VAHÎD MAHTÛMÎ DİVANINDA DENİZCİLİK TERİMLERİ
Osmanlı denizciliği, 14. yüzyıl Batı Anadolu deniz gaziliği geleneğine dayanmaktadır. Osmanlı Devleti, Karesi Beyliğini ele geçirdikten sonra zamanla denizcilik konusundaki bilgi ve tecrübelerini artırmıştır. Daha sonra yeni yerler fethederek hâkim olduğu alanı genişletmiş ve denizlerle ilgili önemli gelişmeler sağlamıştır. 15. yüzyılda denizlere hâkim olan Osmanlılar, bu hâkimiyeti 16. yüzyıldan itibaren daha fazla hissettirmeye başlamış, 18. yüzyılın son çeyreğine kadar da Osmanlı deniz üstünlüğü devam etmiştir. Osmanlı Devleti’nin denizlerdeki etkinliği siyasi yapıyı, ekonomiyi, toplumu etkilediği gibi Klasik Türk şiirini de etkilemiş ve denizcilik terimleri kullanılarak şiirler yazılmaya başlanmıştır. Bu terimi ilk kullanan şairimiz Yetîm olsa da bu türün diğer divan şairlerinin dikkatini çekmesinde ve yaygınlaşmasında Âgehî tarafından yazılan kâsidenin etkisi oldukça büyük olmuştur. Denizcilik terimlerini kullanarak şiirler yazan şairlerden birisi de Sultan III. Ahmet (1703-1730)’e silahşor olan ve onunla seferlere çıkan Vahîd Mahtûmî’dir. 18. yüzyıl Klasik Türk edebiyatının ilginç isimlerinden olan şair Vahîd Mahtûmî, divanında yer alan şiirlerinde; yaşamış olduğu durumları, çevresinde gelişen olayları, dönemin sosyal, siyasi, ekonomik durumunu, gezip gördüğü yerlerle ilgili bilgileri ve dönemin aşk anlayışını işlemiştir. Bunun yanında geleneğe tamamen bağlı kalmayarak, hayat döngüsünü, içinde bulunduğu toplumun kültürel ve sosyal yapısını divanının muhtevasına ve şiirinde kullandığı terimlere yansıtmıştır. Vahîd Mahtûmî’nin şiirlerinde kullandığı dikkate değer terimlerden bazıları da denizcilik ile ilgilidir. İşte bu çalışmada Vahîd Mahtûmî divanında yer alan şiirlerde denizcilik terimleri tespit edilerek, şiir içinde kullanımları değerlendirilmiştir.
- Single Book
- 10.5152/7500
- Aug 9, 2024
Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi olan kitap yazarlarından iki hocamız hem yüksek lisans hem de doktora tezlerini Toprak İlmi ve Ekoloji alanında yaptı. Anabilim Dalının adında vurgulandığı gibi toprak, ekolojinin sıradan bir ögesi olmayıp Türkiye şartları için ayrıca önem arz eden bir alandır. Toprak eğitimiyle olan ilişkileri Toprak ilmi derslerinin uygulamalarına katılmalarıyla başladı. Daha sonra ise önlisans, lisans ve lisansüstü derslerinde çeşitli toprak konularını işleyerek toprak bilgisi öğretimine devam ettiler. Geçen yıllar içinde Türkiye’nin doğal toprakları üzerine gözlem, deney ve araştırmaları sürdürdüler. Kitap yazarı bir hocamız da peyzaj mimarlığı bölümünde ülkemizde yeni yeni değeri anlaşılmaya başlanan kent yeşil alanları içerisinde gün geçtikçe genişleyen çatı bahçesi üzerine doktora yapmış, yetiştirme ortamlarının hazırlanması konusunda deneyim ve birikimlerini lisans ve lisansüstünde dersleri kapsamında paylaşmıştır. Okumakta olduğunuz metin söz konusu belirtilen gözlemlerin, deneylerin, deneyimlerin ve birikimlerin bir araya getirilmesiyle varlık kazandı. Yazarlar, çalışmalarının önemli kısmında toprağı ekolojinin bir ögesi olarak kullandı. Yazarların bilim hayatındaki genel ekolojik yaklaşımları bu kitabın yazımında bir bakış açısı olarak yansıtılmıştır. Yazarların Türkiye’nin doğal toprakları üzerine çalışmaları devam ederken İstanbul’un kent yeşil alanlarını ihmal ettiklerini kendilerine itiraf etmişlerdir. Bu öz değerlendirme kitap yazımında itici bir güç niteliğinde olmuştur. Bu görevi daha fazla ötelenemeyeceği anlayışıyla bu kitabı yazma fikri olgunlaşmıştır. Üniversitemizin Cumhuriyetin 100. yılı nedeniyle hazırladığı 100. Yıl Kitap Projesi bunun için önemli fırsat olarak görülmüştür. Çünkü Üniversitemizin kitap basma olanağı bulunmadığından öğretim üyeleri ders kitaplarını dahi dışarıda yayınlamak zorunda kalmışlardır. Kent yeşil alanlarının toprak bilgisi isimli bir kitapta daha sonra da belirtileceği gibi bitki odaklı yazmak istiyorduk. Çünkü kent yeşil alanlarının toprak bilgisi yaygın olarak bitkiler için kullanılmaktaydı. Ayrıca söz konusu toprak ve bitki veya bitkilerin ekosistemin bir parçası olduğu konusunu dikkate alarak metni yazmaya çalıştık. Kent yeşil alanları çeşitli bilim alanlarının çalışma konusu olduğundan ilgili alanların bakış açısını daha fazla yansıtmak için de çaba harcadık. Kitapta bazı kavramların farklı bilim alanlarında kullanımlarının verilmesi söz konusu alanların birikimlerini de metne yansıtmanın bir göstergesi niteliğindedir. Bu amaçla çok farklı meslek mensuplarının eserde yer alan konularla ilgili çalışmaları kullanılmıştır. Kitabı yazarken, ülkemizin kent yeşil alan toprakları üzerine sınırlı çalışma yapılması önemli kısıtımızdı. Bununla birlikte, doğal topraklar konusunda birikimimiz, kent yeşil alanlarında yaptığımız gözlem ve çalışmalar, kent yeşil alanlarında sorun yaşayanların anlatıları gibi güçlü yönlerimizle kitabı yazmaya çalıştık. Kitabın en önemli amacı, doğrudan kent yeşil alan topraklarının kısaca kent topraklarının ülkemizde bir uzmanlık alanına dönüşmesinin gerekliliğini, daha fazla öğretim üyesinin (farklı alanlardan olmak üzere) kent yeşil alan topraklarına yönelmesini ve kent yönetiminde bulunan çeşitli meslek mensuplarının kent topraklarının farklı özellikleri olduğu bilinci ile kent toprakları yönetiminin de farklılaşmasının gerekliliğini kamuoyuna taşımaktır. Bu açıdan kitabımızın bir başlangıç olduğuna inanmaktayız. Onun için bu çalışma, önümüzdeki yıllarda yeni çalışmalarla beslenecek yeni konuların eklenmesiyle gelişecek bir metin olarak kendini göstermektedir. Genelde, toprak kitaplarının yazımında hangi arazi kullanımına odaklanıldıysa doğal olarak örnekler ilgili arazi kullanımından verilmektedir. Örneğin Orman Fakültesi Toprak İlmi1 kitaplarında örnekler genelde orman alanlarından verilirken Ziraat Fakültelerinde örnekler tarım toprakları üzerinden verilmiştir. Bu durum son derece anlaşılırdır. Arazi kullanımları genel bir çerçevede sınıflandırıldığında orman alanları, tarım alanları, mera alanları ve yerleşim alanları olarak belirtilmektedir. Arazi kullanımlarına göre toprak bilgileri de çeşitlenmektedir. Genel bir toprak bilgisinin yanı sıra orman topraklarından, tarım topraklarından, mera topraklarından ya da kent topraklarından söz etmek mümkündür. Okumakta olduğunuz metin ise doğrudan yerleşim yerlerinde değişime uğratılan alanlara yönelik toprak bilgisini esas almaktadır. Yerleşim alanlarının şekillenmesinde insan faaliyetleri önemli bir etkiye sahiptir. Kent ortamlarında gerek altyapı gerekse üstyapı çalışmaları ile önemli bir baskı söz konusudur. Baskı altında bulunan bu alanlar yol kenarları, caddelerin etrafı, parklar, çim alanları, çeşitli bahçelerden ev içindeki saksı ya da balkonda bulunan topraklara kadar çeşitlenmektedir. Söz konusu bu alanların hepsi toprak bilgisi gerektirmektedir. Elinizdeki kitap doğrudan bu alanların topraklarına yönelik hazırlanmıştır. Ayrıca, toprak bilgileri anlatılırken toprak-bitki ilişkileri dikkate alınmıştır. Kitap, geleneksel anlayış yerine toprak – bitki, toprak – besin/su, yetişme ortamı – besin/su ve karışım maddeleri – besin/su ilişkileri kent yeşil alanlarındaki toprak bilgisi ihtiyacı gözetilerek yazılmıştır. Bunun yanı sıra doğal toprak özelliklerinin bilinmesinin kent topraklarında yapılacak uygulamalara önemli bir yaklaşım sunacağı düşüncesinin metnin her yerinde hakim olmasına özen gösterilmiştir. Ayrıca kitap, kent yeşil alanlarının topraklarıyla ilişkisi olan peyzaj mimarlığı, orman mühendisliği, mimarlık, şehir planlamacılığı, süs bitkileri yetiştiriciliği, yeşil alan sulamasıyla ilgilenenlere kuramsal ve uygulamaya yönelik bilgiler sunmaktadır. Kitapta bu alanlarda üretilen bilgiler ve yapılan tanımlar da kullanılmıştır. Metnin bazı yerlerinde “Toprak” ifadesiyle bitkilendirme ortamlarında bulunan, dışarıdan getirilen veya karışımla oluşturulan bitkilerin yetiştirildiği toprak kastedilmiştir. “Bitki” ise kent yeşil alanlarında kullanılan tüm bitki türlerini ifade etmektedir. Toprakla ilgili terimler ve konular açıklanırken belirtilen alanlar içinde örnekler verilmiştir. Kitabın yazılmasında dikkat edilen en önemli konulardan bir tanesi de terimlerin kullanımıdır. Yazım sırasında, Türkçenin bütün olanakları kullanılmış, Türk Dil Kurumunun yazım kurallarına genel sözcüklerde uyulmuş, terimlerin yazılışında ise ormancılık bilimleri dilindeki kullanımları tercih edilmiştir. Birçok yayında parantez içinde geçen dilimize ait terimler karşılaştırılarak okuyucuya doğrudan aktarılmıştır. Böylece kitabın daha anlaşılabilir olmasına çalışılmıştır. Metnin farklı bilim dalları ile ilgili olması bu işi zorlaştırmış olmakla birlikte söz konusu bütün alanların konuyla ilgili kullandığı terimlere açıklanarak kitapta yer verilmeye özen gösterilmiştir. Kitaptaki ilk sekiz konuda bitki - toprak ilişkileri bağlamında temel toprak bilgilerine yer verilirken, daha sonraki beş konuda oluşturulacak yetiştirme ortamına ve son iki konuda ise sorunlara ve çözüm yollarına yer verilmiştir. Böylece yapay alanlarda bitki yetiştirme ortamlarının toprak kısmının hazırlanması, bakımı ve sorunlarının çözümüne yönelik bir eser ortaya konulmaya çalışılmıştır. Kitabın yapılandırılması, kent toprakları bağlamında kent yeşil alanlarının yönetimi, bakımı ve işlevlerinin anlaşılmasına hizmet edecek bilgiler esas alınarak oluşturulmuştur. Bölümlerin odaklandığı konular aşağıda sunulmuştur. Bununla birlikte bu kitap toprak bilgisinin tüm konularını içermemektedir. Örneğin kitapta kent topraklarının yönetimi, kent topraklarının verimliliği, toprak solunumu gibi konulara yer verilmemiştir. Kitabın konu başlıkları öncelikle, hedef okuyuculara göre seçilmiş ve ilgili konunun temel metinlere ve en güncel bilgilere dayanılarak yazılması amaçlanmıştır. Birinci bölümde kent yeşil alanlarının oluşmasında önemli etkileri olan kentleşme konusu Türkiye özelinde verilmiştir. Daha sonra ise kent yeşil alanlarının toprak özellikleri üzerine yapılan sınırlı sayıda çalışmayla ilgili bilgiler sunulmuştur. İkinci bölüm kent yeşil alanlarının sınıflandırılmasına ayrılmıştır. Öncelikle kent kavramı ve yeşil alan kavramları üzerinde durulmuştur. Daha sonra ise önerilen kent yeşil alanları sınıflandırması yapılmış, bu kapsamda yeşil alan türleri belirtilmiş ve yeşil alan hesabıyla ilgili bilgiler sunulmuştur. Böylece kitaba konu olan toprak bilgisiyle hangi toprakların kastedildiği ortaya koyulmuştur. Üçüncü ve dördüncü bölümlerde ise geleneksel toprak kitaplarında yer alan toprağın fiziksel ve kimyasal özelliklerine yer verilmiştir. Bu bölümlerde geleneksel toprak bilgisine yer ayrılsa da kent topraklarının fiziksel ve kimyasal özellikleriyle ilgili bilgilere de yer verilerek ikinci bölümde belirtilen kent yeşil alan topraklarında yapılacak uygulamalara kavramsal bir altlık oluşturulmaya çalışılmıştır. Beşinci bölüm ise toprağın en önemli kısımlarından biri olan organik maddeye ayrılmıştır. Doğal topraklarda organik madde çok önemli olduğu gibi insan etkisi altında veya karışımlar yoluyla oluşturulan yetiştirme ortamları için de organik madde son derece önemlidir. Toprakta yaşanan çeşitli süreçleri doğrudan etkilemesi, toprağın iyileştirilmesinde kullanılması ve kent yeşil alanlarında en önemli müdahale maddesi olması açısından kitapta yer almıştır. Altıncı bölümde yine yukarıda belirtilen bölümler gibi geleneksel toprak kitaplarında yer verilen toprak canlıları bilgileri de bu metinde yerini almıştır. Türkiye’de kent yeşil alanlarının toprak canlıları üzerine yapılan çok sınırlı çalışmalar bulunduğundan geleneksel bilgilere yer verilmesi ile yetinilmiştir. Kent yeşil alanlarının canlı faaliyetlerinin bilinmesi toprağa yapılacak iyileştirme çalışmalarına katkı sağlayacaktır. Yedinci bölümde ise geleneksel toprak kitaplarında ve toprak fiziği kitaplarında yer aldığı şekilde toprak suyu ve süreçlerine yönelik bilgiler bulunmaktadır. Doğal süreçlerde yaşanan ve tanımlanan kavram ve bilgiler bu bölümde sunularak kent yeşil alanlarının su bütçesinin anlaşılması sağlanmış ve yapılacak sulama faaliyetlerinin kavramsal alt yapısı hazırlanmıştır. Sekizinci bölümde toprağın besin maddesi, bütçesi ve gübrelemeler üzerine odaklanılmıştır. Kent yeşil alanlarının önemli kısmında besin maddesi sorunları yaşanabileceği ve buna bağlı olarak gübreleme yapılması gerekliliği oluşmaktadır. Özellikle gerek yeni yeşil alanların tesisinde, yeşil alan veya toprak onarımında gerekse karışımlarda gübrenin kullanılması toprakların besin maddesi bütçesi ve gübrelemeyi ayrı bir başlık altında sunmak açısından önemli dayanaklardır. Dokuzuncu ve onuncu bölümler kitabın özgün değerini arttıran bölümler olarak görülebilir. Bu bölümde toprak ortamı oluşturulurken inorganik ve organik maddelerin özellikleri incelenmiştir. Bununla birlikte başta fidan üretimi olmak üzere, yeşil alanların tamamında söz konusu karışımlarda kullanılan maddelerin özelliklerinin bilinmesi gerekmektedir. Bu bölümler belirtilen bilgi açığını kapatmak için düzenlenmiştir. Onbirinci bölüm ise “Toprak Bitki Etkileşimi”nin yer verildiği önemli bir bölümdür. Doğal alanlarda yaşanan süreçler anlatılarak yeşil alanlarda yapılacak uygulamalara yön verecek bilgiler sunulmaya çalışılmıştır. Böylece yeşil alanların oluşturulması veya mevcutlarının bakım ve iyileştirilmesinde bu bölüm bilgileri önemli katkılar sağlayacaktır. Bir önceki bölüme benzer şekilde onikinci bölümde “Toprak Su Etkileşimi ve Sulama Bütçesi” başlığı altında toprak-su ilişkileri ele alınmıştır. Her ne kadar sulama başlıklı çeşitli yayınlar bulunmakla birlikte bu bölüm kent yeşil alanları odaklı yazılmıştır. Onüçüncü bölümde ise doğrudan yaygın görülen yeşil alan toprak sorunlarına yer verilerek “Bitkiler Açısından Toprak Sorunları” ismiyle sunulmuştur. Burada bitkilerin yaşamını sınırlandıran, gelişimini engelleyen ve müdahale gerektiren sorunlar ele alınmıştır. Böylece kent yeşil alan toprak bilgisinin kullanımıyla ilgili bilgilere yer verilmiştir. Ondördüncü bölüm ise geleneksel toprak kaynaklarında analiz yöntemleri olarak ele alınmakta bu çalışmada ise “Toprak Analizleri ve Yorumları” başlığıyla bölüm olarak sunulmuştur. Toprak analizleriyle ilgili genel bilgiler verilmiş ve yorumlanmalarında dikkat edilecek konular ele alınmıştır. Onbeşinci bölümün başlığı “Toprak Sağlığı ve Korunması” olarak verilmiştir. Bu başlık altında kent topraklarının önemi ve buna dayanarak yapılacak yönetim ve uygulamalar sunulmuş, toprağın iyileştirilmesi, bakımı gibi konulara yer verilerek toprakların korunmasına odaklanılmıştır. Kitabın yazımı aşamasında taslak metinleri okuyarak ve bitki isimlerini denetleyerek katkı sağlayan Doç. Dr. Ece SEVGİ’ye ve Doç. Dr. Hatice YILMAZ’a teşekkür ederiz. Ayrıca Doç. Dr. Hatice YILMAZ yayınlanmak üzere olan kitabında yer alan bazı otsu türlerin yetişme ortamı isteklerini paylaştığından dolayı teşekkür ederiz. Bazı kavram ve terimler konusunda görüşlerini cömertce paylaşan Doç. Dr. Serdar AKBURAK’a ve Dr. Alper Gün ÖZTURNA’ya teşekkür ederiz. Kent yeşil alan birimlerine yönelik örneklerin verilmesinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Coğrafi Bilgi Sistemi Müdürlüğüne tarafımıza (metinde İBB Şehir Haritası, 2023 şeklinde atıf yapılmış) harita fotoğrafları kullanma iznini (02.10.2023 tarihli ve 796831 Sayılı) verdikleri için teşekkür ederiz. Çizelge 1’i kullanma izni veren Avrasya Terim Dergisi yetkililerine, Prof. Dr. Ünal AKKEMİK ve Muhibe Aslı ALP’a, Şekil 6’yı kullanma izni veren Orman Yüksek Mühendisi Hüseyin BALKAN’a kitabımızı verdikleri destekten dolayı teşekkür ederiz. Bütün kitapların tamamlanmamış olduğuna yönelik inancımızdan kendi kitabımızda muaf değildir. Dolayısıyla kitapta bizden kaynaklanan ve tarafımızca belirlenememiş hatalar veya eksiklerin varlığını peşinen kabul ettiğimizi açıkça belirtmek isteriz. Söz konusu eksiklikleri varsa yanlışları bizlerle paylaşarak daha sonraki baskıların niteliğini arttıracak geri dönüşleri minnettarlıkla karşılayacağız. Kitabın kent yeşil alanları mevcutlarının korunmasına, iyileştirilmesine ve yeni kent yeşil alanlarının oluşturulması konusunda emek harcayanlara katkısı olması dileğiyle ilgililerine sunulmuştur.
- Research Article
- 10.38015/sbyy.1604946
- Jun 30, 2025
- Uluslararası Sosyal Bilgilerde Yeni Yaklaşımlar Dergisi (IJONASS)
Bilginin miktar ve çeşitlilik bakımından geçmiş dönemlere kıyasla daha fazla çoğalması Bilginin miktar ve çeşitlilik bakımından geçmiş dönemlere kıyasla daha fazla çoğalması ve farklılık göstermesi bireylerin bilgiyi etkili şekilde organize etme ve kullanabilme yeterliliğini gündeme getirmiştir. Bu bağlamda bilgi okuryazarlığı bireyin bilgiyi yönetebilme süreçlerini etkili şekilde gerçekleştirebilmesi adına yaşamın her alanında var olan bir yeterliliği ifade etmektedir. Bireylerin sahip olduğu yeterliliklerin yenilenmesiyle örgün eğitim sürecinde bireylerden beklentilerde günün ihtiyaçlarına uygun şekilde güncellenmiş ve 2024 yılında Milllî Eğitim Bakanlığı tarafından Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli yayımlanmıştır. Modelde bireyin beden ve zihin bütünlüğü açısından sağlıklı bireylerin yetiştirilmesi için bütüncül eğitim anlayışının benimsendiği küresel ve milli değerlerin sentezlendiği bir yapı ortaya konulmuştur. Bireyin bilgiye nereden ve nasıl ulaşacağına ilişkin farkındalık sahibi olarak, edindiği bilgiyi değerlendirme ve kullanabilmeyi ifade eden bilgi okuryazarlığının modelde belirtilen yetkin ve erdemli insanın yetiştirilmesindeki önemi aşikardır. Buradan hareketle araştırmanın amacı IFLA (International Federation of Library Associations and Instıtutions) bilgi okuryazarlığı standartları bağlamında Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nde bilgi okuryazarlığı becerilerini incelemektir. Belirlenen amaç doğrultusunda araştırmada nitel metodoloji kapsamında doküman inceleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada veri kaynağı olarak 2024 Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen Maarif Modeli İnceleme Formu kullanılmış olup elde edilen veriler betimsel analiz ile çözümlenmiştir. Araştırma sonucunda IFLA bilgi okuryazarlığı standartlarında yer alan bilgi edinme, bilgiyi değerlendirme ve bilgiyi kullanmanın maarif modelinin kavramsal beceriler, eğilimler ve alan becerilerinde yer aldığı tespit edilmiştir. Maarif modelinde yer alan becerilerinin diğer bileşenlere kıyasla araştırma kapsamında incelenen standartlarla daha fazla ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Araştırma bulgularına dayalı olarak modelde yer alan kavramsal beceriler, eğilimler ve alan becerilerinde bilgi okuryazarlığı standartlarının uygulama boyutunda farklı eğitim kademelerinde nasıl hayata geçirileceğine ilişkin uygulamalı araştırmalar yapılmalıdır.
- Research Article
2
- 10.26468/trakyasobed.1231037
- Sep 29, 2023
- Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi
Sanat üretilebilen ve tüketilebilen bir olgudur. Sanat alınıp satılabilen, mülkiyetine geçtiği kişi veya kurumlara itibar veren, değerlenebilen bir olgu olarak piyasasını konumlandırmış bir meta olarak ele alınabilmektedir. Sinema, müzik, tiyatro gibi fonetik sanat alanlarının zaten piyasalarda kendine yer edinmiş bir yapısı söz konusudur. Bunun yanında özellikle çağdaş sanat piyasayı sayesinde plastik sanatlar da bir pazar ve piyasa sahibi olmuştur. Bu doğrultuda çalışmada, kültür ve sanat pazarlaması üzerine yapılmış olan literatürde yer alan 2000-2023 yılları arasında yayınlanan yayınların bir haritasının ortaya konulmasının amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemini Web of Science (WOS) ve Scopus indeksleme platformlarında yer alan 1309 yayından oluşturmaktadır. Elde edilen veriler Bibliometrix R Paket programı sayesinde analiz edilmiştir. Bibliyometrik analiz çerçevesinde öncelikle verilerin genel görünümlerini ortaya koymak için bir tanımlayıcı analiz gerçekleştirilmiştir. Daha sonra biraz daha keşifsel çıkarımlarda bulunmak amacı ile yayınların bulunduğu veri setine atıf analizi, ortak atıf analizi, ortak kelime ve ortak yazar analizi uygulanmıştır. Ortak kelime analizi sonucunda anahtar kelimelerin 19 farklı temada toplandıkları tespit edilmiştir. Bu temalarda yoğunluğun en fazla olduğu tema 7. sırada yer alan “kültür” temasında kültür (68) kelimesi olduğu gözlenmiştir. Ortak atıf analizinde Johnson ve Becker’in birlikte diğer yazarlara göre daha fazla atıfta bulunulduğunu göstermektedir. Ortak yazar analizini anahtar kelimeler açısından değerlendirildiğinde dört farklı anahtar kelime kümesinde toplandıkları görülmüştür. Bu kümeler: performans sanatları, sanatlar, müzik festivalleri ve markalamadır.
- Research Article
3
- 10.32711/tiad.1280802
- Jul 1, 2023
- Türkiye İlahiyat Araştırmaları Dergisi
Bu araştırmanın amacı, Kırşehir’in sahip olduğu tarihi ve kültürel mirasın din öğretiminde okul dışı öğrenme ortamı olarak kullanım imkanlarını incelemektir. Çalışmanın verileri doküman incelemesi ve araştırma gezisiyle toplanmıştır. Öncelikle Kırşehir kültür ve sanat envanterinde yer alan eserler hakkında literatür taraması yapılmıştır. Elde edilen veriler ışığında eserler medrese, zaviye, cami, türbe, kervansaray, kaplıca/hamam olarak sınıflandırılmıştır. Daha sonra ilgili mekanlar ziyaret edilerek gözlem ve inceleme yapılmıştır. Literatür taraması ve araştırma gezisinden elde edilen bilgiler ışığında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi kazanımları, söz konusu eserlerle ilişkilendirilmiştir. Elde edilen verilerle Kırşehir’in nitelikli bir kültürel mirasa sahip olduğu ayrıca söz konusu kültür varlıklarının etkili bir din öğretimi için okul dışı öğrenme ortamı sağladığı anlaşılmıştır. Okul dışı öğrenme etkinliklerinin gerçekleştirilmesinde öğretmen tutumlarının önemli bir yere sahip olduğu bilinmektedir. Bu anlamda çalışmamızın öğretmenlere din öğretiminde okul dışı öğrenme etkinlikleri konusunda olumlu bir tutum kazandırması beklemektir. Yine bu araştırmanın, din öğretiminde kültürel varlıkların eğitsel amaçlı kullanımında öğretmenlere bilgi ve farkındalık kazandırması da beklenmektedir.
- Research Article
- 10.30703/cije.1506299
- Oct 2, 2024
- Cumhuriyet International Journal of Education
Bu çalışmanın amacı, 2023 yılında yayınlanan Afet Bilinci Dersi Öğretim Programı’nın (I-II) afet yönetimi evreleri açısından incelenmesidir. Doküman inceleme yöntemiyle yürütülen araştırmanın veri kaynağı, Afet Bilinci (I-II) Dersi Öğretim Programıdır. Program dokümanından elde edilen veriler içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. İlk araştırma sorusuna ilişkin sonuçlar, programın genel yapısının açık ve organize bir şekilde açıklandığını göstermiştir. Bunun yanında derse özgü becerilere (13) yer verilirken, değerler özel bir başlık altında sunulmamıştır. İkinci araştırma sorusuna dair ise program içerisinde afet yönetim evrelerinin tamamına yönelik kazanım olduğu, evreler arasında en çok afet öncesi süreçte yer alan “risk ve zarar azaltma” (25), en az afet sonrası süreçte yer alan “iyileştirme” (6) evresine yönelik kazanım bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu durum ilgili programın afet eğitimi, afet bilinci geliştirme ve afet yönetimi sistemi açısından geliştirilmesi gerektiğini göstermektedir. Ulaşılan sonuçlardan yola çıkarak derse özgü değerler ile afet ve coğrafya gibi okuryazarlık becerilerinin eklenmesi, iyileştirme evresine ilişkin daha fazla kazanıma yer verilmesi ve okul dışı öğrenme ortamları-kazanım ilişkisinin kurulması önerilebilir.
- Research Article
- 10.14395/hid.1633271
- Jun 30, 2025
- Hitit İlahiyat Dergisi
Günümüze ulaşan ilk tam tefsirin müellifi Mukâtil b. Süleyman (ö. 150/767), hakkında yapılmış ağır tenkitlere rağmen müfessirlerin istifade etmekten geri duramadıkları bir isimdir. Hicri dördüncü asırdan itibaren tefsirlerde adının geçmeye başladığı ve ondan yapılan alıntıların sayısında bu yüzyıldan sonra belirgin bir artış olduğu görülmektedir. Bu durumun tespitine dair bazı çalışmalar yapılmış olmakla birlikte Mukâtil’den doğrudan ya da dolaylı yoldan yapılan alıntıların nakil serüveni detaylıca incelenmemiştir. Nitekim gerek klasik gerekse modern dönem tefsirlerinde Mukâtil’e isnad edilerek yer verilen bilgilerin bir kısmı tefsirin matbu nüshaları ile uyuşmamaktadır. Bilindiği kadarıyla Mukâtil rivayetleri Bağdat ve Merv olmak üzere iki farklı tarik ile aktarılmıştır. Tefsirin tahkikli baskıları, günümüze ulaşan Bağdat tarikli yazmalardan hareketle hazırlanmıştır. Sa‘lebî’nin (ö.427/1035) el-Keşf ve’l-beyân adlı tefsirinin mukaddimesinde belirttiğine göre Mukâtil tefsirinin Merv tarikinden rivayetler el-Keşf’te yer almakla birlikte müstakil olarak günümüze ulaşmamıştır. Dolayısıyla bu konuyla ilgilenen araştırmacılara göre farklı tefsirlerde Mukâtil’in mevcut nüshası ile uyumlu olmayan rivayetler bulunmasının sebebi Mukâtil tefsirinin iki farklı tarik ile sonrasına aktarılmış olması ve tariklerden birinde bazı değişikliklerin yapılmış olmasıdır. Bu değişikliklerin bizzat Mukâtil tarafından yapılmış olması ihtimalinden de bahsedilmiştir. Bu ihtimallerin geçerliliğini gösteren veriler olmakla birlikte araştırmacıların dikkat çekmediği bir husus daha vardır. O da tefsirlerde yer alan ve mevcut Mukâtil tefsirinden farklı olan bazı Mukâtil rivayetlerinin birçok tefsirde tekrarlanması, bazılarının ise tefsirden tefsire değişiklik göstermesidir. Mevcut nüsha ile uyumlu olmayıp birçok tefsirde tekrarlanan Mukâtil rivayetlerinin gerçekten tefsirin diğer tarikinden kaynaklanmış olması ihtimali düşünülebilir. Ancak bazı durumlarda aynı konudan bahseden bir rivayetin asırlar geçtikçe değişip dönüştüğü görülmüştür. Dahası bu rivayetlere ufak müdahalelerle de olsa yer veren müfessirlerin isimleri hep gizli kalmış, rivayetin yeni formuyla Mukâtil’e isnadına devam edilmiştir. Dolayısıyla Mukâtil rivayetlerinin aktarımında bazı hatalar yahut müdahaleler olmuş ve bunlar daha sonra rivayetleri asıl kaynağına müracaat etmeden aktaran müfessirlerce tekrarlanmış gibi görünmektedir. Bu vakıa tefsir nakil geleneğinin problemli yönlerinden birini -tefsirde isnad sorununu- gündeme getirmektedir. Diğer taraftan Mukâtil tefsirinde yer alan bazı bilgi ve yorumlar kimi müfessirler tarafından kaynak belirtilmeden nakledilmiştir. Söz konusu yorumlar erken dönem tefsir rivayetlerini derleyen eserlerde Mukâtil’den önceki başka bir isme isnad edilmemiştir. Bu bilgilerin başka bir müfessire isnad edilmemiş olması, söz konusu tefsir malzemesinin bir kısmının hem şifahi kültürden hem de günümüze ulaşamayan tefsir risalelerinden mevcut yazılı kaynaklara aktarımında Mukâtil’in etkin rolünü göstermektedir. Müfessirlerin Mukâtil’in adını zikretmemek şeklindeki bu tavrı onların kaynağı büyük ihtimalle Mukâtil tefsiri olan bilgileri naklederken bunu gizleme ihtiyacı hissettiklerini düşündürmektedir. Bunun örnekleri azımsanmayacak kadar çoktur. Bu durum Mukâtil hakkındaki olumsuz algının müfessirler nezdinde uzun süre etkisini sürdürdüğünün bir göstergesi addedilebilir. Ancak temriz siygasıyla da olsa müfessirlerin bu rivayetlere yer vermeleri, Mukâtil’in tefsirdeki otoritesine kayıtsız kalamadıkları şeklinde değerlendirilebilir. Bu konudaki tespitler, Mukâtil’in tefsir literatüründeki örtük etkisini de göstermesi bakımından önemlidir. Dikkat çekici başka bir durum da Sa‘lebî gibi tefsirinde Mukâtil’in adını sıklıkla zikreden müfessirlerin bile bazen ondan gelen rivayetlere kaynak belirtmeden yer vermeleridir. Bu tutum ise müfessirlerin tefsir rivayetlerinde standart bir tavrının olmadığını düşündürmektedir. Tefsirlerde Mukâtil’den yapılan alıntıların, et-Tefsîrü’l-kebîr’in tahkikli baskıları ile uyum durumu ve uğradığı müdahaleler doküman analizi, metin analizi ve mukayese yöntemleriyle tespit edilmiştir. Çalışmada metin içi taramalar ve metinler arası farkların tespiti el-Mektebetü’ş-Şamile programı üzerinden yapılmış ve yalnızca programda yer alan eserler esas alınmıştır. Bazı eserlerin kaynak gösteriminde Şamile’de yer almayan baskılardan da yararlanılmıştır.
- Research Article
1
- 10.33692/avrasyad.1174171
- Mar 20, 2023
- Avrasya Uluslararası Araştırmalar Dergisi
Her dilin söz varlığında yer alan akrabalık adları, hayvan adları, yiyecek-içecek adları, renk adları, sayı adları ve organ adları temel kelimeler içerisinde yer almaktadır. Söz konusu kelimeler deyim oluşturma sürecinde önemli bir yere sahipken ait oldukları dil ile ilgili de önemli bilgiler içermektedir. Özellikle dilin temel kelimeleri içinde yer alan organ adları ile kurulmuş deyimlerin tespit edilmesi çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır. Somatik deyimler şeklinde adlandırılan organ adlarının kullanımı ile oluşturulan bu deyimler Rusçanın söz varlığının önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Bu çalışmada, çeşitli deyim sözlüklerinde yer alan organ adlarıyla kurulmuş deyimler semantik ve leksik açıdan incelenmiş ve bu deyimler şu başlıklar altında değerlendirilmiştir: Her iki dilde aynı organ adı ile oluşan deyimler, Rusçada ve Türkçede farklı organ adları kullanılarak oluşturulan ancak anlam bakımından aynı olan deyimler, Rusçada organ adı ile kurulmayıp Türkçede organ adı ile kurulan deyimler, Rusçada organ adı ile kurulup Türkçede organ adı ile kurulmayan deyimler. Daha sonra tespit edilen bu deyimlerin eşdeğerlik açısından Türkiye Türkçesi ile karşılaştırması yapılmıştır. Betimleyici tarama modeli ve karşılaştırmalı analiz tekniği ile yapılan bu çalışmada incelemeye konu olan bu somatik deyimlerin birçoğunun anlam bakımından Türkçede tam karşılıkları tespit edilmişken bazı deyimlerin de eşdeğerleri bulunamamıştır. Bu durum farklı dillerde ifade şekillerinin de farklı olması ile açıklanabilmektedir. Her iki dildeki somatik deyim varlığı üzerine araştırma yaptığımız bu çalışma ile diğer karşılaştırmalı çalışmalara da katkı sağlamak amaçlanmıştır.
- Research Article
- 10.58242/millifolklor.1088457
- Jun 30, 2023
- Milli Folklor
“Türk” kelimesinin anlamı üzerine birçok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmalarda çeşitli görüşler öne sürülse de bilinen yazılı ilk metinler olan Orhun Yazıtlarında “millet” anlamını ifade ettiği görülmektedir. Türk kelimesinin “Türkçenin çeşitli lehçelerini konuşan soy ve bu soydan olan kimse” anlamının yanında “güzel, güçlü, yiğit” gibi anlamlarda da eserlerde yer aldığı bilinmektedir. Farklı kültürlere ait eser ve sözlüklerde (özellikle Fars ve Arap kaynakları) de “Türk” kelimesinin çeşitli anlamların yanında “sevgili” anlamıyla birçok eserde karşımıza çıkmaktadır. Ancak olumlu anlamların yanında kelimenin olumsuz kullanımları da mevcuttur. Tespit edilebildiği kadarıyla Türk kelimesinin olumsuz anlamlarda kullanılması 15. yüzyıla ait eserlerden itibaren başlamıştır. Bazen tamlamayla “türk-i bī-rāh” şeklinde, bazen Farsça ek alarak “türkāne” şeklinde, bazen de sadece isim olarak “köylü; kaba” anlamında kullanımları görülmektedir. 17. yüzyıl hiciv şairi Nef’î, Sihâm-ı Kazâ’sında yer alan çok sayıdaki beyitte Türk kelimesini bir aşağılama unsuru olarak kullanır. Bu çalışmada, Nasreddin Hoca fıkralarında geçen “Türk” kelimesinin olumsuz/menfî (pejorative) anlamlarda kullanılması incelenmiştir. Çalışmaya esas teşkil eden eser, Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi BY7297 numarasıyla kayıtlı Hikâyât-ı Hoca Nasreddîn adlı yazmadır. Kütüphane kayıtlarından eserin hicri 1292 yılında (1875-1876) vakfedildiği anlaşılsa da eserin istinsah tarihi ve müstensihi belli değildir. Ancak bağışlanma tarihi (1875-1876) dikkate alınarak istinsah tarihinin 1800’lü yılların başı olması muhtemeldir. Hikâyât-ı Hoca Nasreddîn adlı yazmada yer alan fıkralar taranarak Türk/Türkmen kelimelerinin geçtiği latifeler tespit edilmiştir. Daha sonra bu latifeler Kırgız Cumhuriyeti Ulusal Bilimler Akademisi Cengiz Aytmatov Dil ve Edebiyat Enstitüsü'nün el yazması koleksiyonu 007 numarada kayıtlı olan ve başı-sonu eksik basma eserdeki latifelerle karşılaştırılmıştır. Dolayısıyla aynı döneme ait Batı ve Doğu Türkçesiyle kaleme alınmış Nasreddin Hoca fıkraları Türklük algısı yönüyle ele alınmıştır. Hikâyât-ı Hoca Nasreddîn adlı yazmada “Türk” ve “Türkmān” tipinin yer aldığı altı fıkra, mezkûr basma eserdeki latifelerle bir araya getirilerek incelenmiştir. Bu latifelerin dili, geç dönem Çağatay Türkçesine aittir. Bu sebeple Batı Türkçesi (Hikâyât-ı Hoca Nasreddîn) ve Doğu Türkçesinde yer alan fıkraları, Türk tipi üzerinden karşılaştırmak uygun görülmüştür. Cengiz Aytmatov Dil ve Edebiyat Enstitüsü 007 numarada kayıtlı geç dönem Çağatay Türkçesiyle yazılmış Nasreddin Hoca (Efendi) latifelerinde Türk tipi bulunmamaktadır. Bu tipin Anadolu sahasındaki Nasreddin Hoca fıkralarında bulunduğunu, Doğu Türkçesiyle yazılmış fıkralarda yer almadığını görülmektedir. Her ne kadar Doğu Türkçesinin coğrafyasında Türk kelimesinin menfî anlam içeren kullanımlarını Nevâyî’de görülmüş olsak da bu kullanımın sınırlı olduğunu, Anadolu Türkçesindeki kullanımının daha yaygın olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Çalışmada bir ötekileştirme unsuru olarak kullanılan “Türk” stereotipi değerlendirilmiştir. Bu bağlamda Türk tipi Nasreddin Hoca fıkralarında bir oto-stereotiptir. Ele alınan fıkralarda köylü tipinin şehirliden daha uyanık ama bunun yanında kaba bir tip olduğu görülmüştür.
- Research Article
1
- 10.31455/asya.1331229
- Sep 30, 2023
- Asya Studies
Osmanlı’nın toplumsal ve kültürel yapısında yabancıların ve azınlıkların konumu çeşitli çalışmalara konu olmuştur. Bu çalışmada Musevi asıllı Osmanlı vatandaşı şair ve gazeteci İsak Ferera’nın Aşina Sesler adlı eserinde yer alan şiirlerdeki vatani duygular tespit edilmiştir. İsak Ferera, şiirlerini önce Pul, Mecmua-i Edebiye, Musaffer Fen ve Edeb, Malumat ve İrtika gibi dergilerde yayımlamış, daha sonra bu şiirlerini önce Ebr-i Bahar’da (1904) ardından Aşina Sesler adlı eserlerinde (1914) kitaplaştırmıştır. Daha çok Servet-i Fünûn dönemi edebiyatından etkilenerek şiirler yazan Ferera’nın millet ve vatan hassasiyetiyle yazdığı şiirleri dikkate alınırsa şairin vatan sevgisi bu duyguya aşina insanlara, yaşadığı topraklara, geleneklere ve fikirlere sadakat duygusuyla biçimlenmiştir. Muhtemeldir ki Ferera, vatanseverlik hisleriyle kitabının adını Aşina Sesler koymuştur. İsak Ferera, başlangıçta teknik ve tematik yönlerden Servet-i Fünûn sanat anlayışıyla yazdığı şiirlerinin yanı sıra 1908 sonrası şiirlerinde sosyal konulara değinmiştir. Şiirlerinde Osmanlı’yı ve vatanseverliği yücelten İsak Ferera kendisinin Türk toplumu tarafından yabancı görülmemesini, onlardan biri olduğunun bilinmesini arzular. İstiklâl Marşı’nın seçimi için düzenlenen yarışmaya eser gönderen şairler arasında yer alan İsak Ferera’nın, Türk milletinin Kurtuluş Savaşı’nı kazanacağına duyduğu inanç onun millî bir duruş sergilediğini göstermektedir. Şairin Aşina Sesler adlı kitabında yer alan şiirleri böylesi bir hassasiyetle yazılmıştır. Çalışmanın amacı vatan ve millet sevgisinin İsak Ferera’nın şiirlerine hangi yönleriyle yansıdığını tespit etmektir.
- Research Article
- 10.17240/aibuefd.2024..-1426721
- Sep 15, 2024
- Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi
: Bu araştırmada 7. sınıf sosyal bilgiler ders kitabında yer alan çokkültürlülük konuları ele alınmıştır. Araştırma nitel araştırma yöntemlerinden biri olan doküman analizi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma materyali olarak 2023-2024 eğitim öğretim yılında Ekoyay Yayınevi tarafından 7. sınıflar için yayımlanan ders kitabı kullanılmıştır. 7. sınıf ders kitabında yer alan çok kültürlülük konuları içerik analiziyle incelenerek “Farklı Kültürleri Tanımaya Yönelik Farkındalık, Farklı Kültürlerin Bir Arada Yaşaması, İnsan Hak ve Özgürlükleri Bağlamında Çok Kültürlülük” temaları oluşturulmuştur. Bu temalar kendi içinde alt temalara göre sıralanmış, frekans ve yüzde değerleriyle gösterilerek tablo hâlinde sunulmuştur. Farklı kültürleri tanımaya yönelik farkındalık teması altında ‘Farklı Kültürler Arası Etkileşim’, Farklı kültürlerin bir arada yaşaması teması altında ‘Dini Hoşgörü’, İnsan hak ve özgürlükleri bağlamında çok kültürlülük teması altında ise ‘Düşünce Özgürlüğü’ alt temasının ilk sırada yer aldığı sonucuna ulaşılmıştır. Yapılan bu çalışmanın çokkültürlülük kavramına ilişkin farkındalık düzeyinin artmasına, sosyal bilgiler öğretiminde kullanılan ders kitaplarında çok kültürlülük gibi temel insan hak ve özgürlükleriyle ilgili güncel konulara daha fazla yer verilmesine katkı sunması beklenmektedir.
- Research Article
- 10.24011/barofd.1439473
- May 16, 2024
- Bartın Orman Fakültesi Dergisi
Bu çalışmanın amacı ekolojik ve ekonomik bakımdan önemli türler arasında yer alan Çakal eriği (Prunus spinosa L.) türünün sert gövde çeliklerine uygulanan farklı hormon ve dozlarının, toprak altı ve toprak üstü biyomas özelliklerine etkilerinin araştırılmasıdır. Araştırmada, indol-3-bütirik asit (IBA) ve indol asetik asit (IAA) hormonlarının farklı dozları kullanılmıştır. Aynı zamanda kullanılan hormon ve hormon dozlarının ne düzeyde etkisi olduğunu karşılaştırmak açısından kontrol grubu bırakılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre köklenen çeliklerde hormon çeşidi ve hormon dozunun, sürgün sayısı ve kuru kök ağırlıkları üzerine herhangi bir etkisi olmamıştır. Ancak hormon çeşidinin; kök sayısına, hormon dozunun; sürgün boyuna, sürgün çapına ve kuru gövde ağırlığına, hormon x hormon dozu etkileşiminin ise kök sayısı ve sürgün boyuna etkisi olmuştur. Kök sayısının indol asetik asit (IAA) hormonu uygulanan çeliklerde daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Sürgün boyu ve sürgün çapı ise kontrol işlemlerinde daha yüksek değer almıştır. Sürgün boyu ve sürgün çapının yüksek olması beraberinde kuru gövde ağırlığını artırmış, bu nedenle kuru gövde ağırlığı da kontrol işlemlerinde daha fazla çıkmıştır. Türle ilgili yapılan bu çalışma, bundan sonra yapılacak olan çalışmalara altlık gösterebilecek niteliktedir. Çalışmada kullanılan hormon ve hormon dozları baz alınarak, farklı bitki yetiştirme ortamlarında türün çelikle üretiminde daha fazla biyo kütle ve kaliteli fidan elde edilebilir. Bu da bitkilendirme çalışmalarında fidan tutma ve gelişmesine katkı sağlayarak daha başarılı sonuçların alınmasına yardımcı olur.
- Research Article
- 10.46353/k7auifd.1626263
- Jun 30, 2025
- Kilis 7 December University Journal of Theology
Yapay zekâ teknolojilerinin eğitimdeki ağırlığının giderek arttığı günümüzde din eğitimi gibi derin bilgi birikimi ve bağlamsal yorum gerektiren alanlarda bu araçların güvenilirlik ve öğreticilik yeteneğini somut verilerle değerlendirmek bir gereklilik haline gelmiştir. Bu bağlamda, Anadolu İmam Hatip Liselerinin 11. sınıf Tefsir ve 12. sınıf Kelâm ders kitaplarında yer alan temel konular ile ChatGPT’nin dinî sorulara verdiği yanıtlar arasındaki örtüşme ve farklılaşma düzeyinin ortaya konması; hem öğretmenlerin hem de öğrenciler ile akademisyenlerin yapay zekâ destekli içerikleri eğitim süreçlerine güvenle entegre etmesine imkân tanıyacak bilimsel bir zeminin oluşturulmasına imkan sağlayacaktır. Bu araştırma, ChatGPT’nin dinî konulara yönelik yanıtlarının dört ölçütte—doğruluk, tutarlılık, kavramsal derinlik ve sistematik sunum—ders kitaplarındaki akademik kriterlerle ne ölçüde uyum sağladığını belirlemeyi ve böylece yapay zekâ temelli içeriklerin din eğitimindeki potansiyel katkı ve sınırlılıklarını saptamayı amaçlamaktadır. Araştırma sürecinde öncelikle 11. sınıf Tefsir ve 12. sınıf Kelâm ders kitaplarında yer alan akademik ve pedagojik değeri yüksek üçer kavram seçilerek toplam altı soru oluşturuldu. Bu sorular, hem alanın temel terminolojisini hem de öğretim programlarında öne çıkan tarihsel ve teorik kavramları içerecek biçimde tasarlandı. Daha sonra oluşturulan sorular ChatGPT’nin ücretsiz versiyonuna iletilerek modelin yanıtları eksiksiz biçimde kaydedildi. Yanıtlar, modelin geniş kullanıcı kitlesine erişilebilir ücretsiz sürümünün performansını yansıtması bakımından değerlendirildi. Gelecekteki çalışmalar için ücretli sürümlere ilişkin potansiyel farklılıklar ve katkılar da tartışmaya açıldı. Nitel veri analiz aşamasında her bir yanıt iki temel boyutta incelendi: Birincisi, doğruluk ve tutarlılık düzeyi çerçevesinde ders kitaplarındaki tanım, hüküm ve örneklerle ChatGPT açıklamalarının birebir uyumu; ikincisi ise konunun bağlamıyla örtüşme, kavramsal derinlik ve modelin sınırlılıklarını belirlemek amacıyla yürütülen analizdi. Bu çerçevede, modelin tarihsel köken, metodoloji ve terminoloji alt boyutlarında sunduğu ayrıntı seviyesi “kavramsal derinlik” boyutuyla ele alındı, yanıtların paragraf içi ve farklı sorular arasında mantıkî tutarlılığı “tutarlılık” ölçütüyle değerlendirildi; yanıtlarda kullanılan başlıklandırma, adım adım ilerleyen düzen ve okunabilirlik “sistematik sunum” kriterine göre puanlandı. Elde edilen bulgular, ChatGPT’nin temel İslâmî kavramları tanımlama ve genel ilkeleri aktarmada geniş ölçüde isabetli sonuçlar verdiğini göstermektedir. Tefsir konularında—özellikle İsrailiyât, nesh ve garîbu’l-Kur’ân başlıklarında—modelin açıklamaları, ders kitaplarındaki tanımlarla büyük oranda uyum sağlarken, metne ilişkisiz ayrıntılara girme eğilimi bazen ana mesajı gölgelemiştir. Bu durum, “sistematik sunum” ölçütünde zayıflığa işaret etmiş; bazı cevaplarda başlıklar arası geçişin akıcılığı bozulmuştur. Kelâm konularında ise inanç yorum farkları, müteşâbihât ve deizm gibi tartışmalı meselelerde ChatGPT, temel prensipleri doğru aktarırken tarihsel bağlam ve mezhepsel ayrımlara dair derinlemesine bilgi sunmaktan uzak kalmıştır. Ders kitaplarının metodolojik olarak net sınıflandırmalar sunması, öğrencilerin kavramlar arasındaki ilişkiyi adım adım öğrenmesini sağlarken modelin üstünkörü tasnifleri, “kavramsal derinlik” açısından yetersiz kalmıştır. Öte yandan ChatGPT, güncel akademik tartışma noktalarını ve farklı yorum geleneklerini de metinlerine dâhil etme kapasitesi sayesinde, ders kitaplarında yer almayan çağdaş perspektifleri görünür kılma potansiyeli sergilemiştir. Bu özellik, ileri düzey lisans ve lisansüstü araştırmalar için zengin bir başlangıç noktası sunarken, aynı zamanda sistematik bir kavram haritası veya rehber olmadan kullanıldığında eğitim kademelerinde kafa karışıklığına yol açabileceğini düşündürmektedir. Dolayısıyla model, temel kaynağı tamamlayıcı nitelikte, eleştirel bir süzgeçten geçirilerek yararlanılacak bir araç olarak konumlandırılmalıdır. Sonuç olarak bu çalışma ChatGPT’nin din eğitiminde destekleyici bir araç olarak kullanılabileceğini; ancak ders kitaplarının sağladığı sistematik anlatım, kavramsal netlik ve öğrenci seviyesine uygun düzenin hâlâ eğitimde birincil referans olmaya devam etmesi gerektiğini göstermiştir. Gelecekteki araştırmaların, ChatGPT ve benzeri dil modellerinin doğruluk ve tutarlılık kapasitelerini geliştirmeyi, kavramsal derinlik ve sistematik sunum ölçütlerine uygun yanıtlar üretmelerini sağlamayı ve mevcut öğretim materyalleriyle entegre olmayı hedeflemesi önerilmektedir. Böylece yapay zekâ destekli çözümler ile geleneksel eğitim materyalleri birbirini tamamlayarak daha nitelikli bir dinî öğrenme deneyimi mümkün kılınabilecektir.
- Research Article
- 10.51531/korkutataturkiyat.1289389
- Jun 30, 2023
- Korkut Ata Türkiyat Araştırmaları Dergisi
Âşık edebiyatı, İslamiyet öncesi ozan-baksı geleneği ile İslamiyet’in kabulünden sonra teşekkül eden tekke edebiyatının biçimsel ve tematik verimlerinden yararlanarak yeniden yapılanmıştır. XVI. yüzyılda bağımsız bir sosyo-kültürel kurum kimliği ile karşımıza çıkan âşık edebiyatı, bu asırdan itibaren önemli temsilciler yetiştirmiştir. Zamanla gelişip zenginleşen bu edebî geleneğin XIX. yüzyıldaki temsilcilerinden biri de Nâilî (Mustafa/ D. 1865-Ö. 1936)’dir. Çankırı’nın Ilgaz ilçesinde doğan Nâilî, belli bir süre medrese eğitimi almış daha sonra dönemin bazı önemli âşıkları ile tanışarak onların izinden gitmeyi tercih etmiştir. Nâilî, ömrünün büyük bir kısmını Çankırı ve Kastamonu gibi âşık edebiyatının XIX. yüzyıldaki önemli merkezlerinde geçirmiş, Kastamonulu Kemâlî ile Geredeli Figânî’ye çıraklık etmiştir. Halk edebiyatı geleneği içinde yetişen şair, hece vezninin yanı sıra aruz vezniyle de şiirler yazmış, şiirlerinde divan edebiyatı unsurlarını başarıyla kullanmıştır. Sanatını saz eşliğinde diyar diyar gezerek icra eden Nâilî, büyük bir çoğunluğu çağdaşı olan âşıkların şiirleri olmakla birlikte divan edebiyatı şairlerinin şiirlerine ve kendi şiirlerine de yer verdiği bir mecmua derlemiştir. Nâilî’nin hayatı, edebî kişiliği ve derlediği şiir mecmuası hakkında bilgilerin verildiği bu çalışma üç kısımdan oluşmaktadır. İlk bölümde gerek kaynaklarda yer alan gerek Nâilî’nin üçüncü kuşak torunu Mehmet Kayılı’nın verdiği bilgilerden istifade edilerek şairin hayatı ve şiirlerinden yola çıkılarak edebî kimliği ele alınmıştır. İkinci bölümde şairin bizzat kendisinin derlediği şiir mecmuası tanıtılmış, üçüncü bölümde ise söz konusu mecmuada yer alan Nâilî’ye ait şiirlerden bir kısmı transkripsiyon yöntemiyle neşredilmiştir.
- Research Article
- 10.46353/k7auifd.1639461
- Jun 30, 2025
- Kilis 7 December University Journal of Theology
Bu araştırmada, Endülüs döneminin önemli ediplerinden biri olan İbn Abdürabbih'in (ö. 328/940) kaleme aldığı el-‘Ikd adlı eserinin aruz ilmi ile ilgili bölümü kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. el-‘Ikd, Arap edebiyatı açısından büyük önem taşıyan ansiklopedik bir eserdir ve içerdiği zengin bilgi birikimiyle hem edebiyat hem de dilbilim açısından kıymetli bir kaynaktır. İbn Abdürabbih, eserin "Kitâbu’l-Cevherati's-Sâniyeti fi'l-‘Arûdi ve'l-Kavâfî" başlıklı on dokuzuncu bölümünde aruz ilmi ve kafiye düzeni konularına geniş yer ayırarak Arap şiirinin yapısal analizini gerçekleştirmiştir. Makalenin temel amacı, bu bölümde sunulan aruz bilgilerini ortaya koymak, İbn Abdürabbih'in bu alandaki metodolojisini değerlendirmek ve Halil b. Ahmed el-Ferâhîdî’nin Kitâbu’l-‘Arûd’una yaptığı atıfların önemini göstermektir. Halil b. Ahmed’in bu eseri günümüze ulaşmamış olduğu için, el-‘Ikd’da yer alan alıntılar, bu kayıp eser hakkında değerli bilgiler sunmaktadır. Araştırmada kaynak olarak temel ansiklopedik eserlerin yanı sıra el-‘Ikd’ın yazma nüshaları incelenerek karşılaştırılmaya çalışılmış, eserin matbu nüshalarının incelenmesiyle yetinilmemiştir. Bu bağlamda çevrimiçi yazma eser katalogları gibi internet kaynaklarından da faydalanılmıştır. Araştırmadaki veriler, nitel araştırma tekniklerinden olan literatür taraması tekniği ile elde edilmiştir. Elde edilen veriler, literatür taraması tekniğinin bir gereği olarak materyal analizi yöntemi ile işlenmeye çalışılmıştır. Materyal analizinin her iki ayağı da -nicel semantik tekniği ve muhteva analizi tekniği- araştırmanın yöntemleri arasında yer almıştır. Çalışmada İbn Abdürabbih’i daha iyi değerlendirebilmek adına öncelikle yaşadığı dönem ve çevre; siyasi, sosyal, kültürel açılardan kısaca ele alınmıştır. Daha sonra İbn Abdürabbih’in hayatı ve eserleri mercek altına alınmıştır. Bir edibin edebi kişiliğini iyi anlayabilmek için özellikle edebiyatla ilgili eserlerinin irdelenmesi elzemdir. Ancak İbn Abdürabbih’in el-‘Ikd haricindeki eserleri bilindiği kadarıyla günümüze ulaşmamıştır. Bu nedenle İbn Abdürabbih’in edebi kişiliğini eldeki imkanlar dahilinde daha iyi kavrayabilmek amacıyla el-‘Ikd derin bir incelemeye tabi tutulmuştur. Çalışmada, el-‘Ikd’ın genel yapısı ve İbn Abdürabbih’in edebi kişiliği ele alındıktan sonra çalışmanın asıl konusu olan, eserin aruz ilmi ile ilgili bölümünün detaylı bir şekilde incelenmesine geçilmiştir. el-‘Ikd’ın bu bölümü üç temel kısımdan oluşmaktadır: "ferş" (teorik bilgiler), "misal" (vezin örnekleri) ve "kafiye" (kafiye teorisi ve uygulamalar). Ferş kısmında aruzun temel kavramları, zihaf ve illetler gibi konular ele alınırken misal kısmında her aruz kalıbına uygun şiir örnekleri sunulmuştur. Kafiye kısmında ise kafiye düzenleri, uyumları ve şiirdeki fonetik özellikler üzerinde durulmuştur. Makalede aynı zamanda İbn Abdürabbih’in metodolojisi analiz edilerek konuyu sunuş biçiminin didaktik yapısı irdelenmeye çalışılmıştır. Müellifin konuları sistematik bir şekilde ele alarak kuramsal bilgileri sade ve anlaşılır bir dille sunduğu görülmektedir. Ayrıca müellif, bu bilgileri, ezberlenmesini kolaylaştırmak amacıyla, manzum bir format ile tekrar etmektedir. Müellifin aruz sistemine dair sunduğu şematik bilgiler ve örnekler, okuyucuların konuyu derinlemesine kavrayabilmesine yardımcı olacak şekilde düzenlendiği söylenebilir. Ayrıca Halil b. Ahmed’in sistematik yaklaşımına sadık kalmış, istişhadlar (delil olarak gösterilen beyitler) ekleyerek bilgileri pekiştirmiştir. Ancak İbn Abdürabbih’in anlatım yönteminin bazı kusurları olduğu da söylenebilir; tekrar eden bilgiler okuyucuyu sıkabilmekte ve kavramların çok fazla ayrıntıya girerek yoğunlaştırılması konunun kavranmasını zorlaştırabilmektedir. Bunun yanı sıra, makalede el-‘Ikd’ın yazma nüshaları arasındaki farklılıklar da incelenmiştir. Eserin yazma nüshaları arasındaki varyant farklılıkları; eserin zaman içinde müstensihler tarafından değiştirilmiş olabileceğini, belirli kısımların eklenmiş ya da çıkartılmış olabileceğini göstermektedir. Bu durum, eserin tam ve güvenilir bir edisyonunun oluşturulması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Öyle ki eserin adı olarak bilinen yaygın ve meşhur isimlendirmenin dahi hatalı olduğu görülmüştür. Araştırma sonucunda eserin gerçek adının bilinenin aksine el-‘Ikdu’l-ferîd değil yalnızca el-‘Ikd olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak bu çalışma, İbn Abdürabbih’in el-‘Ikd adlı eserinde yer alan aruz ilmi ile ilgili bilgileri analiz ederek, eserin Arap edebiyatındaki yerini ve önemini tartışmaktadır. el-‘Ikd, yalnızca ansiklopedik bir edebiyat kaynağı değil, aynı zamanda dönemin şiir ve aruz kurallarını sistematik bir şekilde inceleyen önemli bir metindir. Bu nedenle, özellikle Arap şiirinin yapısal özellikleri ve aruz ilmi alanında çalışan araştırmacılar için vazgeçilmez bir kaynak niteliğinde olduğu düşünülmektedir.
- Research Article
1
- 10.37697/eskiyeni.1288997
- Sep 30, 2023
- Eskiyeni
Hz. Peygamber’in etkin bir şekilde öğretilmesiyle İslam dininin doğru anlaşılması arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Bu bağlamda Hz. Peygamber’i öğretirken nelerin anlatıldığı kadar nasıl anlatıldığı da önem arz etmektedir. Bu araştırmanın amacı, Hz. Peygamber’in hayatının öğretiminde İslam Minyatür Sanatının kullanım imkânını araştırmaktır. Çalışmanın verileri doküman incelemesi yoluyla toplanmıştır. Öncelikle İlköğretim ve Ortaöğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi öğretim programları incelenmiştir. Hz. Peygamber’in Hayatının öğretimine ilişkin kazanımlar tespit edilmiş ve listelenmiştir. Daha sonra görsel materyal ve minyatüre ilişkin eserler incelenmiştir. Bu incelemeler neticesinde New York Public Library’de, Spencer Koleksiyonu’nda mevcut olan Siyer-i Nebî isimli eserin üçüncü cildindeki Hz. Peygamber tasvirleri çalışmanın kapsamına dahil edilmiştir. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi öğretim programında yer alan bazı kazanımlarla Siyer-i Nebî’nin üçüncü ciltteki dokuz minyatürün ilişkilendirilebildiği tespit edilmiştir. Söz konusu tasvirlerle ilişkilendirilen kazanımların 4.4.5.; 6.4.1.; 6.4.2.; 6.4.3.; 8.4.1.; 10.2.4. ve 11.2.2. numaralı yedi kazanım olduğu tespit edilmiştir. İlişkilendirilen minyatürlerin konularının ise ‘Mi‘râc’, ‘Ebû Tâlib’in Vefatı’, ‘Kabile Lideri Henâd’ın İslam’ı Kabulü’, ‘İslam’a Davet’, ‘Akabe Biatı’, ‘Hicret’, ‘Mescid-i Nebî’nin İnşası’, ‘Örnek Sahabe’ ve ‘Gayr-i Müslimlerle Görüşmeler’ şeklinde sıralandığı anlaşılmaktadır. Elde edilen ilişkilendirmeler çerçevesinde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi kazanımları doğrultusunda Hz. Peygamber’in hayatının öğretiminde minyatürün kullanılabileceği anlaşılmaktadır. Çalışmamızın içerik geliştiricilere din öğretiminde görsel materyal olarak minyatür kullanımı konusunda olumlu bir tutum kazandırması beklenmektir. Yine bu araştırmanın, din öğretiminde görsel materyallerin ve özellikle minyatürün eğitsel amaçlı kullanımında öğretmenlere bilgi ve farkındalık kazandırması da beklenmektedir. Ulaşılan sonuçlara bağlı olarak çalışmanın, öğretim programlarına, ders kitaplarına ve elektronik içeriklere katkı sağlaması beklenmektedir. Çalışmada ulaşılan sonuçlara bağlı olarak benzer ya da daha kapsamlı çalışmalarla Siyer-i Nebî’de ya da Hz. Peygamberle ilgili eserlerde yer alan diğer minyatürlerin de din öğretimi açısından kullanım imkânının incelenmesi önerilmektedir.
- Ask R Discovery
- Chat PDF
AI summaries and top papers from 250M+ research sources.