girdiği için Karay lehçesini yaşatabilmek adına çok sayıda dinî, kültürel ve dilbilgisi konulu kitaplar hazırlanmıştır. Bu çalışmada, Karayların hem Türklük ağacının köklerinden getirdikleri evlilik konulu temel inanışları hem de Karâî mezhebi inancı ile yoğurmuş oldukları ritüeller birlikte ele alınıp incelenmiştir. Bu bilgilerin tespitinde özellikle Litvanya’nın eski başkenti Trakai’de ikamet etmekte olan Karay Türklerinden yapılan metin ve kelime derlemeleri ile gözlem yoluyla elde edilen verilerden yararlanılmıştır. Ayrıca bu çalışmada Kırım’da yaşayan Karaylar ile Litvanya’da yaşayan Karayların evlilik ritüellerinde benzerlikler olduğu gibi coğrafya ve farklı kültürlerle temastan kaynaklı farklılıklar da ele alınmıştır.
- Research Article
1
- 10.29157/etusbed.1339907
- Sep 30, 2023
- Erzurum Teknik Universitesi Sosyal Bilimler Enstitusu Dergisi
Kur’an-ı Kerim insanlığa ilahi mesajı iletirken geçmiş milletlerin Allah’a karşı tutum ve davranışlarından örnekler sunmuştur. Genelde kıssa şeklinde verilen bu örneklerden insanların ders çıkarması ya da öğüt alması istenmiştir. Kıssalarda yer alan isim ve mekânlar pek çok ayette ya yer almamış ya da ikinci planda kalmıştır. İlk dönem Müslümanlarında merak uyandıran bu durum, kıssaların ayrıntılı açıklanması noktasında Müslümanları arayışa yöneltmiştir. Fazla uzağa gitmeyen Müslümanlar, aralarındaki ticaret, komşuluk ve kültürel alışverişin yoğun olduğu Yahudilerden kıssalar hakkında ayrıntılı bilgiler alarak Tevrat kaynaklı anlatıların tefsir kitaplarına girmesine sebep olmuşlardır. Tefsir kitaplarında yer alan bu anlatılar zamanla diğer İslamî eserlere intikal etmiş ve Müslümanlar arasında yazılı ve sözlü gelenek yoluyla yayılmaya başlamıştır. Türklerin İslamiyeti kabulü ile birlikte Türk halk bilimi ürünleri de çeşitlenmiştir. Özellikle Kur’an kıssalarının tefsirinde Tevrat anlatıları motif ve konu bakımından masal, halk hikayesi ve efsanelerin yer aldığı Türk anlatı geleneğinin kaynaklarından birini oluşturmuştur. Bel’âm bin Bâ’ûrâ kıssası da efsane/menkıbe şeklinde Türk sözlü anlatı geleneği içinde yer alan Tevrat kaynaklı anlatılardan biridir. Kıssa, tefsirlerden sözlü geleneğe intikal ederek tespit edildiği kadarıyla yaklaşık dört asırdan beri Erzurum’da anlatılmaktadır.
- Research Article
1
- 10.33692/avrasyad.1174171
- Mar 20, 2023
- Avrasya Uluslararası Araştırmalar Dergisi
Her dilin söz varlığında yer alan akrabalık adları, hayvan adları, yiyecek-içecek adları, renk adları, sayı adları ve organ adları temel kelimeler içerisinde yer almaktadır. Söz konusu kelimeler deyim oluşturma sürecinde önemli bir yere sahipken ait oldukları dil ile ilgili de önemli bilgiler içermektedir. Özellikle dilin temel kelimeleri içinde yer alan organ adları ile kurulmuş deyimlerin tespit edilmesi çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır. Somatik deyimler şeklinde adlandırılan organ adlarının kullanımı ile oluşturulan bu deyimler Rusçanın söz varlığının önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Bu çalışmada, çeşitli deyim sözlüklerinde yer alan organ adlarıyla kurulmuş deyimler semantik ve leksik açıdan incelenmiş ve bu deyimler şu başlıklar altında değerlendirilmiştir: Her iki dilde aynı organ adı ile oluşan deyimler, Rusçada ve Türkçede farklı organ adları kullanılarak oluşturulan ancak anlam bakımından aynı olan deyimler, Rusçada organ adı ile kurulmayıp Türkçede organ adı ile kurulan deyimler, Rusçada organ adı ile kurulup Türkçede organ adı ile kurulmayan deyimler. Daha sonra tespit edilen bu deyimlerin eşdeğerlik açısından Türkiye Türkçesi ile karşılaştırması yapılmıştır. Betimleyici tarama modeli ve karşılaştırmalı analiz tekniği ile yapılan bu çalışmada incelemeye konu olan bu somatik deyimlerin birçoğunun anlam bakımından Türkçede tam karşılıkları tespit edilmişken bazı deyimlerin de eşdeğerleri bulunamamıştır. Bu durum farklı dillerde ifade şekillerinin de farklı olması ile açıklanabilmektedir. Her iki dildeki somatik deyim varlığı üzerine araştırma yaptığımız bu çalışma ile diğer karşılaştırmalı çalışmalara da katkı sağlamak amaçlanmıştır.
- Research Article
- 10.14395/hid.1633271
- Jun 30, 2025
- Hitit İlahiyat Dergisi
Günümüze ulaşan ilk tam tefsirin müellifi Mukâtil b. Süleyman (ö. 150/767), hakkında yapılmış ağır tenkitlere rağmen müfessirlerin istifade etmekten geri duramadıkları bir isimdir. Hicri dördüncü asırdan itibaren tefsirlerde adının geçmeye başladığı ve ondan yapılan alıntıların sayısında bu yüzyıldan sonra belirgin bir artış olduğu görülmektedir. Bu durumun tespitine dair bazı çalışmalar yapılmış olmakla birlikte Mukâtil’den doğrudan ya da dolaylı yoldan yapılan alıntıların nakil serüveni detaylıca incelenmemiştir. Nitekim gerek klasik gerekse modern dönem tefsirlerinde Mukâtil’e isnad edilerek yer verilen bilgilerin bir kısmı tefsirin matbu nüshaları ile uyuşmamaktadır. Bilindiği kadarıyla Mukâtil rivayetleri Bağdat ve Merv olmak üzere iki farklı tarik ile aktarılmıştır. Tefsirin tahkikli baskıları, günümüze ulaşan Bağdat tarikli yazmalardan hareketle hazırlanmıştır. Sa‘lebî’nin (ö.427/1035) el-Keşf ve’l-beyân adlı tefsirinin mukaddimesinde belirttiğine göre Mukâtil tefsirinin Merv tarikinden rivayetler el-Keşf’te yer almakla birlikte müstakil olarak günümüze ulaşmamıştır. Dolayısıyla bu konuyla ilgilenen araştırmacılara göre farklı tefsirlerde Mukâtil’in mevcut nüshası ile uyumlu olmayan rivayetler bulunmasının sebebi Mukâtil tefsirinin iki farklı tarik ile sonrasına aktarılmış olması ve tariklerden birinde bazı değişikliklerin yapılmış olmasıdır. Bu değişikliklerin bizzat Mukâtil tarafından yapılmış olması ihtimalinden de bahsedilmiştir. Bu ihtimallerin geçerliliğini gösteren veriler olmakla birlikte araştırmacıların dikkat çekmediği bir husus daha vardır. O da tefsirlerde yer alan ve mevcut Mukâtil tefsirinden farklı olan bazı Mukâtil rivayetlerinin birçok tefsirde tekrarlanması, bazılarının ise tefsirden tefsire değişiklik göstermesidir. Mevcut nüsha ile uyumlu olmayıp birçok tefsirde tekrarlanan Mukâtil rivayetlerinin gerçekten tefsirin diğer tarikinden kaynaklanmış olması ihtimali düşünülebilir. Ancak bazı durumlarda aynı konudan bahseden bir rivayetin asırlar geçtikçe değişip dönüştüğü görülmüştür. Dahası bu rivayetlere ufak müdahalelerle de olsa yer veren müfessirlerin isimleri hep gizli kalmış, rivayetin yeni formuyla Mukâtil’e isnadına devam edilmiştir. Dolayısıyla Mukâtil rivayetlerinin aktarımında bazı hatalar yahut müdahaleler olmuş ve bunlar daha sonra rivayetleri asıl kaynağına müracaat etmeden aktaran müfessirlerce tekrarlanmış gibi görünmektedir. Bu vakıa tefsir nakil geleneğinin problemli yönlerinden birini -tefsirde isnad sorununu- gündeme getirmektedir. Diğer taraftan Mukâtil tefsirinde yer alan bazı bilgi ve yorumlar kimi müfessirler tarafından kaynak belirtilmeden nakledilmiştir. Söz konusu yorumlar erken dönem tefsir rivayetlerini derleyen eserlerde Mukâtil’den önceki başka bir isme isnad edilmemiştir. Bu bilgilerin başka bir müfessire isnad edilmemiş olması, söz konusu tefsir malzemesinin bir kısmının hem şifahi kültürden hem de günümüze ulaşamayan tefsir risalelerinden mevcut yazılı kaynaklara aktarımında Mukâtil’in etkin rolünü göstermektedir. Müfessirlerin Mukâtil’in adını zikretmemek şeklindeki bu tavrı onların kaynağı büyük ihtimalle Mukâtil tefsiri olan bilgileri naklederken bunu gizleme ihtiyacı hissettiklerini düşündürmektedir. Bunun örnekleri azımsanmayacak kadar çoktur. Bu durum Mukâtil hakkındaki olumsuz algının müfessirler nezdinde uzun süre etkisini sürdürdüğünün bir göstergesi addedilebilir. Ancak temriz siygasıyla da olsa müfessirlerin bu rivayetlere yer vermeleri, Mukâtil’in tefsirdeki otoritesine kayıtsız kalamadıkları şeklinde değerlendirilebilir. Bu konudaki tespitler, Mukâtil’in tefsir literatüründeki örtük etkisini de göstermesi bakımından önemlidir. Dikkat çekici başka bir durum da Sa‘lebî gibi tefsirinde Mukâtil’in adını sıklıkla zikreden müfessirlerin bile bazen ondan gelen rivayetlere kaynak belirtmeden yer vermeleridir. Bu tutum ise müfessirlerin tefsir rivayetlerinde standart bir tavrının olmadığını düşündürmektedir. Tefsirlerde Mukâtil’den yapılan alıntıların, et-Tefsîrü’l-kebîr’in tahkikli baskıları ile uyum durumu ve uğradığı müdahaleler doküman analizi, metin analizi ve mukayese yöntemleriyle tespit edilmiştir. Çalışmada metin içi taramalar ve metinler arası farkların tespiti el-Mektebetü’ş-Şamile programı üzerinden yapılmış ve yalnızca programda yer alan eserler esas alınmıştır. Bazı eserlerin kaynak gösteriminde Şamile’de yer almayan baskılardan da yararlanılmıştır.
- Research Article
- 10.46353/k7auifd.1626263
- Jun 30, 2025
- Kilis 7 December University Journal of Theology
Yapay zekâ teknolojilerinin eğitimdeki ağırlığının giderek arttığı günümüzde din eğitimi gibi derin bilgi birikimi ve bağlamsal yorum gerektiren alanlarda bu araçların güvenilirlik ve öğreticilik yeteneğini somut verilerle değerlendirmek bir gereklilik haline gelmiştir. Bu bağlamda, Anadolu İmam Hatip Liselerinin 11. sınıf Tefsir ve 12. sınıf Kelâm ders kitaplarında yer alan temel konular ile ChatGPT’nin dinî sorulara verdiği yanıtlar arasındaki örtüşme ve farklılaşma düzeyinin ortaya konması; hem öğretmenlerin hem de öğrenciler ile akademisyenlerin yapay zekâ destekli içerikleri eğitim süreçlerine güvenle entegre etmesine imkân tanıyacak bilimsel bir zeminin oluşturulmasına imkan sağlayacaktır. Bu araştırma, ChatGPT’nin dinî konulara yönelik yanıtlarının dört ölçütte—doğruluk, tutarlılık, kavramsal derinlik ve sistematik sunum—ders kitaplarındaki akademik kriterlerle ne ölçüde uyum sağladığını belirlemeyi ve böylece yapay zekâ temelli içeriklerin din eğitimindeki potansiyel katkı ve sınırlılıklarını saptamayı amaçlamaktadır. Araştırma sürecinde öncelikle 11. sınıf Tefsir ve 12. sınıf Kelâm ders kitaplarında yer alan akademik ve pedagojik değeri yüksek üçer kavram seçilerek toplam altı soru oluşturuldu. Bu sorular, hem alanın temel terminolojisini hem de öğretim programlarında öne çıkan tarihsel ve teorik kavramları içerecek biçimde tasarlandı. Daha sonra oluşturulan sorular ChatGPT’nin ücretsiz versiyonuna iletilerek modelin yanıtları eksiksiz biçimde kaydedildi. Yanıtlar, modelin geniş kullanıcı kitlesine erişilebilir ücretsiz sürümünün performansını yansıtması bakımından değerlendirildi. Gelecekteki çalışmalar için ücretli sürümlere ilişkin potansiyel farklılıklar ve katkılar da tartışmaya açıldı. Nitel veri analiz aşamasında her bir yanıt iki temel boyutta incelendi: Birincisi, doğruluk ve tutarlılık düzeyi çerçevesinde ders kitaplarındaki tanım, hüküm ve örneklerle ChatGPT açıklamalarının birebir uyumu; ikincisi ise konunun bağlamıyla örtüşme, kavramsal derinlik ve modelin sınırlılıklarını belirlemek amacıyla yürütülen analizdi. Bu çerçevede, modelin tarihsel köken, metodoloji ve terminoloji alt boyutlarında sunduğu ayrıntı seviyesi “kavramsal derinlik” boyutuyla ele alındı, yanıtların paragraf içi ve farklı sorular arasında mantıkî tutarlılığı “tutarlılık” ölçütüyle değerlendirildi; yanıtlarda kullanılan başlıklandırma, adım adım ilerleyen düzen ve okunabilirlik “sistematik sunum” kriterine göre puanlandı. Elde edilen bulgular, ChatGPT’nin temel İslâmî kavramları tanımlama ve genel ilkeleri aktarmada geniş ölçüde isabetli sonuçlar verdiğini göstermektedir. Tefsir konularında—özellikle İsrailiyât, nesh ve garîbu’l-Kur’ân başlıklarında—modelin açıklamaları, ders kitaplarındaki tanımlarla büyük oranda uyum sağlarken, metne ilişkisiz ayrıntılara girme eğilimi bazen ana mesajı gölgelemiştir. Bu durum, “sistematik sunum” ölçütünde zayıflığa işaret etmiş; bazı cevaplarda başlıklar arası geçişin akıcılığı bozulmuştur. Kelâm konularında ise inanç yorum farkları, müteşâbihât ve deizm gibi tartışmalı meselelerde ChatGPT, temel prensipleri doğru aktarırken tarihsel bağlam ve mezhepsel ayrımlara dair derinlemesine bilgi sunmaktan uzak kalmıştır. Ders kitaplarının metodolojik olarak net sınıflandırmalar sunması, öğrencilerin kavramlar arasındaki ilişkiyi adım adım öğrenmesini sağlarken modelin üstünkörü tasnifleri, “kavramsal derinlik” açısından yetersiz kalmıştır. Öte yandan ChatGPT, güncel akademik tartışma noktalarını ve farklı yorum geleneklerini de metinlerine dâhil etme kapasitesi sayesinde, ders kitaplarında yer almayan çağdaş perspektifleri görünür kılma potansiyeli sergilemiştir. Bu özellik, ileri düzey lisans ve lisansüstü araştırmalar için zengin bir başlangıç noktası sunarken, aynı zamanda sistematik bir kavram haritası veya rehber olmadan kullanıldığında eğitim kademelerinde kafa karışıklığına yol açabileceğini düşündürmektedir. Dolayısıyla model, temel kaynağı tamamlayıcı nitelikte, eleştirel bir süzgeçten geçirilerek yararlanılacak bir araç olarak konumlandırılmalıdır. Sonuç olarak bu çalışma ChatGPT’nin din eğitiminde destekleyici bir araç olarak kullanılabileceğini; ancak ders kitaplarının sağladığı sistematik anlatım, kavramsal netlik ve öğrenci seviyesine uygun düzenin hâlâ eğitimde birincil referans olmaya devam etmesi gerektiğini göstermiştir. Gelecekteki araştırmaların, ChatGPT ve benzeri dil modellerinin doğruluk ve tutarlılık kapasitelerini geliştirmeyi, kavramsal derinlik ve sistematik sunum ölçütlerine uygun yanıtlar üretmelerini sağlamayı ve mevcut öğretim materyalleriyle entegre olmayı hedeflemesi önerilmektedir. Böylece yapay zekâ destekli çözümler ile geleneksel eğitim materyalleri birbirini tamamlayarak daha nitelikli bir dinî öğrenme deneyimi mümkün kılınabilecektir.
- Book Chapter
- 10.58830/ozgur.pub791.c3338
- Jun 26, 2025
Bu çalışma, dijitalleşmenin iş gücü piyasasında ortaya çıkardığı yeni istihdam biçimlerinden biri olan platform çalışmasını hukuki ve iş sağlığı güvenliği bağlamında ele almaktadır. Platform çalışması; dijital bir uygulama ya da web tabanlı platform aracılığıyla hizmet sunulan, esnek, kısa süreli ve görev bazlı işler üzerine kurulu bir çalışma modelidir. Gig ekonomisinin yükselişiyle birlikte yaygınlaşan bu model, klasik iş sözleşmesinde yer alan “iş görme”, “ücret” ve “bağımlılık” unsurlarını belirsizleştirmekte; bu da çalışanların hukuki statülerinin tanımlanmasında ve sosyal güvenlik haklarına erişiminde ciddi sorunlara yol açmaktadır. Türk çalışma mevzuatı çerçevesinde değerlendirildiğinde, platform çalışanlarının büyük çoğunluğu “bağımsız yüklenici” veya “kendi hesabına çalışan” statüsünde konumlandırılmakta; dolayısıyla 4857 sayılı İş Kanunu ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun sağladığı korumaların dışında bırakılmaktadır. Bu durum, çalışanların sosyal güvenlik sistemine dâhil edilmesinde ve iş güvencesi gibi temel haklardan yararlandırılmasında yapısal boşluklar yaratmaktadır. Çalışmanın iş sağlığı ve güvenliği boyutunda ise, platform çalışanlarının 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamına alınmaları mümkün olmakla birlikte, işveren olarak konumlandırılmaları nedeniyle uygulamada bu haklardan büyük ölçüde mahrum kaldıkları görülmektedir. Fransa, İngiltere, ABD ve İsviçre gibi ülkelerde verilen yargı kararları, Uber gibi platformlar nezdinde işçi-işveren ilişkisini kabul ederken; Türk yargısı, bağımlılık unsurunun zayıf olduğu gerekçesiyle bu tür ilişkileri bağımsız çalışma olarak değerlendirmektedir. Sonuç olarak, platform çalışanları hem hukuki statü belirsizliği hem de iş sağlığı ve güvenliği bakımından ciddi güvencesizliklerle karşı karşıya kalmaktadır.
- Research Article
- 10.5336/biostatic.2023-100817
- Jan 1, 2024
- Turkiye Klinikleri Journal of Biostatistics
Bu çalışmanın amacı, 2x2 çapraz tablolarda kullanılan klasik ve süreklilik düzeltmeli ki-kare testlerini tanıtmak ve bunları karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmada serbestlik derecesi 1 (bir) olan ki-kare testleri dikkate alınmıştır. Çünkü bu testler, verilerin kesikli olmasından ciddi şekilde etkilenmektedir. Python-random kütüphanesi kullanılarak 10 ≤ n ≤25 aralığında yer alan 4 farklı n değeri için veri türetilmiştir. Verilerin türetilmesinde önce a,b,c ve d ile gösterilen gözelerden hangisine değer atanacağı sonra da ilgili gözeye atanacak değer belirlenmiştir. n=10 için 246, n=15 için 756, n=20 için 958, n=25 için 963 farklı veri seti çalışmada kullanılmıştır. Yöntemlerin karşılaştırılmasında hem her bir yöntemin hipotetik H0 hipotezini farklı örneklem büyüklüğü ve önemlilik düzeyleri için reddetme yüzdeleri hem de yöntemlerin birbirlerine göre hipotetik H0 hipotezini ret/ret, ret/kabul, kabul/ret ve kabul/kabul oranları kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmada dikkate alınan yöntemlere ait sonuçlar, yöntemlerden birinin önerilen tüm yöntemler içerisinde en iyi yöntem olarak seçilmesini sağlamamaktadır. Farklı yöntemler farklı örneklem büyüklüklerinde ve önemlilik düzeylerinde öne çıkmaktadır. Bu durum, bir araştırmadan elde edilecek sonucunun doğru şekilde yorumlanamayacağı anlamına gelir. Tüm yöntemlerin örneklem büyüklüğü ve önemlilik düzeyinden etkilendiği, örneklem büyüklüğünün artması ve önemlilik düzeyinin de 0,01'den 0,10'a doğru değişmesi durumunda H0 hipotezinin reddedilme oranlarının da arttığı belirlenmiştir. Sonuç: Kikare testinin büyük örneklemler için uygun olduğu, beklenen değerlerden en az birinin 5'ten küçük olması durumunda gerek klasik gerekse süreklilik düzeltmeli ki-kare yöntemlerinin kullanılmaması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
- Research Article
1
- 10.47898/ijeased.1338474
- Dec 25, 2023
- Uluslararası Doğu Anadolu Fen Mühendislik ve Tasarım Dergisi
Madenlerin aranması, uygun üretim yöntemlerinin belirlenerek projelendirilmesi, projesine ve mühendislik disiplinine uygun olarak verimli bir şekilde işletilmesi, tesislerde ara ve uç ürün elde edilmesi aşamalarında maden mühendisleri önemli görevler üstlenir. Kadınlar, her meslek grubunda olduğu gibi maden mühendisliğinde de aktif olarak gerek saha çalışmalarında gerekse büro/ofis çalışmalarında yer almaktadır. Günümüzde kamu ve özel sektörde çalışan çok sayıda kadın maden mühendisi vardır. İncelenen 2015-16 ile 2022-23 yıllarında, maden mühendisliği lisans eğitimine yeni kayıt olan ve kayıtlı toplam öğrenci sayılarında geçmiş dönemlere göre önemli oranlarda azalma olmuştur. Bu durum, mezun sayılarında da azalmaya neden olmuştur. Toplam öğrenci sayılarındaki yaşanan azalma eğilimine benzer şekilde yeni kayıt olan, kayıtlı ve mezun olan kadın öğrenci sayıları da azalma göstermiştir. Maden mühendisliği bölümlerinde görevli kadın akademisyen sayısı da oldukça düşük seviyededir. Ülkemizde yaşanan maden kazaları, madenciliğe yönelik olumsuz çevre algısı, yatırım azlığı, çalışma koşulları gibi etkenlerin bu düşüşte etkisi olduğu söylenebilir. Bu çalışmada, ülkemizdeki maden mühendisliği lisans eğitiminde yer alan kadın öğrenci ve akademisyen sayıları ve oranları incelenerek değerlendirmeler yapılmış ve toplam öğrenci sayılarında olduğu gibi kadın öğrenci sayılarında görülen düşüşlere ve kadın akademisyen oranının düşük olmasına dikkat çekilmesi amaçlanmıştır.
- Research Article
- 10.21551/jhf.1712135
- Jul 3, 2025
- JOURNAL OF HISTORY AND FUTURE
Bu makalede, Malazgirt Zaferi’nin 900. Yıl Dönümünün Türkiye’deki yazılı basında nasıl ele alındığı incelenmiştir. Türkiye’nin farklı şehirlerinde çıkan gazetelerdeki haber, köşe yazısı ve değerlendirme yazıları analiz edilmiştir. Çalışmanın amacı, tarihi bir olayın yıl dönümünün basın aracılığıyla nasıl yeniden anlamlandırıldığını, milli kimlik inşası ve tarih algısı bakımından ortaya koymaktır. Nitel içerik analizi yöntemiyle gerçekleştirilen araştırmada, gazetelerdeki metinlerin muhtevası, konuyla ilgili vurguladıkları esaslar değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, Malazgirt Zaferi'nin farklı gazetelerde tarihsel hafıza, milliyetçilik ve toplumsal birlik gibi kavramlarla çeşitli şekillerde ilişkilendirildiğini göstermektedir. Bu yönüyle çalışma, basında yer alan yazılar üzerinden tarihi bir olayın incelenmesi ve gelecek kuşaklara aktarılmasına yönelik önemli bir katkı sunmaktadır. Araştırmanın bulguları, yazılı basının sadece bilgi aktaran bir araç olmanın ötesinde, toplumsal belleğin şekillenmesinde ve tarihi olaylara atfedilen anlamların yeniden üretilmesinde etkin bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Malazgirt Zaferi gibi tarihi ve sembolik değeri yüksek bir olayın yıl dönümüne ilişkin gazetelerde sunulan içerikler hem tarihi süreklilik duygusunu güçlendirmekte hem de güncel kimlik politikalarıyla örtüşen bir anlatı oluşturulmasına hizmet etmektedir. Bu çerçevede basın, geçmişi yalnızca hatırlatmakla kalmamakta; aynı zamanda geçmişi, günümüzün siyasi, ideolojik ve kültürel ihtiyaçlarına göre yeniden kurgulamaktadır. Farklı gazetelerin olayın anlamına dair yaptığı vurgu, tarihsel olayların medya tarafından nasıl çeşitli şekillerde çerçevelenebildiğini de göstermektedir. Özellikle birlik ve beraberlik temaları, kahramanlık anlatıları ve milli şuurun ön plana çıkarılması, tarihi olayların ulusal kimlik inşasında bir araç olarak kullanıldığını ortaya koymaktadır. Bu durum, tarihi olayların yıl dönümlerinde yapılan medya temsillerinin yalnızca geçmişi yüceltmekle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda toplumun ortak değerlerini pekiştirme ve geleceğe yönelik ortak bir vizyon oluşturma işlevi gördüğünü göstermektedir. Bu bağlamda çalışma, medya, tarih ve toplumsal hafıza arasındaki çok katmanlı ilişkiyi anlamak açısından önemli bir örnek teşkil etmektedir. Bu çalışma, tarihî olayların yıl dönümlerinde yapılan medya temsillerinin sadece geçmişi bugüne taşımakla kalmadığını; aynı zamanda kolektif kimliğin yeniden üretildiği kültürel pratikler olduğunu göstermektedir. Yazılı basın, bu tür anma süreçlerinde yalnızca bilgi iletimi sağlamakla kalmamakta, toplumsal aidiyetin ve ulusal bütünlüğün yeniden inşa edildiği sembolik alanlar yaratmaktadır. Bu noktada medya, kültürel bellek oluşumuna aktif biçimde katılmakta; belirli tarihî olaylar üzerinden ortak bir anlatı, ortak bir bilinç ve toplumsal bir yönelim geliştirilmesine zemin hazırlamaktadır.
- Research Article
- 10.46353/k7auifd.1639461
- Jun 30, 2025
- Kilis 7 December University Journal of Theology
Bu araştırmada, Endülüs döneminin önemli ediplerinden biri olan İbn Abdürabbih'in (ö. 328/940) kaleme aldığı el-‘Ikd adlı eserinin aruz ilmi ile ilgili bölümü kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. el-‘Ikd, Arap edebiyatı açısından büyük önem taşıyan ansiklopedik bir eserdir ve içerdiği zengin bilgi birikimiyle hem edebiyat hem de dilbilim açısından kıymetli bir kaynaktır. İbn Abdürabbih, eserin "Kitâbu’l-Cevherati's-Sâniyeti fi'l-‘Arûdi ve'l-Kavâfî" başlıklı on dokuzuncu bölümünde aruz ilmi ve kafiye düzeni konularına geniş yer ayırarak Arap şiirinin yapısal analizini gerçekleştirmiştir. Makalenin temel amacı, bu bölümde sunulan aruz bilgilerini ortaya koymak, İbn Abdürabbih'in bu alandaki metodolojisini değerlendirmek ve Halil b. Ahmed el-Ferâhîdî’nin Kitâbu’l-‘Arûd’una yaptığı atıfların önemini göstermektir. Halil b. Ahmed’in bu eseri günümüze ulaşmamış olduğu için, el-‘Ikd’da yer alan alıntılar, bu kayıp eser hakkında değerli bilgiler sunmaktadır. Araştırmada kaynak olarak temel ansiklopedik eserlerin yanı sıra el-‘Ikd’ın yazma nüshaları incelenerek karşılaştırılmaya çalışılmış, eserin matbu nüshalarının incelenmesiyle yetinilmemiştir. Bu bağlamda çevrimiçi yazma eser katalogları gibi internet kaynaklarından da faydalanılmıştır. Araştırmadaki veriler, nitel araştırma tekniklerinden olan literatür taraması tekniği ile elde edilmiştir. Elde edilen veriler, literatür taraması tekniğinin bir gereği olarak materyal analizi yöntemi ile işlenmeye çalışılmıştır. Materyal analizinin her iki ayağı da -nicel semantik tekniği ve muhteva analizi tekniği- araştırmanın yöntemleri arasında yer almıştır. Çalışmada İbn Abdürabbih’i daha iyi değerlendirebilmek adına öncelikle yaşadığı dönem ve çevre; siyasi, sosyal, kültürel açılardan kısaca ele alınmıştır. Daha sonra İbn Abdürabbih’in hayatı ve eserleri mercek altına alınmıştır. Bir edibin edebi kişiliğini iyi anlayabilmek için özellikle edebiyatla ilgili eserlerinin irdelenmesi elzemdir. Ancak İbn Abdürabbih’in el-‘Ikd haricindeki eserleri bilindiği kadarıyla günümüze ulaşmamıştır. Bu nedenle İbn Abdürabbih’in edebi kişiliğini eldeki imkanlar dahilinde daha iyi kavrayabilmek amacıyla el-‘Ikd derin bir incelemeye tabi tutulmuştur. Çalışmada, el-‘Ikd’ın genel yapısı ve İbn Abdürabbih’in edebi kişiliği ele alındıktan sonra çalışmanın asıl konusu olan, eserin aruz ilmi ile ilgili bölümünün detaylı bir şekilde incelenmesine geçilmiştir. el-‘Ikd’ın bu bölümü üç temel kısımdan oluşmaktadır: "ferş" (teorik bilgiler), "misal" (vezin örnekleri) ve "kafiye" (kafiye teorisi ve uygulamalar). Ferş kısmında aruzun temel kavramları, zihaf ve illetler gibi konular ele alınırken misal kısmında her aruz kalıbına uygun şiir örnekleri sunulmuştur. Kafiye kısmında ise kafiye düzenleri, uyumları ve şiirdeki fonetik özellikler üzerinde durulmuştur. Makalede aynı zamanda İbn Abdürabbih’in metodolojisi analiz edilerek konuyu sunuş biçiminin didaktik yapısı irdelenmeye çalışılmıştır. Müellifin konuları sistematik bir şekilde ele alarak kuramsal bilgileri sade ve anlaşılır bir dille sunduğu görülmektedir. Ayrıca müellif, bu bilgileri, ezberlenmesini kolaylaştırmak amacıyla, manzum bir format ile tekrar etmektedir. Müellifin aruz sistemine dair sunduğu şematik bilgiler ve örnekler, okuyucuların konuyu derinlemesine kavrayabilmesine yardımcı olacak şekilde düzenlendiği söylenebilir. Ayrıca Halil b. Ahmed’in sistematik yaklaşımına sadık kalmış, istişhadlar (delil olarak gösterilen beyitler) ekleyerek bilgileri pekiştirmiştir. Ancak İbn Abdürabbih’in anlatım yönteminin bazı kusurları olduğu da söylenebilir; tekrar eden bilgiler okuyucuyu sıkabilmekte ve kavramların çok fazla ayrıntıya girerek yoğunlaştırılması konunun kavranmasını zorlaştırabilmektedir. Bunun yanı sıra, makalede el-‘Ikd’ın yazma nüshaları arasındaki farklılıklar da incelenmiştir. Eserin yazma nüshaları arasındaki varyant farklılıkları; eserin zaman içinde müstensihler tarafından değiştirilmiş olabileceğini, belirli kısımların eklenmiş ya da çıkartılmış olabileceğini göstermektedir. Bu durum, eserin tam ve güvenilir bir edisyonunun oluşturulması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Öyle ki eserin adı olarak bilinen yaygın ve meşhur isimlendirmenin dahi hatalı olduğu görülmüştür. Araştırma sonucunda eserin gerçek adının bilinenin aksine el-‘Ikdu’l-ferîd değil yalnızca el-‘Ikd olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak bu çalışma, İbn Abdürabbih’in el-‘Ikd adlı eserinde yer alan aruz ilmi ile ilgili bilgileri analiz ederek, eserin Arap edebiyatındaki yerini ve önemini tartışmaktadır. el-‘Ikd, yalnızca ansiklopedik bir edebiyat kaynağı değil, aynı zamanda dönemin şiir ve aruz kurallarını sistematik bir şekilde inceleyen önemli bir metindir. Bu nedenle, özellikle Arap şiirinin yapısal özellikleri ve aruz ilmi alanında çalışan araştırmacılar için vazgeçilmez bir kaynak niteliğinde olduğu düşünülmektedir.
- Research Article
- 10.20990/kilisiibfakademik.1317018
- Nov 30, 2023
- Akademik Araştırmalar ve Çalışmalar Dergisi (AKAD)
Amaç: Çalışmanın amacı sanal mağazalarda avatar görünümünün mutluluk, heyecan, güven, empati ve duygusal çekicilik unsurları üzerindeki ve bu unsurların tüketicinin müşteri olma niyeti üzerine etkisini ölçmektir. Ayrıca avatar görünümünün müşteri olma niyeti üzerinde mutluluk duygusunun aracı rolü incelenmiştir. Tasarım/Yöntem: Yazarların oluşturduğu sanal mağaza ve avatarlar katılımcılara izletilmiştir. Kolayda örneklem metodu yardımıyla 214 katılımcıdan toplanan veriler, kısmi en küçük kareler yapısal eşitlik modellemesi ile test edilmiştir. Bulgular: Çalışmada avatar görünümünün mutluluk, heyecan, güven, empati ve duygusal çekicilik üzerinde etkili olduğu bulunmuştur. Ayrıca mutluluk ve duygusal çekicilik unsurlarının müşteri olma niyeti üzerinde etkisi ve avatar görünümünün müşteri olma niyeti üzerinde mutluluk duygusunun aracı rolü tespit edilmiştir. Sınırlılıklar: Yazarlar tarafından oluşturulan sanal mağazada katılımcılara mağaza ve avatar deneyimini yaşatmak özellikle zaman açısından önemli bir kısıttır. Bu deneyimin sanal gözlük ile gerçekleştirilememiş olması da araştırmanın bir diğer kısıtıdır. Özgünlük/Değer: Dijital çağın, tüketicilerin ve işletmelerin sanal mağaza ve avatar kullanımındaki artışı beraberinde getireceği düşünülmektedir. Bu durum, sanal mağazalarda yer alan avatarların tüketici duygularına etkisini ve bu duyguların müşteri olma niyeti üzerindeki etkisinin incelenmesini değerli kılmaktadır. Çalışma; sanal mağaza deneyimi, avatar görünümü, tüketici duyguları ve müşteri olma niyeti konularını ele alan kısıtlı sayıdaki çalışmalardandır ve bu konuda pazarlama literatürüne katkı sağlaması beklenmektedir.
- Research Article
- 10.7884/teke.1279515
- Apr 27, 2023
- International Journal Of Turkish Literature Culture Education
Bir metinde ele alınan konuyu öykülemeye yarayan anlatım teknikleri; anlatının çok katmanlı, çok anlamlı ve çağrışım değeri açısından zengin bir yapıya dönüşmesine katkı sağlar. Bu sayede de anlatıdan özgün bir öykü ortaya çıkar. Çocukların gelişim seviyeleri de dikkate alınarak yazılan özgün öykü kitapları yoluyla kendisini kurmaca bir dünyanın içinde bulan çocuk okuyucunun merak duygusu harekete geçer. Bu durum, çocuk okuyucuların düşünme becerileri ile yaratıcılıklarının gelişmesini sağlar. Çalışmada çocuk Tacettin Şimşek’in Yeşil Gözlü Kardan Adam adlı kitabında yer alan öyküler, anlatım teknikleri açısından incelenmiştir. Öykülerde kullanılan anlatım teknikleri doküman analizi yoluyla incelenmiştir. İnceleme sonunda söz konusu kitapta özellikle göstermeye dayalı günümüz öykü tekniklerinin kullanıldığı, bu teknikler sayesinde öğrencilerin dil ve düşünme becerilerinin gelişimine katkı sunan, yaratıcılıklarını besleyen özgün öykü örneklerinin ortaya konulduğu görülmektedir. Çalışma sonunda kitapta yer alan öykülerden ilk ve ortaokul öğrencilerine yönelik hazırlanan Türkçe kitaplarına ve yaratıcı yazma dersine yönelik hazırlanan ders kitaplarında yararlanılması önerilmektedir.
- Research Article
- 10.18498/amailad.1635214
- Jun 30, 2025
- Amasya İlahiyat Dergisi
Arap dil bilgisinde bir kelime ya isim ya fiil ya da harf olarak sınıflandırılmaktadır. Bu tasnife göre isimler; insan, hayvan ve bitki gibi varlıklara ad olurken fiiller ise kendi içinde bir manaya delalet eden ve üç zaman diliminden (geçmiş, geniş, gelecek) biriyle sınırlı olan kelime gruplarını kapsamaktadır. Kıraat farklılıkları bağlamında bu gruplardan isim konumundaki bir kelimenin fiil formuna veya fiil konumundaki bir kelimenin isim formuna dönüşmesine az da olsa rastlanmaktadır. Bu durum, âyetlerin anlamına zenginlik katmakta, hatta bazen mücmel olarak sayılabilecek âyetlerdeki kapalılık başka bir kıraat vechiyle ortadan kalkmaktadır. Bu makale, kıraatlerde nadiren rastlanan, ancak âyetlerin mefhumuna çeşitlilik ve zenginlik katan isim-fiil kipi dönüşümlerini konu edinmektedir. Konu hakkında daha önce yapılan çalışmaların varlığıyla birlikte bu araştırmaların genellikle aynı kelime türü içinde görülen farklılıklara dair yapıldığı müşahede edilmiştir. Daha önce yapılan sınırlı sayıdaki bu çalışmaların yalnızca belirli kıraatlerle ve kelime formlarıyla sınırlandırıldığı tespit edilmiştir. Bu bağlamda bir kelimenin bir kıraatte isim, başka bir kıraatte fiil formuyla okunması gibi kelime türleri arası dönüşümler ve bunların manaya etkisi üzerine yapılmış bir çalışma tespit edilebildiği kadarıyla mevcut değildir. Elinizdeki bu çalışma önceki çalışmalardan ayıran tarafı ise yeterince işlenmemiş olan türler arası kip dönüşümlerini sistematik şekilde ele almıştır. Bu bağlamda çalışmanın temel amacı; isim ve fiil kalıpları arasındaki dönüşümlerin kıraat farklılıkları bağlamında nasıl gerçekleştiğini örnekler üzerinden ortaya koymak ve bu dönüşümlerin anlam üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Bu değerlendirme, meşhûr kıraatler bağlamında yapılmış ve şâz kıraatler çalışmanın kapsamı dışında bırakılmıştır. Zira meşhur kıraatler çerçevesinde çok az sayıda olan isim-fiil kipi dönüşümünün, şâz kıraatler alanında çok daha fazla olduğu düşünülmektedir. Makale çalışmasının sınırları düşünüldüğünde, çalışmada şâz kıraatlerin kapsam dışı bırakılmasının makul olduğu anlaşılmıştır. Çalışmada, kıraatlerde isim-fiil kipi dönüşümünde gözlemlenen üç temel dönüşüm tipi tespit edilmiştir: Mâzî fiil-ism-i fâil, mâzî fiil-mastar, muzârî fiil-ism-i fâil. Bu formlardan Kur’ân’da mâzî fiil-ism-i fâil sigaları için üç, mâzî fiil-mastar sigaları için altı, muzârî fiil-ism-i fâil sigaları için dört örnek bulunmaktadır. Makalede bu üç form hem dil bilimsel hem anlamsal boyutlarıyla incelenmiştir. Ayrıca dönüşüme konu olan bu kelimelerin Arapça’da zengin karşılıklarının da olduğu saptanmıştır. Ele alınan örneklerdeki kıraat farklılıklarının anlamda farklılaşmalara sebep olduğu tespit edilmiştir. Ne var ki müfessirlerin ve kıraat âlimlerinin zaman zaman herhangi bir yorum getirmeden ilgili kelimedeki kıraat farklılıklarını zikrederek okuyanına nispet etmenin ötesine gitmedikleri de mülahaza edilmiştir. Bununla birlikte kıraat ve tefsir âlimlerinin yaptıkları yorumlar zaman zaman farklılıklar göstermektedir. Bu duruma en bariz örnek, Beled sûresi’nin 14. ve 15. âyetlerinde yer alan kıraatlerle ilgili Ahfeş ve Zeccâc’ın yaptıkları değerlendirmedir. Ayrıca isim-fiil kiplerinde meydana gelen bu dönüşümler ferşü’l-hurûfun konusu olmakla birlikte çalışmada kıraat ilminin alt disiplini olan resmu’l-mushafa ve vakf konusuna da kısmen değinilmiştir. Sonuç olarak farklı kıraat vecihleri arasında yer alan isim-fiil kip dönüşümleri, Kur’ân’ın anlam katmanlarında önemli nüanslar barındırmakta ve murâd-ı ilahinin farklı yönlerinin ortaya çıkmasına vesile olmaktadır. Bununla birlikte bu farklılıklar, hiçbir zaman herhangi bir çelişki teşkil etmediği gibi beraberinde bir anlam zenginliği getirmekte ve dilbilimsel çalışmalar için de büyük bir önem ve kaynaklık arz etmektedir. Dolayısıyla bu dönüşümler, Kur’ân tefsirine yeni kapılar açmakta ve kıraat-Arap dili ilişkisini ortaya koymaktadır.
- Research Article
- 10.21547/jss.1558597
- Jan 28, 2025
- Gaziantep University Journal of Social Sciences
Sovyetler Birliği’nin I. Dünya Savaşı sonrasında Batılı devletlerin işgallerine karşı yürütülen Türk Millî Mücadelesine verdiği destek, her iki devletin yakınlaşmasını sağlayan önemli bir adım olmuştur. 1925 yılında imzalanan ve II. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar geçerliliğini koruyacak olan Dostluk antlaşması ise iyi komşuluk ilişkilerinin uzun yıllar devam etmesini sağlamıştır. Ancak Türkiye’nin 1930’lu yıllardan itibaren Batılı devletlerle sorunlarını çözerek yakınlaşmaya başlaması, Türkiye Sovyetler Birliği ilişkilerinin gerilemesine, II. Dünya Savaşı’nın başlaması ise bozulmasına neden olmuştur. II. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında olumsuz bir seyir izleyen ilişkiler, Sovyetlerin Boğazlardan üs verilmesi ve toprak talepleri yönündeki istekleri ile kopmuş ve Türkiye, Sovyetleri bir tehdit unsuru olarak algılamaya başlamıştır. Bu durum, Türkiye’nin Batı bloğuna yönelerek, NATO başta olmak üzere bir takım askeri teşkilatlara üye olmayı amaçlamasına neden olacaktır. Sovyetler her ne kadar Stalin’in ölümünden sonra Türkiye ile yakın münasebetler kurmak istese de Türkiye 1960’lı yıllara kadar Sovyetlere karşı temkinli yaklaşmıştır. Çalışmamızda 1950-1960 yılları arasında Türk-Sovyet ilişkileri ve Sovyetlerin Türkiye’ye bakışı Dışişleri Bakanlığı’na gönderilen Büyükelçilik raporları başta olmak üzere diğer elçilik ve kurumlardan gönderilen raporlar çerçevesinde ele alınmıştır. Dışişleri Bakanlığı Türk Diplomatik Arşivinde yer alan Türk Dışişleri Bakanlığı ile Büyükelçilikler arasındaki yazışmalar temel kaynak olarak kullanılmış olup ayrıca dönemle ilgili kaleme alınan telif ve tetkik eserler de istifade edilen diğer kaynaklar arasında yer almıştır.
- Research Article
- 10.56133/intermedia.1255949
- Jun 28, 2023
- Intermedia International E-journal
Bu çalışmada gazetelerin sağlık haberlerine yaklaşımlarındaki farklılıklarının irdelenmesi amaçlanmaktadır. insan yaşamını doğrudan etkileyen sağlık haberleri önem arz etmektedir. Her konuda olduğu gibi toplumun sağlık alanında da bilinçlenmesi için medya gayreti gerekmektedir. Bu durum haberlerin özenle hazırlanmasını gerektirmekte, hazırlanan metinler teknik bilgilerden meydana geldiği için, bilgiyi haberleştiren muhabirlerin uzmanlaşması oldukça önemli görülmektedir. Muhabirler, gazetelerin daha fazla okuyucunun ilgisini çekmesi için magazin içerikli bir kurguyla haber yayınlayabilmektedir. Bu durum sağlık haberciliğinde gerçekleştiği takdirde, muhabirler tarafından kamuya aktarılan yanlış, eksik, doğruluğu kanıtlanmamış bilgiler, olumsuz sonuçlar yaratabilmektedir. Son dönemlerde sağlık haberciliğinde yaşanan gelişmelere Türkçe literatürde yer verilmediği gözlenen bu konu, bu çalışma aracılığıyla güncel olarak incelenmektedir. Bu doğrultuda 1 Ekim 2022 ile 31 Aralık 2022 tarihleri arasında Türkiye’de yayınlanan farklı yayın anlayışına sahip Cumhuriyet, Hürriyet, Posta ve Sabah gazetelerinde yer alan 40 kanser haberi içerik analizine tabi tutulmuştur. Araştırma kapsamında gazetelerde yer alan kanserle ilgili haberlerin yapısal ve içeriksel özellikleri esas problem olarak ele alınmıştır. Bu doğrultuda ilgili haberlerin yayın türü, yardımcı unsur kullanımı, haberin sayfadaki konumu, haber ve bilgi kaynağı, haber kategorileri, başlık ve içerik uyumu alt problemler olarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, araştırmaya dahil edilen gazetelerde yer alan kanser haberlerinde genel sağlık haberlerinin düşük düzeyde kullanıldığı, magazinsel kategoride haber yayınlamaya devam edildiği, dolayısıyla kamuyu bilgilendirmekten ziyade ilgi çekme amacıyla haber oluşturulduğu görülmüş; sağlık haberciliği konusunda uzmanlaşmanın gerektiği tespit edilmiştir.
- Ask R Discovery
- Chat PDF
AI summaries and top papers from 250M+ research sources.