NUREDDÎN EL-HÂŞİMÎ VE YEVME BEKÂ EŞ-ŞEYTÂN ADLI KISA ÖYKÜ KİTABI
Modern Arap edebiyatına yeni bir tür olarak Mısır üzerinden giren kısa öykü, önce burada ardından diğer Arap ülkelerinde benimsenerek ilk örneklerini vermiştir. Kısa öyküden çok daha geç bir zamanda yine Mısır’la birlikte Arap dünyasıyla buluşan (modern anlamda) çocuk edebiyatı önce şiir ve hikâye türünden eserler vermiş, daha sonra kısa öyküde de gelişmiştir. Kimi yazarlar çocuk edebiyatına kısa öyküyle giriş yapmış ve yaptıkları çalışmalarla öne çıkmışlardır. Günümüz Arap edebiyatında bu yönüyle öne çıkan yazarlardan biri de Suriyeli yazar Nureddîn el-Hâşimî’dir. Bu çalışmada Arap çocuk edebiyatına çok sayıda çalışmasıyla katkıda bulunan Suriyeli yazar Nureddîn el-Hâşimî’nin hayatı ve eserleri ele alınmıştır. Yazarın yayınlanmış altı öykü koleksiyonundan biri olan “Yevme Bekâ eş-Şeytân/يوم بكى الشيطان” adlı öykü kitabı da bu çalışma çerçevesinde içerik bakımından incelenmiştir. Kitapta yer alan yirmi üç öykü ismen, bunlar arasından on beş öykü detaylı olarak tanıtılmıştır. Ayrıca kitabın ilk öyküsü olan “Sürâh/صراخ” ve on beşinci sırada yer alan “Decâcu’l-Vezîr /دجاج الوزير” adlı kısa öyküsü edebî yönüyle ele alınmış, öykünün hem özetine hem çevirisine yer verilmiştir.
- Research Article
1
- 10.29110/soylemdergi.760335
- Dec 29, 2020
- Söylem Filoloji Dergisi
1980’li yıllarda, adını Arap sözcüğünün hecelerinin yer değiştirilmesiyle elde edilen Verlan Dili ile bu süreçte gelişen Beur Yazını, yeni bir yazar kuşağını yazın evrenine taşımıştır. Beur yazını, Kuzey Afrika kökenli ya da Fransa'da doğup büyüyen Kuzey Afrika göçerlerinin özgün söylemidir. Göçün etkisiyle sömürgecilik sonrası ortaya çıkan bu yazınsal akımın romanlarının genç anlatı kişileri, sürekli bir iç çatışma içinde olup, iki ekin, iki yaşam ve iki toplum arasında algılanan göç acısı, eşitsizlik ve sömürgeleştirme duygusu içinde parçalanırlar. Özellikle 2005 yılından başlayarak, Yörekent Yazını, daha sonra da Çağdaş Kent Yazını ya da Dünya-Yazını olarak tanımlanan metinler, yazın ve dilbilim dünyasında bütünüyle yeni bir araştırma ve eleştiri nesnesi olarak belirmiştir. Beur Yazını romanlarında yazar, farklı kökenlerden, ekinlerden ve Arapça, Berber, Afrika ve Karayip ile Çingene dillerinden oluşan toplulukların dil uygulamalarını birlikte kullanarak çoğul ve karma yeni bir dilsel / söylemsel uzam oluşturmuştur. Biz bu çalışmada Mağrip ülkelerinden ulusötesi göç sonrası Fransa’da gelişen Beur yazını ve Verlan dilini, tarihsel ve kuramsal bağlamda incelemeyi amaçlıyoruz. Beur literature and Verlan language: North African Mover Discourse in France In the 1980s, Beur literature, whose name was derived by the displacement of syllables of the Arabic word, referred to as the Verlan language, carried a new generation of writers into the literary universe. Beur literature is the narrative language of North African movers/immigrants of North African descent or born and raised in France. The young narrative persons of the novels of this literary current, which are brought about by the influence of mobility, are in constant internal conflict, falling apart in a sense of perceived mobility burden, inequality, and colonization between two cultures, two lives, and two societies. Especially beginning in 2005, texts described as suburban literature have emerged as an entirely new object of research and criticism in the world of literature and linguistics. In Beur literature novels, the author has created a new linguistic space, plural and mixed, using the linguistic practices of communities of different origins, cultures and languages such as Arabic, Berber, African and Caribbean languages, and the languages of the Gypsy genre together. In this study, we aim to focus on the main aspects of bilingualism, multiculturalism, the search for identity, double alienation, expatriation, acculturation and harmony that the representatives of this paper focus on, after examining the Beur literature that developed in the Francophone literature with its historical and theoretical dimensions.
- Single Book
- 10.5152/7500
- Aug 9, 2024
Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi olan kitap yazarlarından iki hocamız hem yüksek lisans hem de doktora tezlerini Toprak İlmi ve Ekoloji alanında yaptı. Anabilim Dalının adında vurgulandığı gibi toprak, ekolojinin sıradan bir ögesi olmayıp Türkiye şartları için ayrıca önem arz eden bir alandır. Toprak eğitimiyle olan ilişkileri Toprak ilmi derslerinin uygulamalarına katılmalarıyla başladı. Daha sonra ise önlisans, lisans ve lisansüstü derslerinde çeşitli toprak konularını işleyerek toprak bilgisi öğretimine devam ettiler. Geçen yıllar içinde Türkiye’nin doğal toprakları üzerine gözlem, deney ve araştırmaları sürdürdüler. Kitap yazarı bir hocamız da peyzaj mimarlığı bölümünde ülkemizde yeni yeni değeri anlaşılmaya başlanan kent yeşil alanları içerisinde gün geçtikçe genişleyen çatı bahçesi üzerine doktora yapmış, yetiştirme ortamlarının hazırlanması konusunda deneyim ve birikimlerini lisans ve lisansüstünde dersleri kapsamında paylaşmıştır. Okumakta olduğunuz metin söz konusu belirtilen gözlemlerin, deneylerin, deneyimlerin ve birikimlerin bir araya getirilmesiyle varlık kazandı. Yazarlar, çalışmalarının önemli kısmında toprağı ekolojinin bir ögesi olarak kullandı. Yazarların bilim hayatındaki genel ekolojik yaklaşımları bu kitabın yazımında bir bakış açısı olarak yansıtılmıştır. Yazarların Türkiye’nin doğal toprakları üzerine çalışmaları devam ederken İstanbul’un kent yeşil alanlarını ihmal ettiklerini kendilerine itiraf etmişlerdir. Bu öz değerlendirme kitap yazımında itici bir güç niteliğinde olmuştur. Bu görevi daha fazla ötelenemeyeceği anlayışıyla bu kitabı yazma fikri olgunlaşmıştır. Üniversitemizin Cumhuriyetin 100. yılı nedeniyle hazırladığı 100. Yıl Kitap Projesi bunun için önemli fırsat olarak görülmüştür. Çünkü Üniversitemizin kitap basma olanağı bulunmadığından öğretim üyeleri ders kitaplarını dahi dışarıda yayınlamak zorunda kalmışlardır. Kent yeşil alanlarının toprak bilgisi isimli bir kitapta daha sonra da belirtileceği gibi bitki odaklı yazmak istiyorduk. Çünkü kent yeşil alanlarının toprak bilgisi yaygın olarak bitkiler için kullanılmaktaydı. Ayrıca söz konusu toprak ve bitki veya bitkilerin ekosistemin bir parçası olduğu konusunu dikkate alarak metni yazmaya çalıştık. Kent yeşil alanları çeşitli bilim alanlarının çalışma konusu olduğundan ilgili alanların bakış açısını daha fazla yansıtmak için de çaba harcadık. Kitapta bazı kavramların farklı bilim alanlarında kullanımlarının verilmesi söz konusu alanların birikimlerini de metne yansıtmanın bir göstergesi niteliğindedir. Bu amaçla çok farklı meslek mensuplarının eserde yer alan konularla ilgili çalışmaları kullanılmıştır. Kitabı yazarken, ülkemizin kent yeşil alan toprakları üzerine sınırlı çalışma yapılması önemli kısıtımızdı. Bununla birlikte, doğal topraklar konusunda birikimimiz, kent yeşil alanlarında yaptığımız gözlem ve çalışmalar, kent yeşil alanlarında sorun yaşayanların anlatıları gibi güçlü yönlerimizle kitabı yazmaya çalıştık. Kitabın en önemli amacı, doğrudan kent yeşil alan topraklarının kısaca kent topraklarının ülkemizde bir uzmanlık alanına dönüşmesinin gerekliliğini, daha fazla öğretim üyesinin (farklı alanlardan olmak üzere) kent yeşil alan topraklarına yönelmesini ve kent yönetiminde bulunan çeşitli meslek mensuplarının kent topraklarının farklı özellikleri olduğu bilinci ile kent toprakları yönetiminin de farklılaşmasının gerekliliğini kamuoyuna taşımaktır. Bu açıdan kitabımızın bir başlangıç olduğuna inanmaktayız. Onun için bu çalışma, önümüzdeki yıllarda yeni çalışmalarla beslenecek yeni konuların eklenmesiyle gelişecek bir metin olarak kendini göstermektedir. Genelde, toprak kitaplarının yazımında hangi arazi kullanımına odaklanıldıysa doğal olarak örnekler ilgili arazi kullanımından verilmektedir. Örneğin Orman Fakültesi Toprak İlmi1 kitaplarında örnekler genelde orman alanlarından verilirken Ziraat Fakültelerinde örnekler tarım toprakları üzerinden verilmiştir. Bu durum son derece anlaşılırdır. Arazi kullanımları genel bir çerçevede sınıflandırıldığında orman alanları, tarım alanları, mera alanları ve yerleşim alanları olarak belirtilmektedir. Arazi kullanımlarına göre toprak bilgileri de çeşitlenmektedir. Genel bir toprak bilgisinin yanı sıra orman topraklarından, tarım topraklarından, mera topraklarından ya da kent topraklarından söz etmek mümkündür. Okumakta olduğunuz metin ise doğrudan yerleşim yerlerinde değişime uğratılan alanlara yönelik toprak bilgisini esas almaktadır. Yerleşim alanlarının şekillenmesinde insan faaliyetleri önemli bir etkiye sahiptir. Kent ortamlarında gerek altyapı gerekse üstyapı çalışmaları ile önemli bir baskı söz konusudur. Baskı altında bulunan bu alanlar yol kenarları, caddelerin etrafı, parklar, çim alanları, çeşitli bahçelerden ev içindeki saksı ya da balkonda bulunan topraklara kadar çeşitlenmektedir. Söz konusu bu alanların hepsi toprak bilgisi gerektirmektedir. Elinizdeki kitap doğrudan bu alanların topraklarına yönelik hazırlanmıştır. Ayrıca, toprak bilgileri anlatılırken toprak-bitki ilişkileri dikkate alınmıştır. Kitap, geleneksel anlayış yerine toprak – bitki, toprak – besin/su, yetişme ortamı – besin/su ve karışım maddeleri – besin/su ilişkileri kent yeşil alanlarındaki toprak bilgisi ihtiyacı gözetilerek yazılmıştır. Bunun yanı sıra doğal toprak özelliklerinin bilinmesinin kent topraklarında yapılacak uygulamalara önemli bir yaklaşım sunacağı düşüncesinin metnin her yerinde hakim olmasına özen gösterilmiştir. Ayrıca kitap, kent yeşil alanlarının topraklarıyla ilişkisi olan peyzaj mimarlığı, orman mühendisliği, mimarlık, şehir planlamacılığı, süs bitkileri yetiştiriciliği, yeşil alan sulamasıyla ilgilenenlere kuramsal ve uygulamaya yönelik bilgiler sunmaktadır. Kitapta bu alanlarda üretilen bilgiler ve yapılan tanımlar da kullanılmıştır. Metnin bazı yerlerinde “Toprak” ifadesiyle bitkilendirme ortamlarında bulunan, dışarıdan getirilen veya karışımla oluşturulan bitkilerin yetiştirildiği toprak kastedilmiştir. “Bitki” ise kent yeşil alanlarında kullanılan tüm bitki türlerini ifade etmektedir. Toprakla ilgili terimler ve konular açıklanırken belirtilen alanlar içinde örnekler verilmiştir. Kitabın yazılmasında dikkat edilen en önemli konulardan bir tanesi de terimlerin kullanımıdır. Yazım sırasında, Türkçenin bütün olanakları kullanılmış, Türk Dil Kurumunun yazım kurallarına genel sözcüklerde uyulmuş, terimlerin yazılışında ise ormancılık bilimleri dilindeki kullanımları tercih edilmiştir. Birçok yayında parantez içinde geçen dilimize ait terimler karşılaştırılarak okuyucuya doğrudan aktarılmıştır. Böylece kitabın daha anlaşılabilir olmasına çalışılmıştır. Metnin farklı bilim dalları ile ilgili olması bu işi zorlaştırmış olmakla birlikte söz konusu bütün alanların konuyla ilgili kullandığı terimlere açıklanarak kitapta yer verilmeye özen gösterilmiştir. Kitaptaki ilk sekiz konuda bitki - toprak ilişkileri bağlamında temel toprak bilgilerine yer verilirken, daha sonraki beş konuda oluşturulacak yetiştirme ortamına ve son iki konuda ise sorunlara ve çözüm yollarına yer verilmiştir. Böylece yapay alanlarda bitki yetiştirme ortamlarının toprak kısmının hazırlanması, bakımı ve sorunlarının çözümüne yönelik bir eser ortaya konulmaya çalışılmıştır. Kitabın yapılandırılması, kent toprakları bağlamında kent yeşil alanlarının yönetimi, bakımı ve işlevlerinin anlaşılmasına hizmet edecek bilgiler esas alınarak oluşturulmuştur. Bölümlerin odaklandığı konular aşağıda sunulmuştur. Bununla birlikte bu kitap toprak bilgisinin tüm konularını içermemektedir. Örneğin kitapta kent topraklarının yönetimi, kent topraklarının verimliliği, toprak solunumu gibi konulara yer verilmemiştir. Kitabın konu başlıkları öncelikle, hedef okuyuculara göre seçilmiş ve ilgili konunun temel metinlere ve en güncel bilgilere dayanılarak yazılması amaçlanmıştır. Birinci bölümde kent yeşil alanlarının oluşmasında önemli etkileri olan kentleşme konusu Türkiye özelinde verilmiştir. Daha sonra ise kent yeşil alanlarının toprak özellikleri üzerine yapılan sınırlı sayıda çalışmayla ilgili bilgiler sunulmuştur. İkinci bölüm kent yeşil alanlarının sınıflandırılmasına ayrılmıştır. Öncelikle kent kavramı ve yeşil alan kavramları üzerinde durulmuştur. Daha sonra ise önerilen kent yeşil alanları sınıflandırması yapılmış, bu kapsamda yeşil alan türleri belirtilmiş ve yeşil alan hesabıyla ilgili bilgiler sunulmuştur. Böylece kitaba konu olan toprak bilgisiyle hangi toprakların kastedildiği ortaya koyulmuştur. Üçüncü ve dördüncü bölümlerde ise geleneksel toprak kitaplarında yer alan toprağın fiziksel ve kimyasal özelliklerine yer verilmiştir. Bu bölümlerde geleneksel toprak bilgisine yer ayrılsa da kent topraklarının fiziksel ve kimyasal özellikleriyle ilgili bilgilere de yer verilerek ikinci bölümde belirtilen kent yeşil alan topraklarında yapılacak uygulamalara kavramsal bir altlık oluşturulmaya çalışılmıştır. Beşinci bölüm ise toprağın en önemli kısımlarından biri olan organik maddeye ayrılmıştır. Doğal topraklarda organik madde çok önemli olduğu gibi insan etkisi altında veya karışımlar yoluyla oluşturulan yetiştirme ortamları için de organik madde son derece önemlidir. Toprakta yaşanan çeşitli süreçleri doğrudan etkilemesi, toprağın iyileştirilmesinde kullanılması ve kent yeşil alanlarında en önemli müdahale maddesi olması açısından kitapta yer almıştır. Altıncı bölümde yine yukarıda belirtilen bölümler gibi geleneksel toprak kitaplarında yer verilen toprak canlıları bilgileri de bu metinde yerini almıştır. Türkiye’de kent yeşil alanlarının toprak canlıları üzerine yapılan çok sınırlı çalışmalar bulunduğundan geleneksel bilgilere yer verilmesi ile yetinilmiştir. Kent yeşil alanlarının canlı faaliyetlerinin bilinmesi toprağa yapılacak iyileştirme çalışmalarına katkı sağlayacaktır. Yedinci bölümde ise geleneksel toprak kitaplarında ve toprak fiziği kitaplarında yer aldığı şekilde toprak suyu ve süreçlerine yönelik bilgiler bulunmaktadır. Doğal süreçlerde yaşanan ve tanımlanan kavram ve bilgiler bu bölümde sunularak kent yeşil alanlarının su bütçesinin anlaşılması sağlanmış ve yapılacak sulama faaliyetlerinin kavramsal alt yapısı hazırlanmıştır. Sekizinci bölümde toprağın besin maddesi, bütçesi ve gübrelemeler üzerine odaklanılmıştır. Kent yeşil alanlarının önemli kısmında besin maddesi sorunları yaşanabileceği ve buna bağlı olarak gübreleme yapılması gerekliliği oluşmaktadır. Özellikle gerek yeni yeşil alanların tesisinde, yeşil alan veya toprak onarımında gerekse karışımlarda gübrenin kullanılması toprakların besin maddesi bütçesi ve gübrelemeyi ayrı bir başlık altında sunmak açısından önemli dayanaklardır. Dokuzuncu ve onuncu bölümler kitabın özgün değerini arttıran bölümler olarak görülebilir. Bu bölümde toprak ortamı oluşturulurken inorganik ve organik maddelerin özellikleri incelenmiştir. Bununla birlikte başta fidan üretimi olmak üzere, yeşil alanların tamamında söz konusu karışımlarda kullanılan maddelerin özelliklerinin bilinmesi gerekmektedir. Bu bölümler belirtilen bilgi açığını kapatmak için düzenlenmiştir. Onbirinci bölüm ise “Toprak Bitki Etkileşimi”nin yer verildiği önemli bir bölümdür. Doğal alanlarda yaşanan süreçler anlatılarak yeşil alanlarda yapılacak uygulamalara yön verecek bilgiler sunulmaya çalışılmıştır. Böylece yeşil alanların oluşturulması veya mevcutlarının bakım ve iyileştirilmesinde bu bölüm bilgileri önemli katkılar sağlayacaktır. Bir önceki bölüme benzer şekilde onikinci bölümde “Toprak Su Etkileşimi ve Sulama Bütçesi” başlığı altında toprak-su ilişkileri ele alınmıştır. Her ne kadar sulama başlıklı çeşitli yayınlar bulunmakla birlikte bu bölüm kent yeşil alanları odaklı yazılmıştır. Onüçüncü bölümde ise doğrudan yaygın görülen yeşil alan toprak sorunlarına yer verilerek “Bitkiler Açısından Toprak Sorunları” ismiyle sunulmuştur. Burada bitkilerin yaşamını sınırlandıran, gelişimini engelleyen ve müdahale gerektiren sorunlar ele alınmıştır. Böylece kent yeşil alan toprak bilgisinin kullanımıyla ilgili bilgilere yer verilmiştir. Ondördüncü bölüm ise geleneksel toprak kaynaklarında analiz yöntemleri olarak ele alınmakta bu çalışmada ise “Toprak Analizleri ve Yorumları” başlığıyla bölüm olarak sunulmuştur. Toprak analizleriyle ilgili genel bilgiler verilmiş ve yorumlanmalarında dikkat edilecek konular ele alınmıştır. Onbeşinci bölümün başlığı “Toprak Sağlığı ve Korunması” olarak verilmiştir. Bu başlık altında kent topraklarının önemi ve buna dayanarak yapılacak yönetim ve uygulamalar sunulmuş, toprağın iyileştirilmesi, bakımı gibi konulara yer verilerek toprakların korunmasına odaklanılmıştır. Kitabın yazımı aşamasında taslak metinleri okuyarak ve bitki isimlerini denetleyerek katkı sağlayan Doç. Dr. Ece SEVGİ’ye ve Doç. Dr. Hatice YILMAZ’a teşekkür ederiz. Ayrıca Doç. Dr. Hatice YILMAZ yayınlanmak üzere olan kitabında yer alan bazı otsu türlerin yetişme ortamı isteklerini paylaştığından dolayı teşekkür ederiz. Bazı kavram ve terimler konusunda görüşlerini cömertce paylaşan Doç. Dr. Serdar AKBURAK’a ve Dr. Alper Gün ÖZTURNA’ya teşekkür ederiz. Kent yeşil alan birimlerine yönelik örneklerin verilmesinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Coğrafi Bilgi Sistemi Müdürlüğüne tarafımıza (metinde İBB Şehir Haritası, 2023 şeklinde atıf yapılmış) harita fotoğrafları kullanma iznini (02.10.2023 tarihli ve 796831 Sayılı) verdikleri için teşekkür ederiz. Çizelge 1’i kullanma izni veren Avrasya Terim Dergisi yetkililerine, Prof. Dr. Ünal AKKEMİK ve Muhibe Aslı ALP’a, Şekil 6’yı kullanma izni veren Orman Yüksek Mühendisi Hüseyin BALKAN’a kitabımızı verdikleri destekten dolayı teşekkür ederiz. Bütün kitapların tamamlanmamış olduğuna yönelik inancımızdan kendi kitabımızda muaf değildir. Dolayısıyla kitapta bizden kaynaklanan ve tarafımızca belirlenememiş hatalar veya eksiklerin varlığını peşinen kabul ettiğimizi açıkça belirtmek isteriz. Söz konusu eksiklikleri varsa yanlışları bizlerle paylaşarak daha sonraki baskıların niteliğini arttıracak geri dönüşleri minnettarlıkla karşılayacağız. Kitabın kent yeşil alanları mevcutlarının korunmasına, iyileştirilmesine ve yeni kent yeşil alanlarının oluşturulması konusunda emek harcayanlara katkısı olması dileğiyle ilgililerine sunulmuştur.
- Research Article
- 10.46353/k7auifd.1639461
- Jun 30, 2025
- Kilis 7 December University Journal of Theology
Bu araştırmada, Endülüs döneminin önemli ediplerinden biri olan İbn Abdürabbih'in (ö. 328/940) kaleme aldığı el-‘Ikd adlı eserinin aruz ilmi ile ilgili bölümü kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. el-‘Ikd, Arap edebiyatı açısından büyük önem taşıyan ansiklopedik bir eserdir ve içerdiği zengin bilgi birikimiyle hem edebiyat hem de dilbilim açısından kıymetli bir kaynaktır. İbn Abdürabbih, eserin "Kitâbu’l-Cevherati's-Sâniyeti fi'l-‘Arûdi ve'l-Kavâfî" başlıklı on dokuzuncu bölümünde aruz ilmi ve kafiye düzeni konularına geniş yer ayırarak Arap şiirinin yapısal analizini gerçekleştirmiştir. Makalenin temel amacı, bu bölümde sunulan aruz bilgilerini ortaya koymak, İbn Abdürabbih'in bu alandaki metodolojisini değerlendirmek ve Halil b. Ahmed el-Ferâhîdî’nin Kitâbu’l-‘Arûd’una yaptığı atıfların önemini göstermektir. Halil b. Ahmed’in bu eseri günümüze ulaşmamış olduğu için, el-‘Ikd’da yer alan alıntılar, bu kayıp eser hakkında değerli bilgiler sunmaktadır. Araştırmada kaynak olarak temel ansiklopedik eserlerin yanı sıra el-‘Ikd’ın yazma nüshaları incelenerek karşılaştırılmaya çalışılmış, eserin matbu nüshalarının incelenmesiyle yetinilmemiştir. Bu bağlamda çevrimiçi yazma eser katalogları gibi internet kaynaklarından da faydalanılmıştır. Araştırmadaki veriler, nitel araştırma tekniklerinden olan literatür taraması tekniği ile elde edilmiştir. Elde edilen veriler, literatür taraması tekniğinin bir gereği olarak materyal analizi yöntemi ile işlenmeye çalışılmıştır. Materyal analizinin her iki ayağı da -nicel semantik tekniği ve muhteva analizi tekniği- araştırmanın yöntemleri arasında yer almıştır. Çalışmada İbn Abdürabbih’i daha iyi değerlendirebilmek adına öncelikle yaşadığı dönem ve çevre; siyasi, sosyal, kültürel açılardan kısaca ele alınmıştır. Daha sonra İbn Abdürabbih’in hayatı ve eserleri mercek altına alınmıştır. Bir edibin edebi kişiliğini iyi anlayabilmek için özellikle edebiyatla ilgili eserlerinin irdelenmesi elzemdir. Ancak İbn Abdürabbih’in el-‘Ikd haricindeki eserleri bilindiği kadarıyla günümüze ulaşmamıştır. Bu nedenle İbn Abdürabbih’in edebi kişiliğini eldeki imkanlar dahilinde daha iyi kavrayabilmek amacıyla el-‘Ikd derin bir incelemeye tabi tutulmuştur. Çalışmada, el-‘Ikd’ın genel yapısı ve İbn Abdürabbih’in edebi kişiliği ele alındıktan sonra çalışmanın asıl konusu olan, eserin aruz ilmi ile ilgili bölümünün detaylı bir şekilde incelenmesine geçilmiştir. el-‘Ikd’ın bu bölümü üç temel kısımdan oluşmaktadır: "ferş" (teorik bilgiler), "misal" (vezin örnekleri) ve "kafiye" (kafiye teorisi ve uygulamalar). Ferş kısmında aruzun temel kavramları, zihaf ve illetler gibi konular ele alınırken misal kısmında her aruz kalıbına uygun şiir örnekleri sunulmuştur. Kafiye kısmında ise kafiye düzenleri, uyumları ve şiirdeki fonetik özellikler üzerinde durulmuştur. Makalede aynı zamanda İbn Abdürabbih’in metodolojisi analiz edilerek konuyu sunuş biçiminin didaktik yapısı irdelenmeye çalışılmıştır. Müellifin konuları sistematik bir şekilde ele alarak kuramsal bilgileri sade ve anlaşılır bir dille sunduğu görülmektedir. Ayrıca müellif, bu bilgileri, ezberlenmesini kolaylaştırmak amacıyla, manzum bir format ile tekrar etmektedir. Müellifin aruz sistemine dair sunduğu şematik bilgiler ve örnekler, okuyucuların konuyu derinlemesine kavrayabilmesine yardımcı olacak şekilde düzenlendiği söylenebilir. Ayrıca Halil b. Ahmed’in sistematik yaklaşımına sadık kalmış, istişhadlar (delil olarak gösterilen beyitler) ekleyerek bilgileri pekiştirmiştir. Ancak İbn Abdürabbih’in anlatım yönteminin bazı kusurları olduğu da söylenebilir; tekrar eden bilgiler okuyucuyu sıkabilmekte ve kavramların çok fazla ayrıntıya girerek yoğunlaştırılması konunun kavranmasını zorlaştırabilmektedir. Bunun yanı sıra, makalede el-‘Ikd’ın yazma nüshaları arasındaki farklılıklar da incelenmiştir. Eserin yazma nüshaları arasındaki varyant farklılıkları; eserin zaman içinde müstensihler tarafından değiştirilmiş olabileceğini, belirli kısımların eklenmiş ya da çıkartılmış olabileceğini göstermektedir. Bu durum, eserin tam ve güvenilir bir edisyonunun oluşturulması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Öyle ki eserin adı olarak bilinen yaygın ve meşhur isimlendirmenin dahi hatalı olduğu görülmüştür. Araştırma sonucunda eserin gerçek adının bilinenin aksine el-‘Ikdu’l-ferîd değil yalnızca el-‘Ikd olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak bu çalışma, İbn Abdürabbih’in el-‘Ikd adlı eserinde yer alan aruz ilmi ile ilgili bilgileri analiz ederek, eserin Arap edebiyatındaki yerini ve önemini tartışmaktadır. el-‘Ikd, yalnızca ansiklopedik bir edebiyat kaynağı değil, aynı zamanda dönemin şiir ve aruz kurallarını sistematik bir şekilde inceleyen önemli bir metindir. Bu nedenle, özellikle Arap şiirinin yapısal özellikleri ve aruz ilmi alanında çalışan araştırmacılar için vazgeçilmez bir kaynak niteliğinde olduğu düşünülmektedir.
- Research Article
1
- 10.32711/tiad.1284620
- Dec 31, 2023
- Türkiye İlahiyat Araştırmaları Dergisi
Metaverse ile insanın fiziksel dünyanın sınırlarının ötesine geçme isteğinin nasıl gerçekleşeceği teknik bilimlerin konusu olsa da insanın bu isteği ne zamandan beri taşıdığı bunu gerçekleştirdiğinde ne tür sonuçların ortaya çıkacağı gibi problemler sosyal bilimlerin ilgi alanına girmektedir. Konu yeni olmakla beraber teknoloji, ticaret, oyun ve eğlence gibi ekonomi ile doğrudan bağlantısı olan alanlarla ilgili çalışmalar yapılmış olmasına rağmen sosyal bilimler ve hassaten kelam ve felsefe ile ilgili yapılmış çalışmalar yok denecek kadar azdır. Bu çalışma metaverse ile insanın ulaşmak istediği sanal alemin tarih boyunca insanoğlunun fiziksel dünyanın sınırlarını çeşitli yollar ile aşmayı denemesi arasında bağlantılar kuracaktır. Bunu yaparken Gazzâlî’nin varlık mertebeleri sınıflamasından faydalanılacaktır. Zira Gazzâlî varlığı, dış dünyadaki varlık (ayan), zihindeki varlık, sesteki varlık, yazıdaki varlık olmak üzere dörtlü bir taksime tabi tutmuştur. Makale dış dünyadaki varlığı fiziksel varlık olarak; zihinde, seste ve yazıdaki varlıkları da bu fiziksel varlığın ötesine taşınmış adeta sanallaştırılmış varlık türleri olarak ele alacaktır. Daha sonra da başka metafizik anlayışların da varlık tasavvurlarını dikkate alarak insanlığın fiziksel varlığın sınırlarını aşma çabasının yeni bir çaba olmadığı iddiasını ortaya atacaktır
- Single Book
- 10.58830/ozgur.pub596
- Dec 26, 2024
Kitap özgün kaynaklardan alınan bilgiler ve referanslar ışığında oluşturulmuştur. Güvenilir veri ve bilgilerin yer alması için azami gayret gösterilmiştir. ‘ORGANİK KİMYA ve COF(KOVALENT ORGANİK ÇERÇEVELER)’ başlıklı kitabın hazırlanmasındaki temel amaç yeni bir çalışma alanı olan COF ve organik kimyadaki güncel bilgileri veya araştırma bulgularını bir araya getirmektir. Kitapta sunulan bölümler daha sonra yapılması planlanan çalışmalara kaynak oluşturacak, yeni araştırma ve fikirlere olanak sağlayacağı kanaati taşımaktayız. Farklı bilim insanlarını bir araya getiren bu kitap, başta lisans öğrencileri olmak üzere akademisyenlerin ve araştırmacıların çalışmalarına önemli katkılar sağlayacaktır. Kitabın hazırlanmasında emeği geçen tüm bölüm yazarlarına ve kitabın okurlarıyla buluşturulmasına olanak sağlayan Özgür Yayınları’nın tüm bireylerine teşekkür ediyorum.
- Research Article
- 10.33692/avrasyad.1257948
- Jun 20, 2023
- Avrasya Uluslararası Araştırmalar Dergisi
Demetrius Cantemir (1673-1723) tarafından 18. yüzyıl başlarında yazımı tamamlanan Kitabu‘ilmi’l-mûsıki ‘alâ vechi’l-hurûfât (Kantemiroğlu Edvârı), Osmanlı/Türk Musikisi’yle (O/TM) ilgili nazari bilgiler ihtiva etmekle birlikte, dönemin saz musikisi repertuarından büyük bir kısmını, Cantemir'in kendi icadı olan nota yazısıyla kaleme aldığı bir kaynaktır. Edvâr’ın içerdiği nota koleksiyonunun büyük bir kısmının istinsah edildiği iki kaynağa ulaşılabilmiştir: Edvâr Tahran ve Kevserî Mecmû‘ası. Her ikisi de 18. yüzyılın ilk yarısı içinde kaleme alınmış olan bu el yazmaları, çok sayıda O/TM eserinin notaya aktarımı bağlamında, Osmanlı istinsah geleneğinin bilinen en eski örneklerindendir. Çalışmada, bu kaynaklardan Kevserî Mecmû‘ası’na istinsah edilen nota metinlerinde mevcut birtakım çeşitlenmeleri, Mecmû‘a’nın yazarı Nâyî Mustafa Kevserî Efendi’nin “performansı”yla ilişkilendiren ve Kevserî’nin “iletişimsel bir istinsah faaliyeti” içinde olduğunu öne süren “kuramsal çerçeve” ana hatlarıyla sunulacaktır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Öncelikle O/TM’ye dair, 17. yüzyıl ve 18. yüzyılın ilk yarısından günümüze ulaşabilmiş nota koleksiyonları ve Kevserî Mecmû‘ası hakkında kısaca bilgi verilecektir. Daha sonra, Kevserî Mecmû‘ası’nda mevcut müstensih kaynaklı çeşitlenmelerin değerlendirilmesine yönelik halkbilimsel bir yaklaşım tanıtılacak ve gelenekte yetkinliği olan bir müstensihin “iletişimsel istinsah faaliyeti”nin mahiyeti hakkında oluşturulan “kuramsal çerçeve” hakkında bilgi verilecektir. Çerçevenin oluşturulmasında, 20. yüzyıl sonlarında ortaya konulan ve Performans Teorisi’nin yazılı aktarımlar üzerinde uygulamasının bir örneğini teşkil eden müstensih performansı yaklaşımı temel alınmıştır. Son olarak, Kevserî’nin müstensihlik performansını motive eden faktörler üzerinde durulacak, performans gösterdiği bağlamın, iletişimde bulunduğu hedef kitlenin ve performansının mahiyeti konuları kısaca ele alınacaktır. Çalışma, sözlülüğün/işitselliğin ağırlıklı olduğu geleneksel kültür bağlamlarında gerçekleşen istinsah faaliyetlerine odaklı Türk Halkbilimi araştırmalarına yeni bir bakış açısı sunmaktadır. Bu yaklaşım, geleneğe aşina bir müstensihin, sözlü/işitsel ve yazılı bağlamlar arasında kalan düşünme biçimlerinin ve istinsah ettiği metnin arka planındaki durumun anlaşılmasına imkân sağlayacaktır.
- Research Article
1
- 10.31722/ejmd.1358404
- Dec 31, 2023
- Eurasian Journal of Music and Dance
Bu araştırma, bağlamada başlangıç düzeyi zeybek tezene tavrı öğretimine yönelik egzersiz ve etüt temelinde geliştirilen bir öğretim modelini kapsamaktadır. Karma yöntem deseninin kullanıldığı araştırma, etkili ve kalıcı bir öğrenme sağlamayı ve bağlamada farklı tezene tavırlarının öğretimine yönelik geliştirilecek öğretim modellerine ışık tutmayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda güzel sanatlar liselerinde bağlama derslerini yürüten 10 öğretmenle yapılandırılmış görüşme sağlanarak bu kurumalarda zeybek tezene tavrı öğretimine yönelik mevcut durum betimlenerek egzersiz ve etüt üretimi aşamasına geçilmiştir. Araştırmanın deney süreci; tek gruplu ön test-son test deseni ile kurgulanmış olup Mersin Nevit Kodallı Güzel Sanatlar Lisesinde 10 ve 11. sınıfta eğitim gören 4 öğrenci ile 14 ders boyunca yürütülmüştür. Süreç sonunda öğrencilerin ön test, son test ve son testten 2 ay sonra gerçekleştirilen kalıcılık testi puanları karşılaştırılmıştır. Araştırmanın sonunda ön test, son test ve kalıcılık testi verileri incelendiğinde bu testler arasındaki anlamlı fark neticesinde sunulan öğretim modelinin öğrencilerin zeybek tezene tavrı icra becerilerini artırma noktasında belirgin bir katkı sağladığı sonucuna ulaşılmıştır.
- Research Article
- 10.46250/kulturder.1241229
- Mar 10, 2023
- Kültür Araştırmaları Dergisi
Tür olarak mektup, tarihsel süreç içerisinde varlığını uzun yıllar sürdürmüş, 19. yüzyıla gelindiğinde dönemin şartlarının getirmiş olduğu sosyal ve siyasal hareketlilikler gereği popülerliğini ve kullanım alanını arttırmıştır. Özellikle biyografi ve otobiyografi çalışmalarında birincil kaynak olarak kullanılan mektup üzerine birtakım bilimsel çalışmalar bulunmaktadır. Bu çalışmada Türk edebiyatının belirli bir dönemine bilimsel bağlamda kaygı ve endişe kavramları doğrultusunda yaklaşan Ahmet Metehan Şahin'in Tanzimat Dönemi Mektuplarında Kaygı ve Endişe başlıklı çalışması değerlendirilmektedir. Bu doğrultuda öncelikle eserin başlık ve alt başlıkları ayrı ayrı incelenerek eser hakkında bilgi verilmektedir. Ardından ele alınan kavramlar çerçevesinde kitapta yeni bakış açıları ile literatüre olan katkısına dikkat çekilmiştir. Daha sonra Şahin'in söz konusu çalışmasının kaygı ve endişe kavramları çerçevesinde dile getirdiği konuların altı çizilmiş ve eserin edebiyat alanındaki boşluğu hangi açılardan doldurduğu aktarılmıştır. Türk edebiyatında mektup türünün kullanım alanı ve bu türün kaygı ve endişe etrafında nasıl kurulduğu gözler önüne serilmiştir. Yazarın bakış açısıyla mektup türüne yeni bir yaklaşımın üzerinde durulmuştur. Böylece eserin Türk edebiyatında mektup türünün kaygı ve endişe bağlamında kuramsal boyutu tespit edilmiştir.
- Research Article
- 10.37879/hoyuk.2024.2.015
- Nov 1, 2024
- Höyük
Oylum Höyük’te, son yıllarda Kuzeybatı Alan’da yürütülen kazı çalışmalarında Orta Tunç Çağı I’e tarihlenen büyük bir saray yapısı açığa çıkarılmıştır. Bir yangın tahribatı ile son bulan yapıda, yangın sırasında ölen iki kadına ait iskelet ile kırılmış ve alt kısımları eksik kaplar bulunmuş olup bunlar bir saldırı ve yağmalamaya işaret etmektedir. Mekânlar içinde açığa çıkan ocaklar, kil sekiler üzerindeki öğütme taşları ve depolama kaplarına ait parçalar, sarayın açığa çıkartılan bölümünün mutfak, depo, kiler ve işliklerden oluştuğunu göstermektedir. Yaklaşık 1050 m2 ’lik bölümü açığa çıkarılan anıtsal yapının kalın duvarları kerpiçle inşa edilmiştir. Batısında bir avlu, doğusunda ise kerpiç bir teras bulunan sarayın dikdörtgen planlı ana bölümü iki aks üzerinde yer alan mekân dizilerinden oluşmaktadır. Çok katlı olan Oylum Höyük Sarayı’nın mimari açıdan en yakın benzerleri Tilmen Höyük OTÇ Sarayı, Alalah Yarimlim Sarayı ve Tell Mardikh Batı Sarayı’dır (Fig. 4a-d). Bir avlu kanadı boyunca uzanan mekân dizilerinden oluşan çok katlı saray planı, avlular çevresine yerleştirilmiş mekânlardan oluşan geleneksel Suriye ve Mezopotamya saray planlarından farklıdır. Plan anlayışı dışında, kalın kerpiç duvarlar, çok katlı olduklarını gösteren merdiven odaları, ahşap sütun ve sütun altlıkları kullanımı Oylum Höyük OTÇ I Sarayı, Tilmen Höyük OTÇ Sarayı ve Alalah Yarimlim Sarayı’nın ortak özelliklerdir. MÖ 2. binyılın başlarında ortaya çıkan bu mimari gelenek, Suriye saray mimarisinde Doğu Akdeniz’in özellikle kuzey kesimine özgü yeni bir anlayışı ortaya koymaktadır.
- Research Article
- 10.21492/inuhfd.1643257
- Apr 21, 2025
- İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
Roma’da bir bürokratik yapının varlığından ancak Principatus dönemi itibariyle söz edilebilir. Bu, ilk imparator Augustus’un temellerini attığı bir yapıdır. İmparator Augustus, Cumhuriyet Dönemi’nden kalan magistra’lıkların görev tanımlarına yeni bir düzen vermiş, yeni bir memuriyet sistemi ve memurluk makamları kurmuştur. Bu kapsamda özellikle consilium princips, praefectus’lar ve imparatorluğa bağlı bürolar öne çıkmış, dönemin hukukçularının bu memuriyetlerde görevlendirildikleri görülmüştür. İmparator Hadrianus Dönemi’ne dek, yaklaşık olarak 144 yıl boyunca Augustus’un kurduğu sistem büyük bir değişim göstermemiş ancak gelişmiştir. İmparator Hadrianus ise bu sistemde önemli değişiklikler ve yenilikler yapmış, sisteme ileri bir yön vermiştir. İmparator Hadrianus Dönemi’nden İmparator Severus Alexander Dönemi sonuna dek devlet memurlukları oldukça gelişmiş, hukukçuların bu memurluklardaki etkinliği artmıştır. Böylece Klasik Dönem hukukçularının bürokratik yapı içindeki varlıkları Roma İmparatorluğu’nun hukukî ve idarî alanlarında önemli derecede etkili olmuştur. Hadrianus Dönemi’ne dek bürokraside yer alan hukukçuların Roma hukukunun gelişiminde oynadıkları önemli rol, Cumhuriyet Dönemi’nden Geç Principatus Dönemi denebilecek İmparator Hadrianus Dönemi’ni de içine alan zamana ait hukukun “hukukçuların hukuku” olarak tanımlanmasına yol almıştır.
- Book Chapter
- 10.58830/ozgur.pub245.c1067
- Sep 27, 2023
Günümüzde finans sektörü Bitcoin ve Ethereum gibi kripto paralar öncülüğünde, blokzincir teknolojisi ve akıllı sözleşmelerin sunduğu fırsatlarla tamamen yeni bir döneme girmiştir. Bu yeni dönemde, dağıtık bir yapıya sahip olan ve güvenli, şeffaf ve değiştirilemez bir kayıt sistemi sunan blokzincir teknolojisinin finans sektörüne getirdiği en önemli yeniliklerden biri, DeFi olarak adlandırılan merkeziyetsiz finans uygulamalarıdır. DeFi, geleneksel finans sistemini dönüştüren, merkezi otoritelerin yerini alacak şekilde işleyen bir sistemi olanaklı hâle getiren ve temelinde daha açık ve erişilebilir bir finansal sistem oluşturmak için blokzincir teknolojisinden yararlanan bir ekosistem olarak kabul görmeye başlamıştır. DeFi uygulamaları ile bankalar veya çeşitli finansal aracı kurumlara ihtiyaç duymadan şeffaf ve güvenli işlemlerin yapılabilmesi hedeflenmektedir. Merkeziyetsizlik sayesinde, kullanıcıların varlıkları üzerinde tam kontrole sahip olmaları sağlanmakta ve merkezi otoritelere olan bağımlılıkları azalmaktadır. Fakat her ne kadar DeFi ekosisteminin, merkeziyetsizlik ve aracı kurum olmadan işlem yapılması gibi avantajları olsa da sistematik ve sistematik olmayan çeşitli riskler (örneğin, yönetmelik, tüketici, teknoloji ve operasyonel gibi) de ekosistem bünyesinde bulunmaktadır. Bu riskler kullanıcıları yatırım kaybı ile karşı karşıya bırakmaktadır. Sistemin içerisinde yer alan temel teknolojinin anlaşılması ve güçlü güvenlik önlemlerinin alınması ile kullanıcılar bu potansiyel tehlikeleri azaltabilmektedir. DeFi kullanıcılarının bu olası risklerin farkında olarak yeni platformlara dâhil olmaları ve yatırımlarında daha dikkatli davranmaları gerekmektedir. Sonuç olarak, merkeziyetsiz finansın getirmiş olduğu yenilikçi özelliklerin daha fazla tanınması ve sistem içerisinde yer alan potansiyel risklerin azaltılmasıyla birlikte daha hızlı, daha ucuz ve daha erişilebilir finansal hizmetlerin sunulması ve DeFi ekosisteminin gelecekte daha fazla yaygınlaşması muhtemeldir.
- Research Article
2
- 10.1501/andl_0000000363
- Jan 1, 2009
- Anadolu (Anatolia)
Bu çalışma Antik Troas Bölgesi’nde Apollon Smintheus kutsal alanında 2006 yılında gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda ele geçen bir mermer kap parçasını üretim tekniği açısından incelemeyi amaçlar. Hellenistik ve Roma dönemlerinde çok yaygın olarak kullanılan üç çıkıntı tutamak ve bir akıtacağa sahip bir mermer kaba ait olan bu parçanın üretim artığını veya bitmemiş bir örneği temsil ettiği anlaşılmaktadır. Bu tür mermer kapların Hellenistik ve Roma dönemlerinde kozmetik amaçlarıyla toz boyayı yağla karıştırmada kullanıldığı ve özelikle mezarlarda ölü hediyesi olarak karşımıza çıktığı görülmektedir. Bu tür kapların daha önce nasıl üretildiği konusunda arkeolojik bilgilerimizin az olduğu göz önüne alındığında bitmemiş bu örneğin üzerinde yer alan ölçüm veya matematiksel oranlamaları gösteren pergel izlerinin ele geçmesi dönem arkeolojisi için yeni bir katkı sayılabilir This study examines a fragment of a distinctive shallow marble bowl of ledge-lug type identified at the sanctuary of Apollo Smintheus during the archeological excavations undertaken in 2006. The surface of the fragment interestingly bears incised traces showing the use of ruler and compass. This fragment with tool marks is important because it illuminates us on the stages of production of such vessels. This type of bowl was a characteristic feature of Hellenistic and Roman periods. Such marble bowls with three ledge lugs and one spout were often used to crush pigment in antiquity. The frequent recovery of such shallow marble bowls in mortuary contexts seems to indicate that they were also deposited in burials to accompany their owners. In light of minimal number of evidence about the production of such marble bowls, it is hoped that this specimen from Smintheion will enhance our understanding of the tools used and techniques adopted in their production.
- Research Article
- 10.46353/k7auifd.1626263
- Jun 30, 2025
- Kilis 7 December University Journal of Theology
Yapay zekâ teknolojilerinin eğitimdeki ağırlığının giderek arttığı günümüzde din eğitimi gibi derin bilgi birikimi ve bağlamsal yorum gerektiren alanlarda bu araçların güvenilirlik ve öğreticilik yeteneğini somut verilerle değerlendirmek bir gereklilik haline gelmiştir. Bu bağlamda, Anadolu İmam Hatip Liselerinin 11. sınıf Tefsir ve 12. sınıf Kelâm ders kitaplarında yer alan temel konular ile ChatGPT’nin dinî sorulara verdiği yanıtlar arasındaki örtüşme ve farklılaşma düzeyinin ortaya konması; hem öğretmenlerin hem de öğrenciler ile akademisyenlerin yapay zekâ destekli içerikleri eğitim süreçlerine güvenle entegre etmesine imkân tanıyacak bilimsel bir zeminin oluşturulmasına imkan sağlayacaktır. Bu araştırma, ChatGPT’nin dinî konulara yönelik yanıtlarının dört ölçütte—doğruluk, tutarlılık, kavramsal derinlik ve sistematik sunum—ders kitaplarındaki akademik kriterlerle ne ölçüde uyum sağladığını belirlemeyi ve böylece yapay zekâ temelli içeriklerin din eğitimindeki potansiyel katkı ve sınırlılıklarını saptamayı amaçlamaktadır. Araştırma sürecinde öncelikle 11. sınıf Tefsir ve 12. sınıf Kelâm ders kitaplarında yer alan akademik ve pedagojik değeri yüksek üçer kavram seçilerek toplam altı soru oluşturuldu. Bu sorular, hem alanın temel terminolojisini hem de öğretim programlarında öne çıkan tarihsel ve teorik kavramları içerecek biçimde tasarlandı. Daha sonra oluşturulan sorular ChatGPT’nin ücretsiz versiyonuna iletilerek modelin yanıtları eksiksiz biçimde kaydedildi. Yanıtlar, modelin geniş kullanıcı kitlesine erişilebilir ücretsiz sürümünün performansını yansıtması bakımından değerlendirildi. Gelecekteki çalışmalar için ücretli sürümlere ilişkin potansiyel farklılıklar ve katkılar da tartışmaya açıldı. Nitel veri analiz aşamasında her bir yanıt iki temel boyutta incelendi: Birincisi, doğruluk ve tutarlılık düzeyi çerçevesinde ders kitaplarındaki tanım, hüküm ve örneklerle ChatGPT açıklamalarının birebir uyumu; ikincisi ise konunun bağlamıyla örtüşme, kavramsal derinlik ve modelin sınırlılıklarını belirlemek amacıyla yürütülen analizdi. Bu çerçevede, modelin tarihsel köken, metodoloji ve terminoloji alt boyutlarında sunduğu ayrıntı seviyesi “kavramsal derinlik” boyutuyla ele alındı, yanıtların paragraf içi ve farklı sorular arasında mantıkî tutarlılığı “tutarlılık” ölçütüyle değerlendirildi; yanıtlarda kullanılan başlıklandırma, adım adım ilerleyen düzen ve okunabilirlik “sistematik sunum” kriterine göre puanlandı. Elde edilen bulgular, ChatGPT’nin temel İslâmî kavramları tanımlama ve genel ilkeleri aktarmada geniş ölçüde isabetli sonuçlar verdiğini göstermektedir. Tefsir konularında—özellikle İsrailiyât, nesh ve garîbu’l-Kur’ân başlıklarında—modelin açıklamaları, ders kitaplarındaki tanımlarla büyük oranda uyum sağlarken, metne ilişkisiz ayrıntılara girme eğilimi bazen ana mesajı gölgelemiştir. Bu durum, “sistematik sunum” ölçütünde zayıflığa işaret etmiş; bazı cevaplarda başlıklar arası geçişin akıcılığı bozulmuştur. Kelâm konularında ise inanç yorum farkları, müteşâbihât ve deizm gibi tartışmalı meselelerde ChatGPT, temel prensipleri doğru aktarırken tarihsel bağlam ve mezhepsel ayrımlara dair derinlemesine bilgi sunmaktan uzak kalmıştır. Ders kitaplarının metodolojik olarak net sınıflandırmalar sunması, öğrencilerin kavramlar arasındaki ilişkiyi adım adım öğrenmesini sağlarken modelin üstünkörü tasnifleri, “kavramsal derinlik” açısından yetersiz kalmıştır. Öte yandan ChatGPT, güncel akademik tartışma noktalarını ve farklı yorum geleneklerini de metinlerine dâhil etme kapasitesi sayesinde, ders kitaplarında yer almayan çağdaş perspektifleri görünür kılma potansiyeli sergilemiştir. Bu özellik, ileri düzey lisans ve lisansüstü araştırmalar için zengin bir başlangıç noktası sunarken, aynı zamanda sistematik bir kavram haritası veya rehber olmadan kullanıldığında eğitim kademelerinde kafa karışıklığına yol açabileceğini düşündürmektedir. Dolayısıyla model, temel kaynağı tamamlayıcı nitelikte, eleştirel bir süzgeçten geçirilerek yararlanılacak bir araç olarak konumlandırılmalıdır. Sonuç olarak bu çalışma ChatGPT’nin din eğitiminde destekleyici bir araç olarak kullanılabileceğini; ancak ders kitaplarının sağladığı sistematik anlatım, kavramsal netlik ve öğrenci seviyesine uygun düzenin hâlâ eğitimde birincil referans olmaya devam etmesi gerektiğini göstermiştir. Gelecekteki araştırmaların, ChatGPT ve benzeri dil modellerinin doğruluk ve tutarlılık kapasitelerini geliştirmeyi, kavramsal derinlik ve sistematik sunum ölçütlerine uygun yanıtlar üretmelerini sağlamayı ve mevcut öğretim materyalleriyle entegre olmayı hedeflemesi önerilmektedir. Böylece yapay zekâ destekli çözümler ile geleneksel eğitim materyalleri birbirini tamamlayarak daha nitelikli bir dinî öğrenme deneyimi mümkün kılınabilecektir.
- Research Article
- 10.51531/korkutataturkiyat.1289389
- Jun 30, 2023
- Korkut Ata Türkiyat Araştırmaları Dergisi
Âşık edebiyatı, İslamiyet öncesi ozan-baksı geleneği ile İslamiyet’in kabulünden sonra teşekkül eden tekke edebiyatının biçimsel ve tematik verimlerinden yararlanarak yeniden yapılanmıştır. XVI. yüzyılda bağımsız bir sosyo-kültürel kurum kimliği ile karşımıza çıkan âşık edebiyatı, bu asırdan itibaren önemli temsilciler yetiştirmiştir. Zamanla gelişip zenginleşen bu edebî geleneğin XIX. yüzyıldaki temsilcilerinden biri de Nâilî (Mustafa/ D. 1865-Ö. 1936)’dir. Çankırı’nın Ilgaz ilçesinde doğan Nâilî, belli bir süre medrese eğitimi almış daha sonra dönemin bazı önemli âşıkları ile tanışarak onların izinden gitmeyi tercih etmiştir. Nâilî, ömrünün büyük bir kısmını Çankırı ve Kastamonu gibi âşık edebiyatının XIX. yüzyıldaki önemli merkezlerinde geçirmiş, Kastamonulu Kemâlî ile Geredeli Figânî’ye çıraklık etmiştir. Halk edebiyatı geleneği içinde yetişen şair, hece vezninin yanı sıra aruz vezniyle de şiirler yazmış, şiirlerinde divan edebiyatı unsurlarını başarıyla kullanmıştır. Sanatını saz eşliğinde diyar diyar gezerek icra eden Nâilî, büyük bir çoğunluğu çağdaşı olan âşıkların şiirleri olmakla birlikte divan edebiyatı şairlerinin şiirlerine ve kendi şiirlerine de yer verdiği bir mecmua derlemiştir. Nâilî’nin hayatı, edebî kişiliği ve derlediği şiir mecmuası hakkında bilgilerin verildiği bu çalışma üç kısımdan oluşmaktadır. İlk bölümde gerek kaynaklarda yer alan gerek Nâilî’nin üçüncü kuşak torunu Mehmet Kayılı’nın verdiği bilgilerden istifade edilerek şairin hayatı ve şiirlerinden yola çıkılarak edebî kimliği ele alınmıştır. İkinci bölümde şairin bizzat kendisinin derlediği şiir mecmuası tanıtılmış, üçüncü bölümde ise söz konusu mecmuada yer alan Nâilî’ye ait şiirlerden bir kısmı transkripsiyon yöntemiyle neşredilmiştir.
- Research Article
1
- 10.37697/eskiyeni.1288997
- Sep 30, 2023
- Eskiyeni
Hz. Peygamber’in etkin bir şekilde öğretilmesiyle İslam dininin doğru anlaşılması arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Bu bağlamda Hz. Peygamber’i öğretirken nelerin anlatıldığı kadar nasıl anlatıldığı da önem arz etmektedir. Bu araştırmanın amacı, Hz. Peygamber’in hayatının öğretiminde İslam Minyatür Sanatının kullanım imkânını araştırmaktır. Çalışmanın verileri doküman incelemesi yoluyla toplanmıştır. Öncelikle İlköğretim ve Ortaöğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi öğretim programları incelenmiştir. Hz. Peygamber’in Hayatının öğretimine ilişkin kazanımlar tespit edilmiş ve listelenmiştir. Daha sonra görsel materyal ve minyatüre ilişkin eserler incelenmiştir. Bu incelemeler neticesinde New York Public Library’de, Spencer Koleksiyonu’nda mevcut olan Siyer-i Nebî isimli eserin üçüncü cildindeki Hz. Peygamber tasvirleri çalışmanın kapsamına dahil edilmiştir. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi öğretim programında yer alan bazı kazanımlarla Siyer-i Nebî’nin üçüncü ciltteki dokuz minyatürün ilişkilendirilebildiği tespit edilmiştir. Söz konusu tasvirlerle ilişkilendirilen kazanımların 4.4.5.; 6.4.1.; 6.4.2.; 6.4.3.; 8.4.1.; 10.2.4. ve 11.2.2. numaralı yedi kazanım olduğu tespit edilmiştir. İlişkilendirilen minyatürlerin konularının ise ‘Mi‘râc’, ‘Ebû Tâlib’in Vefatı’, ‘Kabile Lideri Henâd’ın İslam’ı Kabulü’, ‘İslam’a Davet’, ‘Akabe Biatı’, ‘Hicret’, ‘Mescid-i Nebî’nin İnşası’, ‘Örnek Sahabe’ ve ‘Gayr-i Müslimlerle Görüşmeler’ şeklinde sıralandığı anlaşılmaktadır. Elde edilen ilişkilendirmeler çerçevesinde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi kazanımları doğrultusunda Hz. Peygamber’in hayatının öğretiminde minyatürün kullanılabileceği anlaşılmaktadır. Çalışmamızın içerik geliştiricilere din öğretiminde görsel materyal olarak minyatür kullanımı konusunda olumlu bir tutum kazandırması beklenmektir. Yine bu araştırmanın, din öğretiminde görsel materyallerin ve özellikle minyatürün eğitsel amaçlı kullanımında öğretmenlere bilgi ve farkındalık kazandırması da beklenmektedir. Ulaşılan sonuçlara bağlı olarak çalışmanın, öğretim programlarına, ders kitaplarına ve elektronik içeriklere katkı sağlaması beklenmektedir. Çalışmada ulaşılan sonuçlara bağlı olarak benzer ya da daha kapsamlı çalışmalarla Siyer-i Nebî’de ya da Hz. Peygamberle ilgili eserlerde yer alan diğer minyatürlerin de din öğretimi açısından kullanım imkânının incelenmesi önerilmektedir.
- Ask R Discovery
- Chat PDF
AI summaries and top papers from 250M+ research sources.