Uluslararası Politika Teorilerinden Postyapısalcı Kuram Çerçevesinde Daegu Camii Karşıtı Gösterilerin Bir Değerlendirilmesi
Uzun süren saha çalışmasına dayanan bu araştırma Güney Kore’nin dördüncü metropol şehri olan Daegu’de gerçekleşen İslam karşıtı gösterilerin Postyapısalcı bir bakış açısı ile incelenmesinden oluşmaktadır. Kyungpook Ulusal Üniversitesi öğrencilerinin inşa etmeye çalıştığı Daegu Camii, ülkede İslam karşıtlığı besleyecek bir mekanizmanın üretilmesiyle sonuçlanmıştır. Presbiteryen Kilisesi önderliğinde oluşturulan ‘Daegu Camii Karşıtları Topluluğu (DCKT)’nun, İslam karşıtlığını toplumsal alana yayma ve toplum nezdinde İslam karşıtlığını normalleştirme çabasında olduğu anlaşılmıştır. Ülkede yaşayan iki yüz bin yabancı Müslümanın mesele karşısında sessizliği, yasal statülerinin ve İslam’ı temsil edecek çatı kuruluşlarının yetersizliğinden kaynaklanmaktadır. Bahsi geçen kilise kaynaklı topluluk, baskın bir güç olarak ülke siyasetinde hareket kabiliyeti kazanmıştır. Müslüman kimliğinin şeytanlaştırılması çabaları, sadece medya üzerinden yürütülmemekte aynı zamanda sistematik bir şekilde gösteriler yaptırılarak konu gündemde tutulmaktadır. Ağırlıklı nüfus Hristiyanlardan oluşmadığı halde DCKT, sanki Güney Kore Hristiyan ülkesi imiş gibi hareket ederek, öğrenciler nezdinde İslam’ın kutsallarına ve Müslüman kimliğine karşı topyekûn bir saldırı yapma imkânı bulmuştur. Kore Cumhuriyeti, uluslararası insan hakları sözleşmelerine imza atmış olmasına rağmen iç hukukunda temel insan hakkı olan ibadet özgürlüğünü ihlal eden DCKT karşı sessiz kalmak suretiyle ülkede nefret söyleminin artmasına kapı aralamaktadır. Uluslararası ilişkilerde Postyapısalcılık kuramı, üç ana kavram üzerinden Daegu Camii karşıtı göstericiler ile bağ kurar. Bunlar; dış politika ile kimlik arasında, bilgi ve güç arasında, temsil ve yorum arasında oluşan bakış açılarıdır. Postyapısalcı anlayışa göre siyaset dışı gibi görünen DCKT güvenlikleştirme ve İslam karşıtlığını normalleştirme çabaları, çalışmada Postyapısalcı yaklaşıma uygulama imkânı sağlamıştır. Çalışmanın birinci kısmında Postyapısalcı teorinin felsefi kökenleri ve uluslararası uygulaması denenecektir. Daegu Camii gösterileri ise İslam karşıtlığını esas alarak detaylı bir analize tabi tutmaktadır.
- Research Article
- 10.20491/isarder.2024.1837
- Jul 4, 2024
- Journal of Business Research - Turk
Amaç–Makalenin amacı, seçilmiş G-20 ülkelerinde 2002-2021 döneminde özel sektör iş özgürlüğü, bilgi ve iletişim teknolojileri ile girişimcilik arasındaki etkileşimi analiz etmektedir.Yöntem–Araştırma, özel sektör iş özgürlüğü, bilgi ve iletişim teknolojileri ile girişimcilik arasındaki etkileşimi, panel nedensellik testi ile analiz etmiştir.Bulgular–Panel düzeyi nedensellik analizi sonuçları, özel sektör iş özgürlüğü ile girişimcilik arasında karşılıklı bir etkileşim olduğunu, ancak girişimcilikten bilgi ve iletişim teknolojilerine doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, ülkeler düzeyinde yapılan nedensellik analizlerinin bulguları ise özel sektör iş özgürlüğü, bilgi ve iletişim teknolojileri ile girişimcilik arasındaki etkileşimin ülkeler arasında farklılık gösterdiğini ortaya çıkarmıştır. Tartışma–Nedensellik analizi bulguları özel sektör iş özgürlüğünün girişimciliğinin önemli bir belirleyicisi olduğunu göstermektedir. Diğer yandan, analiz sonuçları bilgi ve iletişim teknolojileri girişimcilik üzerinde anlamlı etkiye sahip olmadığını, ancak girişimciliğin bilgi ve iletişim teknolojileri üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir.
- Research Article
1
- 10.29058/mjwbs.1322996
- Aug 31, 2023
- Batı Karadeniz Tıp Dergisi
Amaç: Bası yaralarında hastaların birebir bakımını üstlenen kişiler hastaya etkili ve kaliteli bakım sağlayabilmeleri için hastalıkla ilgili yeterli bilgi sahibi olmalıdır. Bu çalışmanın amacı bası yarası hastalarına bakım verenlerin hastalıkla ilgili bilgi seviyesini ve farkındalık derecesini belirlemektir. Gereç ve Yöntemler: Sağlık Bakanlığı Evde sağlık hizmetleri birimi bünyesinde takip ve tedavisi yapılan 120 bası yarası hastasına birebir bakım verenler çalışmaya dahil edilmiştir. Bakım verme süresi 1 yıldan az olanlar çalışmaya dahil edilmemiştir. Bakım verenlere sosyo-demografik özelliklerini ve bası yaraları hakkındaki bilgi ve farkındalık düzeylerini belirlemeye yönelik 10 sorudan oluşan anket uygulandı. Bulgular: Bası yarası bakımı yapan kişilerin yaş ortalaması 40,57 idi (min 19-maks 74). Bakım verenlerin %76,7’sinin (92 kişi) eğitim seviyesi ortaokul ve altındaydı. Bakım verenlerin bası yaralarına yönelik bilgi düzeylerinin ortalaması 43,33±13,68 puan olarak belirlendi. Bası yarası bakımı yapan kişilerin bilgi ve farkındalık düzeyi ortalama puanı, toplam puan ortalamasının (50 puan) altındaydı. Anket sorularına verilen doğru cevap oranları düşüktü. Bası yarası bakımı yapan kişilerin cinsiyet ve yaşlarına göre bası yarasına ilişkin bilgi ve farkındalık düzeyleri arasında anlamlı farklılık görülmedi (p>0,05),ancak bakım verme süresi ile bilgi ve farkındalık düzeyleri arasında anlamlı fark bulunmaktaydı(p
- Research Article
- 10.31592/aeusbed.1656778
- Jul 31, 2025
- Ahi Evran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi
Araştırma kapsamında 3-6 yaş arası çocuğu olan ebeveynlerin çocuk cinsel istismarına yönelik bilgi ve tutumları, ebeveynlerin sosyodemografik özelliklerine göre incelemek amaçlanmıştır. Üzerinde inceleme yapılan değişkenler ebeveynlerin cinsiyeti, yaş grubu, gelir düzeyi, yaşadıkları çevre, aile tipleri, medeni durumları, çocuk cinsel istismarının ne olduğunu bilip bilmedikleri ve çocuk cinsel istismarı ile ilgili bir eğitim alıp almadıklarıdır. Araştırma nicel bir çalışma olup ilişkisel tarama modeline göre düzenlenmiştir. Veri toplama aracı olarak ‘‘Ebeveyn Kişisel Bilgi Formu’’ ve ‘‘Ebeveynler İçin Çocuk Cinsel İstismarı Bilgi/Tutum Ölçeği (Türkçe Uyarlaması)’’ kullanılmıştır. Çalışma grubunu Tekirdağ ilinde ikamet eden, en az bir adet 3-6 yaş arası çocuğa sahip olan, herhangi bir psikiyatrik rahatsızlığı bulunmayan, cinsel taciz geçmişi olmayan ve araştırmaya gönüllü olarak katılan 256 kadın ve 132 erkek olmak üzere 388 ebeveyn oluşturmuştur. Çalışma grubu oluşturulurken, ölçüt örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına bakıldığında, ebeveynlerin çocuk cinsel istismarına yönelik bilgi ve tutumları cinsiyetlerine göre kadınlar lehine ‘‘İnanç, Önleyici Tutumlar, Güven- Kaygı- Tekrar Cinsel İstismarı Yaşama’’ alt boyutlarında ve toplam puanda farklılaşırken yaş grubunda yalnızca ‘‘Mitler-Gerçekler’’ alt boyutunda 36-40 yaş lehine farklılaşmıştır. Gelir düzeyine göre, ebeveynlerin kırsal veya kentsel alanda yaşamalarına göre ve medeni durumları göre ise farklılaşma görülmemiştir. Aile tipi değişkeninde ise yalnızca ‘‘Bilgi-Tutum-Hizmetler ve Raporlama Bilgisi’’ alt boyutunda çekirdek aile tipi lehine farklılaşma olduğu saptanmıştır. Ebeveynlerin çocuk cinsel istismarını bilip bilmeme değişkeninde farklılaşmaya rastlanırken, daha önce çocuk cinsel istismarı ile ilgili bir eğitim alıp almama değişkeninde yalnızca ‘‘Bilgi- Tutum-Hizmetler ve Raporlama Bilgisi’’ alt boyutunda bir farklılaşma olduğu görülmüştür.
- Research Article
1
- 10.51702/esoguifd.1568094
- Mar 15, 2025
- Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi
Kur’ân, nâzil olmaya başladığı ilk âyetlerle birlikte insan hayatını ilgilendiren bazı temel konularda muhataplarının yaşamına gerekli müdahaleleri yapmış, yanlış uygulama ve inançların yerine doğru ilkeleri koyarak onun saygın ve onurlu bir hayat yaşaması için ortam hazırlamıştır. Bu kapsamda câhiliye döneminde yaygın olan birçok eksik, yanlış ve hatalı anlayışı kendi ilkeleri doğrultusunda yeniden bina etmiştir. Kur’ân, dinî, sosyal ve kültürel birçok hususa yer verdiği gibi tüm insanlığı ilgilendiren evrensel bir değer olan mahremiyet anlayışını da birçok açıdan ele almıştır. Araştırmamız mahremiyetin etimolojik tahlilinden sonra cahiliye dönemine ait uygulamaların, Kur’ân ve sünnetle birlikte geçirmiş olduğu değişimi Kur’ân ve sîret kaynaklarından ortaya koymayı amaçlamaktadır. Mahremiyet, kişinin beden dokunulmazlığından başlayarak giyim-kuşam, kişinin ailesi, inancı, milliyeti, mal ve servetiyle ilgili bilgi ve mekânları da kapsayan geniş bir anlama sahiptir. Câhiliye, insan hakları ve bireysel özgürlükler açısından olduğu gibi mahremiyetle ilgili birtakım temel problemler barındırmaktadır. Nazil olan ilk âyetlerle birlikte Müslüman olan muhataplar ve toplum hayatında köklü değişimler başlamıştır. Kur’ân’ın câhiliye döneminden farklı olarak mahremiyet anlayışında neyi getirdiği sorusu birçok âyetle, onun hükümlerini uygulayıcısı ve açıklayıcısı olan Hz. Peygamber’in sünnetinde cevap bulmuştur. Kur’ân bağlamında mahremiyet konusunu ele alan çalışmamızı, mahremiyetin genel literatürdeki sınıflandırmasına uygun olarak beden, bilgi ve mekân başlıkları altında ele alarak sınırlandırdık. Kur’ân, insanın saygınlığını ortaya koyan beden mahremiyetine birçok âyette farklı boyutlarıyla yer vermektedir. Bu âyetlerde beden mahremiyeti için elbisenin hem mahremiyeti sağlama hem de süslenme için yaratıldığına ayrıca beden mahremiyetini ihlal konusunda uyarılarda bulunmaktadır. Kur’ân, bu konuda câhiliye Araplarının Kâbe’yi tavaf ederken çıplak olmalarının yanlış olduğu âyetle ortaya koymaktadır. Kur’ân, beden mahremiyetini korumayı câhiliyenin aksine erkek ve kadına ayrı ayrı âyetlerde emretmiştir. Tarih boyunca bilgi, bilginin kaynağı, bilginin iletimi son derece önemli olmuştur. Kur’ân, bilgi mahremiyeti hususunda bilginin ne olduğu, kimden ve nasıl alındığı, doğruluğunu gibi konulara dikkat çekmiştir. Muhataplarını câhiliyede olduğu gibi bilgiyi izinsiz elde etmeme, araştırmadan almama vb. konularda uyarmaktadır. Ayrıca o, bilginin sahibinden izinsiz alınmasını, asılsız haber ve iftiralara hemen itibar edilmemesi gerektiğini bildirmiştir. Kur’ân’ın önem verdiği bir diğer husus da mekân mahremiyetinin sağlanmasıdır. Bu bağlamda câhiliye dönemindeki birçok yanlış inanç ve uygulama reddedilmiş, olması gerekenler açıklanmıştır. Ayrıca o, herkesi özel olarak ele alarak aile içinde dahi olsa mekân mahremiyet ilkelerini ortaya koymuş kimin ne zaman ve nereye girebileceğini belirterek mekân mahremiyetini tesis etmeye çalışmıştır. Kur’ân-ı Kerim’de insanların sahip olduğu özel mekânlarda huzur ve güven içerisinde yaşama hakkına sahip olduğu, mekân mahremiyetinin tesisi için aile içi ve dışı kurallar ortaya konularak özel mekânlara hangi vakitlerde ve nasıl girilmesi gerektiği açıklanmıştır. Sonuç olarak dünya ve ahiret saadeti için her türlü tedbiri alan Kur’ân, birçok âyetle mahremiyeti, kadın ve erkeklere dair mahremiyet alan ve sınırlarını açıklamıştır. Bu bağlamda Kur’ân’ın beden, bilgi ve mekâna dair mahremiyet anlayışını câhiliye, Kur’ân’ın nüzûl dönemi ve modern dönem mahremiyet anlayışlarını ve birbirinden farklı yönlerini ele almaktadır.
- Research Article
2
- 10.19171/uefad.1318538
- Aug 30, 2023
- Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi
Bu araştırmada sınıf öğretmenlerinin çevre okuryazarlık düzeylerinin farklı değişkenlere göre incelenmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda çevre okuryazarlık alt boyutlarından bilgi, tutum, davranış ve duyuşsal eğilim; cinsiyet, mesleki kıdem, görev yapılan okul tipi, görev yapılan yerleşim yeri ve mezun olunan fakülte değişkenlerine göre incelenmiştir. Çalışmada deneysel olmayan karşılaştırmalı model kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Şanlıurfa ilinde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı kurumlarda görev yapmakta olan 579 sınıf öğretmeni oluşturmuştur. Verileri toplamak amacıyla çevre bilgi testi, çevre davranış ölçeği, çevreye yönelik duyuşsal eğilimler ölçeği ve çevre sorunlarına yönelik tutum ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada kullanılan ölçeklerden elde edilen veriler SPSS paket programı kullanılarak çözümlenmiştir. Analiz sonucunda normal dağılım göstermediği durumlarda, cinsiyet ile ilgili yapılan analizlerde Mann-Whitney U testi, diğer değişkenler için de Kruskal Wallis testleri kullanılmıştır. Elde edilen verilerin normal ya da normale yakın dağılım gösterdiği durumlarda ise cinsiyetin herhangi bir etkiye sahip olup olmadığının belirlenmesinde bağımsız gruplar t-testi, diğer değişkenlerin herhangi bir etkisinin bulunup bulunmadığıyla ilgili de tek yönlü varyans analizi (One Way ANOVA) uygulanmıştır. Cinsiyet, mesleki kıdem ve görev yapılan okul tipine göre bilgi ve duyuşsal eğilim alt boyutlarında anlamlı farklılık varken tutum ve davranış alt boyutları için anlamlı farklılık bulunamamıştır. Görev yapılan yerleşim yerine göre bilgi ve davranış alt boyutlarında anlamlı farklılık tespit edilmiş fakat tutum ve duyuşsal eğilim için anlamlı fark bulunamamıştır. Mezun olunan fakülte değişkeni için hiçbir alt boyutta anlamlı farklılık tespit edilmemiştir.
- Research Article
- 10.21547/jss.1488064
- Jan 28, 2025
- Gaziantep University Journal of Social Sciences
Küreselleşme, rekabet ve teknolojide yaşanan değişimler işletme faaliyetlerinin yönetilmesinde farklı yeniliklerin doğmasına neden olmuş ve faaliyetlerde çeşitliliği hızlandırmıştır. Faaliyetlerde yaşanan çeşitlilik beraberinde işlemlerde hareketliliği artırmıştır. Yaşanan bu durumlar hilelerin ortaya çıkmasını da kaçınılmaz hâle getirmiştir. Günümüzde işletmelerde karşılaşılan hilelerin ve diğer sorunların temel nedeni; işletmelerde kontrol ortamının noksanlığı ile yönetim ve çalışanlar arasında bilgi ve iletişimin eksikliği olarak görülmektedir. Dolayısıyla, işletme varlıklarının korunması, kaynakların verimli kullanımı, kontrol mekanizmalarının doğru işlenmesi ve çalışan verimliliğinin sağlanması kapsamında iç kontrol sistemi büyük önem taşımaktadır. Çalışmada, kontrol ortamının varlığı ile bilgi ve iletişimin işletme çalışanın verimliliğini ölçmedeki önemini ortaya koymak üzere etkin bir iç kontrol sisteminin oluşturulma gerekliliği tespit etmek amaçlanmıştır. Çalışmada anket yöntemi uygulanmış olup bir üretim işletmesinde beyaz yakalılar örneklem oluşturmaktadır. Üretim işletmesinde toplam 250 çalışan mevcut olup 61 çalışanı beyaz yakalıdır. Ankete 52 beyaz yakalı katılım sağlamıştır. Anket verileri SPSS 22.0 programında analize tabi tutulmuştur. Araştırma sonucunda elde edilen verilerin analizinde Korelasyon ve Regresyon testi uygulanmıştır. Analiz sonuçlarına göre, kontrol ortamı ile bilgi ve iletişim unsurları arasında güçlü ve pozitif, kontrol ortamı ile bilgi ve iletişim unsurlarının çalışan verimliliği ile arasındaki ilişkiler ise pozitif ancak zayıf bir ilişki olduğu ortaya çıkmıştır. Demografik değişken gruplarında ise sadece kıdem gruplarında bilgi ve iletişim unsurlarında anlamlı bir farklılık belirlenmiştir.
- Research Article
- 10.58252/artukluhealth.1495484
- Aug 30, 2024
- Artuklu Health
Giriş: Nadir hastalıklar, herhangi bir vücut sistemini etkileyen heterojen hastalık grubunu ifade etmektedir. Nadir hastalıkların tanısındaki gecikmelerde en önemli husus; sağlık profesyonellerinin bilgi ve farkındalıklarının yeterli düzeyde olmamasıdır. Bu çalışma ile hasta bakımı ve izleminde aktif rol ve sorumluluk alan hemşirelerin; nadir hastalıklara yönelik bilgi düzeylerinin ve farkındalıklarının araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Bu araştırma tanımlayıcı, çevrimiçi bir çalışma olup, hemşireler ile yürütülmüştür. Çalışmaya sanal bir kartopu örnekleme yaklaşımı kullanılarak seçilen 300 hemşire, yaygınlaştırılmış çevrimiçi “Google Form” bağlantısı ile elektronik haberleşme araçlarını kullanarak katılmışlardır. Veri toplama araçları olarak “Hemşire Tanıtım Formu”, “Nadir Hastalıklar Bilgi ve Farkındalık Formu” kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcı hemşirelerin yaş ortalaması 30.56±6.32 olup, %73.3’ü kadındır. Hemşirelerin %9.3’ünün ailesinde nadir hastalık tanısı olan birey bulunduğu tespit edilirken, %84’ünde bulunmadığı ve %6.7’sinin ise durumla ilgili bilgisinin olmadığı tespit edilmiştir. Katılımcıların sadece %13’ü nadir bir hastalığı olan hastaya bakım vermek için kendini hazır hissettiğini ifade ederken %90.3’ü nadir hastalıklar hakkındaki bilgisini arttırmak istediğini belirtmiştir. Sonuç: Nadir hastalıklara sahip bireylerin karşılanmamış psikolojik, sosyal, kişisel ve bakım gereksinimlerinin olması, sağlık sistemlerinin iyileştirilmesi gerektiğini göstermektedir. Çalışma sonuçlarımızda da görüldüğü üzere hemşirelerin; nadir hastalıklara yönelik bilgi düzeylerinin düşük olduğu ve bu durumunda farkındalık düzeylerini etkilediği görülmektedir. Nadir hastalıklar ile ilgili bilgi düzeyinin ve farkındalığın artması; bu hastalıkla savaşan hastalara destekleyici bakım sunulmasına, bakımın kalitesinin artmasına ve hastalıkların erken dönemde tanılanmasına olanak sağlayacaktır.
- Research Article
2
- 10.59398/ahd.1252182
- Apr 28, 2023
- Akdeniz Hemşirelik Dergisi
Modern sağlık sistemleri, sağlık hizmeti sağlayıcılarının nitelik ve niceliğini artırmak için bilgi ve iletişim teknolojilerinin birçok avantajından yararlanır. Teknoloji ile birlikte gelişen ve değişen sağlık sistemlerinde bilgi ve iletişim teknolojilerinin kullanımı hızla artmaktadır. Sağlık bilişimi, bilgi ve iletişim teknolojilerinin sağlık hizmeti sunucularına kaliteli bakım sağlamak, iş yüklerini azaltmak, güvenli kayıt tutmayı sağlamak, kişisel ve mesleki gelişimlerini kolaylaştırmak için kullanılması nedeniyle önemlidir. Sağlık bakımı ortamlarında klinik bilgiyi kullanan en büyük grubu hemşireler oluşturmaktadır. Hemşirelik uygulamalarında bilgi geliştirmek ve bakım standartlarını artırmak için yeni teknolojilerin ve elektronik kayıtların kullanılması önemlidir. Bu derlemede hemşirelik bilişiminin ve elektronik kayıt sistemlerinin klinik ortam içinde hemşirelik uygulamalarında kullanımının önemi açıklanmıştır. İncelenen çalışmalar kapsamında hemşirelerin, hemşirelik uygulamalarında teknoloji kullanımına adapte olduğunu ancak elektronik sağlık kayıtlarının kendi alanlarındaki uzman kişiler tarafından geliştirildiğinde çok daha etkili ve verimli olacağını, dolayısıyla Bilişim Hemşirelerine çok daha fazla ihtiyaç olduğu ve bu sayede verilen sağlık hizmetinin kalitesinin daha da artacağını öngörmekteyiz.
- Research Article
- 10.51123/jgehes.2025.150
- Dec 25, 2024
- Journal of General Health Sciences (JGEHES), Necmettin Erbakan University
Kuduz, insanlara bulaşabilen ölümcül zoonotik bir hastalıktır. İnsanlar da dahil tüm memelileri etkileyebilir ve dünyada halen yaygındır. Yapılan çalışmalarda ülkemizde kuduz bilgi düzeyinin eksik olduğu görülmektedir. Bu çalışma ile sağlık çalışanlarının kuduz hakkında bilgi ve davranışlarının araştırılması amaçlanmıştır. Araştırma tanımlayıcı tiptedir. Veriler Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde çalışan ve sözlü onam alınan 386 kişiden 32 soru ve üç bölümden oluşan veri toplama formu kullanılarak toplandı. Verilerin analizinde SPSS yazılımı kullanıldı. Kategorik verilerin özetlenmesinde frekans dağılımları ve yüzdelikler; sayısal verilerin değerlendirilmesinde aritmetik ortalama±standart sapma değerleri kullanıldı. Kuduz hastalığının bulaş yollarını katılımcıların % 99,0’ı kuduz hayvan tarafından ısırılma, % 88,6’sı kuduz hayvan salyasının mukoza ya da açık yarayla teması, hangi hayvanlardan bulaştığını %99,5’i köpek, %83,9’u kedi olarak belirtti. Riskli temas sonrası profilakside kuduz aşısı dozunu katılımcıların %56,9’u, kuduz aşısının uygulama yolunu katılımcıların %78,5’i doğru olarak belirtti. Bu çalışmanın sonucunda bireylerin kuduz hakkında birçok konuda eksik ve yanlış bilgilere sahip olduğu görülmektedir. Bu konuda hastanelerde yetkili ve uzman bireylerin sağlık çalışanlarına eğitimler, broşürler, bilgilendirme toplantıları yapması tavsiye edilir.
- Research Article
- 10.47115/jshs.1199563
- Apr 29, 2023
- Samsun Sağlık Bilimleri Dergisi
Amaç: Bu çalışma viral enfeksiyonu (HIV, HBV ve HCV) olan gebe kadınların gebelik boyunca yaşadıkları deneyimleri derinlemesine irdemelek amacıyla planlandı. Yöntem: Bu çalışma fenomenolojik yöntemin kullanıldığı nitel araştırma deseninde olup evrenini bir üniversite hastanesinin servisinde tedavi gören HIV, HBV ve HCV’li gebe kadınlar oluşturdu. Çalışmaya viral enfeksiyon tanısı almış, psikiyatrik hastalığı ve iletişim güçlüğü olmayan 11 kadın amaçlı örneklem yöntemi ile dahil edildi. Görüşmeler araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile yaklaşık 30 – 45 dakikada toplandı. Bulgular: Çalışmaya katılan 11 gebenin viral enfeksiyon tipleri incelendiğinde 8’i HBV(+), 2’si HIV (+), 1’İ ise HCV (+) olarak saptandı. Gebelerin yaş ortalaması 33.27±4.31 ve gebelik haftası ortalaması 34.90±2.54 olarak belirlendi. Kadınlar ile yapılan görüşmelerden elde edilen görüşme notları kodlanarak konuya ilişkin altı ana tema ve alt temalar oluşturuldu. Bunlar; ilk tanı ve duygu/ hisler”, “tedavi/izlem/korunma”, “bilgi ve danışmanlık”, “eş, aile ve sosyal destek” ve “gebelik kararı”- dır. Alt temalarda ise destekleyen kaygı, üzüntü, damgalanma, şok, umut, heyecan gibi ana temaları destekleyen kodlar yer almaktadır. Sonuçlar ve Öneriler: Çalışma sonucunda, viral enfeksiyon tanısı alan gebeler şok, üzüntü, utanç ve damgalanma gibi olumsuz duygular yaşadığı belirlendi. Gebelere sağlık profesyonelleri tarafından tedavi süreci ve sonrası ile ilgili danışmanlık verilmesi gebelerin kaygılarının azalmasını ve gebeliğe ilişkin daha olumlu deneyimler yaşamasına neden olmuştur.
- Research Article
- 10.53568/yyusbed.1691597
- Jun 27, 2025
- Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi
Endüstrinin yaygınlaşmasıyla birlikte doğaya salınan zararlı maddeler, atmosferde sera etkisi oluşturarak küresel ısınmaya neden olmaktadır. İşletmeler, çevre dostu olduklarını göstermek için reklam ve kamu mesajlarını yanıltıcı şekilde sunabilmektedir. Dijital teknolojilerin gelişimiyle birlikte bilginin depolanması, iletilmesi ve ağlar aracılığıyla dağıtılması iletişim teknolojilerinin önemini artırmıştır. İşletmeler, sürdürülebilirliklerini korumak ve tüketici algısını yönlendirmek amacıyla bilgi ve iletişim teknolojilerini etkin şekilde kullanmaktadır. Bu çalışmada, küresel ısınma ile mücadelede işletmelerin yeşil aklama stratejilerinin bilgi ve iletişim teknolojileri üzerindeki etkisi incelenmiştir. İstanbul’daki dijital kullanıcıları hedefleyen bir anket uygulanmış, Google Form aracılığıyla 397 veri toplanmıştır. SPSS ile yapılan analizlerde t-testi ve ANOVA testleri uygulanarak hipotezler değerlendirilmiş, tüm hipotezlerin kabul edildiği bulunmuştur. Gelecekte, çalışanları da kapsayan araştırmalar önerilmektedir.
- Research Article
2
- 10.29249/selcuksbmyd.1233176
- Apr 30, 2023
- Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu Dergisi
Günümüzde bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişimi, pazarlama alanına da yansımıştır. Çevrimiçi satın alma davranışı yaygınlaşarak tüketim algısına farklı bir boyut kazandırmıştır. Teknoloji ile büyüyen Z kuşağı, bugünün ve geleceğin önemli bir tüketici kesimini oluşturmaktadır. Bu çalışma; Z kuşağının sosyal medya kullanım alışkanlıklarına ve FoMO duygularına odaklanarak bu unsurların çevrimiçi satın alma davranışı üzerindeki rolünü ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmada Z kuşağından oluşan 594 kişi üzerinde gerçekleştirilen alan araştırması bulgularına yer verilmiştir. Bulgular neticesinde; Z kuşağının günlük sosyal medya kullanım süresi ve amaçları ile internetten alışveriş yapmaları arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ancak Z kuşağının internetten alışveriş yapması, alışveriş yapma sıklığı, aylık alışveriş tutarları ile FoMO arasında bir ilişki bulunamamıştır. FoMO duygusu, Z kuşağının internete her erişimde sosyal medyaya bağlanma, günlük internet kullanım süresi, sosyal medyayı kullanım sıklığı, günlük sosyal medya kullanım süresi ile anlamlı bir farklılık gözetmektedir. Bu nedenle sosyal medyanın FoMO duygusunun yaratılmasında etkili bir şekilde kullanımıyla çevrimiçi satın alma davranışı gerçekleştirilebilecektir.
- Book Chapter
- 10.58830/ozgur.pub551.c2244
- Dec 13, 2024
Uzay çağını yaşadığımız bu dönemde insanların teknoloji ile yarışı baş döndürücü seviyelere ulaşmış, hayal gücü ve hedefler boyut değiştirmeye başlamıştır. İnsanlar ihtiyaç duyduğu şeylere artık rahat bir şekilde ulaşabilmektedir. Teknoloji yenilendikçe güçlenmekte, yeni teknoloji güçlü ve pahalı, eski nesiller ise ucuz ve daha kolay ulaşılabilir hale gelmektedir. Her geçen gün yeni uygulamaların piyasalara sürülmesi ile rekabet yarışında avantaj elde etmek zorlaşmaktadır. E-liderlik de, hem teknolojiyi etkin bir şekilde yönetebilme ve yeni bilgi ve iletişim teknolojilerini takip edip kullanma, hem de pazar bilgisini, ağlarını kullanarak çalışanları yönetip yönlendirme üzerine kurulan yeni bir yaklaşımdır. Fiziki üretim alanları dışında ağırlıklı olarak beyaz yakalı çalışanlar için geleneksel ofis ortamlarına çok fazla ihtiyaç duyulmadığı gibi çalışanlar için rahat bir çalışma ortamı olduğundan, işletmeler için ise maliyet tasarrufu sağladığından uzaktan veya evden çalışma yaygınlaşmaktadır. Küreselleşmenin artık tek dünya anlayışına dönüşmesi ile deniz aşırı, okyanus aşırı ülkede yaşayan bireylerin aynı işletmede çalıştığını görmek doğal hale gelmiştir. Vasıflı insan kaynağı bulmak için artık ülke sınırları ortadan kalkmıştır. Liderler de belki de hiçbir zaman yüz yüze karşılaşmayacakları üyelerini yönetmenin keyifli ama zor anlarını yaşamaktadır. Çünkü hem bilgiyi hem de sanal ortamdaki vasıflı çalışanları yönetmek belirli yetenekleri gerektirmektedir. Sanal ortamlarda çalışmayı tercih eden işletmelerdeki liderler geleneksel liderlere benzer fakat farklı nitelikleri haiz olmalıdırlar. Bu nitelikler günümüz teknoloji imkânları ölçüsünde şekillenmekte, gelecekte ise değişimlerin olması ve yeni gereksinimlerin ortaya çıkması da beklenmektedir. Dinamik bir yaklaşım olan e-liderlik bazı özellikleri ile öne çıkmakta, uzaktan yönetim açısından da bazı zorluklarla karşılaşabilmektedir. E-liderlerin etkinliğinin artırılması için hem en önemli unsurlar olan güven, iletişim ve etkileşime öncelik vermeleri, bununla birlikte motivasyon, performans, ödül, karar verme gibi diğer geleneksel liderlik sorumluluklarını da titizlikle takip etmeleri gerekecektir. Yeni e-liderler, potansiyel performans kazanımları için teknolojiyi benimseyecek, kullanacak; aynı zamanda bilgi ve iletişim becerilerini, pazar bilgilerini entegre etmek şartıyla tüm takipçileri ile başarılı bir etkileşim sağlayarak hedeflerine ulaşmaya çaba sarf edeceklerdir.
- Research Article
1
- 10.5336/nurses.2020-75759
- Jan 1, 2021
- Turkiye Klinikleri Journal of Nursing Sciences
Amaç: Hemşirelik ve çocuk gelişimi bölümünde okuyan üniversite öğrencilerinin, çocuk haklarına yönelik bilgi ve tutumlarını belirlemek. Gereç ve Yöntemler: Araştırma evrenini, meslek yüksekokulu çocuk gelişimi bölümünde okuyan ve çocuk hakları dersini almış öğrenciler ile hemşirelik bölümü son sınıf öğrencilerinin tümü oluşturmuştur (n:229). Bütün evren örnekleme dâhil edilmiştir. Araştırmada, veriler yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak katılımcıların tanımlayıcı özelliklerini içeren 'soru formu' ve 'Çocuk Haklarına Yönelik Tutum Ölçeği (ÇHYTÖ)' ile elde edildi. Verilerin değerlendirilmesinde t-testi ve ANOVA kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmamız sonucunda, öğrencilerin yaş ortalaması 20,84±1,07, %80,8'i kadın ve %58,5'i anadolu/fen lisesi mezunu olarak bulunmuştur. Öğrencilerin %61,6'sı hemşirelik bölümü öğrencisidir. Öğrencilerin, ÇHYTÖ puan ortalaması 92,83±9,03 olduğu saptanmıştır. Araştırmada, kadınların erkeklere, meslek liselilerin düz liselere, çocuk gelişimi bölümünün hemşirelik öğrencilerine göre ölçekten yüksek puan aldığı ve aralarındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: Çocuk hakları dersi alan öğrencilerin, kızların ve meslek lisesi mezunlarının çocuk haklarına yönelik bilgi ve tutumlarının yüksek olduğu belirlenmiştir.
- Research Article
- 10.58658/kaypod.1601536
- Mar 13, 2025
- Kamu Yönetimi ve Politikaları Dergisi
Bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişmesi ve internetin yaygınlaşması, gündelik hayatın hemen her alanını dönüşüme uğratmıştır. Merkezi yönetimlerle beraber yerel yönetimlerde de çok sayıda kamusal hizmetin dijitalleştirildiği görülmektedir. Geleneksel anlamda bürokratik hizmet sunumundan vazgeçilerek kent sakinlerine yüz yüze sunulan birçok hizmetin internet ortamında sunulması olarak ifade edilen e-belediye kavramı, günümüzde birçok yerel yönetim tarafından kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı; e-belediyecilik uygulamalarını Almanya’nın Berlin, Hamburg, München ve Köln belediyeleri üzerinden incelemektir. Belediyeler seçilirken nüfus ölçütü esas alınmış olup yalnızca nüfusu 1 milyonun üzerinde yer alan belediyeler çalışmaya konu edilmiştir. Çalışma; nitel araştırma yöntemlerinden durum değerlendirmesi kullanılarak hazırlanmıştır. Çalışma sonucunda Almanya’da klasik anlamda bahsedebileceğimiz fatura ödeme, emlâk beyanı, istek veya şikâyet hizmetlerinin dışında çok farklı e-belediyecilik uygulamalarının olduğu görülmüştür. Ayrıca e-belediyecilik uygulamaları seçilen yerel yönetimlerde tek düze değildir, kentlerin özgünlüğüne göre e-belediyecilik uygulamaları da farklılaşmaktadır.
- Ask R Discovery
- Chat PDF
AI summaries and top papers from 250M+ research sources.