SÜRDÜRÜLEBİLİR AR-GE VE İNOVASYON PERSPEKTİFİYLE KÜRESEL ÖLÇEKTE VE TÜRKİYE’DE AR-GE MERKEZİ HARCAMALARİNİN İNCELENMESİ VE ANALİZİ
Ar-Ge ve inovasyon kültürlerinin şirketlere entegrasyonu oldukça önem arz etmektedir. Bu çalışma kapsamında, Ar-Ge ve inovasyonun sosyo-ekonomik ölçekte etkisi, bilimsel etkileri ve teknolojik ilerleme konuları araştırılmıştır. Özellikle Ar-Ge ve inovasyon politikalarının endüstride uygulanabilirliğine odaklanarak, hızla büyüyen inovasyon kültürünün gelişiminde ki parametrelerin ve metriklerin belirlenmesinin yanı sıra Ar-Ge kültürü kilometre taşlarının önemi ve son yıllarda ulusal ve uluslararası literatürde yer alan çalışmalar ve uygulamalar incelenerek analiz edilmiştir. Türkiye’de inovatif faaliyetlerin yeterli olmadığı hem ülke hem de bölgesel kalkınmalara katkı sağlanabilmesi için bilimsel araştırma kurumlarının kalitesi ve Ar-Ge harcamalarında üniversite-sanayi iş birliklerinin artırılması öncelikli bir amaç olarak belirlenmesi gerekmektedir. Bu çalışma kapsamında özellikle inovasyon politikalarının endüstride uygulanabilirliğine odaklanarak, hızla büyüyen inovasyon kültürünün gelişiminde ki parametrelerin ve metriklerin belirlenmesinin yanı sıra Ar-Ge kültürü kilometre taşlarının önemi ve son yıllarda literatürde yer alan çalışmalar ve uygulamalar bu perspektifte incelenerek analiz edilmiştir. Türkiye’nin Ar-Ge harcamalarının ihracatı üzerinde meydana getirdiği etkilerin yanı sıra Ar-Ge faaliyetlerinin makro ekonomik performansları bu çalışmada sunulmuştur. Yapılan analizler sonucunda elde edilen bulgulara bakıldığında Ar-Ge harcamalarının ihracatı doğrudan artırdığı yönünde güçlü bulgular elde edilmiş, nihai sonuçta Ar-Ge faaliyetlerinin Türkiye’de daha bilinçli bir şekilde planlanarak artırılması gerekliliği sonucuna ulaşılmıştır.
- Research Article
- 10.58242/millifolklor.1114214
- Apr 4, 2023
- Milli Folklor
Türklerin tarihten günümüze Kök Tanrı, Totemcilik (~Totemizm), Animizm (~ruhçuluk/canlıcılık), Şamanizm (Sibirya ve Orta Asya Türk topluluklarında), Budizm, Maniheizm, Zerdüştîlik, İslamiyet, Hristi-yanlık ve Musevilik gibi çeşitli inanç sistemlerini kabul ettiği görülür. Bu durum Türklerin çok geniş bir coğrafyanın ve kültür yelpazesinin içinde yer aldığını gösterir. Dinler tarihçileri bu çeşitli inanç sistemlerini benimsemelerinde Türklerin büyük bir çoğunluğunun yaşadıkları coğrafyanın, sosyal ve kültürel etkileşimlerinin sonucunda gerçekleştiğini ifade ederler. Bu dinsel çeşitliliğin içerisinde Museviliğin Orta Çağda ortaya çıkmış bir mezhebi konumunda değerlendirilen Ârâmî-İbrânî dilinde ‘kutsal yazıyı okuyanlar’ anlamında ‘kara- (K-R-A)’ kelimesinden türetilmiş Karâîlik, zamanla bir Türk soylu halkın adı olmuştur. Hazar Devleti’nin bakiyeleri/torunları olduklarını söyleyen/iddia eden Karaylar, Museviliğin sadece Tevrat’ı/Tora’yı (Yazılı Yasanın otoritesini tanıyanlar) kabul eden Karâî mezhebine mensup bir Türk boyudur. Karaylar, Tanah’ı dinî hükümlerin yegâne kaynağı olarak kabul etmez. Bu etnik grup, kendi millî eşitliğini din ve dilin genel etnogenezine borçludur. Bilindiği üzere insanın ‘geçiş dönemi’ olarak nitelendirilen ‘doğum, evlilik ve ölüm’ olmak üzere başlıca üç önemli evresi vardır. Kişinin bu geçiş dönemlerindeki yeni durumunu belirlemek, onu kutsamak, aynı zamanda da kişiyi bu sırada yoğunlaştığına inanılan bazı tehlike-lerden ve zararlı etkilerden korumak gerekir. Geçiş dönemlerinde yer alan âdetler, gelenekler ve törenler bunların içerisinde yer alan bazı işlem ve uygulamalar Türk soylu halkların geleneksel kültürünün ana merhalelerini oluşturur. Karay Türk toplumu da bu geçiş dönemlerinden evliliğe diğer Türk boylarında olduğu gibi çok önem vermekte ve Karâî mezhebi çerçevesince kendilerince çeşitli pratikler uygulamaktadır. Evlilikte uygulanan bu ritüeller, Karaylar için gelenek ve göreneklerinin devamlılığında, eski kuşaklarla yeni kuşaklar arasında bağlantının sağlanmasında, birlik ve dirliğin muhafazasında önemli bir fonksiyona sahiptir. Karaylar, günümüzde farklı dinlerden (diğer Müslüman, Hristiyan ve Budist Türk boyları) ve Yahudi mezheplerinden (Rabbanistler) evliliklere pek sıcak bakmadıkları için nüfusları yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Bu durum, onların diğer Türk boylarına nazaran kimliklerini daha çok muhafaza etmelerine ve kültürlerine daha çok eğilmelerine sebebiyet vermiştir. Öyle ki onların lehçeleri de ‘Yok Olmaya Yüz Tutmuş Lehçeler’ diye adlandırılan sınıflandırmaya girdiği için Karay lehçesini yaşatabilmek adına çok sayıda dinî, kültürel ve dilbilgisi konulu kitaplar hazırlanmıştır. Bu çalışmada, Karayların hem Türklük ağacının köklerinden getirdikleri evlilik konulu temel inanışları hem de Karâî mezhebi inancı ile yoğurmuş oldukları ritüeller birlikte ele alınıp incelenmiştir. Bu bilgilerin tespitinde özellikle Litvanya’nın eski başkenti Trakai’de ikamet etmekte olan Karay Türklerinden yapılan metin ve kelime derlemeleri ile gözlem yoluyla elde edilen verilerden yararlanılmıştır. Ayrıca bu çalışmada Kırım’da yaşayan Karaylar ile Litvanya’da yaşayan Karayların evlilik ritüellerinde benzerlikler olduğu gibi coğrafya ve farklı kültürlerle temastan kaynaklı farklılıklar da ele alınmıştır.
- Research Article
- 10.31722/ejmd.1252245
- Dec 31, 2023
- Eurasian Journal of Music and Dance
Klarnet zorluk barındıran bir çalgıdır. Bu çalışmada birtakım zorlukların nasıl üstesinden gelinmesi gerektiği teorik bir şekilde anlatılmıştır. Amaç teorik bilgilerin nota üzerindeki pozisyon yerlerini çalışarak yapıtların daha kolay çalına bilirlik düzeyine getirmektir. Teknik problemlerin kısa sürede giderilmesi ve doğru çözümlenebilmesinin altyapı çalışması oluşturulmuştur. Çalışmaya karar verirken, bir yapıtı çözümleme esnasında kaynak sıkıntısı yaşanmasından dolayı çalışmanın oluşum süreci gelişmiştir. Çalgı ustalığı esnasında edinilen bilgi ve birikimleri çalgı ile bütünleştirdiğimiz zaman başarı kendiliğinden gelecektir. Klarnet çalarken harcanan emek ve sabır sayesinde başarılı bir yorumcu olmak kaçınılmazdır. Önerilen sekiz çalışma ve iki eser çalışması sayesinde klarnet çalarken karşılaşılan pozisyon yerlerini kolaylaştırmak amaç edinilmiştir. Önerilen çalışmaları çalışarak ve ölçü ölçü çözümleyerek alt gövdede olan notaların klarnetteki geçiş yerlerini de çözmüş olacağız. Bir eseri yorumlarken gösterilen öneriler sayesinde eseri daha iyi yorumlamamızı da kolaylaştıracaktır. Çalışmalar hem eser için harcanan süreyi kısaltmamızın hem de esere daha hâkim olmamızın yolunu da açacaktır. Klarnetin alt gövdesinde yer alan bazı geçiş notalarını hızlandırmayı ve hâkim olmayı amaçlayan önerilere değinilmiştir. Eser çalışmaları sayesinde parmak süratinin de çalıştırılması sağlanmıştır. Pasaj çalışmaları yaparken bir yandan da nüans, dil ve nefes çalışmaları ile de zenginleştirilmiştir. Önerilen çalışmalar ve eser çalışmaları ile çalgı hâkimiyetindeki ustalığın daha da öne çıktığı saptanmıştır.
- Research Article
- 10.35193/bseufbd.1212415
- Nov 30, 2023
- Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Fen Bilimleri Dergisi
Acari, arthropoda şubesi içerisinde sayıca fazla ve önemli bir grubu oluşturmaktadır. Bu grup içerisinde keneler, örümcekler ve özellikle tarımsal yararlı ile zararlı akar türleri bulunmaktadır. Tüm bu canlı grupları doğada önemli faaliyetlere sahiptir. Acari içerisinde yer alan canlılar endosimbiyotik bakteriler ile ilişki içerisindedir. Endosimbiyont bakteriler, eklembacaklılarda partenogenez, erkek öldürücülük, feminizasyon, sitoplazmik uyumsuzluk (CI) gibi çeşitli üreme manipülasyonlarına neden olmaktadırlar. Ayrıca besin desteği, doğal düşmanlara karşı savunma ve detoksifikasyon gibi süreçlerde rol almaktadırlar. Konukçularındaki bu etkileri nedeniyle özellikle de tıbbi ve tarımsal zararlı türlerde endosimbiyotik bakteri ilişkilerinin belirlenmesi hem biyolojik çeşitlilik hem de zararlılara karşı alternatif mücadele stratejilerinin belirlenmesi açısından önemlidir.Bu derlemede Acari içerisinde yer alan canlılar ile endosimbiyotik bakteriler arasındaki ilişkilerinden söz edilmiştir.
- Research Article
- 10.14395/hid.1633271
- Jun 30, 2025
- Hitit İlahiyat Dergisi
Günümüze ulaşan ilk tam tefsirin müellifi Mukâtil b. Süleyman (ö. 150/767), hakkında yapılmış ağır tenkitlere rağmen müfessirlerin istifade etmekten geri duramadıkları bir isimdir. Hicri dördüncü asırdan itibaren tefsirlerde adının geçmeye başladığı ve ondan yapılan alıntıların sayısında bu yüzyıldan sonra belirgin bir artış olduğu görülmektedir. Bu durumun tespitine dair bazı çalışmalar yapılmış olmakla birlikte Mukâtil’den doğrudan ya da dolaylı yoldan yapılan alıntıların nakil serüveni detaylıca incelenmemiştir. Nitekim gerek klasik gerekse modern dönem tefsirlerinde Mukâtil’e isnad edilerek yer verilen bilgilerin bir kısmı tefsirin matbu nüshaları ile uyuşmamaktadır. Bilindiği kadarıyla Mukâtil rivayetleri Bağdat ve Merv olmak üzere iki farklı tarik ile aktarılmıştır. Tefsirin tahkikli baskıları, günümüze ulaşan Bağdat tarikli yazmalardan hareketle hazırlanmıştır. Sa‘lebî’nin (ö.427/1035) el-Keşf ve’l-beyân adlı tefsirinin mukaddimesinde belirttiğine göre Mukâtil tefsirinin Merv tarikinden rivayetler el-Keşf’te yer almakla birlikte müstakil olarak günümüze ulaşmamıştır. Dolayısıyla bu konuyla ilgilenen araştırmacılara göre farklı tefsirlerde Mukâtil’in mevcut nüshası ile uyumlu olmayan rivayetler bulunmasının sebebi Mukâtil tefsirinin iki farklı tarik ile sonrasına aktarılmış olması ve tariklerden birinde bazı değişikliklerin yapılmış olmasıdır. Bu değişikliklerin bizzat Mukâtil tarafından yapılmış olması ihtimalinden de bahsedilmiştir. Bu ihtimallerin geçerliliğini gösteren veriler olmakla birlikte araştırmacıların dikkat çekmediği bir husus daha vardır. O da tefsirlerde yer alan ve mevcut Mukâtil tefsirinden farklı olan bazı Mukâtil rivayetlerinin birçok tefsirde tekrarlanması, bazılarının ise tefsirden tefsire değişiklik göstermesidir. Mevcut nüsha ile uyumlu olmayıp birçok tefsirde tekrarlanan Mukâtil rivayetlerinin gerçekten tefsirin diğer tarikinden kaynaklanmış olması ihtimali düşünülebilir. Ancak bazı durumlarda aynı konudan bahseden bir rivayetin asırlar geçtikçe değişip dönüştüğü görülmüştür. Dahası bu rivayetlere ufak müdahalelerle de olsa yer veren müfessirlerin isimleri hep gizli kalmış, rivayetin yeni formuyla Mukâtil’e isnadına devam edilmiştir. Dolayısıyla Mukâtil rivayetlerinin aktarımında bazı hatalar yahut müdahaleler olmuş ve bunlar daha sonra rivayetleri asıl kaynağına müracaat etmeden aktaran müfessirlerce tekrarlanmış gibi görünmektedir. Bu vakıa tefsir nakil geleneğinin problemli yönlerinden birini -tefsirde isnad sorununu- gündeme getirmektedir. Diğer taraftan Mukâtil tefsirinde yer alan bazı bilgi ve yorumlar kimi müfessirler tarafından kaynak belirtilmeden nakledilmiştir. Söz konusu yorumlar erken dönem tefsir rivayetlerini derleyen eserlerde Mukâtil’den önceki başka bir isme isnad edilmemiştir. Bu bilgilerin başka bir müfessire isnad edilmemiş olması, söz konusu tefsir malzemesinin bir kısmının hem şifahi kültürden hem de günümüze ulaşamayan tefsir risalelerinden mevcut yazılı kaynaklara aktarımında Mukâtil’in etkin rolünü göstermektedir. Müfessirlerin Mukâtil’in adını zikretmemek şeklindeki bu tavrı onların kaynağı büyük ihtimalle Mukâtil tefsiri olan bilgileri naklederken bunu gizleme ihtiyacı hissettiklerini düşündürmektedir. Bunun örnekleri azımsanmayacak kadar çoktur. Bu durum Mukâtil hakkındaki olumsuz algının müfessirler nezdinde uzun süre etkisini sürdürdüğünün bir göstergesi addedilebilir. Ancak temriz siygasıyla da olsa müfessirlerin bu rivayetlere yer vermeleri, Mukâtil’in tefsirdeki otoritesine kayıtsız kalamadıkları şeklinde değerlendirilebilir. Bu konudaki tespitler, Mukâtil’in tefsir literatüründeki örtük etkisini de göstermesi bakımından önemlidir. Dikkat çekici başka bir durum da Sa‘lebî gibi tefsirinde Mukâtil’in adını sıklıkla zikreden müfessirlerin bile bazen ondan gelen rivayetlere kaynak belirtmeden yer vermeleridir. Bu tutum ise müfessirlerin tefsir rivayetlerinde standart bir tavrının olmadığını düşündürmektedir. Tefsirlerde Mukâtil’den yapılan alıntıların, et-Tefsîrü’l-kebîr’in tahkikli baskıları ile uyum durumu ve uğradığı müdahaleler doküman analizi, metin analizi ve mukayese yöntemleriyle tespit edilmiştir. Çalışmada metin içi taramalar ve metinler arası farkların tespiti el-Mektebetü’ş-Şamile programı üzerinden yapılmış ve yalnızca programda yer alan eserler esas alınmıştır. Bazı eserlerin kaynak gösteriminde Şamile’de yer almayan baskılardan da yararlanılmıştır.
- Single Book
- 10.58830/ozgur.pub767
- Jun 26, 2025
Siyaset bilimi her dönem çok yönlü yapısı ve herkesin hayatına doğrudan etkisi dolayısıyla çok sayıda araştırma ve analizin yapıldığı bir alan olma özelliği taşımaktadır. Siyasetin çok yönlü doğası ve her yaşanan olayın analize tabi tutulmasının gerekliliği siyaset biliminde çok sayıda akademik çalışma ve analizin yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Siyasetin çok yönlü boyutu bu kitapta da kendini göstermektedir. Birbirinden çok farklı fakat bir yönü ile birbirini tamamlayan çalışmalar benzer kitaplarda olduğu gibi bu kitapta da yer almaktadır. Siyaset biliminin geleneksel konularından olan devlet olgusu ve bunun modern ulus devlete dönüşüm sürecini ele alan ilk bölümden sonra Amerika’nın kuruluş süreci ve bu süreçte Protestanlığın kurumsallaşması ikinci bölümde irdelenmiştir. Yönetim ve parti sistemleri siyaset biliminin önemli konuları arasında yer almaktadır. Bu bağlamda üçüncü bölümde Brezilya’da başkanlık, parti ve seçim sistemleri irdelenmiştir. Özellikle yakın zamanlarda daha fazla irdelenen konular arasında en başta yer alan “kadın” konusu ise dördüncü bölümde ele alınmıştır. Liderlik konusu ise siyasetin temel konuları arasında yer almaktadır. Siyasi liderlik okumaları beşinci bölümde irdelenmiştir. Altıncı ve son bölümde ise uluslararası ilişkiler literatüründe sıklıkla tartışılan hegemonya kavramı, çok kutupluluk bağlamında yeniden ele alınarak, günümüz uluslararası düzeninin dönüşümüne dair kuramsal ve eleştirel bir değerlendirme sunulmuştur. Bu çalışmanın ortaya çıkmasında katkısı olan herkese, özellikle de saygıdeğer bölüm yazarlarımıza çok teşekkür ederim. Kitabın ortaya çıkmasında Özgür yayınlarına ve her türlü desteği sunan Dr.Öğr.Üyesi Kürşad ÖZKAYNAR’a çok teşekkür ederim. Çalışmanın okuyucularının beklentisine karşılık vermesi en büyük temennimdir.
- Book Chapter
- 10.58830/ozgur.pub683.c2870
- Mar 24, 2025
Dijitalleşme ve teknolojik alanlardaki gelişmeler birçok sektörde olduğu gibi finans ve bankacılık sektöründe de etkisini göstermektedir. Bankacılık sektörü içindeki yeri ve önemi giderek artan katılım bankaları dijitalleşme sürecinde önemli atılımlarda bulunmaktadır. Katılım bankalarının bankacılık sektörü içindeki pazar payı ve karlılığı dijitalleşme ile birlikte son yıllarda ivme kazanmıştır. Bu gelişme, katılım bankalarının finansal performansına olan katkısını önemli hale getirmektedir. Bu kapsamda çalışmada dijitalleşmenin ile katılım bankacılığı sektörünün finansal performansına etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda çalışmada iki adet araştırma modeli kurulmuştur. Finansal performans göstergesi aktif karlılık oranı ile öz sermaye karlılığı bağımlı değişken olarak kullanılmıştır. Dijitalleşme göstergelerinden mobil bankacılık işlem hacmi ile mobil bankacılık işlem adedi bağımsız değişkenler olarak ele alınmıştır. 2020Q1-2024Q4 arasındaki yirmi çeyrek döneme ait veriler ekonometrik analiz yöntemlerinden en küçük kareler ile analiz edilmiştir. Analizde ilk olarak dört temel ön test yapılmıştır. Ön testlerin sonucunda araştırma modelinin her ikisinde de heteroskedastisite ve çoklu doğrusal bağlantı sorunu bulunmadığı ve değişkenlere ait verilerin normal dağılım gösterdiği tespit edilmiştir. Ancak, her iki model de otokorelasyon sorunu tespit edildiğinden bu soruna karşı daha tutarlı analiz sonuçları veren dirençli tahminci en küçük kareler tekniği uygulanmıştır. Ampirik sonuçlara göre dijitalleşme göstergelerinin katılım bankalarının finansal performansı üzerinde istatistiksel olarak pozitif yönlü bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlar, katılım bankacılığı sektöründeki altı temel stratejik hedefler arasında yer alan dijitalleşmenin hem finansal teknoloji ekosistemini güçlendireceğine hem de sektör karlılığını artırabileceğine işaret etmektedir. Dolayısıyla katılım bankacılığının sektör karlılığını artırmada otomasyon, yapay zekâ ve finansal teknoloji gibi dijitalleşme süreçlerine daha fazla yatırımda bulunmaları gerekmektedir.
- Research Article
- 10.31020/mutftd.1182264
- Jan 27, 2023
- Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Lokman Hekim Tıp Tarihi ve Folklorik Tıp Dergisi
Amaç: Bu çalışmada, Çağatay Türkçesi tıp eserlerindeki humoral patoloji ile ilgili bilgileri araştırmayı amaçladık.Gereç: Çalışmada Orta Asya sahasında Çağatay Türkçesiyle yazılmış olan altı adet eser incelenmiştir. Çalışma Ocak 2020-Mayıs 2020 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. İnceleme amacıyla İbn-i Kutluk Molla Toh Niyaz Ahond-Nıng Tıbb Kitabı, Ṭabīblik kitābï, Ṭabı̇̄bçılıḳ, Tıb-Nâme-i Türkî, Risāle-i Ṭıb ve Müfredat-ı tıb adlı eserler hakkında hazırlanmış olan kongre bildirileri, makaleler, yüksek lisans ve doktora tezleri ile kitaplar kullanılmıştır.Bulgular: Çalışma sonunda, farklı dönemlerde Çağatay Türkçesi ile yazılmış tıp eserlerinde humoral patoloji teorisi ile bilgilerin mevcut olduğu görülmüştür. Bu eserlerdeki anlayış Antik Yunan’dan köken alıp, sonrasında İslam Tıbbının ve Osmanlı Tıbbının da temel tıp yaklaşımı olan dört elementli humoral patoloji anlayışıdır. İncelenen kaynaklarda Risāle-i Ṭıb ve Müfredat-ı tıb için yalnızca özet bilgiler aktarıldığından, bu eserlerin tam içeriğine ulaşılamamıştır. Ancak tam metin olarak yayımlanmış olan diğer dört eserin hem teorik içerik bölümlerinde, hem de tanı ve tedavi ile ilgili bölümlerde bu konuda ayrıntılı bilgiler mevcuttur. Sonuç: Sonuç olarak Çağatay Türkçesi tıp eserlerindeki tıbbi anlayış, dört elementli humoral patoloji anlayışı olarak tespit edilmiştir. Metinlerin içeriğinde yer alan İslamiyet ile ilgili bilgilerle birlikte değerlendirildiğinde elde edilen veriler, tıbbi anlayışı etkileyen önemli nedenlerden birisinin din olduğu düşüncesini desteklemektedir.
- Research Article
- 10.46353/k7auifd.1626263
- Jun 30, 2025
- Kilis 7 December University Journal of Theology
Yapay zekâ teknolojilerinin eğitimdeki ağırlığının giderek arttığı günümüzde din eğitimi gibi derin bilgi birikimi ve bağlamsal yorum gerektiren alanlarda bu araçların güvenilirlik ve öğreticilik yeteneğini somut verilerle değerlendirmek bir gereklilik haline gelmiştir. Bu bağlamda, Anadolu İmam Hatip Liselerinin 11. sınıf Tefsir ve 12. sınıf Kelâm ders kitaplarında yer alan temel konular ile ChatGPT’nin dinî sorulara verdiği yanıtlar arasındaki örtüşme ve farklılaşma düzeyinin ortaya konması; hem öğretmenlerin hem de öğrenciler ile akademisyenlerin yapay zekâ destekli içerikleri eğitim süreçlerine güvenle entegre etmesine imkân tanıyacak bilimsel bir zeminin oluşturulmasına imkan sağlayacaktır. Bu araştırma, ChatGPT’nin dinî konulara yönelik yanıtlarının dört ölçütte—doğruluk, tutarlılık, kavramsal derinlik ve sistematik sunum—ders kitaplarındaki akademik kriterlerle ne ölçüde uyum sağladığını belirlemeyi ve böylece yapay zekâ temelli içeriklerin din eğitimindeki potansiyel katkı ve sınırlılıklarını saptamayı amaçlamaktadır. Araştırma sürecinde öncelikle 11. sınıf Tefsir ve 12. sınıf Kelâm ders kitaplarında yer alan akademik ve pedagojik değeri yüksek üçer kavram seçilerek toplam altı soru oluşturuldu. Bu sorular, hem alanın temel terminolojisini hem de öğretim programlarında öne çıkan tarihsel ve teorik kavramları içerecek biçimde tasarlandı. Daha sonra oluşturulan sorular ChatGPT’nin ücretsiz versiyonuna iletilerek modelin yanıtları eksiksiz biçimde kaydedildi. Yanıtlar, modelin geniş kullanıcı kitlesine erişilebilir ücretsiz sürümünün performansını yansıtması bakımından değerlendirildi. Gelecekteki çalışmalar için ücretli sürümlere ilişkin potansiyel farklılıklar ve katkılar da tartışmaya açıldı. Nitel veri analiz aşamasında her bir yanıt iki temel boyutta incelendi: Birincisi, doğruluk ve tutarlılık düzeyi çerçevesinde ders kitaplarındaki tanım, hüküm ve örneklerle ChatGPT açıklamalarının birebir uyumu; ikincisi ise konunun bağlamıyla örtüşme, kavramsal derinlik ve modelin sınırlılıklarını belirlemek amacıyla yürütülen analizdi. Bu çerçevede, modelin tarihsel köken, metodoloji ve terminoloji alt boyutlarında sunduğu ayrıntı seviyesi “kavramsal derinlik” boyutuyla ele alındı, yanıtların paragraf içi ve farklı sorular arasında mantıkî tutarlılığı “tutarlılık” ölçütüyle değerlendirildi; yanıtlarda kullanılan başlıklandırma, adım adım ilerleyen düzen ve okunabilirlik “sistematik sunum” kriterine göre puanlandı. Elde edilen bulgular, ChatGPT’nin temel İslâmî kavramları tanımlama ve genel ilkeleri aktarmada geniş ölçüde isabetli sonuçlar verdiğini göstermektedir. Tefsir konularında—özellikle İsrailiyât, nesh ve garîbu’l-Kur’ân başlıklarında—modelin açıklamaları, ders kitaplarındaki tanımlarla büyük oranda uyum sağlarken, metne ilişkisiz ayrıntılara girme eğilimi bazen ana mesajı gölgelemiştir. Bu durum, “sistematik sunum” ölçütünde zayıflığa işaret etmiş; bazı cevaplarda başlıklar arası geçişin akıcılığı bozulmuştur. Kelâm konularında ise inanç yorum farkları, müteşâbihât ve deizm gibi tartışmalı meselelerde ChatGPT, temel prensipleri doğru aktarırken tarihsel bağlam ve mezhepsel ayrımlara dair derinlemesine bilgi sunmaktan uzak kalmıştır. Ders kitaplarının metodolojik olarak net sınıflandırmalar sunması, öğrencilerin kavramlar arasındaki ilişkiyi adım adım öğrenmesini sağlarken modelin üstünkörü tasnifleri, “kavramsal derinlik” açısından yetersiz kalmıştır. Öte yandan ChatGPT, güncel akademik tartışma noktalarını ve farklı yorum geleneklerini de metinlerine dâhil etme kapasitesi sayesinde, ders kitaplarında yer almayan çağdaş perspektifleri görünür kılma potansiyeli sergilemiştir. Bu özellik, ileri düzey lisans ve lisansüstü araştırmalar için zengin bir başlangıç noktası sunarken, aynı zamanda sistematik bir kavram haritası veya rehber olmadan kullanıldığında eğitim kademelerinde kafa karışıklığına yol açabileceğini düşündürmektedir. Dolayısıyla model, temel kaynağı tamamlayıcı nitelikte, eleştirel bir süzgeçten geçirilerek yararlanılacak bir araç olarak konumlandırılmalıdır. Sonuç olarak bu çalışma ChatGPT’nin din eğitiminde destekleyici bir araç olarak kullanılabileceğini; ancak ders kitaplarının sağladığı sistematik anlatım, kavramsal netlik ve öğrenci seviyesine uygun düzenin hâlâ eğitimde birincil referans olmaya devam etmesi gerektiğini göstermiştir. Gelecekteki araştırmaların, ChatGPT ve benzeri dil modellerinin doğruluk ve tutarlılık kapasitelerini geliştirmeyi, kavramsal derinlik ve sistematik sunum ölçütlerine uygun yanıtlar üretmelerini sağlamayı ve mevcut öğretim materyalleriyle entegre olmayı hedeflemesi önerilmektedir. Böylece yapay zekâ destekli çözümler ile geleneksel eğitim materyalleri birbirini tamamlayarak daha nitelikli bir dinî öğrenme deneyimi mümkün kılınabilecektir.
- Research Article
- 10.21551/jhf.1712135
- Jul 3, 2025
- JOURNAL OF HISTORY AND FUTURE
Bu makalede, Malazgirt Zaferi’nin 900. Yıl Dönümünün Türkiye’deki yazılı basında nasıl ele alındığı incelenmiştir. Türkiye’nin farklı şehirlerinde çıkan gazetelerdeki haber, köşe yazısı ve değerlendirme yazıları analiz edilmiştir. Çalışmanın amacı, tarihi bir olayın yıl dönümünün basın aracılığıyla nasıl yeniden anlamlandırıldığını, milli kimlik inşası ve tarih algısı bakımından ortaya koymaktır. Nitel içerik analizi yöntemiyle gerçekleştirilen araştırmada, gazetelerdeki metinlerin muhtevası, konuyla ilgili vurguladıkları esaslar değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, Malazgirt Zaferi'nin farklı gazetelerde tarihsel hafıza, milliyetçilik ve toplumsal birlik gibi kavramlarla çeşitli şekillerde ilişkilendirildiğini göstermektedir. Bu yönüyle çalışma, basında yer alan yazılar üzerinden tarihi bir olayın incelenmesi ve gelecek kuşaklara aktarılmasına yönelik önemli bir katkı sunmaktadır. Araştırmanın bulguları, yazılı basının sadece bilgi aktaran bir araç olmanın ötesinde, toplumsal belleğin şekillenmesinde ve tarihi olaylara atfedilen anlamların yeniden üretilmesinde etkin bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Malazgirt Zaferi gibi tarihi ve sembolik değeri yüksek bir olayın yıl dönümüne ilişkin gazetelerde sunulan içerikler hem tarihi süreklilik duygusunu güçlendirmekte hem de güncel kimlik politikalarıyla örtüşen bir anlatı oluşturulmasına hizmet etmektedir. Bu çerçevede basın, geçmişi yalnızca hatırlatmakla kalmamakta; aynı zamanda geçmişi, günümüzün siyasi, ideolojik ve kültürel ihtiyaçlarına göre yeniden kurgulamaktadır. Farklı gazetelerin olayın anlamına dair yaptığı vurgu, tarihsel olayların medya tarafından nasıl çeşitli şekillerde çerçevelenebildiğini de göstermektedir. Özellikle birlik ve beraberlik temaları, kahramanlık anlatıları ve milli şuurun ön plana çıkarılması, tarihi olayların ulusal kimlik inşasında bir araç olarak kullanıldığını ortaya koymaktadır. Bu durum, tarihi olayların yıl dönümlerinde yapılan medya temsillerinin yalnızca geçmişi yüceltmekle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda toplumun ortak değerlerini pekiştirme ve geleceğe yönelik ortak bir vizyon oluşturma işlevi gördüğünü göstermektedir. Bu bağlamda çalışma, medya, tarih ve toplumsal hafıza arasındaki çok katmanlı ilişkiyi anlamak açısından önemli bir örnek teşkil etmektedir. Bu çalışma, tarihî olayların yıl dönümlerinde yapılan medya temsillerinin sadece geçmişi bugüne taşımakla kalmadığını; aynı zamanda kolektif kimliğin yeniden üretildiği kültürel pratikler olduğunu göstermektedir. Yazılı basın, bu tür anma süreçlerinde yalnızca bilgi iletimi sağlamakla kalmamakta, toplumsal aidiyetin ve ulusal bütünlüğün yeniden inşa edildiği sembolik alanlar yaratmaktadır. Bu noktada medya, kültürel bellek oluşumuna aktif biçimde katılmakta; belirli tarihî olaylar üzerinden ortak bir anlatı, ortak bir bilinç ve toplumsal bir yönelim geliştirilmesine zemin hazırlamaktadır.
- Single Book
- 10.5152/7500
- Aug 9, 2024
Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi olan kitap yazarlarından iki hocamız hem yüksek lisans hem de doktora tezlerini Toprak İlmi ve Ekoloji alanında yaptı. Anabilim Dalının adında vurgulandığı gibi toprak, ekolojinin sıradan bir ögesi olmayıp Türkiye şartları için ayrıca önem arz eden bir alandır. Toprak eğitimiyle olan ilişkileri Toprak ilmi derslerinin uygulamalarına katılmalarıyla başladı. Daha sonra ise önlisans, lisans ve lisansüstü derslerinde çeşitli toprak konularını işleyerek toprak bilgisi öğretimine devam ettiler. Geçen yıllar içinde Türkiye’nin doğal toprakları üzerine gözlem, deney ve araştırmaları sürdürdüler. Kitap yazarı bir hocamız da peyzaj mimarlığı bölümünde ülkemizde yeni yeni değeri anlaşılmaya başlanan kent yeşil alanları içerisinde gün geçtikçe genişleyen çatı bahçesi üzerine doktora yapmış, yetiştirme ortamlarının hazırlanması konusunda deneyim ve birikimlerini lisans ve lisansüstünde dersleri kapsamında paylaşmıştır. Okumakta olduğunuz metin söz konusu belirtilen gözlemlerin, deneylerin, deneyimlerin ve birikimlerin bir araya getirilmesiyle varlık kazandı. Yazarlar, çalışmalarının önemli kısmında toprağı ekolojinin bir ögesi olarak kullandı. Yazarların bilim hayatındaki genel ekolojik yaklaşımları bu kitabın yazımında bir bakış açısı olarak yansıtılmıştır. Yazarların Türkiye’nin doğal toprakları üzerine çalışmaları devam ederken İstanbul’un kent yeşil alanlarını ihmal ettiklerini kendilerine itiraf etmişlerdir. Bu öz değerlendirme kitap yazımında itici bir güç niteliğinde olmuştur. Bu görevi daha fazla ötelenemeyeceği anlayışıyla bu kitabı yazma fikri olgunlaşmıştır. Üniversitemizin Cumhuriyetin 100. yılı nedeniyle hazırladığı 100. Yıl Kitap Projesi bunun için önemli fırsat olarak görülmüştür. Çünkü Üniversitemizin kitap basma olanağı bulunmadığından öğretim üyeleri ders kitaplarını dahi dışarıda yayınlamak zorunda kalmışlardır. Kent yeşil alanlarının toprak bilgisi isimli bir kitapta daha sonra da belirtileceği gibi bitki odaklı yazmak istiyorduk. Çünkü kent yeşil alanlarının toprak bilgisi yaygın olarak bitkiler için kullanılmaktaydı. Ayrıca söz konusu toprak ve bitki veya bitkilerin ekosistemin bir parçası olduğu konusunu dikkate alarak metni yazmaya çalıştık. Kent yeşil alanları çeşitli bilim alanlarının çalışma konusu olduğundan ilgili alanların bakış açısını daha fazla yansıtmak için de çaba harcadık. Kitapta bazı kavramların farklı bilim alanlarında kullanımlarının verilmesi söz konusu alanların birikimlerini de metne yansıtmanın bir göstergesi niteliğindedir. Bu amaçla çok farklı meslek mensuplarının eserde yer alan konularla ilgili çalışmaları kullanılmıştır. Kitabı yazarken, ülkemizin kent yeşil alan toprakları üzerine sınırlı çalışma yapılması önemli kısıtımızdı. Bununla birlikte, doğal topraklar konusunda birikimimiz, kent yeşil alanlarında yaptığımız gözlem ve çalışmalar, kent yeşil alanlarında sorun yaşayanların anlatıları gibi güçlü yönlerimizle kitabı yazmaya çalıştık. Kitabın en önemli amacı, doğrudan kent yeşil alan topraklarının kısaca kent topraklarının ülkemizde bir uzmanlık alanına dönüşmesinin gerekliliğini, daha fazla öğretim üyesinin (farklı alanlardan olmak üzere) kent yeşil alan topraklarına yönelmesini ve kent yönetiminde bulunan çeşitli meslek mensuplarının kent topraklarının farklı özellikleri olduğu bilinci ile kent toprakları yönetiminin de farklılaşmasının gerekliliğini kamuoyuna taşımaktır. Bu açıdan kitabımızın bir başlangıç olduğuna inanmaktayız. Onun için bu çalışma, önümüzdeki yıllarda yeni çalışmalarla beslenecek yeni konuların eklenmesiyle gelişecek bir metin olarak kendini göstermektedir. Genelde, toprak kitaplarının yazımında hangi arazi kullanımına odaklanıldıysa doğal olarak örnekler ilgili arazi kullanımından verilmektedir. Örneğin Orman Fakültesi Toprak İlmi1 kitaplarında örnekler genelde orman alanlarından verilirken Ziraat Fakültelerinde örnekler tarım toprakları üzerinden verilmiştir. Bu durum son derece anlaşılırdır. Arazi kullanımları genel bir çerçevede sınıflandırıldığında orman alanları, tarım alanları, mera alanları ve yerleşim alanları olarak belirtilmektedir. Arazi kullanımlarına göre toprak bilgileri de çeşitlenmektedir. Genel bir toprak bilgisinin yanı sıra orman topraklarından, tarım topraklarından, mera topraklarından ya da kent topraklarından söz etmek mümkündür. Okumakta olduğunuz metin ise doğrudan yerleşim yerlerinde değişime uğratılan alanlara yönelik toprak bilgisini esas almaktadır. Yerleşim alanlarının şekillenmesinde insan faaliyetleri önemli bir etkiye sahiptir. Kent ortamlarında gerek altyapı gerekse üstyapı çalışmaları ile önemli bir baskı söz konusudur. Baskı altında bulunan bu alanlar yol kenarları, caddelerin etrafı, parklar, çim alanları, çeşitli bahçelerden ev içindeki saksı ya da balkonda bulunan topraklara kadar çeşitlenmektedir. Söz konusu bu alanların hepsi toprak bilgisi gerektirmektedir. Elinizdeki kitap doğrudan bu alanların topraklarına yönelik hazırlanmıştır. Ayrıca, toprak bilgileri anlatılırken toprak-bitki ilişkileri dikkate alınmıştır. Kitap, geleneksel anlayış yerine toprak – bitki, toprak – besin/su, yetişme ortamı – besin/su ve karışım maddeleri – besin/su ilişkileri kent yeşil alanlarındaki toprak bilgisi ihtiyacı gözetilerek yazılmıştır. Bunun yanı sıra doğal toprak özelliklerinin bilinmesinin kent topraklarında yapılacak uygulamalara önemli bir yaklaşım sunacağı düşüncesinin metnin her yerinde hakim olmasına özen gösterilmiştir. Ayrıca kitap, kent yeşil alanlarının topraklarıyla ilişkisi olan peyzaj mimarlığı, orman mühendisliği, mimarlık, şehir planlamacılığı, süs bitkileri yetiştiriciliği, yeşil alan sulamasıyla ilgilenenlere kuramsal ve uygulamaya yönelik bilgiler sunmaktadır. Kitapta bu alanlarda üretilen bilgiler ve yapılan tanımlar da kullanılmıştır. Metnin bazı yerlerinde “Toprak” ifadesiyle bitkilendirme ortamlarında bulunan, dışarıdan getirilen veya karışımla oluşturulan bitkilerin yetiştirildiği toprak kastedilmiştir. “Bitki” ise kent yeşil alanlarında kullanılan tüm bitki türlerini ifade etmektedir. Toprakla ilgili terimler ve konular açıklanırken belirtilen alanlar içinde örnekler verilmiştir. Kitabın yazılmasında dikkat edilen en önemli konulardan bir tanesi de terimlerin kullanımıdır. Yazım sırasında, Türkçenin bütün olanakları kullanılmış, Türk Dil Kurumunun yazım kurallarına genel sözcüklerde uyulmuş, terimlerin yazılışında ise ormancılık bilimleri dilindeki kullanımları tercih edilmiştir. Birçok yayında parantez içinde geçen dilimize ait terimler karşılaştırılarak okuyucuya doğrudan aktarılmıştır. Böylece kitabın daha anlaşılabilir olmasına çalışılmıştır. Metnin farklı bilim dalları ile ilgili olması bu işi zorlaştırmış olmakla birlikte söz konusu bütün alanların konuyla ilgili kullandığı terimlere açıklanarak kitapta yer verilmeye özen gösterilmiştir. Kitaptaki ilk sekiz konuda bitki - toprak ilişkileri bağlamında temel toprak bilgilerine yer verilirken, daha sonraki beş konuda oluşturulacak yetiştirme ortamına ve son iki konuda ise sorunlara ve çözüm yollarına yer verilmiştir. Böylece yapay alanlarda bitki yetiştirme ortamlarının toprak kısmının hazırlanması, bakımı ve sorunlarının çözümüne yönelik bir eser ortaya konulmaya çalışılmıştır. Kitabın yapılandırılması, kent toprakları bağlamında kent yeşil alanlarının yönetimi, bakımı ve işlevlerinin anlaşılmasına hizmet edecek bilgiler esas alınarak oluşturulmuştur. Bölümlerin odaklandığı konular aşağıda sunulmuştur. Bununla birlikte bu kitap toprak bilgisinin tüm konularını içermemektedir. Örneğin kitapta kent topraklarının yönetimi, kent topraklarının verimliliği, toprak solunumu gibi konulara yer verilmemiştir. Kitabın konu başlıkları öncelikle, hedef okuyuculara göre seçilmiş ve ilgili konunun temel metinlere ve en güncel bilgilere dayanılarak yazılması amaçlanmıştır. Birinci bölümde kent yeşil alanlarının oluşmasında önemli etkileri olan kentleşme konusu Türkiye özelinde verilmiştir. Daha sonra ise kent yeşil alanlarının toprak özellikleri üzerine yapılan sınırlı sayıda çalışmayla ilgili bilgiler sunulmuştur. İkinci bölüm kent yeşil alanlarının sınıflandırılmasına ayrılmıştır. Öncelikle kent kavramı ve yeşil alan kavramları üzerinde durulmuştur. Daha sonra ise önerilen kent yeşil alanları sınıflandırması yapılmış, bu kapsamda yeşil alan türleri belirtilmiş ve yeşil alan hesabıyla ilgili bilgiler sunulmuştur. Böylece kitaba konu olan toprak bilgisiyle hangi toprakların kastedildiği ortaya koyulmuştur. Üçüncü ve dördüncü bölümlerde ise geleneksel toprak kitaplarında yer alan toprağın fiziksel ve kimyasal özelliklerine yer verilmiştir. Bu bölümlerde geleneksel toprak bilgisine yer ayrılsa da kent topraklarının fiziksel ve kimyasal özellikleriyle ilgili bilgilere de yer verilerek ikinci bölümde belirtilen kent yeşil alan topraklarında yapılacak uygulamalara kavramsal bir altlık oluşturulmaya çalışılmıştır. Beşinci bölüm ise toprağın en önemli kısımlarından biri olan organik maddeye ayrılmıştır. Doğal topraklarda organik madde çok önemli olduğu gibi insan etkisi altında veya karışımlar yoluyla oluşturulan yetiştirme ortamları için de organik madde son derece önemlidir. Toprakta yaşanan çeşitli süreçleri doğrudan etkilemesi, toprağın iyileştirilmesinde kullanılması ve kent yeşil alanlarında en önemli müdahale maddesi olması açısından kitapta yer almıştır. Altıncı bölümde yine yukarıda belirtilen bölümler gibi geleneksel toprak kitaplarında yer verilen toprak canlıları bilgileri de bu metinde yerini almıştır. Türkiye’de kent yeşil alanlarının toprak canlıları üzerine yapılan çok sınırlı çalışmalar bulunduğundan geleneksel bilgilere yer verilmesi ile yetinilmiştir. Kent yeşil alanlarının canlı faaliyetlerinin bilinmesi toprağa yapılacak iyileştirme çalışmalarına katkı sağlayacaktır. Yedinci bölümde ise geleneksel toprak kitaplarında ve toprak fiziği kitaplarında yer aldığı şekilde toprak suyu ve süreçlerine yönelik bilgiler bulunmaktadır. Doğal süreçlerde yaşanan ve tanımlanan kavram ve bilgiler bu bölümde sunularak kent yeşil alanlarının su bütçesinin anlaşılması sağlanmış ve yapılacak sulama faaliyetlerinin kavramsal alt yapısı hazırlanmıştır. Sekizinci bölümde toprağın besin maddesi, bütçesi ve gübrelemeler üzerine odaklanılmıştır. Kent yeşil alanlarının önemli kısmında besin maddesi sorunları yaşanabileceği ve buna bağlı olarak gübreleme yapılması gerekliliği oluşmaktadır. Özellikle gerek yeni yeşil alanların tesisinde, yeşil alan veya toprak onarımında gerekse karışımlarda gübrenin kullanılması toprakların besin maddesi bütçesi ve gübrelemeyi ayrı bir başlık altında sunmak açısından önemli dayanaklardır. Dokuzuncu ve onuncu bölümler kitabın özgün değerini arttıran bölümler olarak görülebilir. Bu bölümde toprak ortamı oluşturulurken inorganik ve organik maddelerin özellikleri incelenmiştir. Bununla birlikte başta fidan üretimi olmak üzere, yeşil alanların tamamında söz konusu karışımlarda kullanılan maddelerin özelliklerinin bilinmesi gerekmektedir. Bu bölümler belirtilen bilgi açığını kapatmak için düzenlenmiştir. Onbirinci bölüm ise “Toprak Bitki Etkileşimi”nin yer verildiği önemli bir bölümdür. Doğal alanlarda yaşanan süreçler anlatılarak yeşil alanlarda yapılacak uygulamalara yön verecek bilgiler sunulmaya çalışılmıştır. Böylece yeşil alanların oluşturulması veya mevcutlarının bakım ve iyileştirilmesinde bu bölüm bilgileri önemli katkılar sağlayacaktır. Bir önceki bölüme benzer şekilde onikinci bölümde “Toprak Su Etkileşimi ve Sulama Bütçesi” başlığı altında toprak-su ilişkileri ele alınmıştır. Her ne kadar sulama başlıklı çeşitli yayınlar bulunmakla birlikte bu bölüm kent yeşil alanları odaklı yazılmıştır. Onüçüncü bölümde ise doğrudan yaygın görülen yeşil alan toprak sorunlarına yer verilerek “Bitkiler Açısından Toprak Sorunları” ismiyle sunulmuştur. Burada bitkilerin yaşamını sınırlandıran, gelişimini engelleyen ve müdahale gerektiren sorunlar ele alınmıştır. Böylece kent yeşil alan toprak bilgisinin kullanımıyla ilgili bilgilere yer verilmiştir. Ondördüncü bölüm ise geleneksel toprak kaynaklarında analiz yöntemleri olarak ele alınmakta bu çalışmada ise “Toprak Analizleri ve Yorumları” başlığıyla bölüm olarak sunulmuştur. Toprak analizleriyle ilgili genel bilgiler verilmiş ve yorumlanmalarında dikkat edilecek konular ele alınmıştır. Onbeşinci bölümün başlığı “Toprak Sağlığı ve Korunması” olarak verilmiştir. Bu başlık altında kent topraklarının önemi ve buna dayanarak yapılacak yönetim ve uygulamalar sunulmuş, toprağın iyileştirilmesi, bakımı gibi konulara yer verilerek toprakların korunmasına odaklanılmıştır. Kitabın yazımı aşamasında taslak metinleri okuyarak ve bitki isimlerini denetleyerek katkı sağlayan Doç. Dr. Ece SEVGİ’ye ve Doç. Dr. Hatice YILMAZ’a teşekkür ederiz. Ayrıca Doç. Dr. Hatice YILMAZ yayınlanmak üzere olan kitabında yer alan bazı otsu türlerin yetişme ortamı isteklerini paylaştığından dolayı teşekkür ederiz. Bazı kavram ve terimler konusunda görüşlerini cömertce paylaşan Doç. Dr. Serdar AKBURAK’a ve Dr. Alper Gün ÖZTURNA’ya teşekkür ederiz. Kent yeşil alan birimlerine yönelik örneklerin verilmesinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Coğrafi Bilgi Sistemi Müdürlüğüne tarafımıza (metinde İBB Şehir Haritası, 2023 şeklinde atıf yapılmış) harita fotoğrafları kullanma iznini (02.10.2023 tarihli ve 796831 Sayılı) verdikleri için teşekkür ederiz. Çizelge 1’i kullanma izni veren Avrasya Terim Dergisi yetkililerine, Prof. Dr. Ünal AKKEMİK ve Muhibe Aslı ALP’a, Şekil 6’yı kullanma izni veren Orman Yüksek Mühendisi Hüseyin BALKAN’a kitabımızı verdikleri destekten dolayı teşekkür ederiz. Bütün kitapların tamamlanmamış olduğuna yönelik inancımızdan kendi kitabımızda muaf değildir. Dolayısıyla kitapta bizden kaynaklanan ve tarafımızca belirlenememiş hatalar veya eksiklerin varlığını peşinen kabul ettiğimizi açıkça belirtmek isteriz. Söz konusu eksiklikleri varsa yanlışları bizlerle paylaşarak daha sonraki baskıların niteliğini arttıracak geri dönüşleri minnettarlıkla karşılayacağız. Kitabın kent yeşil alanları mevcutlarının korunmasına, iyileştirilmesine ve yeni kent yeşil alanlarının oluşturulması konusunda emek harcayanlara katkısı olması dileğiyle ilgililerine sunulmuştur.
- Research Article
- 10.30622/tarr.1433180
- Mar 21, 2025
- Turkish Academic Research Review - Türk Akademik Araştırmalar Dergisi [TARR]
Toplumun yapı taşlarından olan kadının konumu ve yetkileri hem farklı dinlerde hem de farklı toplum ve hukuk sistemlerinde yirmi birinci yüzyıla değin önemli tartışma konularından birisi olmuştur. Yirminci yüzyıla gelindiğinde özellikle Sanayi Devrimi sonrası Batı’da kadınlarla ilgili gelişmeler İslam’ın bu konudaki duruşunu merak konusu haline getirmiştir. Son yıllarda kadın konusu revaçta olmasına rağmen 1990’lı yıllara bakıldığında bilhassa ilahiyat alanında, yapılan çalışmaların azlığı da göz önünde bulundurulduğunda, konunun üzerinde fazla durulmadığı anlaşılmaktadır. Müellif, alandaki bu boşluğu oldukça erken bir dönemde fark ederek İslam hukukunda kadının kamu görevi yapmasına ilişkin görüşleri ve iddiaları çalışma konusu olarak belirlemiştir. İslam’ın tarihi serüvenine bakıldığında bilhassa Hz. Peygamber ve dört halife döneminde kadınların hayatın her aşamasında faal oldukları görülmektedir. İlerleyen dönemlerde ise kadınların fitne korkusuyla geri plana itildikleri ve maalesef toplumdan soyutlanmaya çalışıldıkları müşahede edilmiştir. Kadınların toplumdan uzaklaştırılmasıyla ilgili öne sürülen nedenler incelendiğinde dini dayanakların yanı sıra fizyolojik ve psikolojik gerekçelerin de ileri sürüldüğü görülmektedir. Eser bir bütün olarak incelendiğinde temel inceleme konusunun da bu gibi gerekçelerin dini, tıbbi ve mantıki izahları olduğu fark edilmektedir. Buna göre çalışma iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Daha önce ifade edildiği üzere kadın konusu asırlardır tartışılan konuların başında gelmektedir. Dolayısıyla kadına yaklaşımın tarihi serüveni zaman ve mekâna göre farklılık arz etmektedir. Müellif, İslam’da kadına karşı tutuma geçmeden önce konunun tarihi seyri ve arka planını incelemek maksadıyla eski medeniyetler, semavi dinler ve beşerî sistemlerde ana hatlarıyla kadın konusunu ele almıştır. İlk bölümde üzerinde en fazla durulan bölümün son başlık olduğu görülmektedir. Bu bölümde müellif kadının fizyolojik ve psikolojik olarak yetersiz olduğu iddiasını o günkü ilmi veriler etrafında incelemeye almıştır. İkinci bölümde ise araştırmanın ana konusu, İslam hukukuna göre kadının kamu görevi ayrıntılarıyla incelenmiştir. Bu bölümde konunun temelinde kadınların hakimlik ve onun bir uzantısı olan devlet başkanlığı yapması üzerinde durulmuştur. Yazar bu bölümde İslam hukukunda konuyla ilgili üç ana eğilim olduğunu ifade etmiş ve bölüm alt başlıklarını bu eğilimler doğrultusunda oluşturmuştur. İlk başlıkta kadının hiçbir kamu kuruluşunda görev alamayacağını ileri sürenlerin delilleri ve görüşleri üzerinde durulmuştur. İkinci başlık altında aksine delil olmadıkça haklarda eşitliği kabul ederek kadının devlet başkanlığı dışında kamu görevi alabileceğini söyleyenlerin görüşleri ve delilleri incelenmiştir. Üçüncü ve son başlık altındaysa kadının devlet başkanlığı dahil her konuda görev alabileceğini kabul edenlerin görüşleri ve delilleri incelenmiştir. Her üç grubun görüşlerini temellendirmede kullandığı ayet ve hadislerin neredeyse aynı olduğu fark edilmiştir. Bu noktada ihtilaf nedeninin ayetlerin sübutundan değil delaletinden kaynaklandığı bir kez daha fark edilmektedir. Bu nedenle müellif önce ayetlerle getirilen delilleri incelemiştir. Temel ayetleri açıklarken öncelikle Ehl-i sünnet alimlerinin ilgili ayet hakkındaki yorumlarını aktarmış ve akabinde kendi görüşünü detaylandırarak açıklamıştır. Delil olarak öne sürülen hadisleri ise hem sübut hem de delalet açısından değerlendirmelere tabi tutmuştur. Sonuç bölümü kitabın tamamını okuma imkanına sahip olmayan okuyucular için eserin başarılı bir özetini sunmaktadır. Çalışma, 1994 yılı gibi görece erken bir tarihte İslam’ın ilk yıllardan itibaren mevcut olan kadın haklarını tekrar gün yüzüne çıkarması, merak konusu olan İslam’ın kadın konusundaki görüşlerinin bütüncül olarak değerlendirilmesi açısından son derece kıymetlidir. Bu yazıda literatürde önemli bir boşluğu dolduran “İslam Hukukuna Göre Kadının Kamu Görevi” isimli kitabın tanıtımı yapılacaktır.
- Research Article
- 10.54976/tjfdm.1525563
- Mar 31, 2025
- Turkish Journal of Fashion Design and Management
Tasarım dünyası her geçen gün daha fazla robotik, mekanik ve duygudan yoksun hale gelmektedir. Hâlbuki tasarımlarda, tasarımcının hayali, hissettiği duygu, yaşanmışlığı ve imzası olmalıdır. O tasarımın kalıcı olması da tüm bunların birleşimi ile ortaya çıkan hikâyede gizlidir. Özellikle sanatsal eserlerde, bu hikâye eserin etkileyiciliğini de arttırmaktadır. Çünkü ortaya çıkan bu tasarımların insana dokunan bir yönü vardır. Ayrıca tasarımcının tasarımlarında en çok yararlandığı ve sonsuz tasarımların bir arada bulunduğu eşsiz bir kaynak olan doğa vardır. Bu kaynak görsel ve estetik güzellikleri bünyesinde barındırırken, aynı zamanda teknolojik birçok buluşa da esin kaynağı olabilir. Bir hayvanın yaradılış özelliğinde olan bir savunma sistemi ülkelerin silahlı gücünün gelişimine katkı sağlayabilir. Yine doğadaki bir bitkinin ya da çiçeğin görsel güzelliği bir takıya, bir elbiseye ilham kaynağı olabilir. İşte tüm bu kaynaklar tasarımcının elinde işlenir, gelişir ve son şeklini alır. Aslında bir tasarımcının ilham kaynağı sadece doğa ile sınırlı değildir. İlham kaynağı bazen bir kültürün parçası bazen de bir geleneğin cazibesi de olabilir. Çünkü tasarımcı aldığı eğitimi, yeteneklerini, hayallerini ve benliğini oluşturan karakterini bir eser için kullanabilir. Bu çalışmada hem görsel tasarımlar hem de bir sorunun çözümüne katkı sağlayan ürünler tasarlandı. Bu tasarımlarda kullanılan shungite taşı doğal bir ürün olup, hem takı tasarımında hem de sağladığı pozitif özelliklerden dolayı akıllı tasarımlarda rahatlıkla kullanılabilir. Çünkü bu taşın radyasyon önleyici özelliği bilinmektedir. Çalışmada shungite taşından yapılmış küpe, kolye, bileklik ve broş tasarlanmıştır. Tasarımların moodboardları hazırlanmış, teknik ve renklendirilmiş çizimleri yapılmıştır. Ayrıca takıların, yine bizim tasarladığımız kıyafetlere mock-up uyarlaması yapılarak, takı ile kıyafet tasarımı bir arada verilmiştir.
- Book Chapter
- 10.58830/ozgur.pub791.c3338
- Jun 26, 2025
Bu çalışma, dijitalleşmenin iş gücü piyasasında ortaya çıkardığı yeni istihdam biçimlerinden biri olan platform çalışmasını hukuki ve iş sağlığı güvenliği bağlamında ele almaktadır. Platform çalışması; dijital bir uygulama ya da web tabanlı platform aracılığıyla hizmet sunulan, esnek, kısa süreli ve görev bazlı işler üzerine kurulu bir çalışma modelidir. Gig ekonomisinin yükselişiyle birlikte yaygınlaşan bu model, klasik iş sözleşmesinde yer alan “iş görme”, “ücret” ve “bağımlılık” unsurlarını belirsizleştirmekte; bu da çalışanların hukuki statülerinin tanımlanmasında ve sosyal güvenlik haklarına erişiminde ciddi sorunlara yol açmaktadır. Türk çalışma mevzuatı çerçevesinde değerlendirildiğinde, platform çalışanlarının büyük çoğunluğu “bağımsız yüklenici” veya “kendi hesabına çalışan” statüsünde konumlandırılmakta; dolayısıyla 4857 sayılı İş Kanunu ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun sağladığı korumaların dışında bırakılmaktadır. Bu durum, çalışanların sosyal güvenlik sistemine dâhil edilmesinde ve iş güvencesi gibi temel haklardan yararlandırılmasında yapısal boşluklar yaratmaktadır. Çalışmanın iş sağlığı ve güvenliği boyutunda ise, platform çalışanlarının 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamına alınmaları mümkün olmakla birlikte, işveren olarak konumlandırılmaları nedeniyle uygulamada bu haklardan büyük ölçüde mahrum kaldıkları görülmektedir. Fransa, İngiltere, ABD ve İsviçre gibi ülkelerde verilen yargı kararları, Uber gibi platformlar nezdinde işçi-işveren ilişkisini kabul ederken; Türk yargısı, bağımlılık unsurunun zayıf olduğu gerekçesiyle bu tür ilişkileri bağımsız çalışma olarak değerlendirmektedir. Sonuç olarak, platform çalışanları hem hukuki statü belirsizliği hem de iş sağlığı ve güvenliği bakımından ciddi güvencesizliklerle karşı karşıya kalmaktadır.
- Research Article
- 10.20519/divan.1654219
- Jul 25, 2025
- Divan: Disiplinlerarası Çalışmalar Dergisi
Bu çalışma, Ronald Aylmer Fisher’ın 1930 yılında yayınlanan The Genetical Theory of Natural Selection kitabında yer alan, “Herhangi bir organizmanın herhangi bir zamandaki uyum gücündeki artış oranı, o andaki uyum gücündeki genetik varyansına eşittir” şeklinde ifade edilen, “Doğal Seçilimin Temel Teoremi” (Kısaca: Teorem) olarak adlandırılan teoremi konu edinmektedir. Fisher bu teoremi biyoloji için bir yasa statüsünde görüp Teorem’e büyük önem atfetmiştir. Fakat tarihsel süreç içerisinde Teorem hem uzunca bir süre önemsenmemiş hem de birçok yanlış anlamaya maruz kalmıştır. Teorem’in matematiksel olarak doğruluğu ve biyoloji içerisinde bir düzenliliğe işaret ettiği konusunda ise Teorem ortaya konulduktan yaklaşık elli yıl sonra bir uzlaşıya varılmıştır. Nitekim uzlaşmaya varan, önde gelen bilimcilerden E. W. Ewens, 2024 yılında yayınlanan makalesinde fikrini değiştirmiş ve Teorem’in yanlış olduğunu ve literatürden yasaklanması gerektiğini öne sürmüştür. Fisher’ın Teorem’inin doğru olup olmadığı ve öneminin ne olduğu konusunda birçok belirsizlik vardır. Bu çalışmada, Fisher’ın Teorem’inin tarihsel arka planı, hangi koşullarda ortaya konulduğu, biyoloji tarihi içerisindeki serüveni ve Teorem’in biyoloji tarihinde tanıtılması amaçlanmaktadır.
- Research Article
- 10.5336/biostatic.2023-100817
- Jan 1, 2024
- Turkiye Klinikleri Journal of Biostatistics
Bu çalışmanın amacı, 2x2 çapraz tablolarda kullanılan klasik ve süreklilik düzeltmeli ki-kare testlerini tanıtmak ve bunları karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmada serbestlik derecesi 1 (bir) olan ki-kare testleri dikkate alınmıştır. Çünkü bu testler, verilerin kesikli olmasından ciddi şekilde etkilenmektedir. Python-random kütüphanesi kullanılarak 10 ≤ n ≤25 aralığında yer alan 4 farklı n değeri için veri türetilmiştir. Verilerin türetilmesinde önce a,b,c ve d ile gösterilen gözelerden hangisine değer atanacağı sonra da ilgili gözeye atanacak değer belirlenmiştir. n=10 için 246, n=15 için 756, n=20 için 958, n=25 için 963 farklı veri seti çalışmada kullanılmıştır. Yöntemlerin karşılaştırılmasında hem her bir yöntemin hipotetik H0 hipotezini farklı örneklem büyüklüğü ve önemlilik düzeyleri için reddetme yüzdeleri hem de yöntemlerin birbirlerine göre hipotetik H0 hipotezini ret/ret, ret/kabul, kabul/ret ve kabul/kabul oranları kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmada dikkate alınan yöntemlere ait sonuçlar, yöntemlerden birinin önerilen tüm yöntemler içerisinde en iyi yöntem olarak seçilmesini sağlamamaktadır. Farklı yöntemler farklı örneklem büyüklüklerinde ve önemlilik düzeylerinde öne çıkmaktadır. Bu durum, bir araştırmadan elde edilecek sonucunun doğru şekilde yorumlanamayacağı anlamına gelir. Tüm yöntemlerin örneklem büyüklüğü ve önemlilik düzeyinden etkilendiği, örneklem büyüklüğünün artması ve önemlilik düzeyinin de 0,01'den 0,10'a doğru değişmesi durumunda H0 hipotezinin reddedilme oranlarının da arttığı belirlenmiştir. Sonuç: Kikare testinin büyük örneklemler için uygun olduğu, beklenen değerlerden en az birinin 5'ten küçük olması durumunda gerek klasik gerekse süreklilik düzeltmeli ki-kare yöntemlerinin kullanılmaması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
- Ask R Discovery
- Chat PDF
AI summaries and top papers from 250M+ research sources.