İnşa Tekniği ve Plan Olarak Doğu Akdeniz Geleneğinde Bir Saray: Oylum Höyük Orta Tunç Çağı I Sarayı
Oylum Höyük’te, son yıllarda Kuzeybatı Alan’da yürütülen kazı çalışmalarında Orta Tunç Çağı I’e tarihlenen büyük bir saray yapısı açığa çıkarılmıştır. Bir yangın tahribatı ile son bulan yapıda, yangın sırasında ölen iki kadına ait iskelet ile kırılmış ve alt kısımları eksik kaplar bulunmuş olup bunlar bir saldırı ve yağmalamaya işaret etmektedir. Mekânlar içinde açığa çıkan ocaklar, kil sekiler üzerindeki öğütme taşları ve depolama kaplarına ait parçalar, sarayın açığa çıkartılan bölümünün mutfak, depo, kiler ve işliklerden oluştuğunu göstermektedir. Yaklaşık 1050 m2 ’lik bölümü açığa çıkarılan anıtsal yapının kalın duvarları kerpiçle inşa edilmiştir. Batısında bir avlu, doğusunda ise kerpiç bir teras bulunan sarayın dikdörtgen planlı ana bölümü iki aks üzerinde yer alan mekân dizilerinden oluşmaktadır. Çok katlı olan Oylum Höyük Sarayı’nın mimari açıdan en yakın benzerleri Tilmen Höyük OTÇ Sarayı, Alalah Yarimlim Sarayı ve Tell Mardikh Batı Sarayı’dır (Fig. 4a-d). Bir avlu kanadı boyunca uzanan mekân dizilerinden oluşan çok katlı saray planı, avlular çevresine yerleştirilmiş mekânlardan oluşan geleneksel Suriye ve Mezopotamya saray planlarından farklıdır. Plan anlayışı dışında, kalın kerpiç duvarlar, çok katlı olduklarını gösteren merdiven odaları, ahşap sütun ve sütun altlıkları kullanımı Oylum Höyük OTÇ I Sarayı, Tilmen Höyük OTÇ Sarayı ve Alalah Yarimlim Sarayı’nın ortak özelliklerdir. MÖ 2. binyılın başlarında ortaya çıkan bu mimari gelenek, Suriye saray mimarisinde Doğu Akdeniz’in özellikle kuzey kesimine özgü yeni bir anlayışı ortaya koymaktadır.
- Research Article
- 10.21492/inuhfd.1643257
- Apr 21, 2025
- İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
Roma’da bir bürokratik yapının varlığından ancak Principatus dönemi itibariyle söz edilebilir. Bu, ilk imparator Augustus’un temellerini attığı bir yapıdır. İmparator Augustus, Cumhuriyet Dönemi’nden kalan magistra’lıkların görev tanımlarına yeni bir düzen vermiş, yeni bir memuriyet sistemi ve memurluk makamları kurmuştur. Bu kapsamda özellikle consilium princips, praefectus’lar ve imparatorluğa bağlı bürolar öne çıkmış, dönemin hukukçularının bu memuriyetlerde görevlendirildikleri görülmüştür. İmparator Hadrianus Dönemi’ne dek, yaklaşık olarak 144 yıl boyunca Augustus’un kurduğu sistem büyük bir değişim göstermemiş ancak gelişmiştir. İmparator Hadrianus ise bu sistemde önemli değişiklikler ve yenilikler yapmış, sisteme ileri bir yön vermiştir. İmparator Hadrianus Dönemi’nden İmparator Severus Alexander Dönemi sonuna dek devlet memurlukları oldukça gelişmiş, hukukçuların bu memurluklardaki etkinliği artmıştır. Böylece Klasik Dönem hukukçularının bürokratik yapı içindeki varlıkları Roma İmparatorluğu’nun hukukî ve idarî alanlarında önemli derecede etkili olmuştur. Hadrianus Dönemi’ne dek bürokraside yer alan hukukçuların Roma hukukunun gelişiminde oynadıkları önemli rol, Cumhuriyet Dönemi’nden Geç Principatus Dönemi denebilecek İmparator Hadrianus Dönemi’ni de içine alan zamana ait hukukun “hukukçuların hukuku” olarak tanımlanmasına yol almıştır.
- Book Chapter
- 10.58830/ozgur.pub245.c1067
- Sep 27, 2023
Günümüzde finans sektörü Bitcoin ve Ethereum gibi kripto paralar öncülüğünde, blokzincir teknolojisi ve akıllı sözleşmelerin sunduğu fırsatlarla tamamen yeni bir döneme girmiştir. Bu yeni dönemde, dağıtık bir yapıya sahip olan ve güvenli, şeffaf ve değiştirilemez bir kayıt sistemi sunan blokzincir teknolojisinin finans sektörüne getirdiği en önemli yeniliklerden biri, DeFi olarak adlandırılan merkeziyetsiz finans uygulamalarıdır. DeFi, geleneksel finans sistemini dönüştüren, merkezi otoritelerin yerini alacak şekilde işleyen bir sistemi olanaklı hâle getiren ve temelinde daha açık ve erişilebilir bir finansal sistem oluşturmak için blokzincir teknolojisinden yararlanan bir ekosistem olarak kabul görmeye başlamıştır. DeFi uygulamaları ile bankalar veya çeşitli finansal aracı kurumlara ihtiyaç duymadan şeffaf ve güvenli işlemlerin yapılabilmesi hedeflenmektedir. Merkeziyetsizlik sayesinde, kullanıcıların varlıkları üzerinde tam kontrole sahip olmaları sağlanmakta ve merkezi otoritelere olan bağımlılıkları azalmaktadır. Fakat her ne kadar DeFi ekosisteminin, merkeziyetsizlik ve aracı kurum olmadan işlem yapılması gibi avantajları olsa da sistematik ve sistematik olmayan çeşitli riskler (örneğin, yönetmelik, tüketici, teknoloji ve operasyonel gibi) de ekosistem bünyesinde bulunmaktadır. Bu riskler kullanıcıları yatırım kaybı ile karşı karşıya bırakmaktadır. Sistemin içerisinde yer alan temel teknolojinin anlaşılması ve güçlü güvenlik önlemlerinin alınması ile kullanıcılar bu potansiyel tehlikeleri azaltabilmektedir. DeFi kullanıcılarının bu olası risklerin farkında olarak yeni platformlara dâhil olmaları ve yatırımlarında daha dikkatli davranmaları gerekmektedir. Sonuç olarak, merkeziyetsiz finansın getirmiş olduğu yenilikçi özelliklerin daha fazla tanınması ve sistem içerisinde yer alan potansiyel risklerin azaltılmasıyla birlikte daha hızlı, daha ucuz ve daha erişilebilir finansal hizmetlerin sunulması ve DeFi ekosisteminin gelecekte daha fazla yaygınlaşması muhtemeldir.
- Research Article
- 10.58852/dicd.1365095
- Jan 3, 2024
- Dicle İlahiyat Dergisi
Modern Arap edebiyatına yeni bir tür olarak Mısır üzerinden giren kısa öykü, önce burada ardından diğer Arap ülkelerinde benimsenerek ilk örneklerini vermiştir. Kısa öyküden çok daha geç bir zamanda yine Mısır’la birlikte Arap dünyasıyla buluşan (modern anlamda) çocuk edebiyatı önce şiir ve hikâye türünden eserler vermiş, daha sonra kısa öyküde de gelişmiştir. Kimi yazarlar çocuk edebiyatına kısa öyküyle giriş yapmış ve yaptıkları çalışmalarla öne çıkmışlardır. Günümüz Arap edebiyatında bu yönüyle öne çıkan yazarlardan biri de Suriyeli yazar Nureddîn el-Hâşimî’dir. Bu çalışmada Arap çocuk edebiyatına çok sayıda çalışmasıyla katkıda bulunan Suriyeli yazar Nureddîn el-Hâşimî’nin hayatı ve eserleri ele alınmıştır. Yazarın yayınlanmış altı öykü koleksiyonundan biri olan “Yevme Bekâ eş-Şeytân/يوم بكى الشيطان” adlı öykü kitabı da bu çalışma çerçevesinde içerik bakımından incelenmiştir. Kitapta yer alan yirmi üç öykü ismen, bunlar arasından on beş öykü detaylı olarak tanıtılmıştır. Ayrıca kitabın ilk öyküsü olan “Sürâh/صراخ” ve on beşinci sırada yer alan “Decâcu’l-Vezîr /دجاج الوزير” adlı kısa öyküsü edebî yönüyle ele alınmış, öykünün hem özetine hem çevirisine yer verilmiştir.
- Research Article
2
- 10.1501/andl_0000000363
- Jan 1, 2009
- Anadolu (Anatolia)
Bu çalışma Antik Troas Bölgesi’nde Apollon Smintheus kutsal alanında 2006 yılında gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda ele geçen bir mermer kap parçasını üretim tekniği açısından incelemeyi amaçlar. Hellenistik ve Roma dönemlerinde çok yaygın olarak kullanılan üç çıkıntı tutamak ve bir akıtacağa sahip bir mermer kaba ait olan bu parçanın üretim artığını veya bitmemiş bir örneği temsil ettiği anlaşılmaktadır. Bu tür mermer kapların Hellenistik ve Roma dönemlerinde kozmetik amaçlarıyla toz boyayı yağla karıştırmada kullanıldığı ve özelikle mezarlarda ölü hediyesi olarak karşımıza çıktığı görülmektedir. Bu tür kapların daha önce nasıl üretildiği konusunda arkeolojik bilgilerimizin az olduğu göz önüne alındığında bitmemiş bu örneğin üzerinde yer alan ölçüm veya matematiksel oranlamaları gösteren pergel izlerinin ele geçmesi dönem arkeolojisi için yeni bir katkı sayılabilir This study examines a fragment of a distinctive shallow marble bowl of ledge-lug type identified at the sanctuary of Apollo Smintheus during the archeological excavations undertaken in 2006. The surface of the fragment interestingly bears incised traces showing the use of ruler and compass. This fragment with tool marks is important because it illuminates us on the stages of production of such vessels. This type of bowl was a characteristic feature of Hellenistic and Roman periods. Such marble bowls with three ledge lugs and one spout were often used to crush pigment in antiquity. The frequent recovery of such shallow marble bowls in mortuary contexts seems to indicate that they were also deposited in burials to accompany their owners. In light of minimal number of evidence about the production of such marble bowls, it is hoped that this specimen from Smintheion will enhance our understanding of the tools used and techniques adopted in their production.
- Research Article
- 10.32955/neujna202591904
- Apr 11, 2025
- Yakın Mimarlık Dergisi
Kristof Kolomb’un 1492’de Amerika’yı keşfi, sömürgeciliğin yayılmasına zemin hazırlayarak dünya siyasi tarihinde yeni bir çağ açmıştır. Sömürgeci devletler, finansal ve teknolojik üstünlükleriyle sömürülen bölgeleri kontrol altına alarak ekonomik kazanç sağlamıştır. Avrupa’dan başlayıp dünyaya yayılan sömürgecilik, kapitalizmin doğuşuyla paralel ilerlemiş ve emperyalizmin en yüksek aşamasına ulaşmıştır. Mimaride kolonyalizm genel anlamda yeni bir sentez mimari oluşturmuştur. Bu makale kapsamında incelenen Cezayir örneğinde ilk olarak işgal/fetih durumunun 1830 yılında başlayıp 1962 yılında kadar devam etmesiyle oluşan yeni bir ‘’Sömürge mimarisi’’ karşımıza çıkar. Cezayir’in kendine özgü tarihsel olarak ortaya çıkan kültürel mirasında geleneksel kültürün damgasını taşıyan somut mimari ürünler Fransa’nın işgaliyle birlikte büyük ölçüde zarar görmüş beraberinde eserlerin yok edilmesiyle Cezayir somut mimari kültürün köksüzleştirilerek yerine Fransız üslubundan yeni yapılar inşa edilerek Cezayir kültürü asimilasyona tabi tutulmuşdur. Cezayir’in başkenti Cezayir kentinde yer alan en eski yerleşim yeri olarak bilinen Kasbah yerleşim yerinde yer alıp sembolik bir yapı olma özelliği taşıyan tarihi Keçiova Camisi sömürge dönemi boyunca ilk etkilenen yapı olmuş, değişim ve dönüşüm sürecinin sonunda yıkılıp yerine yeni bir Katolik katedrali inşasıyla ile yerel kültürün en eski temsil yapısının ortadan kaldırılması gerçekleştirilmiştir. Bu değişim-dönüşüm, yıkılıp-yeniden yapılma süreci sonunda başlangıçta kentin en eski camisi iken sonra katedral inşası, yeni bir dini yapı kimliği kazanan yapı Cezayir’in bağımsızlık kazanmasıyla birlikte yeniden camiye dönüştürülmüştür. Bu makalede bu süreç Cezayir kentinin sömürge dönemi genel dönüşümü kapsamında incelenmiş, ülkenin bağımsızlığını (1962) kazanması sonrası bağımsızlığın simgesi haline gelen yapının tekrar camiye dönüştürülme süreci üzerinde durulmuştur.
- Research Article
1
- 10.47107/inifedergi.1330907
- Nov 14, 2023
- İNİF E - Dergi
Yalan/yanlış bilgilere inanma eğilimi ve bunların belli bir zaman sonra da gerçek olarak kabul edilmesi şeklinde tanımlanabilecek olan komplo teorileri, modern zamanların en büyük sosyo-politik sorunlarından birini oluşturmaktadır. Öyle ki bu durum hakikatin yitimi kadar, hakikatin ortaya çıkması halinde bile ona inanma eğilimini dahi zedeleyebilmektedir. Bu perspektiften hareketle yapılan bu çalışmada; Türk kültürü özelinde yaygın olarak kabul edilen komplo teorilerinin keşfedilmesi hedeflenmiştir. Araştırmada 18 yaş ve üstü bireylerin komplo teorilerine yönelik inanma eğilimleri, Brotherton ve arkadaşları (2013) tarafından geliştirilen “Genel Komplo Teorilerine İnanma Ölçeği” üzerinden Türkçeye uyarlanması ve geçerlik ve güvenirlik çalışmasının yapılması amaçlanmıştır. Nicel yöntemle yapılan bu çalışmada, basit tesadüfi örneklem tekniğiyle ulaşılan 549 kişiden online anket verisi toplanmıştır. Yapılan analizler sonucunda orijinal ölçekte yer alan bir faktör yükü dışındaki (kişisel refah) faktör yapılarının, Türk kültürü özelinde de gözlendiği ortaya çıkmıştır. Dahası orijinal ölçekte yer alan 55 maddelik komplo teorileri, Türk kültüründe 19’a düşmüştür. Bu durum Hofstede’nin kültürel boyut teorisi çerçevesiyle ilişkilendirilmiştir. Yapılan çalışmanın literatür taramasında komplo teorilerine yönelik Türkçe ölçeklerin KOVİD-19 ile ilişkili bir biçimde alana kazandırıldığı saptanmıştır. Bunun dışında yer alan çalışmalarınsa ölçek uyarlama süreçlerine riayet edilmeden salt anlamda maddelerin Türkçeye çevirilerek yapıldığı gözlemlenmiştir. Çalışma bu yönüyle alanyazında yer alan komplo teorileri çalışmalarından farklılaşmaktadır. Öte yandan araştırmada bireylerin karakterlerinin komplo teorilerine inanmada belirleyici olmadığı fakat cinsiyet, politik kimlik ve haber alma kanallarındaki farklılıkların komplo teorilerine inanmada öne çıktığı görülmüştür. Araştırma; Türk akademisine yeni bir ölçeğin kazandırmanın yanı sıra, son yıllarda ülkemizde gerek politika gerekse gündelik yaşamda çokça dillendirilen dezenformasyon, misenformasyon ve post-truth söylemlere olan ilişkisi noktasında da öne çıkmaktadır.
- Research Article
- 10.51969/klusbmyo.1357373
- Dec 31, 2023
- Kırklareli Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu Dergisi
Boşanma, eşlerin yeni bir evlenme yapacak biçimde ayrılması ve hukuki bir karar ile evliliklerini tam anlamıyla sonlandırması olarak tanımlanmaktadır. Boşanma, evlilik kadar eski bir kurum olarak nitelendirilmektedir. Belirli bir kültür seviyesine erişmiş ve evlilik halini sosyal bir kurum şeklinde kabul görmüş toplumlar içerisinde boşanma hakkı, birtakım gelenek ve yasalar ile kısıtlanmıştır. Ancak hiçbir şekilde ortadan kaldırılmamıştır. Türk toplumu, dünyanın sağlam ve köklü aile gelenek ve göreneklerine sahip toplumları arasında yer almaktadır. Boşanma nedenleri arasında şah, şöhret, akıl hastalığı, kötü muamele, cana kast, sosyo-ekonomik yetersizlik, zina, terk ve şiddetli geçimsizlik gibi faktörler bulunmaktadır. Bu araştırmada, boşanma sürecinde eşler arasında meydana gelen çatışmaların çözülmesi için çatışma yönetimi ve aile arabuluculuğunun önemini incelemek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda literatür taraması yönteminden yararlanılarak boşanma kavramı, boşanma çatışmaları, boşanma süreci, arabuluculuk gibi birçok konu başlığına yönelik araştırmalar gerçekleştirilmiştir. Anahtar Kelimeler:
- Research Article
- 10.7456/tojdac.1321576
- Oct 1, 2023
- Turkish Online Journal of Design Art and Communication
HAKEM ATAMASI: YENİ MEDYA, İLETİŞİM ÇALIŞMALARI VE MEDYA TEKNOLOJİLERİ YENİ MEDYA SİSTEMİNDE MEDENİYETİN DÖNÜŞÜMÜ VE “TEKNO-MEDENİYET” İLİŞKİSİ: KÜRESEL TEKNOLOJİ ŞİRKETLERİ ÜZERİNE BİR ANALİZ ÖZ Yeni medya sistemi, geleneksel medyanın yerini alan dijital teknolojilerin gelişimiyle ortaya çıkan etkileşimli bir dönüşümü ifade eder. İnternet, sosyal medya, akıllı telefonlar ve diğer dijital platformlar, haberlere erişim, iletişim, eğlence ve bilgi paylaşımı gibi alanlarda yeni bir ortam yaratmıştır. Bu gelişmeler, kültürel ve toplumsal yapıların değişmesine, medeniyetin dönüşümüne yol açmıştır. Tekno-medeniyet kavramı, teknolojinin medeniyeti nasıl etkilediğini ve medeniyetin teknoloji tarafından şekillendiğini ifade etmektedir. Bu kavram, teknoloji ve medeniyet arasındaki karşılıklı etkileşimi vurgulamaktadır. Küresel teknoloji şirketleri, yeni medya sisteminin oluşumunda ve tekno-medeniyetin gelişiminde önemli bir rol oynamaktadır. Küresel teknoloji şirketleri, dijital platformları, sosyal medya ağlarını, arama motorlarını ve diğer teknolojik ürünleri sağlayarak milyarlarca insanın günlük yaşamını etkilemektedir. Bu şirketler, büyük veri analitiği, yapay zeka ve reklamcılık gibi alanlarda teknolojik gelişmeleri kullanarak kullanıcıların davranışlarını izlemekte ve şekillendirmektedir. Bu durum, kültürel değerlerin, iletişim biçimlerinin ve sosyal ilişkilerin değişmesine yol açmaktadır. Çalışmanın amacı, teknolojinin medeniyet üzerindeki baskın rolünün nasıl oluştuğunu ortaya çıkarmaktır. Yöntem, teknoloji alanında faaliyette bulunan şirketlerin oluşturduğu evren üzerinden ilk on sırada yer alan şirketler marka değerleri ilk yirmi sırada yer alan şirketler ise kurumsal yapıları yönünden içerik analizi ile incelenmektedir. Çalışmada 2022 verilerine göre 7,93 milyar insanın 5,74 milyar internet kullanıcısı ve %69 internet kullanımı olduğu saptanmıştır. Dünyada faaliyet gösteren en büyük 861 şirket arasında marka değeri, gelir, çalışan sayısı ve diğer kriterler baz alındığında ilk on sırada yer alan şirketler arasında; ABD’nin 590 şirket, Çin /Hong Kong 351 ve Japonya’nın 196 şirket ile bu alanda ilk üç sırayı paylaşmakta olduğu da anlaşılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Yeni Medya, Teknoloji, Medeniyet, Sanal Kimlik, İçerik Analizi. THE TRANSFORMATION OF CIVILIZATION AND THE RELATIONSHIP BETWEEN "TECHNO-CIVILIZATION" IN THE NEW MEDIA SYSTEM: AN ANALYSIS OF GLOBAL TECHNOLOGY COMPANIES ABSTRACT The new media system refers to an interactive transformation brought about by the development of digital technologies that have replaced traditional media. The Internet, social media, smartphones and other digital platforms have created a new environment for access to news, communication, entertainment and information sharing. These developments have led to changes in cultural and social structures and the transformation of civilization. The concept of techno-civilization refers to how technology affects civilization and how civilization is shaped by technology. This concept emphasizes the interplay between technology and civilization. Global technology companies play an important role in the formation of the new media system and the development of techno-civilization. Global technology companies influence the daily lives of billions of people by providing digital platforms, social media networks, search engines and other technological products. These companies monitor and shape users' behavior using technological advances in areas such as big data analytics, artificial intelligence and advertising. This is leading to changes in cultural values, forms of communication and social relations. The purpose of the study is to reveal how the dominant role of technology on civilization is formed. The method, the companies ranked in the top ten in the universe formed by the companies operating in the field of technology, the companies whose brand values are ranked in the top twenty are examined by content analysis in terms of their corporate structures. According to the data of the study, 7.93 billion people have 5.74 billion Internet users and 69% internet usage according to 2022 data. Among the 861 largest companies operating in the world, the companies ranked in the top based on brand value, revenue, number of employees and other criteria are among the companies that are ranked in the top; It is also understood that the USA shares the top three places in this field with 590 companies, China / Hong Kong 351 and Japan 196 companies. Keywords: New Media, Technology, Civilization, Virtual Identity, Content Analysis.
- Research Article
- 10.17343/sdutfd.1371727
- Dec 30, 2023
- SDÜ Tıp Fakültesi Dergisi
Farklı organlarda ve metabolik süreçlerde yer alan enzimler için bir kofaktör olan bakır (Cu), hücresel ve fizyolojik insan sağlığı için gerekli olan önemli mikro besinlerden biridir. Son yıllarda hücrelerde biriken bakırın mitokondriyal solunum ve lipoik asit (LA) yolu ile ilişkili ve proteotoksik stres ile karakterize, “kuproptoz” olarak adlandırılan yeni bir programlı ölüm şekli tanımlanmıştır. Kuproptoz mekanizmasının daha iyi anlaşılmasına yönelik çalışmalar devam etmekle birlikte birçok araştırmacı da kuproptoz ve kanserin farklı özellikleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amacıyla araştırmalarını sürdürmektedir. Bu derleme hücresel ve fizyolojik Cu metabolizmasına, kuproptoz mekanizmasına ve çeşitli kanser türleri ile olan ilişkisine odaklanmaktadır.
- Research Article
- 10.58242/millifolklor.1337728
- Mar 19, 2025
- Milli Folklor
Neredeyse tüm bilimsel kariyerini masal incelemelerine adayan Sovyet bilim insanı, halkbilimci Vla-dimir Yakovleviç Propp’un geniş çevrelerce bilinen “Masalın Biçimbilimi” eseri birçok dile kazandırılması-na rağmen, “Olağanüstü Masalların Tarihsel Kökenleri” SSCB’deki siyasi iklim nedeniyle, yazıldığı tarih üzerinden neredeyse yüz yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen Türkçe de dâhil olmak üzere önde gelen yabancı dillere henüz çevrilmemiştir. Bu makalede dünya folkloru için önemli bir yere sahip olan olağanüs-tü masalların tarihsel kökenlerinin ele alındığı eserin hem tanıtılması hem de kaynakta yer alan erginleme töreninin masallardaki izlerinin Propp’un teorisi üzerinden incelemesi amaçlanmaktadır. Propp masalları mitten türeyen ürünler olarak görmekle birlikte masalın erginleme töreninin bir uzantısı olduğunu varsay-maktadır. Yetişkinliğe geçiş töreni olan erginleme, töreni başarı ile geçenlere daha yüksek bir sosyal statü veren, genci topluma dâhil ederek evlenme hakkı sunan, çeşitli sınavlara dayalı sert ve disiplin içindeki bir eğitim metodunu kapsar. Erginleme töreni öncesinde çocuklar ormana götürülür. Toplumun tam ve daimi üyeleri olabilmeleri için gerekli tüm bilgiler öğretilir. Ardından gençlerin ölümü ve yeniden dirilişinin can-landırıldığı tören gerçekleştirilir. Masallar da genellikle küçük bir çocuk olarak masal kahramanının evin-den bir nedenle uzaklaşması ile başlar, çeşitli maceralar yaşaması ve evlenip veya daha zengin biri olup eve dönmesi ile de sona erer. Erginleme töreninde gencin öldüğü ve yetişkinliğe ermiş, yeni bir kişi olarak dirildiği düşünülür. Geçici ölüm olarak adlandırılan bu eylem masallarda çocuğun sembolik olarak yakılma-sı, kaynatılması veya parçalara ayrılması olarak yer eder. Erginleme töreninin aşamaları masallarda bunun gibi birçok farklı motif olarak karşımıza çıkar. Erginleme töreni aynı zamanda öteki dünyaya yolculuk olarak görüldüğünden, öteki dünya motifi masalın ikinci önemli unsurunu oluşturur. Propp araştırmalarında masal kahramanının gittiği büyülü dünyanın ölüler diyarı; masaldaki ormanların iki dünya arasındaki sınır, Baba Yaga’nın ise onun koruyucusu olduğunu gösterir. Rus masallarında Baba Yaga ile incelenen erginle-me töreninin izlerini yansıtan masal motiflerinin Anadolu’da geçen Türk masallarındaki Dev Anası karakte-rinin yer aldığı anlatılarla benzerlik gösterdikleri saptanmıştır. Buradan hareketle farklı kültürlere ait masal kahramanlarının, benzer prototiplerin yansıması oldukları ortaya konmaya çalışılmıştır. İddiamız Baba Yaga’nın Dev Anası olduğu noktasında olmayıp Baba Yaga ile Dev Anası’nın fonksiyon itibariyle birbirine benzerlik gösterdiğidir. Böylelikle erginleme töreninin izlerini yansıtan evden ayrılma, zorlu sınavları geç-me, parçalara ayırma, öteki dünyaya yolculuk gibi motiflerin adı geçen Rus ve Türk masal karakterleri üzerinden incelenmesi hedeflenmiştir. Rus masal kahramanı Baba Yaga’nın masallarda temelinde oynadığı rol ve özellikleri, Propp’un teorisi temelinde derinlemesine tanıtılmaya çalışılmıştır. Bu özelliklerin anlaşıla-bilir olması ve de erginleme töreni ile ilintili masal motiflerinin diğer masallardaki yansımalarını ortaya koyabilmek adına Baba Yaga, Dev Anası karakteriyle masallardan derlenen örneklerle karşılaştırmalı olarak sunulmuştur.
- Research Article
- 10.58242/millifolklor.1062047
- Apr 4, 2023
- Milli Folklor
Aklın tabiat karşısındaki pozisyonu, kültür tarihi boyunca insanlığa dair ileri sürülen hâkim kavrayışlara yön veren temel kriterlerden biridir. Aydınlanmacı akla yönelik eleştirilerini Platoncu geleneği merkeze koymak suretiyle temellendiren Nietzsche’ye göre Batı’nın temel yanılgısı, insanı doğadan ayıran bir şey olduğu düşüncesine dayanan Platoncu ikili karşıtlıklar dünyasından kurtulamamak olmuştur. Adorno ve Horkheimer’a göre bireyin tarihi, onun bu ayrılık fikri karşısında aldığı etik pozisyonlar dolayımıyla yazılmaktadır. Adorno ve Horkheimer, söz konusu geleneği temsil eden ve Batı medeniyetinin yaşamsal kodlarına sirayet eden kültür-tabiat ikiliğinin ilk örneklerinden birinin Homeros’un yarattığı Odysseus karakterinde hayat bulduğunu iddia ederler. Odysseus’un kurnaz tavırları, zafere giden yolda eylendiği sürece meşru kabul ettiği davranışları, doğaya egemen olmayı insan için mutlak yarara indirgeyen kendine özgü bakış açısı, Batı’nın modern aydınlanmacı bireyinin ilk örneği gibi görünür. Aklın, doğa-insan diyalektiğinin ötesinde ele alınmasına yönelik Nietzscheci beklenti ise Horkheimer’ın deyimiyle ‘Batı’nın tescilli gerçekleriyle’ şekillenen Homerik kültürün dışında, tabiata değer atfeden ama bu değerleri tabiatın ona bahşettiği yetenekler dolayımıyla üreterek aklı, tabiat-kültür karşıtlığının momenti olarak değerlendirmeyen bir anlayışa, başka bir düşünsel ve toplumsal evrene dairdir. Bu düşünceye çok yakın bir kavrayışa, Dede Korkut Kitabı’nın on üçüncü boyunda rastlamaktayız. Dede Korkut Kitabı’nın 2019 yılında Prof. Dr. Metin Ekici tarafından bilim dünyasına tanıtılan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” adlı on üçüncü boyu, Batı’nın aydınlanmacı düşünme sistemlerini domine eden Platoncu geleneğin karşısında bizlere bambaşka bir felsefi pozisyonu önermektedir. Bu çalışmada iddiamız odur ki Dede Korkut Kitabı’nda Oğuzların beylerbeyi olarak geçen Salur Kazan, Nietzscheci akıl eleştirisinin ve bu eleştiriden destek alan Adorno ve Horkheimer’ın hedefindeki Odysseus karakterinin karşısında, aydınlanmacı akıl eleştirisinden muaf tutulabileceğini söylediğimiz, kültür tarihinde kaos ile kozmos ikiliğinin ve tabiat ile onun görünüşteki karşıtının yeniden ele alınmasına, aydınlanmacı tutumun baskın motiflerinin karşısında tümüyle farklı bir düşünme geleneğinin tahayyül edilebilmesine olanak tanıyan bir kahraman tipi olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışma boyunca, Odysseus ile Salur Kazan karakterleri arasında kurulan karşıtlığın kuramsal temelleri, çıkış noktasını Nietzsche’nin aydınlanmacı akıl eleştirisinde bulan Adorno ve Horkheimer’ın aydınlanmış birey eleştirisi bağlamında ele alınmıştır. Söz konusu kuramsal tartışmadan elde edilen sonuçlar göstermektedir ki Adorno ve Horkheimer’ın Odysseus karakterini takip etmek suretiyle emek sömürüsü, tabiat istismarı ve kültürel yozlaşma gibi başlıklar altında ortaya koydukları Odysseia okumalarının karşısına, bu eleştirilerin bir karşıt tezi olarak Dede Korkut Kitabı’nda yer alan Salur Kazan karakteri getirilebilir. Eserde Salur Kazan’ın karşılaştığı olağanüstü olaylarda Odysseus’un aksine toplumsal faydayı başa koyan erdemli davranışları ile kültür-tabiat ikiliği karşısında aldığı pozisyonlar, Adorno ve Horkheimer’ın Odysseus karakterine yönelik getirdikleri kuramsal eleştirilerin karşısında yeni bir olanağı temsil eder.
- Research Article
- 10.58242/millifolklor.1176594
- Apr 4, 2023
- Milli Folklor
“Anlatı” ve “temsil” kavramları, metinsel incelemelerde üzerlerinde sıklıkla durulan kavramlar olarak karşımıza çıkar. Sözü edilen bu kavramlar gösterimsel olan ile anlatısal olanın temel dinamiklerini tartışmak için farklı disiplinler tarafından kullanılmıştır. Bu makalede, geleneksel Türk tiyatrosu türlerinden biri olan ortaoyunu içinde anlatının konumlanma biçimleri incelenecektir. Ortaoyunu, parçalı ve açık biçim yapısıyla tiyatral bir alanın tüm özelliklerini taşır; bu yönüyle söyleşimsel özelliklidir. Oyunlar içinde yer alan tekerleme bölümleri performatif bir gösteri içine anlatının konumlandırılması açısından dikkat çekicidir. Bu bölüm, Kavuklu’nun sözdeki ustalığını seyirciye aktarmak için anlattığı olağanüstü unsurları da içine alan bölümüdür. Bu nedenle performatif bir yapı içinde anlatısal olan ve gösterimsel olanın birlikteliğini anlamak açısından önemlidir. Oyunların fasıl kısımlarından önce yer alan tekerleme bölümünde, Kavuklu’nun anısı Pişekâr’ın şaşırarak tepki verdiği diyaloglarla desteklenerek anlatılır. Bütün bu sıradışılığın sonunda Kavuklu’nun, başından geçen bir olayı değil gördüğü bir rüyayı anlattığı ortaya çıkar. Bu haliyle Kavuklu, performansın içine bir anlatı yerleştirmiş olur. Burada imgeselin alanına ilişkin olan rüya anlatısı, fasıldan bağımsız bir olay örgüsünün performans içine yerleştirilmesinde oldukça işlevseldir. Olağanüstü özellikler ile kurgulanan bu anlatı oyuncunun; oynayan kişiden, anlatıcıya dönüşümünü sağlayarak “diegesis” ve “mimesis kavramlarını bir araya getirir. Söz konusu bu özellikler hem performansa hem anlatıya dayalı ortaoyunu metinlerinin çoksesli ya da söyleşimsel bir yapısı olduğunu göstermesi açısından önemle göz önünde bulundurulmalıdır. Söz konusu birlikteliğin irdelenmesi geleneksel tiyatronun derin yapısını ve işleyişini kavramak bakımından önem arz etmektedir. Örneğin, tekerleme kısmında artık ortaoyunu sahnesi performatif özelliğinden sıyrılarak Kavuklu’nun anlatıcısı olduğu yeni bir bağlama dönüşür. Böylece oyun içinde iç içe geçen iki ayrı zaman ve mekân ortaya çıkar. Bunlardan ilki oyunsal olana diğeri ise anlatısal olana ilişkindir. Öyleyse ortaoyunu tür olarak performans içinde oyun kişilerinin değiştiği, anlatı ve gösterim arasında etkileşen bir tür olarak karşımıza çıkar. Böylece katmanlı ve yenilenebilir bir özellik kazanır. Bu, onun hem sözün hem de gösterimin dinamikleriyle kendini yenilemesine olanak tanır. Bu özelliklerin geleneksel Türk tiyatrosunun yapısal çözümlemesinde çağdaş ve geleneksel olanı bir araya getirmede de kayda değer bir işleve sahip olduğu söylenebilir. Anlatının bir rüya oluşu, anlatıcının yeteneğine bağlı olarak olağanüstülüğün sınırlarını zorlamayı sağlar ve aynı zamanda anlatıdan yeniden performansa dönüşü kolaylaştırır. Bu çalışmada tekerlemeleri incelenen ortaoyunu örnekleri Cevdet Kudret tarafından derlenmiş ortaoyunu metinlerinden seçilmiştir. Tekerleme bölümü araştırmacılar tarafından ortaoyunu türünün en önemli bölümü olarak kabul edilmektedir. Söz konusu bölümler bir anlatı oluşturduğu ve uzun oldukları için çalışmada konuyu aktaracak oyun örnekleri özetlenerek verilmiştir. Çalışmanın sınırlılığı açısından tüm oyun örnekleri tekrara düşmemek için çalışmada yer almamıştır.
- Research Article
- 10.33707/akuiibfd.1434038
- Jun 4, 2024
- İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi
Küreselleşme ile birlikte göç sürecinin artık yaşamın bir parçası haline geldiği günümüzde iller de çeşitli kriterlere bağlı olarak göç alan/veren bir biçimde göç sürecinin bir mekânı haline gelmiştir. Göç edilirken çeşitli kriterlerin göç kararını etkilemesi ve göç edilen yeri belirlemesinden yola çıkarak Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yer alan iller yaşanabilirlik düzeylerine göre ÇKKV yöntemleri ile değerlendirilmiştir. ÇKKV birden fazla kriter ve alternatifin değerlendirildiği yöntemlerdir. Çok kriterli karar verme rasyonel ortamlardaki karar tespitlerindeki başarısı ile literatürde çok geniş uygulama sahasına sahiptir. Çalışmada, klasik ÇKKV yöntemlerinin belirsizlik altında sözel değerlendirmeler yapmalarına imkân vermemesinden hareketle son yıllarda literatüre kazandırılan yeni bir yöntem olan Bulanık EDAS (Evaluation based on Distance from Average Solution – Ortalama çözüm uzaklığına göre değerlendirme) yöntemi kullanılmıştır. Bulanık EDAS yönteminde Tip-1 Bulanık küme kullanılırken, uzman değerlendirmelerinde yamuksal bulanık sayılara başvurulmuştur. Çalışmada 10 kriter ve 6 alternatif değerlendirilmiştir. Çalışmada sonucunda Trabzon en yaşanabilir il olmuştur. Son sırada ise Gümüşhane ili yer almaktadır.
- Research Article
- 10.7240/jeps.1276088
- Sep 30, 2023
- International Journal of Advances in Engineering and Pure Sciences
Siparişe özel üretim sistemlerinde üretim aşamasına geçmeden önce mühendislik ve tasarım faaliyetlerinin gerçekleştirildiği sipariş işleme süreci firmaların kilit görevi gören süreçlerinin başında gelmektedir. Bu sürecin verimliliği sonraki aşamalar için oldukça önemlidir. Bu çalışmada, otomotiv sektöründe yer alan bir firmada mühendislik ve tasarım faaliyetlerinin gerçekleştirildiği sipariş işleme sürecinde ortaya çıkan hataların azaltılmasına yönelik Yeni Bütünleşik Tereddütlü Bulanık Entropi Tabanlı Geliştirilmiş Taksonomi Yöntemi önerilmiştir. Çalışmanın amacı, sipariş işleme sürecindeki mühendislik ve tasarım çalışmalarının tekrar edilmesine sebep olan hataların kaynaklandığı bölümleri önem düzeylerine göre sıralamaktır. Önerilen yöntemde, kriterlerin farklı karar vericiler tarafından değerlendirilmesi ve karar vericilerin kendi görüşlerinde net olmaması gibi nedenlerle tereddütlü bulanık sayılar kullanılmıştır. Kriterlerin önem ağırlıklarını bulmak amacıyla Tereddütlü Bulanık Entropi Yöntemi kullanılmıştır. Hataların kaynaklandığı bölümlerin önem düzeylerine göre sıralanmasında birbirinden bağımsız kriterlerin bulunduğu durumlarda kullanılan taksonomi yöntemi geliştirilmiş şekliyle uygulanmıştır. Önerilen yeni bütünleşik yöntem ile elde edilen sonuçlar farklı yöntemler ile karşılaştırılmış ve sıralamalar arasında istatistiksel bir fark olup olmadığını gözlemlemek amacıyla Spearman Rank Korelasyon uygulanmıştır. Çalışmanın ilgili literatüre iki önemli katkısı bulunmaktadır. Birincisi, belirsizlik içeren bir yapıda bulunan veride düzensiz bilginin ortadan kaldırması, ikincisi ise süreç verimliliğinin arttırılmasına yönelik yeni bir yöntem geliştirilmiş olmasıdır.
- Research Article
- 10.20875/makusobed.1192779
- May 30, 2023
- Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi
Bu çalışma terör örgütlerinin şiddet kullanımına yönelik değişen stratejisini FETÖ/PDY örneği üzerinden incelemektedir. Bu amaçla literatürde çalışmaların konuya yönelik yaklaşımlarını inceleyen bir araştırma makalesi olup FETÖ/PDY’nin literatürdeki tartışmalarda edindiği konumu nerede durduğunu incelemektedir. Çalışmada, modern terörizmin tarihçesine de yer verilerek terörizmde nasıl bir dönüşümün yaşandığı ortaya konmuşturna yer verilmiştir. Burada FETÖ/PDY terör örgütünün, modern terörizm tarihinde yer alan örneklerden oldukça farklı bir yerde durduğu görülmektedir. Ayrıca burada terör örgütü adı altına girmeden demokrasinin araçlarından olan STK’lear, vakıflar, dernekler gibi kurumlarla örgütsel yapılarını oluşturmaktadırlar. Çalışmadaki temel amaç, terör örgütlerinin yoğun şiddete başvurmalarından dolayı meşruluğunu kaybetmeleri, güç zehirlenmesi yaşamaları, finansal ve toplumsal destekten yoksun kalmaları ve modern caydırıcı ulusal ordular ve kolluk kuvvetleri ile mücadele edecek kapasiteye sahip olmamalarından dolayı şiddete son çare olarak başvurmalarının gösterilmesidir. Bu kapsamda, FETÖ/PDY terör örgütü paralel devlet yapılanması kurarak politik amaçlarına ulaşmaya çalışması ve son çare olarak şiddete başvurması terörizm literatüründe yeni bir çalışma alanı yaratması sebebiyle vaka olarak incelenmiştir.
- Ask R Discovery
- Chat PDF
AI summaries and top papers from 250M+ research sources.