Ortaoyunu Tekerlemelerinde Anlatı Gösteri Birlikteliği

  • Abstract
  • Literature Map
  • Similar Papers
Abstract
Translate article icon Translate Article Star icon
Take notes icon Take Notes

“Anlatı” ve “temsil” kavramları, metinsel incelemelerde üzerlerinde sıklıkla durulan kavramlar olarak karşımıza çıkar. Sözü edilen bu kavramlar gösterimsel olan ile anlatısal olanın temel dinamiklerini tartışmak için farklı disiplinler tarafından kullanılmıştır. Bu makalede, geleneksel Türk tiyatrosu türlerinden biri olan ortaoyunu içinde anlatının konumlanma biçimleri incelenecektir. Ortaoyunu, parçalı ve açık biçim yapısıyla tiyatral bir alanın tüm özelliklerini taşır; bu yönüyle söyleşimsel özelliklidir. Oyunlar içinde yer alan tekerleme bölümleri performatif bir gösteri içine anlatının konumlandırılması açısından dikkat çekicidir. Bu bölüm, Kavuklu’nun sözdeki ustalığını seyirciye aktarmak için anlattığı olağanüstü unsurları da içine alan bölümüdür. Bu nedenle performatif bir yapı içinde anlatısal olan ve gösterimsel olanın birlikteliğini anlamak açısından önemlidir. Oyunların fasıl kısımlarından önce yer alan tekerleme bölümünde, Kavuklu’nun anısı Pişekâr’ın şaşırarak tepki verdiği diyaloglarla desteklenerek anlatılır. Bütün bu sıradışılığın sonunda Kavuklu’nun, başından geçen bir olayı değil gördüğü bir rüyayı anlattığı ortaya çıkar. Bu haliyle Kavuklu, performansın içine bir anlatı yerleştirmiş olur. Burada imgeselin alanına ilişkin olan rüya anlatısı, fasıldan bağımsız bir olay örgüsünün performans içine yerleştirilmesinde oldukça işlevseldir. Olağanüstü özellikler ile kurgulanan bu anlatı oyuncunun; oynayan kişiden, anlatıcıya dönüşümünü sağlayarak “diegesis” ve “mimesis kavramlarını bir araya getirir. Söz konusu bu özellikler hem performansa hem anlatıya dayalı ortaoyunu metinlerinin çoksesli ya da söyleşimsel bir yapısı olduğunu göstermesi açısından önemle göz önünde bulundurulmalıdır. Söz konusu birlikteliğin irdelenmesi geleneksel tiyatronun derin yapısını ve işleyişini kavramak bakımından önem arz etmektedir. Örneğin, tekerleme kısmında artık ortaoyunu sahnesi performatif özelliğinden sıyrılarak Kavuklu’nun anlatıcısı olduğu yeni bir bağlama dönüşür. Böylece oyun içinde iç içe geçen iki ayrı zaman ve mekân ortaya çıkar. Bunlardan ilki oyunsal olana diğeri ise anlatısal olana ilişkindir. Öyleyse ortaoyunu tür olarak performans içinde oyun kişilerinin değiştiği, anlatı ve gösterim arasında etkileşen bir tür olarak karşımıza çıkar. Böylece katmanlı ve yenilenebilir bir özellik kazanır. Bu, onun hem sözün hem de gösterimin dinamikleriyle kendini yenilemesine olanak tanır. Bu özelliklerin geleneksel Türk tiyatrosunun yapısal çözümlemesinde çağdaş ve geleneksel olanı bir araya getirmede de kayda değer bir işleve sahip olduğu söylenebilir. Anlatının bir rüya oluşu, anlatıcının yeteneğine bağlı olarak olağanüstülüğün sınırlarını zorlamayı sağlar ve aynı zamanda anlatıdan yeniden performansa dönüşü kolaylaştırır. Bu çalışmada tekerlemeleri incelenen ortaoyunu örnekleri Cevdet Kudret tarafından derlenmiş ortaoyunu metinlerinden seçilmiştir. Tekerleme bölümü araştırmacılar tarafından ortaoyunu türünün en önemli bölümü olarak kabul edilmektedir. Söz konusu bölümler bir anlatı oluşturduğu ve uzun oldukları için çalışmada konuyu aktaracak oyun örnekleri özetlenerek verilmiştir. Çalışmanın sınırlılığı açısından tüm oyun örnekleri tekrara düşmemek için çalışmada yer almamıştır.

Similar Papers
  • Research Article
  • 10.47481/yjad.1296519
DİJİTAL GÖRÜNTÜ MEKANI OLAN FOTOĞRAFIN YARATTIĞI BELLEK YİTİMİ: YENİ BİR BELLEK İNŞASI
  • Aug 11, 2023
  • Yıldız Journal of Art and Design
  • Ceyda Göksal

Tarih boyunca bellek kavramıyla uğraşmış sanatçılar arşiv, belge, anı gibi özelliklerinden dolayı görüntüleri araç olarak kullanmışlardır. Özellikle teknolojinin gelişimi nedeniyle günümüzde sanat görüntülerle daha da iç içe geçmiş durumdadır. Bu görüntü araçlarından biri olan fotoğrafın, günümüzdeki etkisi özellikle teknolojiyle birlikte değişmiştir. Belleğin çok fazla fotoğrafa maruz bırakılması yapısı gereği kalıcılığı ve anı yaratımı ya da anımsatıcı özelliğini bozabilmektedir. Bundan dolayı belleğin bu görüntü fazlalığında seçme yapması önem kazanmaktadır. Bu doğrultuda önce bellekte bir bilginin nasıl kalıcı olacağı önemlidir. Bir bilginin kodlanarak kalıcı hale getirilmesini bu araştırma da özellikle Roland Barthes’ın studium ve punctum kavramları irdelenerek araştırıldığında ancak Barthes’ında dediği gibi her ikisini barındıran fotoğrafların kalıcılıklarından bahsetmemiz olası gözükmektedir. Özellikle post fotoğrafla birlikte geleneksel fotoğrafın yapısının değiştiği ortadır. Artık fotoğraflar anı barındırmak yerine yaratabilme yetisine de sahip olma özelliği taşıyabilmektedir. Modernizmle birlikte fotoğrafın gerçeklik tartışmaları bu bağlamlarda değişmektedir. Bu araştırma özellikle postmodernizm teorisi sonrası fotoğrafın durumu ve sanattaki konumunun nasıl değiştiği, bellekle ilişkisi araştırılmıştır. Görüntü fazlalığı bir bellek yitimine aynı zamanda yeni bir bellek inşasına sebebiyet verebilmektedir. Hatırlama, anımsama ne ise bellek yitimi de insan doğasında vardır. Bellek nasıl kolektif ise bellek yitimi de kolektif olabilir. Sanat teorisyeni Nicomedes Suárez-Araúz bellek yitiminin anımsamaya yönelik her parçanın içerisinde olduğunu söylemektir. Düşünceler ve anılar bellek yitimi ile şekillendirilir. Sadece şekillendirme değil saptırılır da. Belleği, bellek yitiminden ayrı düşünemeyiz. Bütün bu bağlamlar sonucunda çok fazla fotoğrafa maruz kalmamız geçmişi imlemesinden daha çok bir bellek yitimine hizmet ettiği olası gözükmektedir. Bu bellek yitimi Suárez-Araúz dediği gibi yeni bir belleğin inşası anlamına da gelebilmektedir.

  • Research Article
  • 10.32950/rid.1343120
Çerkez Alimlerden Jirik Yusuf Sıddık Efendi’nin Hayatı, Eserleri ve 'Metn-i Kudûrî’den Kitâbü’l-Büyû‘ Tercemesi' Adlı Eserinin İncelenmesi
  • Oct 20, 2023
  • Rize İlahiyat Dergisi
  • Necmettin Azak

Yusuf Sıddık Efendi, 19. yüzyılın ortalarında Eskişehir’in Çifteler köyünde Çerkez bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Babası Abdurrahman Efendi, henüz gençken ailesiyle birlikte Kafkasya'dan Osmanlı topraklarına göç etmiştir. Babasının yanında başladığı ilim hayatını gördüğü bir rüya üzerine Kahire’ye giderek Ezher’de tamamlamış, dönemin önde gelen âlimlerinden icazet almıştır. Ezher yıllarında tanıştığı esbak Mısır Hidivi İsmail Paşa’nın damadı Mahmud Sırrı Paşa ve ailesiyle kurduğu dostluk onun İstanbul’a yerleşmesine ve Paşa’nın mahdumlarına Beylerbeyi yalılarında özel öğretmenlik yapmasına vesile olmuştur. Fıkha dair yazdığı eserlerinin bazılarını burada ders kitabı olarak hazırlamış, ayrıca çoğu yazma halinde bulunan Arapça ve Türkçe pek çok eser kaleme almıştır. Hayatının ve eserlerinin ayrıntıları, kendisinin anlattığı ve oğlu İbrahim Ethem’in yazdığı Hal Tercemesi adlı yazma eserde bulunmaktadır. Osmanlı Devleti’nin son asrına tanıklık eden Yusuf Sıddık Efendi, “Ben-anlatıları” geleneğinin bir örneği olan bu eserde Osmanlı coğrafyasında siyasetten ekonomiye, askeriyeden harplere, dini eğitim ve icazetlere kadar birçok konuya ışık tutmaktadır. Tarihsel olarak Balkan, Trablusgarp ve I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı tebaasının yaşadıkları zorluklar ve Çerkez komutanların cephelerde elde ettikleri başarılar da eserde yer almaktadır. Ayrıca İstanbul’dan Mısır’a ve oradan Hicaz bölgesine nasıl gidildiği, Hicaz demir yolunun Şam-Medine-Mekke güzergâhı ve durakları, bölgelerin coğrafî özellikleri gibi pek çok alanda detaylı bilgiler vermektedir. Çerkez bir ailenin çocuğu olan Yusuf Sıddık Efendi, Kafkasya, Eskişehir, Bursa, Balıkesir, Mısır ve İstanbul coğrafyasında yaşayan Çerkezlerle olan ilişkilerini, kendi sülalesinden yüzden fazla kişinin biyografisini anlattığı Hal Tercemesi’nde aktarmıştır. Tedris ve telif faaliyetlerini birlikte yürüten Yusuf Sıddık Efendi, hem müderrislik hem de Halvetî tarikatının müntesibi olarak eğitim ve irşad faaliyetlerinde bulunmuştur. Tarih düşürme sanatında mahir olan Yusuf Sıddık Efendi, doğum ve vefat tarihleri ile kitap telifi hakkında manzum ve mensur olarak hem Türkçe hem de Arapça ifadelerle tarih düşürmüştür. Ayrıca şiir ve edebiyata ilgi duyan Yusuf Sıddık Efendi, eserlerinde ve çocuklarına yazdığı mektuplarında kendi şiirlerini paylaşmıştır. Bu çalışmada, iki yazma eser üzerinden Yusuf Sıddık Efendi’nin hayatı ve eserleri ilk kez akademik olarak incelenmiş, yaşadığı döneme dair bazı kişilerin biyografileri ve olaylar ben-anlatıları perspektifinden ele alınmış, ayrıca fıkha dair Kudûrî’nin el-Muhtasar’ının Kitabü’l-büyû‘ bölümüne yaptığı tercümenin değeri fıkhî açıdan ortaya konulmuştur. Mütercimin, eserinde fıkhî kaide ve fetvaları aktararak öğrencilerin ilkesel düşünme ve yorumlama becerilerini geliştirmesi, onların sadece fıkhî konuları tek tek öğrenmeyi değil, aynı zamanda kaideleri merkeze alarak benzer durumları kaidelerle ilişkilendirmeyi öğretmesi kitabın öne çıkan yönlerindendir. Ayrıca söz konusu çalışma, klasik fıkıh metinlerinin öğretilmesinde öğrencilerin hukukî nosyonunu geliştirmeyi, teorik ile pratik bilgiyi birleştirerek temel fıkhî metinlerin çevirilerine yeni bir bakış açısı kazandırmayı hedeflemektedir.

  • PDF Download Icon
  • Research Article
  • 10.21497/sefad.1343627
Arkeolojik Kaynaklar ve Tarihsel Veriler Işığında Kafa Kesme Uygulamaları ve Yorumlanması
  • Jun 30, 2024
  • Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi
  • Serdar Özbilen

Dekapitasyon, başın vücuttan kasıtlı veya kazara ayrılmasını ifade eder. Vücuda eklendiğinde, kafa, toplumda muhtemelen birçok rol ve kimliğe sahip olan bir birey olarak kolayca tanınabilir. Başın kesilmesi, sembolik bir alana geçiş şeklinde pek çok açıdan karmaşık bir olgudur. Başın vücuttan ayrılması, bir anlamda insan formunun bu kısmı için yeni bir yaşam oluşturur. Bu nedenle baş kesme uygulamalarının tarih öncesinden başlayarak tarih boyunca var olduğunu ve buna dair yüklenilen anlamların toplumdan topluma değiştiğini görebilmekteyiz. Bağlı bulunan mekân ve coğrafyaya göre değişkenlik arz eden peri-mortem (ölüm öncesi) ve post-mortem (ölüm sonrası) uygulamaların nasıl yorumlanması gerektiği şeklindeki soruları yanıtlamak gerçekten de zordur. Özellikle bedenden ayrıştırılmış tarih öncesi kafataslarını tarihi devir örneklerine göre yorumlamak çok daha zordur. Sadece arkeolojik veriler ışığında, "kafatası kültü" olarak adlandırılan şey içinde, neyin cenaze ve neyin ganimet olduğunu ayırt etmek imkânsızdır. Bu nedenle arkeolojinin disiplinler arası metot ile antropoloji, biyo-arkeoloji ve etnografya gibi bilim dallarıyla iş birliği halinde olması gerekmektedir. Bu çalışma, arkeolojik kaynaklar ve tarihsel veriler ışığında hem tarih öncesi hem de tarihi devirlerden günümüze kadar bedensiz kafalar hakkında mevcut kanıtların bir araştırmasını, hem de bu kültürlerde kafa kesmenin ve böylece insan formunun bütünlüğünü bozmanın ne anlama geldiğine dair tartışmaları sunmaktadır.

  • Research Article
  • 10.47072/demiryolu.1400421
Aerodinamik Kuvvetlerin Demiryolu Araç Dinamiğine Etkilerinin İncelenmesi
  • Jan 31, 2024
  • Demiryolu Mühendisliği
  • Erbil Bi̇lgi̇n + 1 more

Taşımacılık modları arasında tarihsel gelişim boyunca önemli bir yere sahip olan demiryolu taşımacılığı gelişen teknoloji ile birlikte yüksek hızlarda sağladığı güvenli ve konforlu seyahat ile yolcu taşımacılığı için tercih edilen bir ulaşım aracı haline gelmiştir. Özellikle yolcu taşımacılığında taşıma modları arasında tercih unsuru olan seyahat sürelerinin kısaltılması demiryolu araç gelişim süreçlerinde aerodinamik unsurların ön plana çıkmasına neden olmuştur. 1800 lü yıllardan itibaren başlayan demiryolu araçlarında hızlanma yarışı halen günümüzde devam etmektedir. Enerji verimliliği, sürüş güvenliği, yolcu konforu gibi birçok parametrede etken olan aerodinamik kuvvetlerin etkilerinin daha iyi anlaşılması için birçok çalışma yürütülmektedir, bu çalışma kapsamında literatürde yer alan matematiksel modellerden farklı olarak hem aracın hem de rüzgâr hızının değişken olduğu ve değişken aerodinamik verilerin gerçek zamanlı saha ölçümleri ile toplanması, kompleks bir dinamik simülasyon modeli ile simülasyonların gerçekleştirilmesi ile oluşturulmuştur. Yapılan çalışmada literatüre ilave olarak demiryolu araçlarında aerodinamik etkinin araştırılmasında yeni bir yaklaşım ortaya konulmuştur. Yapılan saha çalışmaları ve analizlerin sonucu olarak da belirlenen ölçüm hattı boyunca tekerlek ray kontağında meydana gelen kuvvet değişimleri irdelenmiştir.

  • Research Article
  • 10.35674/kent.1534780
Kirsten Boie’nin “Everything Will Be Alright” Hikayesinin Göç Bağlamında Mekansal Analizi
  • Mar 15, 2025
  • Kent Akademisi
  • İmren Yıldız

Bu çalışma, Rahaf ve ailesinin Suriye'den Almanya'ya göçünü anlatan Kirsten Boie’nin yazdığı hem İngilizce hem de Almanca-Arapça iki dilli olarak yayınlanan “Everything Will Be Alright” (“Bestimt Wird Alles Gut”) hikayesi aracılığıyla göçmen ve mülteci kimliğinin inşasında mekanın rolünü araştırmaktadır. Çalışma; hikayede tasvir edilen fiziksel, toplumsal ve psikolojik mekanları ve bu mekanların karakterlerin yerinden edilme, kültürel uyum ve kimlik oluşumu deneyimlerini nasıl etkilediğini araştırmaktadır. Nitel olarak desenlenen bu çalışma, özellikle doküman analizi kullanarak Humus'taki aile evi, kabul merkezleri ve Almanya'daki konteyner konutlar gibi çeşitli ortamların sembolik ve gerçek anlamlarını incelemektedir. Deleuze ve Guattari'nin "yersiz yurtsuz beden", Michel Foucault'nun "heterotopya"sı ve Edward Said'in “mekan ve kimlik” perspektiflerinden alınan teorik çerçeveler, mülteci deneyimlerinin karmaşıklığını analiz etmek için kullanılmaktadır. Çalışma, fiziksel yerinden edilmenin, toplumsal izolasyonun ve tanıdık kültürel kurumların eksikliğinin ailenin yerinden edilmişlik hissine ve kimlik krizine nasıl katkıda bulunduğunu vurgulamaktadır. Ayrıca hikayede okul gibi kamusal alanların tasviri, toplumsal bütünleşme için zorlukları ve fırsatları simgeler. Bulgular, göçmen ve mültecilerin duygusal ve psikolojik manzaralarına dair ayrıntılı bir anlayış sağlamayı, yeni bir kültürel ortama uyum sağlamanın zorlukları arasında kimliklerini şekillendirmede mekanın kritik rolünü vurgulamayı amaçlamaktadır.

  • Research Article
  • 10.58634/felsefedunyasi.1122722
DÜŞÜNCE DENEYLERİNİN EPİSTEMOLOJİK STATÜSÜ: GALILEO’NUN PİSA DENEYİNE İLİŞKİN KARŞILAŞTIRMALI BİR ÇALIŞMA
  • Dec 15, 2023
  • Felsefe Dünyası
  • Mustafa Efe Ateş

Düşünce deneylerinden beklenen şeylerden biri de mevcut bilgimizi test etmesi ya da bilgimizi artırmasıdır. Ancak adından da kolayca anlaşılacağı gibi, yalnızca düşüncede yürütülen böyle bir deney, örneğin bize ne şekilde yeni bir bilgi sağlayabilir? Bu zamana kadar söz konusu soruya, bilim felsefesi literatüründe, başlıca beş temel yanıt verilmiştir. Bu makalede, tüm bu yaklaşımların -Platoncu yaklaşım hariç- ortak bir varsayımını ele alacağım. Bu varsayıma göre düşünce deneylerinin tüm yönlerini açıklayabilecek kapsayıcı bir teori bulunmaktadır. Düşünce deneylerinin doğasına ilişkin bu tekçi varsayım, en azından iki yönden oldukça sorunlu görünmektedir. İlk olarak, belirli bir düşünce deneyinin tek bir yaklaşımla açıklanamayan yönleri bulunmaktadır. İkincisi, şimdiye kadar önerilen yaklaşımlar tüm düşünce deneylerini açıklayamamaktadır. Bu iddiaları temellendirmek ve bahsedilen yaklaşımların eksikliklerini belirtmek için Galileo’nun ve Darwin’in öne sürdüğü düşünce deneyi örneklerini ele alacağım. Son olarak çoğulcu bir yaklaşımın düşünce deneylerinin doğasını açıklamada çok daha uygun bir çerçeve sağladığını öne süreceğim.

  • Research Article
  • 10.32955/neujna202591904
Antikolonyal Mimari Bağlamında Cezayir'de Keçiova Camisi’nin Dönüşümü
  • Apr 11, 2025
  • Yakın Mimarlık Dergisi
  • Muhammed İnan + 1 more

Kristof Kolomb’un 1492’de Amerika’yı keşfi, sömürgeciliğin yayılmasına zemin hazırlayarak dünya siyasi tarihinde yeni bir çağ açmıştır. Sömürgeci devletler, finansal ve teknolojik üstünlükleriyle sömürülen bölgeleri kontrol altına alarak ekonomik kazanç sağlamıştır. Avrupa’dan başlayıp dünyaya yayılan sömürgecilik, kapitalizmin doğuşuyla paralel ilerlemiş ve emperyalizmin en yüksek aşamasına ulaşmıştır. Mimaride kolonyalizm genel anlamda yeni bir sentez mimari oluşturmuştur. Bu makale kapsamında incelenen Cezayir örneğinde ilk olarak işgal/fetih durumunun 1830 yılında başlayıp 1962 yılında kadar devam etmesiyle oluşan yeni bir ‘’Sömürge mimarisi’’ karşımıza çıkar. Cezayir’in kendine özgü tarihsel olarak ortaya çıkan kültürel mirasında geleneksel kültürün damgasını taşıyan somut mimari ürünler Fransa’nın işgaliyle birlikte büyük ölçüde zarar görmüş beraberinde eserlerin yok edilmesiyle Cezayir somut mimari kültürün köksüzleştirilerek yerine Fransız üslubundan yeni yapılar inşa edilerek Cezayir kültürü asimilasyona tabi tutulmuşdur. Cezayir’in başkenti Cezayir kentinde yer alan en eski yerleşim yeri olarak bilinen Kasbah yerleşim yerinde yer alıp sembolik bir yapı olma özelliği taşıyan tarihi Keçiova Camisi sömürge dönemi boyunca ilk etkilenen yapı olmuş, değişim ve dönüşüm sürecinin sonunda yıkılıp yerine yeni bir Katolik katedrali inşasıyla ile yerel kültürün en eski temsil yapısının ortadan kaldırılması gerçekleştirilmiştir. Bu değişim-dönüşüm, yıkılıp-yeniden yapılma süreci sonunda başlangıçta kentin en eski camisi iken sonra katedral inşası, yeni bir dini yapı kimliği kazanan yapı Cezayir’in bağımsızlık kazanmasıyla birlikte yeniden camiye dönüştürülmüştür. Bu makalede bu süreç Cezayir kentinin sömürge dönemi genel dönüşümü kapsamında incelenmiş, ülkenin bağımsızlığını (1962) kazanması sonrası bağımsızlığın simgesi haline gelen yapının tekrar camiye dönüştürülme süreci üzerinde durulmuştur.

  • Research Article
  • 10.70674/oi.1595584
Din Arkeolojisi ve Göbekli Tepe, Yazar: Bilal Toprak, (İstanbul: Milel Nihal Yayınları, 2020, 1. Baskı, 335 Sayfa)
  • Mar 28, 2025
  • Ordu İlahiyat
  • Yersultan Alaidar

Bilal Toprak’ın Din Arkeolojisi ve Göbekli Tepe kitabını önemli kılan husus, dinler tarihi ve arkeolojiyi Göbekli Tepe özelinde birleştirerek disiplinler arası din arkeolojisi alanını inşa etme zorunluluğunu iddia etmesidir. Bu süreçte yazar, Göbekli Tepe üzerinden insanlık tarihine; din, kültür, sanat ve sosyal hayat gibi çeşitli açılardan bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşılması gerektiğini gösterir. Yazar için arkeoloji ve dinler tarihindeki geçmişe yönelik indirgemeci ve evrimci teorilerin tümünü çürüten Göbekli Tepe; din, sanat, kültür ve tarih hakkındaki görüşlerimizi kökten değiştiren büyük bir dönüm noktasıdır. Yani Göbekli Tepe’nin bütüncül anlamının ortaya çıkması dünya medeniyet tarihine geniş ve kapsamlı yeni bir dünya görüşü kazandırabilir. Bu nedenle de yazar, somut yapılar ve soyut sembollerle dolu Göbekli Tepe’nin bütüncül anlamının, dinler tarihi ve arkeolojinin birleşmesinden doğan disiplinler arası yeni bir alan olan din arkeolojisi tarafından keşfedilebileceğini düşünmektedir. Bu fikir, Göbekli Tepe’nin bütüncül bir yaklaşımla incelenmesi ile inşa edilmesi gereken din arkeolojisi alanı arasında doğrudan bir ilişki olduğu varsayımına dayanır. Nitekim Göbekli Tepe’nin, din ile maddi kültür arasındaki ilişkiyi açık bir şekilde ortaya koyması da arkeoloji ve dinler tarihi alanlarının ortak bir amaç doğrultusunda birleşmesine imkân tanımaktadır. Bu bağlamda yazar disiplinler arası din arkeolojisini oluşturmanın ön koşulu olarak, her iki alan için ortak yeni bir dilin inşa edilmesi gerektiğini iddia etmektedir. Bu doğrultuda dinler tarihi ve arkeoloji alanlarında üretilen indirgemeci kavramlar ile ideolojik tanımlamalara eleştiriler getirmek suretiyle yeni bir tartışma başlatması eserin önemini daha da arttırmaktadır. Bu kavramların ve tanımlamaların ideolojik ve evrimci yaklaşımlar çerçevesinde üretildiğini belirten yazar, bunların hâlâ yaygın bir şekilde kullanılmasının, farklı toplumların dini inançlarını araştırmada ciddi sorunlar yarattığını vurgulamaktadır. Dinler tarihinde bu sorunlar, “ilkel dinleri” tanımlamak için tercih edilen kavramların içerdiği aşağılayıcı ve ötekileştirici mesajlarda; İslam ve Budizm gibi “dünya dinlerini” ifade etmek için kullanılmasına rağmen aslında Hıristiyan geleneğini temsil eden kavramların indirgemeci boyutlarında kendini göstermektedir. Arkeoloji alanında ise bu durum, onun doğuşundan itibaren ideolojik görevler üstlenmesiyle belirginleşmektedir. Bu eleştirileri yaparken yazarın, Göbekli Tepe'yi bir parametre olarak ele aldığı bilinmektedir. Özellikle bu sorunlu kavramların yerine alternatifler önermesi ya da teklifler sunması, yazarın görüşlerini daha da tutarlı kılmaktadır. Bunların yanı sıra, yazarın arkeoloji ve dinler tarihindeki önemli konuları ve farklı görüşleri ayrıntılı bir şekilde tartışması, kitabın değerini biraz daha artırmaktadır.

  • Book Chapter
  • 10.58830/ozgur.pub686.c2894
Çevik Organizasyonlar ve Değişime Uyum Sağlama Stratejileri
  • Mar 24, 2025
  • Emine Vasfiye Korkmaz

Teknolojide ve ticari faaliyetlerde yaşanan gelişmeler, kurumların gelişen ve değişen ticari şartlara uyum sağlamada daha çevik olmaları gerektiğini gündeme getirmiştir. Küreselleşme, e-ticaret, yaşanan sosyo-ekonomik krizler ve belirsizlik durumlarının artmasıyla yoğun rekabet şartlarında işletmelerin hayatlarına devam edebilmeleri çevik olup, hızlı ve esnek kararlar alabilme ve uygulama potansiyellerine bağlı olmuştur. Hızlı karar alabilme, esnek hareket kabiliyeti, etkin takım çalışması, belirsizlikleri öngörme, yetkinlikler doğrultusunda gelişim, sürekli değişen ve gelişen piyasa şartlarında örgütsel çeviklik için gerekli olan temel bazı yeteneklerdendir. Günümüz dünyasında hızlı, esnek ve etkin kararlar alan işletmeler, krizlere ve işletmelerin karşılaştığı ciddi problemlere yönelik cevap verme kabiliyetleri yüksek olan işletmelerdir. Savaşların, doğal afetlerin, salgınların, ekonomik ve siyasi krizlerin sürekli yaşandığı, piyasalarda belirsizliklerin her geçen gün arttığı günümüz iş dünyasında bu kabiliyetlere sahip olmak, işletmelerin varlıklarını sürdürebilmeleri adına hayati önem taşımaktadır. Günümüzde birçok kurum, kısa, orta ve uzun vadede performans hedeflerini belirleyerek bir dizi değişim girişimini uygulamaya geçirmektedir. Kurumun yeni bir büyüme stratejisinin, iş birimlerine yönelik değişiklerinin, yeni bir satın alma faaliyetinin kuruma entegrasyonun veya faaliyetlere yönelik yeni bir iyileştirme çabasının hayata geçirilmesi kurumları değişmeye, yeni politikalar ve süreçler üretmeye yönlendirmektedir. Bu nedenle çevik organizasyon olmak işletmedeki tüm süreçlerde hızlı, esnek ve etkin olmayı da peşinden getirmektedir. Tedarik zinciri ile ilgili süreçler, bilgi iletişim süreçleri, müşteri merkezli olma, insan kaynaklarına ilişkin süreçler, üretim ve üretim planlamalarına ilişkin süreçlerde uygun stratejiler geliştirerek bunları hızlı bir şekilde hayata geçiren işletmeler, varlıklarını sürdürerek, yaşamları boyunca karşılaştıkları problemlere hızlı ve etkin cevaplar vereceklerdir. Bu bölümde, örgütsel çeviklik terimi kavramsal olarak açıklanarak, kurumların değişimlere ayak uydurmasına ilişkin geliştirebilecekleri stratejiler ele alınacaktır.

  • Research Article
  • 10.21547/jss.1586355
Sürdürülebilir Kalkınma Kapsamında Türkiye'de Çevre Ekonomisine Yönelik Yapılan Harcamaların Değerlendirilmesine Yönelik Yeni Bir Yaklaşım
  • Jan 28, 2025
  • Gaziantep University Journal of Social Sciences
  • Nuh Okumuş

Sürdürülebilir kalkınma, günümüzde hemen hemen tüm gelişmekte olan ülkelerin kalkınma stratejilerinde önemli bir yer tutan çevre politikası ilkesidir. Bu yaklaşım, kalkınmanın sürdürülebilir olması gerektiğini ve bunun gelecekteki nesilleri de gözeten bir süreç olduğunu vurgular. Sürdürülebilir kalkınma, çevre politikalarıyla uyumlu bir şekilde şekillendirilmelidir. Ekonomik büyüme ise, tek başına yeterli ve arzu edilen bir hedef değildir; zenginliğin, ülkeler, bölgeler ve gelir grupları arasında adil bir şekilde dağıtılması ve çevresel değerlere saygı gösterilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, çevresel değerlerin göz ardı edildiği bir büyüme ve kalkınma süreci sürdürülebilir olamaz. Bu nedenle, kalkınmanın sürdürülebilir olabilmesi için ekonomik, sosyal ve çevresel hedefler arasında dengeli bir yaklaşım benimsenmesi şarttır. Ekonomik faaliyetler çevre kirliliğinin başlıca nedeni olmasına rağmen, sürdürülebilir kalkınma modelleri çoğunlukla bu soruna karşı sınırlı veya etkisiz kalmaktadır. Çünkü mevcut sürdürülebilir kalkınma yaklaşımları, harcama, büyüme ve rekabet gibi ekonominin esas yapı taşlarında radikal değişim önermemektedir. Çevre politikalarının başarıyla uygulanabilmesi ve sürekliliğinin sağlanabilmesi için öncelikle çevre sorunlarının doğru bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Sorunlar doğru şekilde tespit edildiğinde, çözüm için kullanılacak araçlar da daha etkili olacaktır. Bu bağlamda, Türkiye için en uygun çevre politikalarının belirlenmesi amacıyla yeni bir yaklaşım önerilmektedir. Bu yaklaşımda, çevre sorunlarına çözüm bulurken alternatifler sunma kavramı kritik bir rol oynamaktadır. Çevresel değerlerin korunmasında ekonominin ön planda tutulması gerektiğinden, tüketim alışkanlıklarında alternatif tercihlerde bulunulması esastır. Bu sayede gereksiz üretim önlenecek ve çevresel tahribatın önüne geçilecektir.

  • Research Article
  • 10.51702/esoguifd.1465457
El-Bâʿisü’l-Hasîs Özelinde İbnü’s-Salah’a Yapılan Katkı ve İtirazlar II
  • Sep 15, 2024
  • Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi
  • Hasan Küçükosman

Bu çalışma Ahmed Muhammed Şâkir’in el-Bâʿisü’l-hasîs adlı şerhini merkeze alarak İbnü’s-Salâh ve İbn Kesîr’in görüşleri üzerinden yapılan katkı ve eleştirileri konu edinmektedir. İbnü’s-Salâh’ın Eşrefiyye medresesinde öğrencilerin istifadesine uygun olarak hazırladığı eseri hadis usulünün atmış beş bölümünü içermektedir. Sistematik yapısı ve kendisinden önce yapılan çalışmaları ele almasıyla ilim sahasında revaç gören çalışması daha sonra pek çok şerh ve ihtisar amacıyla düzenlenmiştir. İbnü’s-Salâh’ın eseri üzerine yapılan bu çalışmalarda pek çok âlimin itirazları da mevcuttur. Bu anlamı ile müstakil eser oluşturmak yerine daha çok İbnü’s-Salâh’ın eseri merkeze alınırken yapılan katkı ve itirazlar ile ilmin canlı kalması sağlanmıştır. Bazı kimselerin iddia ettiği gibi usul ilmi donuk hale gelmemiş her asırda yenilenmeye devam etmiştir. Pek çok farklı görüşün ortaya atıldığı eserler içerisinde ele aldığımız çalışmada İbn Kesîr’in İhtisaru Ulûmi’l-hadîs adlı eseri ve bu eser üzerine Ahmed Muhammed Şâkir’in yaptığı şerh çalışması olan el-Bâʿisü’l-hasîs adlı eseri incelenmiştir. Çalışmamızda gördüğümüz üzere İbn Kesîr’in itirazları daha az iken Ahmed Muhammed Şâkir hem farklı görüşleri ortaya koymuş hem de bunlar arasından seçim yapmıştır. İbn Kesîr’in itirazlarının az olması İbnü’s-Salâh ile yakın dönemde yaşamış olması ile beraber İbnü’s-Salâh’ın hadis alanında ne derece üstün olduğunu da göstermektedir. Zira farklı görüşlerin ortaya atıldığı ya da İbnü’s-Salâh’a itirazların edildiği pek çok yerde hadis âlimlerinin genel görüşü İbnü’s-Salâh’ın görüşü ile örtüşmektedir. Ancak Ahmed Muhammed Şâkir tarafından baktığımız zaman hem hadis tarihinde son döneme girilmiş hem de kendisi İbnü’s-Salâh’a yapılan itirazlara vâkıf olmuştur. Dolayısıyla Ahmed Muhammed Şâkir’in, İbnü’s-Salâh’ın otoritesine rağmen belli noktalarda farklı görüş zikretmekten de geri durmadığı görülmektedir. Ancak itirazlarında saf bir dil kullanmış ve düşüncesinin farklı olduğunu söylemiştir. Bu bağlamda hem İbn Kesîr’in kapalı bıraktığı yerleri açıklamış hem de konu hakkında okuyucuya farklı görüşleri aktarmıştır. Hatta bazı yerlerde İbnü’s-Salâh’ın eserini şerh etme amacı ile detay bilgi vermiştir. Ya da konu hakkında açıklama yaparken İbnü’s-Salâh’ın eserinde geniş biçimde anlatıldığı halde ihtisara alınmayan yerleri aynen zikretmiştir. Yine İbnü’s-Salâh’ın ve İbn Kesîr’in eserine almadığı halde bazı konuların Ahmed Muhammed Şâkir’in şerhinde geçtiği görülmektedir. Ahmed Muhammed Şâkir kimi yerlerde İbn Kesîr’in düşüncesini savunarak İbnü’s-Salâh’a itiraz etmiş kimi zaman da genel olarak hadis ulemasına aykırı olduğu halde bu iki imamın düşüncesini savunmuştur. Bu bağlamda Ahmed Muhammed Şâkir’in çalışması hadis usulü konularında hemen hemen gerekli her bilgiyi barındırmaktadır. Zira Ahmed Muhammed Şâkir hem kendi görüşünü hem de hadis ehlinin görüşlerini aktarmıştır. Aynı şekilde İbnü’s-Salâh’ın tarafında olduğu yerleri de belirterek okuyucuya daha geniş bilgi imkânı sunmaktadır. Bu nedenle araştırmamızda daha çok İbnü’s-Salâh ve Şâkir’in görüşleri ele alınırken konu hakkında tercih imkânı sunulan yerlere de işaret edilmiştir. Kanaatimizce bu yerlerdeki İbnü’s-Salâh’ın görüşleri kendisinden sonra daha çok tercih edilmiştir. Böylece İbnü’s-Salâh’ın hadis usulünde kendisine biçilen öncü kişiliği sabit olmaktadır. Zira hadis usulünde asırlar geçmesine rağmen Ahmed Muhammed Şâkir’in dahi pek çok noktada İbnü’s-Salâh’a muvafık hareket etmiş olması günümüzde de devam eden İbnü’s-Salâh’ın otoritesine işaret etmektedir.

  • Research Article
  • 10.18182/tjf.1653518
Biyolojik çeşitliliği korumak için yeni bir politika aracı: Diğer etkili alan bazlı koruma önlemleri
  • Jun 30, 2025
  • Turkish Journal of Forestry | Türkiye Ormancılık Dergisi
  • Yunus Aydın + 1 more

Korunan alan uygulamaları, biyoçeşitlilik kaybının önlenmesi için dünyada yaygın olarak tercih edilen alan temelli bir koruma önlemidir. Ancak korunan alanların yaklaşık bir asırdır birincil koruma stratejisi olmasına rağmen, biyolojik çeşitliliğin azalmakta olduğu ve istenilen koruma hedeflerine ulaşılmasında bu araçların yeterli olamayacağı gerçeği ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, bu alanlar için ek farklı koruma araçlarının geliştirilmesi çabaları başlatılmıştır. Bu gelişmeler kapsamında Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesine taraf olan ülkeler, biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı için belirlenen küresel amaç ve hedeflere ulaşma aracı olarak geleneksel korunan uygulamalarının yanına “Diğer Etkili Alan Bazlı Koruma Önlemlerini (OECMs: Other Effective Area-Based Conservation Measures-2010) de eklemişlerdir. Bu çalışmada biyolojik çeşitlilik kaybı ile mücadelede yeni bir in-situ koruma yaklaşımı olarak ortaya çıkan OECMs kavramının; tanımı, tarihçesi, koruma değerleri, güncel uygulamalar, biyolojik çeşitliliği korumadaki rolü ve sağlayacağı katkılar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Doğayı insanlarla birlikte koruma anlayışı içeren OECMs’ler, daha geniş katılımla daha geniş alanlarda biyoçeşitliliğin korunması fırsatını yaratmaktadır. Ayrıca OECMs alanlarının sadece kendi aralarında değil, korunan alanlar arasında da bağlantılar sağlayarak küresel koruma sistemlerinin genel etkinliğini artıracağı değerlendirilmektedir. OECMs’lerin, korumanın temel taşı olan “Korunan Alanlar” için rakip bir araç olmadığı aksine mevcut koruma sistemine önemli katkı sağlayacağı ve tamamlayıcı bir rol oluşturacağı ortaya çıkmaktadır. Türkiye açısından ise OECMs tanımı ve kriterlerini karşılayabilecek birçok karasal ve deniz alanının var olabileceği değerlendirilmektedir. Ancak, bu yeni koruma aracının hem küresel hem de yerel düzeyde yaygınlaşmasını sağlayacak politikalara, rehberliklere, finansal desteklere ve araştırmalara ihtiyaç vardır.

  • Research Article
  • 10.55609/yenimedya.1457449
Dijitalleşen Realite Şovlara ve Gösteri Toplumuna Performatif Yaklaşım: RealiTuber ve RealiToker
  • Jun 7, 2024
  • Yeni Medya Dergisi
  • Gökhan Kömür

Bu araştırma, televizyona özgü bir tabloid tür olduğu varsayılan realite şov yayıncılığının bağlamını geleneksel kitle ekranından, çağdaş kitlesel-öz ekranlara taşıyan yenilikçi bir değerlendirme çerçevesine odaklanır. Sinoptikondan omniptikona geçişle birlikte her an, her yerdeleşen gösteri performansları hem Debord’un hem de Goffman’ın performatif yaklaşımları çerçevesinde Realite Şovlara yeni bir kavramsal açıklama geliştirmenin imkanlarını barındırır. Realite Şovlar, artık yalnızca Survivor, Yemekteyiz, Master Chief, Kısmetse Olur, Yetenek Sizsiniz, O Ses Türkiye, Müge Anlı vs. programlarla sınırlı olmaksızın neredeyse YouTube ve TikTok’un tüm yayın performanslarına dağılmış durumdadır. Bu koşullar altında, çoğunluğun azınlığı izlediği sinoptik gözetimden herkesin herkesi (birbirini) izlediği omniptik bir şov (gösteri) performansına geçiş söz konusudur. Çünkü hem içeriğin üretimi hem de izleme deneyimi açısından farklılaşan bu performatif yapı, bir YouTuber ya da TikToker’ı seyreden milyonların ötesinde, günlük hikayeler (story) ve kısa videolarla birbirlerini gözetleyen milyonları kavramsallaştırmak için önemlidir. Bu yönüyle YouTuber ya da TikToker olarak kavramsallaştırmaya alışık olduğumuz sosyal medya göstericilerini, toplumsal misyonları paralelinde RealiTuber ve RealiToker olarak yeniden kavramsallaştırmak gerekecektir. Bu araştırma, YouTube ve TikTok sahnesinde gösterileşen toplumsal performansların klasik realite şov yaklaşımı çerçevesiyle kesişimlerini saptamaya çalışmakta ve aslında topyekun bir şovun yaşanmakta olduğuna dikkat çekmektedir. Bu nedenle çalışmanın temel amacı sosyal medyanın mikro-ünlü sistemi olan YouTuber ve TikToker gibi popüler içerik üreticileri ile birlikte, büyük ya da küçük bir seyirci (takipçi) kitlesine sahip olan tüm sıradan kullanıcıları da kavramsallaştırarak yeni bir kimlik tanımlaması geliştirmektir. Çünkü realite şovun üretimi olan tele-yaşamlar, yalnızca mikro-ünlülerin değil tüm sosyal medya kullanıcıların deneyimlediği bir gösteri formatı olarak biçimlenmektedir

  • Research Article
  • 10.24012/dumf.1496080
Mum Çubuğu Grafik Gösterimi, Minimum Artıklık Maksimum İlgililik Algoritması ve XGBoost Modeline Dayalı Rüzgâr Hızı Tahmini
  • Mar 26, 2025
  • DÜMF Mühendislik Dergisi
  • Seçkin Karasu

Günümüz elektrik şebekelerinde fosil enerji kaynaklarına bağımlılığı azaltmak için yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin sayısı giderek artmaktadır. Rüzgâr türbinleri (RT) sayesinde rüzgâr enerjisi elektrik enerjisine çevrilmekte ve RT’lerin günlük elektrik ihtiyacını karşılama noktasında elektrik şebekesine entegrasyonu sağlanmaktadır. RT’nin yüksekliği, rüzgâr türbininin kanat yapısı, jeneratör çıkış gücü, mekanik ve elektrik dönüştürücü verimliliği gibi iç faktörler ile birlikte rüzgâr hızı ve yönü gibi dış faktörlere bağlı olarak RT’nin çıkış gücü etkilenmektedir. Rüzgâr hızını tahmin etmek rüzgâr çiftliği operatörlerinin elektrik üretimini optimize etmesine olanak tanımaktadır. Bu sayede rüzgâr enerjisi elektrik şebekesine daha iyi entegre edilebilmektedir. Mevcut çalışmalar, kısa vadeli tahmin yaklaşımlarının doğruluk açısından yetersiz kaldığını ve rüzgâr hızının doğrusal olmayan ve stokastik doğasının tam anlamıyla modellenemediğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle, tekil modeller yerine hibrit modellerin kullanımı giderek yaygınlaşmakta ve daha yüksek tahmin performansı sağlamak amacıyla tercih edilmektedir. Bu çalışmada, rüzgâr hızını tahmin etmek için mum çubuğu gösterimi, özniteliklerin Minimum Artıklık Maksimum Uygunluk (Minimum Redundancy Maximum Relevance-MRMR) yaklaşımı ile değerlendirildiği XGBoost modeline dayalı yeni bir yöntem önerilmektedir. RT’de bulunan Merkezi Denetleme Kontrol ve Veri Toplama (SCADA) sisteminden 10 dakikalık örnekleme zamanı için 1 yıllık zaman dilimi içerisinde toplanan veri seti kullanılmaktadır. Veri seti öncelikle önişleme adımından geçirilerek rüzgâr yönü, rüzgâr hızı dağılımı gibi değerler ile istatistiksel değerlere bakılmaktadır. Daha sonra zaman serisine mum çubuğu gösterimi işlem adımı uygulanmaktadır. Elde edilen mum çubuğu gösterimi için trend ve osilatör tabanlı öznitelikler uygulanarak MRMR yaklaşımı ile öznitelik grubu değerlendirilmiştir. XGBoost yöntemi ile rüzgâr hızı tahmin modeli oluşturulmakta ve model karmaşıklığının az ve tahmin hatasının en düşük olduğu durum elde edilmektedir. Özellikle mum çubuğu grafik gösterimine dayalı olarak önerilen bu hibrit yaklaşım, kısa vadeli rüzgâr hızı tahmininde doğruluğu artırmayı ve geleneksel yöntemlerin sınırlamalarını aşmayı hedeflemektedir. Önerilen yöntem, tüm diğer modellere göre en düşük hata oranı (RMSE: 0.0644) ve en yüksek korelasyon katsayısı (R: 0.8601) ile en iyi performansı göstermektedir. Bu, modelin hem doğruluk hem de hata oranı açısından üstün olduğunu göstermektedir.

  • Research Article
  • 10.48070/erciyesakademi.1622593
KENDİNİ KURGULAMAK: CADILAR BELGESELİNDE DENEMECİ PRATİK, EDİMSELLİK, KATILMA VE KOLAJ ÜZERİNE
  • Jun 30, 2025
  • Erciyes Akademi
  • Semra Civelek

Cadılar (Witches, 2024) belgeselinde Elizabeth Sankey, hem kendi deneyiminin hem de kendisiyle benzer deneyime sahip olan doğum sonrası depresyon ve psikoz yaşayan çeşitli kadınların deneyimlerinin paylaşıldığı bir platform yaratır. Film temelde, yönetmenin kişisel deneyimiyle yüzleşme ediminin ve bu deneyimi aktarmanın aracısı haline gelir. Benzer deneyimi yaşayan diğer kadınlarla aynı zeminde buluşmanın, yaşanılan deneyimin ortak ve farklı yönlerini ve nasıl bir duygu edimine yol açtığını müzakere edebilmenin imkanlılığı, yönetmenin belgeselde yer alan toplumsal oyunculardan biri haline gelmesiyle gerçekleşir. Yönetmenin anlatı içerisindeki performansı salt toplumsal oyuncu olarak varlığını kapsamaz; yönetmen kurgusal yeniden canlandırmanın olduğu kısımlarda kurgusal bir karakter-oyuncu haline de gelir. Cadılığın ve yanı sıra psikolojik sorunlar yaşayan çeşitli kadın karakterlerin temsil edildiği çok sayıda filmden alınan kesitlerden yola çıkılarak kolaj yöntemiyle oluşturulan kısımlar, hem buluntu filmin montaj türlerinden biri olan kolajın kullanımını içermesi açısından hem arşivsel bir pratiğe işaret etmesi açısından hem de tüm bu unsurların deneme filme işaret edecek biçimde yönetmenin öznel görüşlerini ve deneyimini aktarmasına olanak sağlayan mesafesiz ve kişisel bir dış ses eşliğinde düzenlenmesi açısından dikkate değerdir. Yönetmen, kolaj yöntemiyle yeniden düzenlediği çeşitli film kesitlerinin işaret ettiği temsiller ile hem kendi hem de diğer kadınların psikoz deneyimleri arasında ilişki kurarak, bu temsilleri bağlamından koparır ve kendi deneyimi için bir ifade aracı haline getirerek bir tür kendine mal etme eylemi gerçekleştirir. Deneme film pratiği içerisine de dahil edilebilecek olan Cadılar belgeselinin anlatısal ve biçimsel unsurları betimleyici bir analize tabi tutulur. Bu minvalde Cadılar, belgesel anlatısında edimsel ve katılımcı biçemin, kolaj ve kendine mal etme yöntemleri ile kurduğu yenileyici ilişkiye dair verimli bir alan sunar.

Save Icon
Up Arrow
Open/Close
  • Ask R Discovery Star icon
  • Chat PDF Star icon

AI summaries and top papers from 250M+ research sources.