Propp’un “Olağanüstü Masallarin Tarihsel Kökenleri” Eserinde Erginleme Töreninin İzleri

  • Abstract
  • Literature Map
  • Similar Papers
Abstract
Translate article icon Translate Article Star icon
Take notes icon Take Notes

Neredeyse tüm bilimsel kariyerini masal incelemelerine adayan Sovyet bilim insanı, halkbilimci Vla-dimir Yakovleviç Propp’un geniş çevrelerce bilinen “Masalın Biçimbilimi” eseri birçok dile kazandırılması-na rağmen, “Olağanüstü Masalların Tarihsel Kökenleri” SSCB’deki siyasi iklim nedeniyle, yazıldığı tarih üzerinden neredeyse yüz yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen Türkçe de dâhil olmak üzere önde gelen yabancı dillere henüz çevrilmemiştir. Bu makalede dünya folkloru için önemli bir yere sahip olan olağanüs-tü masalların tarihsel kökenlerinin ele alındığı eserin hem tanıtılması hem de kaynakta yer alan erginleme töreninin masallardaki izlerinin Propp’un teorisi üzerinden incelemesi amaçlanmaktadır. Propp masalları mitten türeyen ürünler olarak görmekle birlikte masalın erginleme töreninin bir uzantısı olduğunu varsay-maktadır. Yetişkinliğe geçiş töreni olan erginleme, töreni başarı ile geçenlere daha yüksek bir sosyal statü veren, genci topluma dâhil ederek evlenme hakkı sunan, çeşitli sınavlara dayalı sert ve disiplin içindeki bir eğitim metodunu kapsar. Erginleme töreni öncesinde çocuklar ormana götürülür. Toplumun tam ve daimi üyeleri olabilmeleri için gerekli tüm bilgiler öğretilir. Ardından gençlerin ölümü ve yeniden dirilişinin can-landırıldığı tören gerçekleştirilir. Masallar da genellikle küçük bir çocuk olarak masal kahramanının evin-den bir nedenle uzaklaşması ile başlar, çeşitli maceralar yaşaması ve evlenip veya daha zengin biri olup eve dönmesi ile de sona erer. Erginleme töreninde gencin öldüğü ve yetişkinliğe ermiş, yeni bir kişi olarak dirildiği düşünülür. Geçici ölüm olarak adlandırılan bu eylem masallarda çocuğun sembolik olarak yakılma-sı, kaynatılması veya parçalara ayrılması olarak yer eder. Erginleme töreninin aşamaları masallarda bunun gibi birçok farklı motif olarak karşımıza çıkar. Erginleme töreni aynı zamanda öteki dünyaya yolculuk olarak görüldüğünden, öteki dünya motifi masalın ikinci önemli unsurunu oluşturur. Propp araştırmalarında masal kahramanının gittiği büyülü dünyanın ölüler diyarı; masaldaki ormanların iki dünya arasındaki sınır, Baba Yaga’nın ise onun koruyucusu olduğunu gösterir. Rus masallarında Baba Yaga ile incelenen erginle-me töreninin izlerini yansıtan masal motiflerinin Anadolu’da geçen Türk masallarındaki Dev Anası karakte-rinin yer aldığı anlatılarla benzerlik gösterdikleri saptanmıştır. Buradan hareketle farklı kültürlere ait masal kahramanlarının, benzer prototiplerin yansıması oldukları ortaya konmaya çalışılmıştır. İddiamız Baba Yaga’nın Dev Anası olduğu noktasında olmayıp Baba Yaga ile Dev Anası’nın fonksiyon itibariyle birbirine benzerlik gösterdiğidir. Böylelikle erginleme töreninin izlerini yansıtan evden ayrılma, zorlu sınavları geç-me, parçalara ayırma, öteki dünyaya yolculuk gibi motiflerin adı geçen Rus ve Türk masal karakterleri üzerinden incelenmesi hedeflenmiştir. Rus masal kahramanı Baba Yaga’nın masallarda temelinde oynadığı rol ve özellikleri, Propp’un teorisi temelinde derinlemesine tanıtılmaya çalışılmıştır. Bu özelliklerin anlaşıla-bilir olması ve de erginleme töreni ile ilintili masal motiflerinin diğer masallardaki yansımalarını ortaya koyabilmek adına Baba Yaga, Dev Anası karakteriyle masallardan derlenen örneklerle karşılaştırmalı olarak sunulmuştur.

Similar Papers
  • Research Article
  • 10.32955/neujna202591904
Antikolonyal Mimari Bağlamında Cezayir'de Keçiova Camisi’nin Dönüşümü
  • Apr 11, 2025
  • Yakın Mimarlık Dergisi
  • Muhammed İnan + 1 more

Kristof Kolomb’un 1492’de Amerika’yı keşfi, sömürgeciliğin yayılmasına zemin hazırlayarak dünya siyasi tarihinde yeni bir çağ açmıştır. Sömürgeci devletler, finansal ve teknolojik üstünlükleriyle sömürülen bölgeleri kontrol altına alarak ekonomik kazanç sağlamıştır. Avrupa’dan başlayıp dünyaya yayılan sömürgecilik, kapitalizmin doğuşuyla paralel ilerlemiş ve emperyalizmin en yüksek aşamasına ulaşmıştır. Mimaride kolonyalizm genel anlamda yeni bir sentez mimari oluşturmuştur. Bu makale kapsamında incelenen Cezayir örneğinde ilk olarak işgal/fetih durumunun 1830 yılında başlayıp 1962 yılında kadar devam etmesiyle oluşan yeni bir ‘’Sömürge mimarisi’’ karşımıza çıkar. Cezayir’in kendine özgü tarihsel olarak ortaya çıkan kültürel mirasında geleneksel kültürün damgasını taşıyan somut mimari ürünler Fransa’nın işgaliyle birlikte büyük ölçüde zarar görmüş beraberinde eserlerin yok edilmesiyle Cezayir somut mimari kültürün köksüzleştirilerek yerine Fransız üslubundan yeni yapılar inşa edilerek Cezayir kültürü asimilasyona tabi tutulmuşdur. Cezayir’in başkenti Cezayir kentinde yer alan en eski yerleşim yeri olarak bilinen Kasbah yerleşim yerinde yer alıp sembolik bir yapı olma özelliği taşıyan tarihi Keçiova Camisi sömürge dönemi boyunca ilk etkilenen yapı olmuş, değişim ve dönüşüm sürecinin sonunda yıkılıp yerine yeni bir Katolik katedrali inşasıyla ile yerel kültürün en eski temsil yapısının ortadan kaldırılması gerçekleştirilmiştir. Bu değişim-dönüşüm, yıkılıp-yeniden yapılma süreci sonunda başlangıçta kentin en eski camisi iken sonra katedral inşası, yeni bir dini yapı kimliği kazanan yapı Cezayir’in bağımsızlık kazanmasıyla birlikte yeniden camiye dönüştürülmüştür. Bu makalede bu süreç Cezayir kentinin sömürge dönemi genel dönüşümü kapsamında incelenmiş, ülkenin bağımsızlığını (1962) kazanması sonrası bağımsızlığın simgesi haline gelen yapının tekrar camiye dönüştürülme süreci üzerinde durulmuştur.

  • Research Article
  • 10.58634/felsefedunyasi.1122722
DÜŞÜNCE DENEYLERİNİN EPİSTEMOLOJİK STATÜSÜ: GALILEO’NUN PİSA DENEYİNE İLİŞKİN KARŞILAŞTIRMALI BİR ÇALIŞMA
  • Dec 15, 2023
  • Felsefe Dünyası
  • Mustafa Efe Ateş

Düşünce deneylerinden beklenen şeylerden biri de mevcut bilgimizi test etmesi ya da bilgimizi artırmasıdır. Ancak adından da kolayca anlaşılacağı gibi, yalnızca düşüncede yürütülen böyle bir deney, örneğin bize ne şekilde yeni bir bilgi sağlayabilir? Bu zamana kadar söz konusu soruya, bilim felsefesi literatüründe, başlıca beş temel yanıt verilmiştir. Bu makalede, tüm bu yaklaşımların -Platoncu yaklaşım hariç- ortak bir varsayımını ele alacağım. Bu varsayıma göre düşünce deneylerinin tüm yönlerini açıklayabilecek kapsayıcı bir teori bulunmaktadır. Düşünce deneylerinin doğasına ilişkin bu tekçi varsayım, en azından iki yönden oldukça sorunlu görünmektedir. İlk olarak, belirli bir düşünce deneyinin tek bir yaklaşımla açıklanamayan yönleri bulunmaktadır. İkincisi, şimdiye kadar önerilen yaklaşımlar tüm düşünce deneylerini açıklayamamaktadır. Bu iddiaları temellendirmek ve bahsedilen yaklaşımların eksikliklerini belirtmek için Galileo’nun ve Darwin’in öne sürdüğü düşünce deneyi örneklerini ele alacağım. Son olarak çoğulcu bir yaklaşımın düşünce deneylerinin doğasını açıklamada çok daha uygun bir çerçeve sağladığını öne süreceğim.

  • Research Article
  • 10.32950/rid.1343120
Çerkez Alimlerden Jirik Yusuf Sıddık Efendi’nin Hayatı, Eserleri ve 'Metn-i Kudûrî’den Kitâbü’l-Büyû‘ Tercemesi' Adlı Eserinin İncelenmesi
  • Oct 20, 2023
  • Rize İlahiyat Dergisi
  • Necmettin Azak

Yusuf Sıddık Efendi, 19. yüzyılın ortalarında Eskişehir’in Çifteler köyünde Çerkez bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Babası Abdurrahman Efendi, henüz gençken ailesiyle birlikte Kafkasya'dan Osmanlı topraklarına göç etmiştir. Babasının yanında başladığı ilim hayatını gördüğü bir rüya üzerine Kahire’ye giderek Ezher’de tamamlamış, dönemin önde gelen âlimlerinden icazet almıştır. Ezher yıllarında tanıştığı esbak Mısır Hidivi İsmail Paşa’nın damadı Mahmud Sırrı Paşa ve ailesiyle kurduğu dostluk onun İstanbul’a yerleşmesine ve Paşa’nın mahdumlarına Beylerbeyi yalılarında özel öğretmenlik yapmasına vesile olmuştur. Fıkha dair yazdığı eserlerinin bazılarını burada ders kitabı olarak hazırlamış, ayrıca çoğu yazma halinde bulunan Arapça ve Türkçe pek çok eser kaleme almıştır. Hayatının ve eserlerinin ayrıntıları, kendisinin anlattığı ve oğlu İbrahim Ethem’in yazdığı Hal Tercemesi adlı yazma eserde bulunmaktadır. Osmanlı Devleti’nin son asrına tanıklık eden Yusuf Sıddık Efendi, “Ben-anlatıları” geleneğinin bir örneği olan bu eserde Osmanlı coğrafyasında siyasetten ekonomiye, askeriyeden harplere, dini eğitim ve icazetlere kadar birçok konuya ışık tutmaktadır. Tarihsel olarak Balkan, Trablusgarp ve I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı tebaasının yaşadıkları zorluklar ve Çerkez komutanların cephelerde elde ettikleri başarılar da eserde yer almaktadır. Ayrıca İstanbul’dan Mısır’a ve oradan Hicaz bölgesine nasıl gidildiği, Hicaz demir yolunun Şam-Medine-Mekke güzergâhı ve durakları, bölgelerin coğrafî özellikleri gibi pek çok alanda detaylı bilgiler vermektedir. Çerkez bir ailenin çocuğu olan Yusuf Sıddık Efendi, Kafkasya, Eskişehir, Bursa, Balıkesir, Mısır ve İstanbul coğrafyasında yaşayan Çerkezlerle olan ilişkilerini, kendi sülalesinden yüzden fazla kişinin biyografisini anlattığı Hal Tercemesi’nde aktarmıştır. Tedris ve telif faaliyetlerini birlikte yürüten Yusuf Sıddık Efendi, hem müderrislik hem de Halvetî tarikatının müntesibi olarak eğitim ve irşad faaliyetlerinde bulunmuştur. Tarih düşürme sanatında mahir olan Yusuf Sıddık Efendi, doğum ve vefat tarihleri ile kitap telifi hakkında manzum ve mensur olarak hem Türkçe hem de Arapça ifadelerle tarih düşürmüştür. Ayrıca şiir ve edebiyata ilgi duyan Yusuf Sıddık Efendi, eserlerinde ve çocuklarına yazdığı mektuplarında kendi şiirlerini paylaşmıştır. Bu çalışmada, iki yazma eser üzerinden Yusuf Sıddık Efendi’nin hayatı ve eserleri ilk kez akademik olarak incelenmiş, yaşadığı döneme dair bazı kişilerin biyografileri ve olaylar ben-anlatıları perspektifinden ele alınmış, ayrıca fıkha dair Kudûrî’nin el-Muhtasar’ının Kitabü’l-büyû‘ bölümüne yaptığı tercümenin değeri fıkhî açıdan ortaya konulmuştur. Mütercimin, eserinde fıkhî kaide ve fetvaları aktararak öğrencilerin ilkesel düşünme ve yorumlama becerilerini geliştirmesi, onların sadece fıkhî konuları tek tek öğrenmeyi değil, aynı zamanda kaideleri merkeze alarak benzer durumları kaidelerle ilişkilendirmeyi öğretmesi kitabın öne çıkan yönlerindendir. Ayrıca söz konusu çalışma, klasik fıkıh metinlerinin öğretilmesinde öğrencilerin hukukî nosyonunu geliştirmeyi, teorik ile pratik bilgiyi birleştirerek temel fıkhî metinlerin çevirilerine yeni bir bakış açısı kazandırmayı hedeflemektedir.

  • Research Article
  • 10.58242/millifolklor.1176594
Ortaoyunu Tekerlemelerinde Anlatı Gösteri Birlikteliği
  • Apr 4, 2023
  • Milli Folklor
  • Ezgi Meti̇n Basat

“Anlatı” ve “temsil” kavramları, metinsel incelemelerde üzerlerinde sıklıkla durulan kavramlar olarak karşımıza çıkar. Sözü edilen bu kavramlar gösterimsel olan ile anlatısal olanın temel dinamiklerini tartışmak için farklı disiplinler tarafından kullanılmıştır. Bu makalede, geleneksel Türk tiyatrosu türlerinden biri olan ortaoyunu içinde anlatının konumlanma biçimleri incelenecektir. Ortaoyunu, parçalı ve açık biçim yapısıyla tiyatral bir alanın tüm özelliklerini taşır; bu yönüyle söyleşimsel özelliklidir. Oyunlar içinde yer alan tekerleme bölümleri performatif bir gösteri içine anlatının konumlandırılması açısından dikkat çekicidir. Bu bölüm, Kavuklu’nun sözdeki ustalığını seyirciye aktarmak için anlattığı olağanüstü unsurları da içine alan bölümüdür. Bu nedenle performatif bir yapı içinde anlatısal olan ve gösterimsel olanın birlikteliğini anlamak açısından önemlidir. Oyunların fasıl kısımlarından önce yer alan tekerleme bölümünde, Kavuklu’nun anısı Pişekâr’ın şaşırarak tepki verdiği diyaloglarla desteklenerek anlatılır. Bütün bu sıradışılığın sonunda Kavuklu’nun, başından geçen bir olayı değil gördüğü bir rüyayı anlattığı ortaya çıkar. Bu haliyle Kavuklu, performansın içine bir anlatı yerleştirmiş olur. Burada imgeselin alanına ilişkin olan rüya anlatısı, fasıldan bağımsız bir olay örgüsünün performans içine yerleştirilmesinde oldukça işlevseldir. Olağanüstü özellikler ile kurgulanan bu anlatı oyuncunun; oynayan kişiden, anlatıcıya dönüşümünü sağlayarak “diegesis” ve “mimesis kavramlarını bir araya getirir. Söz konusu bu özellikler hem performansa hem anlatıya dayalı ortaoyunu metinlerinin çoksesli ya da söyleşimsel bir yapısı olduğunu göstermesi açısından önemle göz önünde bulundurulmalıdır. Söz konusu birlikteliğin irdelenmesi geleneksel tiyatronun derin yapısını ve işleyişini kavramak bakımından önem arz etmektedir. Örneğin, tekerleme kısmında artık ortaoyunu sahnesi performatif özelliğinden sıyrılarak Kavuklu’nun anlatıcısı olduğu yeni bir bağlama dönüşür. Böylece oyun içinde iç içe geçen iki ayrı zaman ve mekân ortaya çıkar. Bunlardan ilki oyunsal olana diğeri ise anlatısal olana ilişkindir. Öyleyse ortaoyunu tür olarak performans içinde oyun kişilerinin değiştiği, anlatı ve gösterim arasında etkileşen bir tür olarak karşımıza çıkar. Böylece katmanlı ve yenilenebilir bir özellik kazanır. Bu, onun hem sözün hem de gösterimin dinamikleriyle kendini yenilemesine olanak tanır. Bu özelliklerin geleneksel Türk tiyatrosunun yapısal çözümlemesinde çağdaş ve geleneksel olanı bir araya getirmede de kayda değer bir işleve sahip olduğu söylenebilir. Anlatının bir rüya oluşu, anlatıcının yeteneğine bağlı olarak olağanüstülüğün sınırlarını zorlamayı sağlar ve aynı zamanda anlatıdan yeniden performansa dönüşü kolaylaştırır. Bu çalışmada tekerlemeleri incelenen ortaoyunu örnekleri Cevdet Kudret tarafından derlenmiş ortaoyunu metinlerinden seçilmiştir. Tekerleme bölümü araştırmacılar tarafından ortaoyunu türünün en önemli bölümü olarak kabul edilmektedir. Söz konusu bölümler bir anlatı oluşturduğu ve uzun oldukları için çalışmada konuyu aktaracak oyun örnekleri özetlenerek verilmiştir. Çalışmanın sınırlılığı açısından tüm oyun örnekleri tekrara düşmemek için çalışmada yer almamıştır.

  • Research Article
  • 10.47072/demiryolu.1400421
Aerodinamik Kuvvetlerin Demiryolu Araç Dinamiğine Etkilerinin İncelenmesi
  • Jan 31, 2024
  • Demiryolu Mühendisliği
  • Erbil Bi̇lgi̇n + 1 more

Taşımacılık modları arasında tarihsel gelişim boyunca önemli bir yere sahip olan demiryolu taşımacılığı gelişen teknoloji ile birlikte yüksek hızlarda sağladığı güvenli ve konforlu seyahat ile yolcu taşımacılığı için tercih edilen bir ulaşım aracı haline gelmiştir. Özellikle yolcu taşımacılığında taşıma modları arasında tercih unsuru olan seyahat sürelerinin kısaltılması demiryolu araç gelişim süreçlerinde aerodinamik unsurların ön plana çıkmasına neden olmuştur. 1800 lü yıllardan itibaren başlayan demiryolu araçlarında hızlanma yarışı halen günümüzde devam etmektedir. Enerji verimliliği, sürüş güvenliği, yolcu konforu gibi birçok parametrede etken olan aerodinamik kuvvetlerin etkilerinin daha iyi anlaşılması için birçok çalışma yürütülmektedir, bu çalışma kapsamında literatürde yer alan matematiksel modellerden farklı olarak hem aracın hem de rüzgâr hızının değişken olduğu ve değişken aerodinamik verilerin gerçek zamanlı saha ölçümleri ile toplanması, kompleks bir dinamik simülasyon modeli ile simülasyonların gerçekleştirilmesi ile oluşturulmuştur. Yapılan çalışmada literatüre ilave olarak demiryolu araçlarında aerodinamik etkinin araştırılmasında yeni bir yaklaşım ortaya konulmuştur. Yapılan saha çalışmaları ve analizlerin sonucu olarak da belirlenen ölçüm hattı boyunca tekerlek ray kontağında meydana gelen kuvvet değişimleri irdelenmiştir.

  • Research Article
  • 10.37879/hoyuk.2024.2.015
İnşa Tekniği ve Plan Olarak Doğu Akdeniz Geleneğinde Bir Saray: Oylum Höyük Orta Tunç Çağı I Sarayı
  • Nov 1, 2024
  • Höyük
  • Atilla Engin

Oylum Höyük’te, son yıllarda Kuzeybatı Alan’da yürütülen kazı çalışmalarında Orta Tunç Çağı I’e tarihlenen büyük bir saray yapısı açığa çıkarılmıştır. Bir yangın tahribatı ile son bulan yapıda, yangın sırasında ölen iki kadına ait iskelet ile kırılmış ve alt kısımları eksik kaplar bulunmuş olup bunlar bir saldırı ve yağmalamaya işaret etmektedir. Mekânlar içinde açığa çıkan ocaklar, kil sekiler üzerindeki öğütme taşları ve depolama kaplarına ait parçalar, sarayın açığa çıkartılan bölümünün mutfak, depo, kiler ve işliklerden oluştuğunu göstermektedir. Yaklaşık 1050 m2 ’lik bölümü açığa çıkarılan anıtsal yapının kalın duvarları kerpiçle inşa edilmiştir. Batısında bir avlu, doğusunda ise kerpiç bir teras bulunan sarayın dikdörtgen planlı ana bölümü iki aks üzerinde yer alan mekân dizilerinden oluşmaktadır. Çok katlı olan Oylum Höyük Sarayı’nın mimari açıdan en yakın benzerleri Tilmen Höyük OTÇ Sarayı, Alalah Yarimlim Sarayı ve Tell Mardikh Batı Sarayı’dır (Fig. 4a-d). Bir avlu kanadı boyunca uzanan mekân dizilerinden oluşan çok katlı saray planı, avlular çevresine yerleştirilmiş mekânlardan oluşan geleneksel Suriye ve Mezopotamya saray planlarından farklıdır. Plan anlayışı dışında, kalın kerpiç duvarlar, çok katlı olduklarını gösteren merdiven odaları, ahşap sütun ve sütun altlıkları kullanımı Oylum Höyük OTÇ I Sarayı, Tilmen Höyük OTÇ Sarayı ve Alalah Yarimlim Sarayı’nın ortak özelliklerdir. MÖ 2. binyılın başlarında ortaya çıkan bu mimari gelenek, Suriye saray mimarisinde Doğu Akdeniz’in özellikle kuzey kesimine özgü yeni bir anlayışı ortaya koymaktadır.

  • Research Article
  • 10.21492/inuhfd.1643257
PRINCIPATUS DÖNEMİ BÜROKRASİSİNDE HUKUKÇULARIN YERİ
  • Apr 21, 2025
  • İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
  • Sevil Yıldız

Roma’da bir bürokratik yapının varlığından ancak Principatus dönemi itibariyle söz edilebilir. Bu, ilk imparator Augustus’un temellerini attığı bir yapıdır. İmparator Augustus, Cumhuriyet Dönemi’nden kalan magistra’lıkların görev tanımlarına yeni bir düzen vermiş, yeni bir memuriyet sistemi ve memurluk makamları kurmuştur. Bu kapsamda özellikle consilium princips, praefectus’lar ve imparatorluğa bağlı bürolar öne çıkmış, dönemin hukukçularının bu memuriyetlerde görevlendirildikleri görülmüştür. İmparator Hadrianus Dönemi’ne dek, yaklaşık olarak 144 yıl boyunca Augustus’un kurduğu sistem büyük bir değişim göstermemiş ancak gelişmiştir. İmparator Hadrianus ise bu sistemde önemli değişiklikler ve yenilikler yapmış, sisteme ileri bir yön vermiştir. İmparator Hadrianus Dönemi’nden İmparator Severus Alexander Dönemi sonuna dek devlet memurlukları oldukça gelişmiş, hukukçuların bu memurluklardaki etkinliği artmıştır. Böylece Klasik Dönem hukukçularının bürokratik yapı içindeki varlıkları Roma İmparatorluğu’nun hukukî ve idarî alanlarında önemli derecede etkili olmuştur. Hadrianus Dönemi’ne dek bürokraside yer alan hukukçuların Roma hukukunun gelişiminde oynadıkları önemli rol, Cumhuriyet Dönemi’nden Geç Principatus Dönemi denebilecek İmparator Hadrianus Dönemi’ni de içine alan zamana ait hukukun “hukukçuların hukuku” olarak tanımlanmasına yol almıştır.

  • PDF Download Icon
  • Book Chapter
  • 10.58830/ozgur.pub245.c1067
Yeni Bir Finans Çağı: Blokzincir ve Akıllı Sözleşmelere Dayalı Merkeziyetsiz Finans
  • Sep 27, 2023
  • Gökhan Özer + 2 more

Günümüzde finans sektörü Bitcoin ve Ethereum gibi kripto paralar öncülüğünde, blokzincir teknolojisi ve akıllı sözleşmelerin sunduğu fırsatlarla tamamen yeni bir döneme girmiştir. Bu yeni dönemde, dağıtık bir yapıya sahip olan ve güvenli, şeffaf ve değiştirilemez bir kayıt sistemi sunan blokzincir teknolojisinin finans sektörüne getirdiği en önemli yeniliklerden biri, DeFi olarak adlandırılan merkeziyetsiz finans uygulamalarıdır. DeFi, geleneksel finans sistemini dönüştüren, merkezi otoritelerin yerini alacak şekilde işleyen bir sistemi olanaklı hâle getiren ve temelinde daha açık ve erişilebilir bir finansal sistem oluşturmak için blokzincir teknolojisinden yararlanan bir ekosistem olarak kabul görmeye başlamıştır. DeFi uygulamaları ile bankalar veya çeşitli finansal aracı kurumlara ihtiyaç duymadan şeffaf ve güvenli işlemlerin yapılabilmesi hedeflenmektedir. Merkeziyetsizlik sayesinde, kullanıcıların varlıkları üzerinde tam kontrole sahip olmaları sağlanmakta ve merkezi otoritelere olan bağımlılıkları azalmaktadır. Fakat her ne kadar DeFi ekosisteminin, merkeziyetsizlik ve aracı kurum olmadan işlem yapılması gibi avantajları olsa da sistematik ve sistematik olmayan çeşitli riskler (örneğin, yönetmelik, tüketici, teknoloji ve operasyonel gibi) de ekosistem bünyesinde bulunmaktadır. Bu riskler kullanıcıları yatırım kaybı ile karşı karşıya bırakmaktadır. Sistemin içerisinde yer alan temel teknolojinin anlaşılması ve güçlü güvenlik önlemlerinin alınması ile kullanıcılar bu potansiyel tehlikeleri azaltabilmektedir. DeFi kullanıcılarının bu olası risklerin farkında olarak yeni platformlara dâhil olmaları ve yatırımlarında daha dikkatli davranmaları gerekmektedir. Sonuç olarak, merkeziyetsiz finansın getirmiş olduğu yenilikçi özelliklerin daha fazla tanınması ve sistem içerisinde yer alan potansiyel risklerin azaltılmasıyla birlikte daha hızlı, daha ucuz ve daha erişilebilir finansal hizmetlerin sunulması ve DeFi ekosisteminin gelecekte daha fazla yaygınlaşması muhtemeldir.

  • Research Article
  • 10.58852/dicd.1365095
NUREDDÎN EL-HÂŞİMÎ VE YEVME BEKÂ EŞ-ŞEYTÂN ADLI KISA ÖYKÜ KİTABI
  • Jan 3, 2024
  • Dicle İlahiyat Dergisi
  • Vildan Özi̇şçi̇ + 1 more

Modern Arap edebiyatına yeni bir tür olarak Mısır üzerinden giren kısa öykü, önce burada ardından diğer Arap ülkelerinde benimsenerek ilk örneklerini vermiştir. Kısa öyküden çok daha geç bir zamanda yine Mısır’la birlikte Arap dünyasıyla buluşan (modern anlamda) çocuk edebiyatı önce şiir ve hikâye türünden eserler vermiş, daha sonra kısa öyküde de gelişmiştir. Kimi yazarlar çocuk edebiyatına kısa öyküyle giriş yapmış ve yaptıkları çalışmalarla öne çıkmışlardır. Günümüz Arap edebiyatında bu yönüyle öne çıkan yazarlardan biri de Suriyeli yazar Nureddîn el-Hâşimî’dir. Bu çalışmada Arap çocuk edebiyatına çok sayıda çalışmasıyla katkıda bulunan Suriyeli yazar Nureddîn el-Hâşimî’nin hayatı ve eserleri ele alınmıştır. Yazarın yayınlanmış altı öykü koleksiyonundan biri olan “Yevme Bekâ eş-Şeytân/يوم بكى الشيطان” adlı öykü kitabı da bu çalışma çerçevesinde içerik bakımından incelenmiştir. Kitapta yer alan yirmi üç öykü ismen, bunlar arasından on beş öykü detaylı olarak tanıtılmıştır. Ayrıca kitabın ilk öyküsü olan “Sürâh/صراخ” ve on beşinci sırada yer alan “Decâcu’l-Vezîr /دجاج الوزير” adlı kısa öyküsü edebî yönüyle ele alınmış, öykünün hem özetine hem çevirisine yer verilmiştir.

  • Research Article
  • Cite Count Icon 2
  • 10.1501/andl_0000000363
NEW LIGHT ON THE PRODUCTION OF MARBLE VESSELS FROM SMINTHEION
  • Jan 1, 2009
  • Anadolu (Anatolia)
  • Davut Kaplan

Bu çalışma Antik Troas Bölgesi’nde Apollon Smintheus kutsal alanında 2006 yılında gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda ele geçen bir mermer kap parçasını üretim tekniği açısından incelemeyi amaçlar. Hellenistik ve Roma dönemlerinde çok yaygın olarak kullanılan üç çıkıntı tutamak ve bir akıtacağa sahip bir mermer kaba ait olan bu parçanın üretim artığını veya bitmemiş bir örneği temsil ettiği anlaşılmaktadır. Bu tür mermer kapların Hellenistik ve Roma dönemlerinde kozmetik amaçlarıyla toz boyayı yağla karıştırmada kullanıldığı ve özelikle mezarlarda ölü hediyesi olarak karşımıza çıktığı görülmektedir. Bu tür kapların daha önce nasıl üretildiği konusunda arkeolojik bilgilerimizin az olduğu göz önüne alındığında bitmemiş bu örneğin üzerinde yer alan ölçüm veya matematiksel oranlamaları gösteren pergel izlerinin ele geçmesi dönem arkeolojisi için yeni bir katkı sayılabilir This study examines a fragment of a distinctive shallow marble bowl of ledge-lug type identified at the sanctuary of Apollo Smintheus during the archeological excavations undertaken in 2006. The surface of the fragment interestingly bears incised traces showing the use of ruler and compass. This fragment with tool marks is important because it illuminates us on the stages of production of such vessels. This type of bowl was a characteristic feature of Hellenistic and Roman periods. Such marble bowls with three ledge lugs and one spout were often used to crush pigment in antiquity. The frequent recovery of such shallow marble bowls in mortuary contexts seems to indicate that they were also deposited in burials to accompany their owners. In light of minimal number of evidence about the production of such marble bowls, it is hoped that this specimen from Smintheion will enhance our understanding of the tools used and techniques adopted in their production.

  • PDF Download Icon
  • Research Article
  • 10.21497/sefad.1343627
Arkeolojik Kaynaklar ve Tarihsel Veriler Işığında Kafa Kesme Uygulamaları ve Yorumlanması
  • Jun 30, 2024
  • Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi
  • Serdar Özbilen

Dekapitasyon, başın vücuttan kasıtlı veya kazara ayrılmasını ifade eder. Vücuda eklendiğinde, kafa, toplumda muhtemelen birçok rol ve kimliğe sahip olan bir birey olarak kolayca tanınabilir. Başın kesilmesi, sembolik bir alana geçiş şeklinde pek çok açıdan karmaşık bir olgudur. Başın vücuttan ayrılması, bir anlamda insan formunun bu kısmı için yeni bir yaşam oluşturur. Bu nedenle baş kesme uygulamalarının tarih öncesinden başlayarak tarih boyunca var olduğunu ve buna dair yüklenilen anlamların toplumdan topluma değiştiğini görebilmekteyiz. Bağlı bulunan mekân ve coğrafyaya göre değişkenlik arz eden peri-mortem (ölüm öncesi) ve post-mortem (ölüm sonrası) uygulamaların nasıl yorumlanması gerektiği şeklindeki soruları yanıtlamak gerçekten de zordur. Özellikle bedenden ayrıştırılmış tarih öncesi kafataslarını tarihi devir örneklerine göre yorumlamak çok daha zordur. Sadece arkeolojik veriler ışığında, "kafatası kültü" olarak adlandırılan şey içinde, neyin cenaze ve neyin ganimet olduğunu ayırt etmek imkânsızdır. Bu nedenle arkeolojinin disiplinler arası metot ile antropoloji, biyo-arkeoloji ve etnografya gibi bilim dallarıyla iş birliği halinde olması gerekmektedir. Bu çalışma, arkeolojik kaynaklar ve tarihsel veriler ışığında hem tarih öncesi hem de tarihi devirlerden günümüze kadar bedensiz kafalar hakkında mevcut kanıtların bir araştırmasını, hem de bu kültürlerde kafa kesmenin ve böylece insan formunun bütünlüğünü bozmanın ne anlama geldiğine dair tartışmaları sunmaktadır.

  • Research Article
  • 10.35674/kent.1534780
Kirsten Boie’nin “Everything Will Be Alright” Hikayesinin Göç Bağlamında Mekansal Analizi
  • Mar 15, 2025
  • Kent Akademisi
  • İmren Yıldız

Bu çalışma, Rahaf ve ailesinin Suriye'den Almanya'ya göçünü anlatan Kirsten Boie’nin yazdığı hem İngilizce hem de Almanca-Arapça iki dilli olarak yayınlanan “Everything Will Be Alright” (“Bestimt Wird Alles Gut”) hikayesi aracılığıyla göçmen ve mülteci kimliğinin inşasında mekanın rolünü araştırmaktadır. Çalışma; hikayede tasvir edilen fiziksel, toplumsal ve psikolojik mekanları ve bu mekanların karakterlerin yerinden edilme, kültürel uyum ve kimlik oluşumu deneyimlerini nasıl etkilediğini araştırmaktadır. Nitel olarak desenlenen bu çalışma, özellikle doküman analizi kullanarak Humus'taki aile evi, kabul merkezleri ve Almanya'daki konteyner konutlar gibi çeşitli ortamların sembolik ve gerçek anlamlarını incelemektedir. Deleuze ve Guattari'nin "yersiz yurtsuz beden", Michel Foucault'nun "heterotopya"sı ve Edward Said'in “mekan ve kimlik” perspektiflerinden alınan teorik çerçeveler, mülteci deneyimlerinin karmaşıklığını analiz etmek için kullanılmaktadır. Çalışma, fiziksel yerinden edilmenin, toplumsal izolasyonun ve tanıdık kültürel kurumların eksikliğinin ailenin yerinden edilmişlik hissine ve kimlik krizine nasıl katkıda bulunduğunu vurgulamaktadır. Ayrıca hikayede okul gibi kamusal alanların tasviri, toplumsal bütünleşme için zorlukları ve fırsatları simgeler. Bulgular, göçmen ve mültecilerin duygusal ve psikolojik manzaralarına dair ayrıntılı bir anlayış sağlamayı, yeni bir kültürel ortama uyum sağlamanın zorlukları arasında kimliklerini şekillendirmede mekanın kritik rolünü vurgulamayı amaçlamaktadır.

  • Research Article
  • 10.47481/yjad.1296519
DİJİTAL GÖRÜNTÜ MEKANI OLAN FOTOĞRAFIN YARATTIĞI BELLEK YİTİMİ: YENİ BİR BELLEK İNŞASI
  • Aug 11, 2023
  • Yıldız Journal of Art and Design
  • Ceyda Göksal

Tarih boyunca bellek kavramıyla uğraşmış sanatçılar arşiv, belge, anı gibi özelliklerinden dolayı görüntüleri araç olarak kullanmışlardır. Özellikle teknolojinin gelişimi nedeniyle günümüzde sanat görüntülerle daha da iç içe geçmiş durumdadır. Bu görüntü araçlarından biri olan fotoğrafın, günümüzdeki etkisi özellikle teknolojiyle birlikte değişmiştir. Belleğin çok fazla fotoğrafa maruz bırakılması yapısı gereği kalıcılığı ve anı yaratımı ya da anımsatıcı özelliğini bozabilmektedir. Bundan dolayı belleğin bu görüntü fazlalığında seçme yapması önem kazanmaktadır. Bu doğrultuda önce bellekte bir bilginin nasıl kalıcı olacağı önemlidir. Bir bilginin kodlanarak kalıcı hale getirilmesini bu araştırma da özellikle Roland Barthes’ın studium ve punctum kavramları irdelenerek araştırıldığında ancak Barthes’ında dediği gibi her ikisini barındıran fotoğrafların kalıcılıklarından bahsetmemiz olası gözükmektedir. Özellikle post fotoğrafla birlikte geleneksel fotoğrafın yapısının değiştiği ortadır. Artık fotoğraflar anı barındırmak yerine yaratabilme yetisine de sahip olma özelliği taşıyabilmektedir. Modernizmle birlikte fotoğrafın gerçeklik tartışmaları bu bağlamlarda değişmektedir. Bu araştırma özellikle postmodernizm teorisi sonrası fotoğrafın durumu ve sanattaki konumunun nasıl değiştiği, bellekle ilişkisi araştırılmıştır. Görüntü fazlalığı bir bellek yitimine aynı zamanda yeni bir bellek inşasına sebebiyet verebilmektedir. Hatırlama, anımsama ne ise bellek yitimi de insan doğasında vardır. Bellek nasıl kolektif ise bellek yitimi de kolektif olabilir. Sanat teorisyeni Nicomedes Suárez-Araúz bellek yitiminin anımsamaya yönelik her parçanın içerisinde olduğunu söylemektir. Düşünceler ve anılar bellek yitimi ile şekillendirilir. Sadece şekillendirme değil saptırılır da. Belleği, bellek yitiminden ayrı düşünemeyiz. Bütün bu bağlamlar sonucunda çok fazla fotoğrafa maruz kalmamız geçmişi imlemesinden daha çok bir bellek yitimine hizmet ettiği olası gözükmektedir. Bu bellek yitimi Suárez-Araúz dediği gibi yeni bir belleğin inşası anlamına da gelebilmektedir.

  • Research Article
  • 10.17343/sdutfd.1371727
KUPROPTOZ; BAKIR İLİŞKİLİ HÜCRE ÖLÜM YOLAĞI
  • Dec 30, 2023
  • SDÜ Tıp Fakültesi Dergisi
  • Ebru Nur Aksu + 1 more

Farklı organlarda ve metabolik süreçlerde yer alan enzimler için bir kofaktör olan bakır (Cu), hücresel ve fizyolojik insan sağlığı için gerekli olan önemli mikro besinlerden biridir. Son yıllarda hücrelerde biriken bakırın mitokondriyal solunum ve lipoik asit (LA) yolu ile ilişkili ve proteotoksik stres ile karakterize, “kuproptoz” olarak adlandırılan yeni bir programlı ölüm şekli tanımlanmıştır. Kuproptoz mekanizmasının daha iyi anlaşılmasına yönelik çalışmalar devam etmekle birlikte birçok araştırmacı da kuproptoz ve kanserin farklı özellikleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amacıyla araştırmalarını sürdürmektedir. Bu derleme hücresel ve fizyolojik Cu metabolizmasına, kuproptoz mekanizmasına ve çeşitli kanser türleri ile olan ilişkisine odaklanmaktadır.

  • Research Article
  • 10.58242/millifolklor.1062047
Aydınlanmanın Araçsal Aklına Karşı Yeni Bir Düşünme Olanağı: Odysseus’a Karşı Salur Kazan
  • Apr 4, 2023
  • Milli Folklor
  • Erman Kaçar

Aklın tabiat karşısındaki pozisyonu, kültür tarihi boyunca insanlığa dair ileri sürülen hâkim kavrayışlara yön veren temel kriterlerden biridir. Aydınlanmacı akla yönelik eleştirilerini Platoncu geleneği merkeze koymak suretiyle temellendiren Nietzsche’ye göre Batı’nın temel yanılgısı, insanı doğadan ayıran bir şey olduğu düşüncesine dayanan Platoncu ikili karşıtlıklar dünyasından kurtulamamak olmuştur. Adorno ve Horkheimer’a göre bireyin tarihi, onun bu ayrılık fikri karşısında aldığı etik pozisyonlar dolayımıyla yazılmaktadır. Adorno ve Horkheimer, söz konusu geleneği temsil eden ve Batı medeniyetinin yaşamsal kodlarına sirayet eden kültür-tabiat ikiliğinin ilk örneklerinden birinin Homeros’un yarattığı Odysseus karakterinde hayat bulduğunu iddia ederler. Odysseus’un kurnaz tavırları, zafere giden yolda eylendiği sürece meşru kabul ettiği davranışları, doğaya egemen olmayı insan için mutlak yarara indirgeyen kendine özgü bakış açısı, Batı’nın modern aydınlanmacı bireyinin ilk örneği gibi görünür. Aklın, doğa-insan diyalektiğinin ötesinde ele alınmasına yönelik Nietzscheci beklenti ise Horkheimer’ın deyimiyle ‘Batı’nın tescilli gerçekleriyle’ şekillenen Homerik kültürün dışında, tabiata değer atfeden ama bu değerleri tabiatın ona bahşettiği yetenekler dolayımıyla üreterek aklı, tabiat-kültür karşıtlığının momenti olarak değerlendirmeyen bir anlayışa, başka bir düşünsel ve toplumsal evrene dairdir. Bu düşünceye çok yakın bir kavrayışa, Dede Korkut Kitabı’nın on üçüncü boyunda rastlamaktayız. Dede Korkut Kitabı’nın 2019 yılında Prof. Dr. Metin Ekici tarafından bilim dünyasına tanıtılan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” adlı on üçüncü boyu, Batı’nın aydınlanmacı düşünme sistemlerini domine eden Platoncu geleneğin karşısında bizlere bambaşka bir felsefi pozisyonu önermektedir. Bu çalışmada iddiamız odur ki Dede Korkut Kitabı’nda Oğuzların beylerbeyi olarak geçen Salur Kazan, Nietzscheci akıl eleştirisinin ve bu eleştiriden destek alan Adorno ve Horkheimer’ın hedefindeki Odysseus karakterinin karşısında, aydınlanmacı akıl eleştirisinden muaf tutulabileceğini söylediğimiz, kültür tarihinde kaos ile kozmos ikiliğinin ve tabiat ile onun görünüşteki karşıtının yeniden ele alınmasına, aydınlanmacı tutumun baskın motiflerinin karşısında tümüyle farklı bir düşünme geleneğinin tahayyül edilebilmesine olanak tanıyan bir kahraman tipi olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışma boyunca, Odysseus ile Salur Kazan karakterleri arasında kurulan karşıtlığın kuramsal temelleri, çıkış noktasını Nietzsche’nin aydınlanmacı akıl eleştirisinde bulan Adorno ve Horkheimer’ın aydınlanmış birey eleştirisi bağlamında ele alınmıştır. Söz konusu kuramsal tartışmadan elde edilen sonuçlar göstermektedir ki Adorno ve Horkheimer’ın Odysseus karakterini takip etmek suretiyle emek sömürüsü, tabiat istismarı ve kültürel yozlaşma gibi başlıklar altında ortaya koydukları Odysseia okumalarının karşısına, bu eleştirilerin bir karşıt tezi olarak Dede Korkut Kitabı’nda yer alan Salur Kazan karakteri getirilebilir. Eserde Salur Kazan’ın karşılaştığı olağanüstü olaylarda Odysseus’un aksine toplumsal faydayı başa koyan erdemli davranışları ile kültür-tabiat ikiliği karşısında aldığı pozisyonlar, Adorno ve Horkheimer’ın Odysseus karakterine yönelik getirdikleri kuramsal eleştirilerin karşısında yeni bir olanağı temsil eder.

Save Icon
Up Arrow
Open/Close
  • Ask R Discovery Star icon
  • Chat PDF Star icon

AI summaries and top papers from 250M+ research sources.