Mukâtil Rivayetlerinin Tefsir Literatürüne İntikal Süreci

  • Abstract
  • Literature Map
  • Similar Papers
Abstract
Translate article icon Translate Article Star icon
Take notes icon Take Notes

Günümüze ulaşan ilk tam tefsirin müellifi Mukâtil b. Süleyman (ö. 150/767), hakkında yapılmış ağır tenkitlere rağmen müfessirlerin istifade etmekten geri duramadıkları bir isimdir. Hicri dördüncü asırdan itibaren tefsirlerde adının geçmeye başladığı ve ondan yapılan alıntıların sayısında bu yüzyıldan sonra belirgin bir artış olduğu görülmektedir. Bu durumun tespitine dair bazı çalışmalar yapılmış olmakla birlikte Mukâtil’den doğrudan ya da dolaylı yoldan yapılan alıntıların nakil serüveni detaylıca incelenmemiştir. Nitekim gerek klasik gerekse modern dönem tefsirlerinde Mukâtil’e isnad edilerek yer verilen bilgilerin bir kısmı tefsirin matbu nüshaları ile uyuşmamaktadır. Bilindiği kadarıyla Mukâtil rivayetleri Bağdat ve Merv olmak üzere iki farklı tarik ile aktarılmıştır. Tefsirin tahkikli baskıları, günümüze ulaşan Bağdat tarikli yazmalardan hareketle hazırlanmıştır. Sa‘lebî’nin (ö.427/1035) el-Keşf ve’l-beyân adlı tefsirinin mukaddimesinde belirttiğine göre Mukâtil tefsirinin Merv tarikinden rivayetler el-Keşf’te yer almakla birlikte müstakil olarak günümüze ulaşmamıştır. Dolayısıyla bu konuyla ilgilenen araştırmacılara göre farklı tefsirlerde Mukâtil’in mevcut nüshası ile uyumlu olmayan rivayetler bulunmasının sebebi Mukâtil tefsirinin iki farklı tarik ile sonrasına aktarılmış olması ve tariklerden birinde bazı değişikliklerin yapılmış olmasıdır. Bu değişikliklerin bizzat Mukâtil tarafından yapılmış olması ihtimalinden de bahsedilmiştir. Bu ihtimallerin geçerliliğini gösteren veriler olmakla birlikte araştırmacıların dikkat çekmediği bir husus daha vardır. O da tefsirlerde yer alan ve mevcut Mukâtil tefsirinden farklı olan bazı Mukâtil rivayetlerinin birçok tefsirde tekrarlanması, bazılarının ise tefsirden tefsire değişiklik göstermesidir. Mevcut nüsha ile uyumlu olmayıp birçok tefsirde tekrarlanan Mukâtil rivayetlerinin gerçekten tefsirin diğer tarikinden kaynaklanmış olması ihtimali düşünülebilir. Ancak bazı durumlarda aynı konudan bahseden bir rivayetin asırlar geçtikçe değişip dönüştüğü görülmüştür. Dahası bu rivayetlere ufak müdahalelerle de olsa yer veren müfessirlerin isimleri hep gizli kalmış, rivayetin yeni formuyla Mukâtil’e isnadına devam edilmiştir. Dolayısıyla Mukâtil rivayetlerinin aktarımında bazı hatalar yahut müdahaleler olmuş ve bunlar daha sonra rivayetleri asıl kaynağına müracaat etmeden aktaran müfessirlerce tekrarlanmış gibi görünmektedir. Bu vakıa tefsir nakil geleneğinin problemli yönlerinden birini -tefsirde isnad sorununu- gündeme getirmektedir. Diğer taraftan Mukâtil tefsirinde yer alan bazı bilgi ve yorumlar kimi müfessirler tarafından kaynak belirtilmeden nakledilmiştir. Söz konusu yorumlar erken dönem tefsir rivayetlerini derleyen eserlerde Mukâtil’den önceki başka bir isme isnad edilmemiştir. Bu bilgilerin başka bir müfessire isnad edilmemiş olması, söz konusu tefsir malzemesinin bir kısmının hem şifahi kültürden hem de günümüze ulaşamayan tefsir risalelerinden mevcut yazılı kaynaklara aktarımında Mukâtil’in etkin rolünü göstermektedir. Müfessirlerin Mukâtil’in adını zikretmemek şeklindeki bu tavrı onların kaynağı büyük ihtimalle Mukâtil tefsiri olan bilgileri naklederken bunu gizleme ihtiyacı hissettiklerini düşündürmektedir. Bunun örnekleri azımsanmayacak kadar çoktur. Bu durum Mukâtil hakkındaki olumsuz algının müfessirler nezdinde uzun süre etkisini sürdürdüğünün bir göstergesi addedilebilir. Ancak temriz siygasıyla da olsa müfessirlerin bu rivayetlere yer vermeleri, Mukâtil’in tefsirdeki otoritesine kayıtsız kalamadıkları şeklinde değerlendirilebilir. Bu konudaki tespitler, Mukâtil’in tefsir literatüründeki örtük etkisini de göstermesi bakımından önemlidir. Dikkat çekici başka bir durum da Sa‘lebî gibi tefsirinde Mukâtil’in adını sıklıkla zikreden müfessirlerin bile bazen ondan gelen rivayetlere kaynak belirtmeden yer vermeleridir. Bu tutum ise müfessirlerin tefsir rivayetlerinde standart bir tavrının olmadığını düşündürmektedir. Tefsirlerde Mukâtil’den yapılan alıntıların, et-Tefsîrü’l-kebîr’in tahkikli baskıları ile uyum durumu ve uğradığı müdahaleler doküman analizi, metin analizi ve mukayese yöntemleriyle tespit edilmiştir. Çalışmada metin içi taramalar ve metinler arası farkların tespiti el-Mektebetü’ş-Şamile programı üzerinden yapılmış ve yalnızca programda yer alan eserler esas alınmıştır. Bazı eserlerin kaynak gösteriminde Şamile’de yer almayan baskılardan da yararlanılmıştır.

Similar Papers
  • Research Article
  • 10.58242/millifolklor.1114214
Karay Türklerinde Geçiş Dönemi Ritüeli: Evlilik
  • Apr 4, 2023
  • Milli Folklor
  • Emine Atmaca

Türklerin tarihten günümüze Kök Tanrı, Totemcilik (~Totemizm), Animizm (~ruhçuluk/canlıcılık), Şamanizm (Sibirya ve Orta Asya Türk topluluklarında), Budizm, Maniheizm, Zerdüştîlik, İslamiyet, Hristi-yanlık ve Musevilik gibi çeşitli inanç sistemlerini kabul ettiği görülür. Bu durum Türklerin çok geniş bir coğrafyanın ve kültür yelpazesinin içinde yer aldığını gösterir. Dinler tarihçileri bu çeşitli inanç sistemlerini benimsemelerinde Türklerin büyük bir çoğunluğunun yaşadıkları coğrafyanın, sosyal ve kültürel etkileşimlerinin sonucunda gerçekleştiğini ifade ederler. Bu dinsel çeşitliliğin içerisinde Museviliğin Orta Çağda ortaya çıkmış bir mezhebi konumunda değerlendirilen Ârâmî-İbrânî dilinde ‘kutsal yazıyı okuyanlar’ anlamında ‘kara- (K-R-A)’ kelimesinden türetilmiş Karâîlik, zamanla bir Türk soylu halkın adı olmuştur. Hazar Devleti’nin bakiyeleri/torunları olduklarını söyleyen/iddia eden Karaylar, Museviliğin sadece Tevrat’ı/Tora’yı (Yazılı Yasanın otoritesini tanıyanlar) kabul eden Karâî mezhebine mensup bir Türk boyudur. Karaylar, Tanah’ı dinî hükümlerin yegâne kaynağı olarak kabul etmez. Bu etnik grup, kendi millî eşitliğini din ve dilin genel etnogenezine borçludur. Bilindiği üzere insanın ‘geçiş dönemi’ olarak nitelendirilen ‘doğum, evlilik ve ölüm’ olmak üzere başlıca üç önemli evresi vardır. Kişinin bu geçiş dönemlerindeki yeni durumunu belirlemek, onu kutsamak, aynı zamanda da kişiyi bu sırada yoğunlaştığına inanılan bazı tehlike-lerden ve zararlı etkilerden korumak gerekir. Geçiş dönemlerinde yer alan âdetler, gelenekler ve törenler bunların içerisinde yer alan bazı işlem ve uygulamalar Türk soylu halkların geleneksel kültürünün ana merhalelerini oluşturur. Karay Türk toplumu da bu geçiş dönemlerinden evliliğe diğer Türk boylarında olduğu gibi çok önem vermekte ve Karâî mezhebi çerçevesince kendilerince çeşitli pratikler uygulamaktadır. Evlilikte uygulanan bu ritüeller, Karaylar için gelenek ve göreneklerinin devamlılığında, eski kuşaklarla yeni kuşaklar arasında bağlantının sağlanmasında, birlik ve dirliğin muhafazasında önemli bir fonksiyona sahiptir. Karaylar, günümüzde farklı dinlerden (diğer Müslüman, Hristiyan ve Budist Türk boyları) ve Yahudi mezheplerinden (Rabbanistler) evliliklere pek sıcak bakmadıkları için nüfusları yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Bu durum, onların diğer Türk boylarına nazaran kimliklerini daha çok muhafaza etmelerine ve kültürlerine daha çok eğilmelerine sebebiyet vermiştir. Öyle ki onların lehçeleri de ‘Yok Olmaya Yüz Tutmuş Lehçeler’ diye adlandırılan sınıflandırmaya girdiği için Karay lehçesini yaşatabilmek adına çok sayıda dinî, kültürel ve dilbilgisi konulu kitaplar hazırlanmıştır. Bu çalışmada, Karayların hem Türklük ağacının köklerinden getirdikleri evlilik konulu temel inanışları hem de Karâî mezhebi inancı ile yoğurmuş oldukları ritüeller birlikte ele alınıp incelenmiştir. Bu bilgilerin tespitinde özellikle Litvanya’nın eski başkenti Trakai’de ikamet etmekte olan Karay Türklerinden yapılan metin ve kelime derlemeleri ile gözlem yoluyla elde edilen verilerden yararlanılmıştır. Ayrıca bu çalışmada Kırım’da yaşayan Karaylar ile Litvanya’da yaşayan Karayların evlilik ritüellerinde benzerlikler olduğu gibi coğrafya ve farklı kültürlerle temastan kaynaklı farklılıklar da ele alınmıştır.

  • Research Article
  • 10.46353/k7auifd.1626263
DİN EĞİTİMİNDE CHATGPT’NİN ROLÜ: TEFSİR VE KELAM ÇERÇEVESİNDE DOĞRULUK VE TUTARLILIK ANALİZİ
  • Jun 30, 2025
  • Kilis 7 December University Journal of Theology
  • Yakup Kaya

Yapay zekâ teknolojilerinin eğitimdeki ağırlığının giderek arttığı günümüzde din eğitimi gibi derin bilgi birikimi ve bağlamsal yorum gerektiren alanlarda bu araçların güvenilirlik ve öğreticilik yeteneğini somut verilerle değerlendirmek bir gereklilik haline gelmiştir. Bu bağlamda, Anadolu İmam Hatip Liselerinin 11. sınıf Tefsir ve 12. sınıf Kelâm ders kitaplarında yer alan temel konular ile ChatGPT’nin dinî sorulara verdiği yanıtlar arasındaki örtüşme ve farklılaşma düzeyinin ortaya konması; hem öğretmenlerin hem de öğrenciler ile akademisyenlerin yapay zekâ destekli içerikleri eğitim süreçlerine güvenle entegre etmesine imkân tanıyacak bilimsel bir zeminin oluşturulmasına imkan sağlayacaktır. Bu araştırma, ChatGPT’nin dinî konulara yönelik yanıtlarının dört ölçütte—doğruluk, tutarlılık, kavramsal derinlik ve sistematik sunum—ders kitaplarındaki akademik kriterlerle ne ölçüde uyum sağladığını belirlemeyi ve böylece yapay zekâ temelli içeriklerin din eğitimindeki potansiyel katkı ve sınırlılıklarını saptamayı amaçlamaktadır. Araştırma sürecinde öncelikle 11. sınıf Tefsir ve 12. sınıf Kelâm ders kitaplarında yer alan akademik ve pedagojik değeri yüksek üçer kavram seçilerek toplam altı soru oluşturuldu. Bu sorular, hem alanın temel terminolojisini hem de öğretim programlarında öne çıkan tarihsel ve teorik kavramları içerecek biçimde tasarlandı. Daha sonra oluşturulan sorular ChatGPT’nin ücretsiz versiyonuna iletilerek modelin yanıtları eksiksiz biçimde kaydedildi. Yanıtlar, modelin geniş kullanıcı kitlesine erişilebilir ücretsiz sürümünün performansını yansıtması bakımından değerlendirildi. Gelecekteki çalışmalar için ücretli sürümlere ilişkin potansiyel farklılıklar ve katkılar da tartışmaya açıldı. Nitel veri analiz aşamasında her bir yanıt iki temel boyutta incelendi: Birincisi, doğruluk ve tutarlılık düzeyi çerçevesinde ders kitaplarındaki tanım, hüküm ve örneklerle ChatGPT açıklamalarının birebir uyumu; ikincisi ise konunun bağlamıyla örtüşme, kavramsal derinlik ve modelin sınırlılıklarını belirlemek amacıyla yürütülen analizdi. Bu çerçevede, modelin tarihsel köken, metodoloji ve terminoloji alt boyutlarında sunduğu ayrıntı seviyesi “kavramsal derinlik” boyutuyla ele alındı, yanıtların paragraf içi ve farklı sorular arasında mantıkî tutarlılığı “tutarlılık” ölçütüyle değerlendirildi; yanıtlarda kullanılan başlıklandırma, adım adım ilerleyen düzen ve okunabilirlik “sistematik sunum” kriterine göre puanlandı. Elde edilen bulgular, ChatGPT’nin temel İslâmî kavramları tanımlama ve genel ilkeleri aktarmada geniş ölçüde isabetli sonuçlar verdiğini göstermektedir. Tefsir konularında—özellikle İsrailiyât, nesh ve garîbu’l-Kur’ân başlıklarında—modelin açıklamaları, ders kitaplarındaki tanımlarla büyük oranda uyum sağlarken, metne ilişkisiz ayrıntılara girme eğilimi bazen ana mesajı gölgelemiştir. Bu durum, “sistematik sunum” ölçütünde zayıflığa işaret etmiş; bazı cevaplarda başlıklar arası geçişin akıcılığı bozulmuştur. Kelâm konularında ise inanç yorum farkları, müteşâbihât ve deizm gibi tartışmalı meselelerde ChatGPT, temel prensipleri doğru aktarırken tarihsel bağlam ve mezhepsel ayrımlara dair derinlemesine bilgi sunmaktan uzak kalmıştır. Ders kitaplarının metodolojik olarak net sınıflandırmalar sunması, öğrencilerin kavramlar arasındaki ilişkiyi adım adım öğrenmesini sağlarken modelin üstünkörü tasnifleri, “kavramsal derinlik” açısından yetersiz kalmıştır. Öte yandan ChatGPT, güncel akademik tartışma noktalarını ve farklı yorum geleneklerini de metinlerine dâhil etme kapasitesi sayesinde, ders kitaplarında yer almayan çağdaş perspektifleri görünür kılma potansiyeli sergilemiştir. Bu özellik, ileri düzey lisans ve lisansüstü araştırmalar için zengin bir başlangıç noktası sunarken, aynı zamanda sistematik bir kavram haritası veya rehber olmadan kullanıldığında eğitim kademelerinde kafa karışıklığına yol açabileceğini düşündürmektedir. Dolayısıyla model, temel kaynağı tamamlayıcı nitelikte, eleştirel bir süzgeçten geçirilerek yararlanılacak bir araç olarak konumlandırılmalıdır. Sonuç olarak bu çalışma ChatGPT’nin din eğitiminde destekleyici bir araç olarak kullanılabileceğini; ancak ders kitaplarının sağladığı sistematik anlatım, kavramsal netlik ve öğrenci seviyesine uygun düzenin hâlâ eğitimde birincil referans olmaya devam etmesi gerektiğini göstermiştir. Gelecekteki araştırmaların, ChatGPT ve benzeri dil modellerinin doğruluk ve tutarlılık kapasitelerini geliştirmeyi, kavramsal derinlik ve sistematik sunum ölçütlerine uygun yanıtlar üretmelerini sağlamayı ve mevcut öğretim materyalleriyle entegre olmayı hedeflemesi önerilmektedir. Böylece yapay zekâ destekli çözümler ile geleneksel eğitim materyalleri birbirini tamamlayarak daha nitelikli bir dinî öğrenme deneyimi mümkün kılınabilecektir.

  • Book Chapter
  • 10.58830/ozgur.pub791.c3338
Platform Çalışanlarının İş Sağlığı ve Güvenliği Kapsamında Değerlendirmesi
  • Jun 26, 2025
  • Eray Karagöz

Bu çalışma, dijitalleşmenin iş gücü piyasasında ortaya çıkardığı yeni istihdam biçimlerinden biri olan platform çalışmasını hukuki ve iş sağlığı güvenliği bağlamında ele almaktadır. Platform çalışması; dijital bir uygulama ya da web tabanlı platform aracılığıyla hizmet sunulan, esnek, kısa süreli ve görev bazlı işler üzerine kurulu bir çalışma modelidir. Gig ekonomisinin yükselişiyle birlikte yaygınlaşan bu model, klasik iş sözleşmesinde yer alan “iş görme”, “ücret” ve “bağımlılık” unsurlarını belirsizleştirmekte; bu da çalışanların hukuki statülerinin tanımlanmasında ve sosyal güvenlik haklarına erişiminde ciddi sorunlara yol açmaktadır. Türk çalışma mevzuatı çerçevesinde değerlendirildiğinde, platform çalışanlarının büyük çoğunluğu “bağımsız yüklenici” veya “kendi hesabına çalışan” statüsünde konumlandırılmakta; dolayısıyla 4857 sayılı İş Kanunu ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun sağladığı korumaların dışında bırakılmaktadır. Bu durum, çalışanların sosyal güvenlik sistemine dâhil edilmesinde ve iş güvencesi gibi temel haklardan yararlandırılmasında yapısal boşluklar yaratmaktadır. Çalışmanın iş sağlığı ve güvenliği boyutunda ise, platform çalışanlarının 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamına alınmaları mümkün olmakla birlikte, işveren olarak konumlandırılmaları nedeniyle uygulamada bu haklardan büyük ölçüde mahrum kaldıkları görülmektedir. Fransa, İngiltere, ABD ve İsviçre gibi ülkelerde verilen yargı kararları, Uber gibi platformlar nezdinde işçi-işveren ilişkisini kabul ederken; Türk yargısı, bağımlılık unsurunun zayıf olduğu gerekçesiyle bu tür ilişkileri bağımsız çalışma olarak değerlendirmektedir. Sonuç olarak, platform çalışanları hem hukuki statü belirsizliği hem de iş sağlığı ve güvenliği bakımından ciddi güvencesizliklerle karşı karşıya kalmaktadır.

  • Research Article
  • 10.5336/biostatic.2023-100817
Küçük Örneklem Büyüklüğüne Sahip 2x2 Çapraz Tablolar İçin Ki-Kare Yöntemlerinin Karşılaştırılması: Bir Simülasyon Çalışması
  • Jan 1, 2024
  • Turkiye Klinikleri Journal of Biostatistics
  • İsmet Doğan + 1 more

Bu çalışmanın amacı, 2x2 çapraz tablolarda kullanılan klasik ve süreklilik düzeltmeli ki-kare testlerini tanıtmak ve bunları karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmada serbestlik derecesi 1 (bir) olan ki-kare testleri dikkate alınmıştır. Çünkü bu testler, verilerin kesikli olmasından ciddi şekilde etkilenmektedir. Python-random kütüphanesi kullanılarak 10 ≤ n ≤25 aralığında yer alan 4 farklı n değeri için veri türetilmiştir. Verilerin türetilmesinde önce a,b,c ve d ile gösterilen gözelerden hangisine değer atanacağı sonra da ilgili gözeye atanacak değer belirlenmiştir. n=10 için 246, n=15 için 756, n=20 için 958, n=25 için 963 farklı veri seti çalışmada kullanılmıştır. Yöntemlerin karşılaştırılmasında hem her bir yöntemin hipotetik H0 hipotezini farklı örneklem büyüklüğü ve önemlilik düzeyleri için reddetme yüzdeleri hem de yöntemlerin birbirlerine göre hipotetik H0 hipotezini ret/ret, ret/kabul, kabul/ret ve kabul/kabul oranları kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmada dikkate alınan yöntemlere ait sonuçlar, yöntemlerden birinin önerilen tüm yöntemler içerisinde en iyi yöntem olarak seçilmesini sağlamamaktadır. Farklı yöntemler farklı örneklem büyüklüklerinde ve önemlilik düzeylerinde öne çıkmaktadır. Bu durum, bir araştırmadan elde edilecek sonucunun doğru şekilde yorumlanamayacağı anlamına gelir. Tüm yöntemlerin örneklem büyüklüğü ve önemlilik düzeyinden etkilendiği, örneklem büyüklüğünün artması ve önemlilik düzeyinin de 0,01'den 0,10'a doğru değişmesi durumunda H0 hipotezinin reddedilme oranlarının da arttığı belirlenmiştir. Sonuç: Kikare testinin büyük örneklemler için uygun olduğu, beklenen değerlerden en az birinin 5'ten küçük olması durumunda gerek klasik gerekse süreklilik düzeltmeli ki-kare yöntemlerinin kullanılmaması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

  • Research Article
  • 10.21551/jhf.1712135
Büyük Zaferi Anmak ve Anlamak: Malazgirt Zaferi’nin 900. Yıl Dönümünde Basında Çıkan Yazılar Üzerine Bir İnceleme
  • Jul 3, 2025
  • JOURNAL OF HISTORY AND FUTURE
  • İsmail Emir Özkan + 1 more

Bu makalede, Malazgirt Zaferi’nin 900. Yıl Dönümünün Türkiye’deki yazılı basında nasıl ele alındığı incelenmiştir. Türkiye’nin farklı şehirlerinde çıkan gazetelerdeki haber, köşe yazısı ve değerlendirme yazıları analiz edilmiştir. Çalışmanın amacı, tarihi bir olayın yıl dönümünün basın aracılığıyla nasıl yeniden anlamlandırıldığını, milli kimlik inşası ve tarih algısı bakımından ortaya koymaktır. Nitel içerik analizi yöntemiyle gerçekleştirilen araştırmada, gazetelerdeki metinlerin muhtevası, konuyla ilgili vurguladıkları esaslar değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, Malazgirt Zaferi'nin farklı gazetelerde tarihsel hafıza, milliyetçilik ve toplumsal birlik gibi kavramlarla çeşitli şekillerde ilişkilendirildiğini göstermektedir. Bu yönüyle çalışma, basında yer alan yazılar üzerinden tarihi bir olayın incelenmesi ve gelecek kuşaklara aktarılmasına yönelik önemli bir katkı sunmaktadır. Araştırmanın bulguları, yazılı basının sadece bilgi aktaran bir araç olmanın ötesinde, toplumsal belleğin şekillenmesinde ve tarihi olaylara atfedilen anlamların yeniden üretilmesinde etkin bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Malazgirt Zaferi gibi tarihi ve sembolik değeri yüksek bir olayın yıl dönümüne ilişkin gazetelerde sunulan içerikler hem tarihi süreklilik duygusunu güçlendirmekte hem de güncel kimlik politikalarıyla örtüşen bir anlatı oluşturulmasına hizmet etmektedir. Bu çerçevede basın, geçmişi yalnızca hatırlatmakla kalmamakta; aynı zamanda geçmişi, günümüzün siyasi, ideolojik ve kültürel ihtiyaçlarına göre yeniden kurgulamaktadır. Farklı gazetelerin olayın anlamına dair yaptığı vurgu, tarihsel olayların medya tarafından nasıl çeşitli şekillerde çerçevelenebildiğini de göstermektedir. Özellikle birlik ve beraberlik temaları, kahramanlık anlatıları ve milli şuurun ön plana çıkarılması, tarihi olayların ulusal kimlik inşasında bir araç olarak kullanıldığını ortaya koymaktadır. Bu durum, tarihi olayların yıl dönümlerinde yapılan medya temsillerinin yalnızca geçmişi yüceltmekle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda toplumun ortak değerlerini pekiştirme ve geleceğe yönelik ortak bir vizyon oluşturma işlevi gördüğünü göstermektedir. Bu bağlamda çalışma, medya, tarih ve toplumsal hafıza arasındaki çok katmanlı ilişkiyi anlamak açısından önemli bir örnek teşkil etmektedir. Bu çalışma, tarihî olayların yıl dönümlerinde yapılan medya temsillerinin sadece geçmişi bugüne taşımakla kalmadığını; aynı zamanda kolektif kimliğin yeniden üretildiği kültürel pratikler olduğunu göstermektedir. Yazılı basın, bu tür anma süreçlerinde yalnızca bilgi iletimi sağlamakla kalmamakta, toplumsal aidiyetin ve ulusal bütünlüğün yeniden inşa edildiği sembolik alanlar yaratmaktadır. Bu noktada medya, kültürel bellek oluşumuna aktif biçimde katılmakta; belirli tarihî olaylar üzerinden ortak bir anlatı, ortak bir bilinç ve toplumsal bir yönelim geliştirilmesine zemin hazırlamaktadır.

  • Research Article
  • 10.46353/k7auifd.1639461
İBN ‘ABDİRABBİH VE EL-‘IKD ADLI ESERİNİN ARÛZ İLMİ İLE İLGİLİ BÖLÜMÜNÜN İNCELENMESİ
  • Jun 30, 2025
  • Kilis 7 December University Journal of Theology
  • Muhammet Hamidullah Yalçın

Bu araştırmada, Endülüs döneminin önemli ediplerinden biri olan İbn Abdürabbih'in (ö. 328/940) kaleme aldığı el-‘Ikd adlı eserinin aruz ilmi ile ilgili bölümü kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. el-‘Ikd, Arap edebiyatı açısından büyük önem taşıyan ansiklopedik bir eserdir ve içerdiği zengin bilgi birikimiyle hem edebiyat hem de dilbilim açısından kıymetli bir kaynaktır. İbn Abdürabbih, eserin "Kitâbu’l-Cevherati's-Sâniyeti fi'l-‘Arûdi ve'l-Kavâfî" başlıklı on dokuzuncu bölümünde aruz ilmi ve kafiye düzeni konularına geniş yer ayırarak Arap şiirinin yapısal analizini gerçekleştirmiştir. Makalenin temel amacı, bu bölümde sunulan aruz bilgilerini ortaya koymak, İbn Abdürabbih'in bu alandaki metodolojisini değerlendirmek ve Halil b. Ahmed el-Ferâhîdî’nin Kitâbu’l-‘Arûd’una yaptığı atıfların önemini göstermektir. Halil b. Ahmed’in bu eseri günümüze ulaşmamış olduğu için, el-‘Ikd’da yer alan alıntılar, bu kayıp eser hakkında değerli bilgiler sunmaktadır. Araştırmada kaynak olarak temel ansiklopedik eserlerin yanı sıra el-‘Ikd’ın yazma nüshaları incelenerek karşılaştırılmaya çalışılmış, eserin matbu nüshalarının incelenmesiyle yetinilmemiştir. Bu bağlamda çevrimiçi yazma eser katalogları gibi internet kaynaklarından da faydalanılmıştır. Araştırmadaki veriler, nitel araştırma tekniklerinden olan literatür taraması tekniği ile elde edilmiştir. Elde edilen veriler, literatür taraması tekniğinin bir gereği olarak materyal analizi yöntemi ile işlenmeye çalışılmıştır. Materyal analizinin her iki ayağı da -nicel semantik tekniği ve muhteva analizi tekniği- araştırmanın yöntemleri arasında yer almıştır. Çalışmada İbn Abdürabbih’i daha iyi değerlendirebilmek adına öncelikle yaşadığı dönem ve çevre; siyasi, sosyal, kültürel açılardan kısaca ele alınmıştır. Daha sonra İbn Abdürabbih’in hayatı ve eserleri mercek altına alınmıştır. Bir edibin edebi kişiliğini iyi anlayabilmek için özellikle edebiyatla ilgili eserlerinin irdelenmesi elzemdir. Ancak İbn Abdürabbih’in el-‘Ikd haricindeki eserleri bilindiği kadarıyla günümüze ulaşmamıştır. Bu nedenle İbn Abdürabbih’in edebi kişiliğini eldeki imkanlar dahilinde daha iyi kavrayabilmek amacıyla el-‘Ikd derin bir incelemeye tabi tutulmuştur. Çalışmada, el-‘Ikd’ın genel yapısı ve İbn Abdürabbih’in edebi kişiliği ele alındıktan sonra çalışmanın asıl konusu olan, eserin aruz ilmi ile ilgili bölümünün detaylı bir şekilde incelenmesine geçilmiştir. el-‘Ikd’ın bu bölümü üç temel kısımdan oluşmaktadır: "ferş" (teorik bilgiler), "misal" (vezin örnekleri) ve "kafiye" (kafiye teorisi ve uygulamalar). Ferş kısmında aruzun temel kavramları, zihaf ve illetler gibi konular ele alınırken misal kısmında her aruz kalıbına uygun şiir örnekleri sunulmuştur. Kafiye kısmında ise kafiye düzenleri, uyumları ve şiirdeki fonetik özellikler üzerinde durulmuştur. Makalede aynı zamanda İbn Abdürabbih’in metodolojisi analiz edilerek konuyu sunuş biçiminin didaktik yapısı irdelenmeye çalışılmıştır. Müellifin konuları sistematik bir şekilde ele alarak kuramsal bilgileri sade ve anlaşılır bir dille sunduğu görülmektedir. Ayrıca müellif, bu bilgileri, ezberlenmesini kolaylaştırmak amacıyla, manzum bir format ile tekrar etmektedir. Müellifin aruz sistemine dair sunduğu şematik bilgiler ve örnekler, okuyucuların konuyu derinlemesine kavrayabilmesine yardımcı olacak şekilde düzenlendiği söylenebilir. Ayrıca Halil b. Ahmed’in sistematik yaklaşımına sadık kalmış, istişhadlar (delil olarak gösterilen beyitler) ekleyerek bilgileri pekiştirmiştir. Ancak İbn Abdürabbih’in anlatım yönteminin bazı kusurları olduğu da söylenebilir; tekrar eden bilgiler okuyucuyu sıkabilmekte ve kavramların çok fazla ayrıntıya girerek yoğunlaştırılması konunun kavranmasını zorlaştırabilmektedir. Bunun yanı sıra, makalede el-‘Ikd’ın yazma nüshaları arasındaki farklılıklar da incelenmiştir. Eserin yazma nüshaları arasındaki varyant farklılıkları; eserin zaman içinde müstensihler tarafından değiştirilmiş olabileceğini, belirli kısımların eklenmiş ya da çıkartılmış olabileceğini göstermektedir. Bu durum, eserin tam ve güvenilir bir edisyonunun oluşturulması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Öyle ki eserin adı olarak bilinen yaygın ve meşhur isimlendirmenin dahi hatalı olduğu görülmüştür. Araştırma sonucunda eserin gerçek adının bilinenin aksine el-‘Ikdu’l-ferîd değil yalnızca el-‘Ikd olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak bu çalışma, İbn Abdürabbih’in el-‘Ikd adlı eserinde yer alan aruz ilmi ile ilgili bilgileri analiz ederek, eserin Arap edebiyatındaki yerini ve önemini tartışmaktadır. el-‘Ikd, yalnızca ansiklopedik bir edebiyat kaynağı değil, aynı zamanda dönemin şiir ve aruz kurallarını sistematik bir şekilde inceleyen önemli bir metindir. Bu nedenle, özellikle Arap şiirinin yapısal özellikleri ve aruz ilmi alanında çalışan araştırmacılar için vazgeçilmez bir kaynak niteliğinde olduğu düşünülmektedir.

  • Research Article
  • Cite Count Icon 1
  • 10.33692/avrasyad.1174171
Somatik Deyimler Bağlamında Rusça ve Türkçe Deyimlerin Karşılaştırılması
  • Mar 20, 2023
  • Avrasya Uluslararası Araştırmalar Dergisi
  • Selin Tekeli̇

Her dilin söz varlığında yer alan akrabalık adları, hayvan adları, yiyecek-içecek adları, renk adları, sayı adları ve organ adları temel kelimeler içerisinde yer almaktadır. Söz konusu kelimeler deyim oluşturma sürecinde önemli bir yere sahipken ait oldukları dil ile ilgili de önemli bilgiler içermektedir. Özellikle dilin temel kelimeleri içinde yer alan organ adları ile kurulmuş deyimlerin tespit edilmesi çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır. Somatik deyimler şeklinde adlandırılan organ adlarının kullanımı ile oluşturulan bu deyimler Rusçanın söz varlığının önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Bu çalışmada, çeşitli deyim sözlüklerinde yer alan organ adlarıyla kurulmuş deyimler semantik ve leksik açıdan incelenmiş ve bu deyimler şu başlıklar altında değerlendirilmiştir: Her iki dilde aynı organ adı ile oluşan deyimler, Rusçada ve Türkçede farklı organ adları kullanılarak oluşturulan ancak anlam bakımından aynı olan deyimler, Rusçada organ adı ile kurulmayıp Türkçede organ adı ile kurulan deyimler, Rusçada organ adı ile kurulup Türkçede organ adı ile kurulmayan deyimler. Daha sonra tespit edilen bu deyimlerin eşdeğerlik açısından Türkiye Türkçesi ile karşılaştırması yapılmıştır. Betimleyici tarama modeli ve karşılaştırmalı analiz tekniği ile yapılan bu çalışmada incelemeye konu olan bu somatik deyimlerin birçoğunun anlam bakımından Türkçede tam karşılıkları tespit edilmişken bazı deyimlerin de eşdeğerleri bulunamamıştır. Bu durum farklı dillerde ifade şekillerinin de farklı olması ile açıklanabilmektedir. Her iki dildeki somatik deyim varlığı üzerine araştırma yaptığımız bu çalışma ile diğer karşılaştırmalı çalışmalara da katkı sağlamak amaçlanmıştır.

  • Research Article
  • Cite Count Icon 1
  • 10.29157/etusbed.1339907
ERZURUM SÖZLÜ GELENEĞİNDE YAŞAYAN TEVRAT KAYNAKLI BİR ŞAHSİYET: BEL’ÂM BİN BÂ’ÛRÂ
  • Sep 30, 2023
  • Erzurum Teknik Universitesi Sosyal Bilimler Enstitusu Dergisi
  • Muhammet Emin Altinişik

Kur’an-ı Kerim insanlığa ilahi mesajı iletirken geçmiş milletlerin Allah’a karşı tutum ve davranışlarından örnekler sunmuştur. Genelde kıssa şeklinde verilen bu örneklerden insanların ders çıkarması ya da öğüt alması istenmiştir. Kıssalarda yer alan isim ve mekânlar pek çok ayette ya yer almamış ya da ikinci planda kalmıştır. İlk dönem Müslümanlarında merak uyandıran bu durum, kıssaların ayrıntılı açıklanması noktasında Müslümanları arayışa yöneltmiştir. Fazla uzağa gitmeyen Müslümanlar, aralarındaki ticaret, komşuluk ve kültürel alışverişin yoğun olduğu Yahudilerden kıssalar hakkında ayrıntılı bilgiler alarak Tevrat kaynaklı anlatıların tefsir kitaplarına girmesine sebep olmuşlardır. Tefsir kitaplarında yer alan bu anlatılar zamanla diğer İslamî eserlere intikal etmiş ve Müslümanlar arasında yazılı ve sözlü gelenek yoluyla yayılmaya başlamıştır. Türklerin İslamiyeti kabulü ile birlikte Türk halk bilimi ürünleri de çeşitlenmiştir. Özellikle Kur’an kıssalarının tefsirinde Tevrat anlatıları motif ve konu bakımından masal, halk hikayesi ve efsanelerin yer aldığı Türk anlatı geleneğinin kaynaklarından birini oluşturmuştur. Bel’âm bin Bâ’ûrâ kıssası da efsane/menkıbe şeklinde Türk sözlü anlatı geleneği içinde yer alan Tevrat kaynaklı anlatılardan biridir. Kıssa, tefsirlerden sözlü geleneğe intikal ederek tespit edildiği kadarıyla yaklaşık dört asırdan beri Erzurum’da anlatılmaktadır.

  • Research Article
  • 10.7456/tojdac.1321576
YENİ MEDYA SİSTEMİNDE MEDENİYETİN DÖNÜŞÜMÜ VE “TEKNO-MEDENİYET” İLİŞKİSİ: KÜRESEL TEKNOLOJİ ŞİRKETLERİ ÜZERİNE BİR ANALİZ
  • Oct 1, 2023
  • Turkish Online Journal of Design Art and Communication
  • Mustafa Aydemi̇r

HAKEM ATAMASI: YENİ MEDYA, İLETİŞİM ÇALIŞMALARI VE MEDYA TEKNOLOJİLERİ YENİ MEDYA SİSTEMİNDE MEDENİYETİN DÖNÜŞÜMÜ VE “TEKNO-MEDENİYET” İLİŞKİSİ: KÜRESEL TEKNOLOJİ ŞİRKETLERİ ÜZERİNE BİR ANALİZ ÖZ Yeni medya sistemi, geleneksel medyanın yerini alan dijital teknolojilerin gelişimiyle ortaya çıkan etkileşimli bir dönüşümü ifade eder. İnternet, sosyal medya, akıllı telefonlar ve diğer dijital platformlar, haberlere erişim, iletişim, eğlence ve bilgi paylaşımı gibi alanlarda yeni bir ortam yaratmıştır. Bu gelişmeler, kültürel ve toplumsal yapıların değişmesine, medeniyetin dönüşümüne yol açmıştır. Tekno-medeniyet kavramı, teknolojinin medeniyeti nasıl etkilediğini ve medeniyetin teknoloji tarafından şekillendiğini ifade etmektedir. Bu kavram, teknoloji ve medeniyet arasındaki karşılıklı etkileşimi vurgulamaktadır. Küresel teknoloji şirketleri, yeni medya sisteminin oluşumunda ve tekno-medeniyetin gelişiminde önemli bir rol oynamaktadır. Küresel teknoloji şirketleri, dijital platformları, sosyal medya ağlarını, arama motorlarını ve diğer teknolojik ürünleri sağlayarak milyarlarca insanın günlük yaşamını etkilemektedir. Bu şirketler, büyük veri analitiği, yapay zeka ve reklamcılık gibi alanlarda teknolojik gelişmeleri kullanarak kullanıcıların davranışlarını izlemekte ve şekillendirmektedir. Bu durum, kültürel değerlerin, iletişim biçimlerinin ve sosyal ilişkilerin değişmesine yol açmaktadır. Çalışmanın amacı, teknolojinin medeniyet üzerindeki baskın rolünün nasıl oluştuğunu ortaya çıkarmaktır. Yöntem, teknoloji alanında faaliyette bulunan şirketlerin oluşturduğu evren üzerinden ilk on sırada yer alan şirketler marka değerleri ilk yirmi sırada yer alan şirketler ise kurumsal yapıları yönünden içerik analizi ile incelenmektedir. Çalışmada 2022 verilerine göre 7,93 milyar insanın 5,74 milyar internet kullanıcısı ve %69 internet kullanımı olduğu saptanmıştır. Dünyada faaliyet gösteren en büyük 861 şirket arasında marka değeri, gelir, çalışan sayısı ve diğer kriterler baz alındığında ilk on sırada yer alan şirketler arasında; ABD’nin 590 şirket, Çin /Hong Kong 351 ve Japonya’nın 196 şirket ile bu alanda ilk üç sırayı paylaşmakta olduğu da anlaşılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Yeni Medya, Teknoloji, Medeniyet, Sanal Kimlik, İçerik Analizi. THE TRANSFORMATION OF CIVILIZATION AND THE RELATIONSHIP BETWEEN "TECHNO-CIVILIZATION" IN THE NEW MEDIA SYSTEM: AN ANALYSIS OF GLOBAL TECHNOLOGY COMPANIES ABSTRACT The new media system refers to an interactive transformation brought about by the development of digital technologies that have replaced traditional media. The Internet, social media, smartphones and other digital platforms have created a new environment for access to news, communication, entertainment and information sharing. These developments have led to changes in cultural and social structures and the transformation of civilization. The concept of techno-civilization refers to how technology affects civilization and how civilization is shaped by technology. This concept emphasizes the interplay between technology and civilization. Global technology companies play an important role in the formation of the new media system and the development of techno-civilization. Global technology companies influence the daily lives of billions of people by providing digital platforms, social media networks, search engines and other technological products. These companies monitor and shape users' behavior using technological advances in areas such as big data analytics, artificial intelligence and advertising. This is leading to changes in cultural values, forms of communication and social relations. The purpose of the study is to reveal how the dominant role of technology on civilization is formed. The method, the companies ranked in the top ten in the universe formed by the companies operating in the field of technology, the companies whose brand values are ranked in the top twenty are examined by content analysis in terms of their corporate structures. According to the data of the study, 7.93 billion people have 5.74 billion Internet users and 69% internet usage according to 2022 data. Among the 861 largest companies operating in the world, the companies ranked in the top based on brand value, revenue, number of employees and other criteria are among the companies that are ranked in the top; It is also understood that the USA shares the top three places in this field with 590 companies, China / Hong Kong 351 and Japan 196 companies. Keywords: New Media, Technology, Civilization, Virtual Identity, Content Analysis.

  • Research Article
  • 10.31722/ejmd.1252245
Klarnetin Alt Gövdesindeki Kalın Seslerin Kullanımını Çalıştıracak Pozisyon Önerileri
  • Dec 31, 2023
  • Eurasian Journal of Music and Dance
  • Anıl Çeli̇k

Klarnet zorluk barındıran bir çalgıdır. Bu çalışmada birtakım zorlukların nasıl üstesinden gelinmesi gerektiği teorik bir şekilde anlatılmıştır. Amaç teorik bilgilerin nota üzerindeki pozisyon yerlerini çalışarak yapıtların daha kolay çalına bilirlik düzeyine getirmektir. Teknik problemlerin kısa sürede giderilmesi ve doğru çözümlenebilmesinin altyapı çalışması oluşturulmuştur. Çalışmaya karar verirken, bir yapıtı çözümleme esnasında kaynak sıkıntısı yaşanmasından dolayı çalışmanın oluşum süreci gelişmiştir. Çalgı ustalığı esnasında edinilen bilgi ve birikimleri çalgı ile bütünleştirdiğimiz zaman başarı kendiliğinden gelecektir. Klarnet çalarken harcanan emek ve sabır sayesinde başarılı bir yorumcu olmak kaçınılmazdır. Önerilen sekiz çalışma ve iki eser çalışması sayesinde klarnet çalarken karşılaşılan pozisyon yerlerini kolaylaştırmak amaç edinilmiştir. Önerilen çalışmaları çalışarak ve ölçü ölçü çözümleyerek alt gövdede olan notaların klarnetteki geçiş yerlerini de çözmüş olacağız. Bir eseri yorumlarken gösterilen öneriler sayesinde eseri daha iyi yorumlamamızı da kolaylaştıracaktır. Çalışmalar hem eser için harcanan süreyi kısaltmamızın hem de esere daha hâkim olmamızın yolunu da açacaktır. Klarnetin alt gövdesinde yer alan bazı geçiş notalarını hızlandırmayı ve hâkim olmayı amaçlayan önerilere değinilmiştir. Eser çalışmaları sayesinde parmak süratinin de çalıştırılması sağlanmıştır. Pasaj çalışmaları yaparken bir yandan da nüans, dil ve nefes çalışmaları ile de zenginleştirilmiştir. Önerilen çalışmalar ve eser çalışmaları ile çalgı hâkimiyetindeki ustalığın daha da öne çıktığı saptanmıştır.

  • Research Article
  • 10.35193/bseufbd.1212415
Acari’de Endosimbiyont Bakteriler
  • Nov 30, 2023
  • Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Fen Bilimleri Dergisi
  • Gizem Berber + 1 more

Acari, arthropoda şubesi içerisinde sayıca fazla ve önemli bir grubu oluşturmaktadır. Bu grup içerisinde keneler, örümcekler ve özellikle tarımsal yararlı ile zararlı akar türleri bulunmaktadır. Tüm bu canlı grupları doğada önemli faaliyetlere sahiptir. Acari içerisinde yer alan canlılar endosimbiyotik bakteriler ile ilişki içerisindedir. Endosimbiyont bakteriler, eklembacaklılarda partenogenez, erkek öldürücülük, feminizasyon, sitoplazmik uyumsuzluk (CI) gibi çeşitli üreme manipülasyonlarına neden olmaktadırlar. Ayrıca besin desteği, doğal düşmanlara karşı savunma ve detoksifikasyon gibi süreçlerde rol almaktadırlar. Konukçularındaki bu etkileri nedeniyle özellikle de tıbbi ve tarımsal zararlı türlerde endosimbiyotik bakteri ilişkilerinin belirlenmesi hem biyolojik çeşitlilik hem de zararlılara karşı alternatif mücadele stratejilerinin belirlenmesi açısından önemlidir.Bu derlemede Acari içerisinde yer alan canlılar ile endosimbiyotik bakteriler arasındaki ilişkilerinden söz edilmiştir.

  • Research Article
  • 10.55830/tje.1514783
SÜRDÜRÜLEBİLİR AR-GE VE İNOVASYON PERSPEKTİFİYLE KÜRESEL ÖLÇEKTE VE TÜRKİYE’DE AR-GE MERKEZİ HARCAMALARİNİN İNCELENMESİ VE ANALİZİ
  • Sep 29, 2024
  • İstanbul Ticaret Üniversitesi Girişimcilik Dergisi
  • Samet Dönerkaya + 1 more

Ar-Ge ve inovasyon kültürlerinin şirketlere entegrasyonu oldukça önem arz etmektedir. Bu çalışma kapsamında, Ar-Ge ve inovasyonun sosyo-ekonomik ölçekte etkisi, bilimsel etkileri ve teknolojik ilerleme konuları araştırılmıştır. Özellikle Ar-Ge ve inovasyon politikalarının endüstride uygulanabilirliğine odaklanarak, hızla büyüyen inovasyon kültürünün gelişiminde ki parametrelerin ve metriklerin belirlenmesinin yanı sıra Ar-Ge kültürü kilometre taşlarının önemi ve son yıllarda ulusal ve uluslararası literatürde yer alan çalışmalar ve uygulamalar incelenerek analiz edilmiştir. Türkiye’de inovatif faaliyetlerin yeterli olmadığı hem ülke hem de bölgesel kalkınmalara katkı sağlanabilmesi için bilimsel araştırma kurumlarının kalitesi ve Ar-Ge harcamalarında üniversite-sanayi iş birliklerinin artırılması öncelikli bir amaç olarak belirlenmesi gerekmektedir. Bu çalışma kapsamında özellikle inovasyon politikalarının endüstride uygulanabilirliğine odaklanarak, hızla büyüyen inovasyon kültürünün gelişiminde ki parametrelerin ve metriklerin belirlenmesinin yanı sıra Ar-Ge kültürü kilometre taşlarının önemi ve son yıllarda literatürde yer alan çalışmalar ve uygulamalar bu perspektifte incelenerek analiz edilmiştir. Türkiye’nin Ar-Ge harcamalarının ihracatı üzerinde meydana getirdiği etkilerin yanı sıra Ar-Ge faaliyetlerinin makro ekonomik performansları bu çalışmada sunulmuştur. Yapılan analizler sonucunda elde edilen bulgulara bakıldığında Ar-Ge harcamalarının ihracatı doğrudan artırdığı yönünde güçlü bulgular elde edilmiş, nihai sonuçta Ar-Ge faaliyetlerinin Türkiye’de daha bilinçli bir şekilde planlanarak artırılması gerekliliği sonucuna ulaşılmıştır.

  • Single Book
  • 10.5152/7500
Kent Yeşil Alanları Toprak Bilgisi
  • Aug 9, 2024
  • Orhan Sevgi̇ + 2 more

Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi olan kitap yazarlarından iki hocamız hem yüksek lisans hem de doktora tezlerini Toprak İlmi ve Ekoloji alanında yaptı. Anabilim Dalının adında vurgulandığı gibi toprak, ekolojinin sıradan bir ögesi olmayıp Türkiye şartları için ayrıca önem arz eden bir alandır. Toprak eğitimiyle olan ilişkileri Toprak ilmi derslerinin uygulamalarına katılmalarıyla başladı. Daha sonra ise önlisans, lisans ve lisansüstü derslerinde çeşitli toprak konularını işleyerek toprak bilgisi öğretimine devam ettiler. Geçen yıllar içinde Türkiye’nin doğal toprakları üzerine gözlem, deney ve araştırmaları sürdürdüler. Kitap yazarı bir hocamız da peyzaj mimarlığı bölümünde ülkemizde yeni yeni değeri anlaşılmaya başlanan kent yeşil alanları içerisinde gün geçtikçe genişleyen çatı bahçesi üzerine doktora yapmış, yetiştirme ortamlarının hazırlanması konusunda deneyim ve birikimlerini lisans ve lisansüstünde dersleri kapsamında paylaşmıştır. Okumakta olduğunuz metin söz konusu belirtilen gözlemlerin, deneylerin, deneyimlerin ve birikimlerin bir araya getirilmesiyle varlık kazandı. Yazarlar, çalışmalarının önemli kısmında toprağı ekolojinin bir ögesi olarak kullandı. Yazarların bilim hayatındaki genel ekolojik yaklaşımları bu kitabın yazımında bir bakış açısı olarak yansıtılmıştır. Yazarların Türkiye’nin doğal toprakları üzerine çalışmaları devam ederken İstanbul’un kent yeşil alanlarını ihmal ettiklerini kendilerine itiraf etmişlerdir. Bu öz değerlendirme kitap yazımında itici bir güç niteliğinde olmuştur. Bu görevi daha fazla ötelenemeyeceği anlayışıyla bu kitabı yazma fikri olgunlaşmıştır. Üniversitemizin Cumhuriyetin 100. yılı nedeniyle hazırladığı 100. Yıl Kitap Projesi bunun için önemli fırsat olarak görülmüştür. Çünkü Üniversitemizin kitap basma olanağı bulunmadığından öğretim üyeleri ders kitaplarını dahi dışarıda yayınlamak zorunda kalmışlardır. Kent yeşil alanlarının toprak bilgisi isimli bir kitapta daha sonra da belirtileceği gibi bitki odaklı yazmak istiyorduk. Çünkü kent yeşil alanlarının toprak bilgisi yaygın olarak bitkiler için kullanılmaktaydı. Ayrıca söz konusu toprak ve bitki veya bitkilerin ekosistemin bir parçası olduğu konusunu dikkate alarak metni yazmaya çalıştık. Kent yeşil alanları çeşitli bilim alanlarının çalışma konusu olduğundan ilgili alanların bakış açısını daha fazla yansıtmak için de çaba harcadık. Kitapta bazı kavramların farklı bilim alanlarında kullanımlarının verilmesi söz konusu alanların birikimlerini de metne yansıtmanın bir göstergesi niteliğindedir. Bu amaçla çok farklı meslek mensuplarının eserde yer alan konularla ilgili çalışmaları kullanılmıştır. Kitabı yazarken, ülkemizin kent yeşil alan toprakları üzerine sınırlı çalışma yapılması önemli kısıtımızdı. Bununla birlikte, doğal topraklar konusunda birikimimiz, kent yeşil alanlarında yaptığımız gözlem ve çalışmalar, kent yeşil alanlarında sorun yaşayanların anlatıları gibi güçlü yönlerimizle kitabı yazmaya çalıştık. Kitabın en önemli amacı, doğrudan kent yeşil alan topraklarının kısaca kent topraklarının ülkemizde bir uzmanlık alanına dönüşmesinin gerekliliğini, daha fazla öğretim üyesinin (farklı alanlardan olmak üzere) kent yeşil alan topraklarına yönelmesini ve kent yönetiminde bulunan çeşitli meslek mensuplarının kent topraklarının farklı özellikleri olduğu bilinci ile kent toprakları yönetiminin de farklılaşmasının gerekliliğini kamuoyuna taşımaktır. Bu açıdan kitabımızın bir başlangıç olduğuna inanmaktayız. Onun için bu çalışma, önümüzdeki yıllarda yeni çalışmalarla beslenecek yeni konuların eklenmesiyle gelişecek bir metin olarak kendini göstermektedir. Genelde, toprak kitaplarının yazımında hangi arazi kullanımına odaklanıldıysa doğal olarak örnekler ilgili arazi kullanımından verilmektedir. Örneğin Orman Fakültesi Toprak İlmi1 kitaplarında örnekler genelde orman alanlarından verilirken Ziraat Fakültelerinde örnekler tarım toprakları üzerinden verilmiştir. Bu durum son derece anlaşılırdır. Arazi kullanımları genel bir çerçevede sınıflandırıldığında orman alanları, tarım alanları, mera alanları ve yerleşim alanları olarak belirtilmektedir. Arazi kullanımlarına göre toprak bilgileri de çeşitlenmektedir. Genel bir toprak bilgisinin yanı sıra orman topraklarından, tarım topraklarından, mera topraklarından ya da kent topraklarından söz etmek mümkündür. Okumakta olduğunuz metin ise doğrudan yerleşim yerlerinde değişime uğratılan alanlara yönelik toprak bilgisini esas almaktadır. Yerleşim alanlarının şekillenmesinde insan faaliyetleri önemli bir etkiye sahiptir. Kent ortamlarında gerek altyapı gerekse üstyapı çalışmaları ile önemli bir baskı söz konusudur. Baskı altında bulunan bu alanlar yol kenarları, caddelerin etrafı, parklar, çim alanları, çeşitli bahçelerden ev içindeki saksı ya da balkonda bulunan topraklara kadar çeşitlenmektedir. Söz konusu bu alanların hepsi toprak bilgisi gerektirmektedir. Elinizdeki kitap doğrudan bu alanların topraklarına yönelik hazırlanmıştır. Ayrıca, toprak bilgileri anlatılırken toprak-bitki ilişkileri dikkate alınmıştır. Kitap, geleneksel anlayış yerine toprak – bitki, toprak – besin/su, yetişme ortamı – besin/su ve karışım maddeleri – besin/su ilişkileri kent yeşil alanlarındaki toprak bilgisi ihtiyacı gözetilerek yazılmıştır. Bunun yanı sıra doğal toprak özelliklerinin bilinmesinin kent topraklarında yapılacak uygulamalara önemli bir yaklaşım sunacağı düşüncesinin metnin her yerinde hakim olmasına özen gösterilmiştir. Ayrıca kitap, kent yeşil alanlarının topraklarıyla ilişkisi olan peyzaj mimarlığı, orman mühendisliği, mimarlık, şehir planlamacılığı, süs bitkileri yetiştiriciliği, yeşil alan sulamasıyla ilgilenenlere kuramsal ve uygulamaya yönelik bilgiler sunmaktadır. Kitapta bu alanlarda üretilen bilgiler ve yapılan tanımlar da kullanılmıştır. Metnin bazı yerlerinde “Toprak” ifadesiyle bitkilendirme ortamlarında bulunan, dışarıdan getirilen veya karışımla oluşturulan bitkilerin yetiştirildiği toprak kastedilmiştir. “Bitki” ise kent yeşil alanlarında kullanılan tüm bitki türlerini ifade etmektedir. Toprakla ilgili terimler ve konular açıklanırken belirtilen alanlar içinde örnekler verilmiştir. Kitabın yazılmasında dikkat edilen en önemli konulardan bir tanesi de terimlerin kullanımıdır. Yazım sırasında, Türkçenin bütün olanakları kullanılmış, Türk Dil Kurumunun yazım kurallarına genel sözcüklerde uyulmuş, terimlerin yazılışında ise ormancılık bilimleri dilindeki kullanımları tercih edilmiştir. Birçok yayında parantez içinde geçen dilimize ait terimler karşılaştırılarak okuyucuya doğrudan aktarılmıştır. Böylece kitabın daha anlaşılabilir olmasına çalışılmıştır. Metnin farklı bilim dalları ile ilgili olması bu işi zorlaştırmış olmakla birlikte söz konusu bütün alanların konuyla ilgili kullandığı terimlere açıklanarak kitapta yer verilmeye özen gösterilmiştir. Kitaptaki ilk sekiz konuda bitki - toprak ilişkileri bağlamında temel toprak bilgilerine yer verilirken, daha sonraki beş konuda oluşturulacak yetiştirme ortamına ve son iki konuda ise sorunlara ve çözüm yollarına yer verilmiştir. Böylece yapay alanlarda bitki yetiştirme ortamlarının toprak kısmının hazırlanması, bakımı ve sorunlarının çözümüne yönelik bir eser ortaya konulmaya çalışılmıştır. Kitabın yapılandırılması, kent toprakları bağlamında kent yeşil alanlarının yönetimi, bakımı ve işlevlerinin anlaşılmasına hizmet edecek bilgiler esas alınarak oluşturulmuştur. Bölümlerin odaklandığı konular aşağıda sunulmuştur. Bununla birlikte bu kitap toprak bilgisinin tüm konularını içermemektedir. Örneğin kitapta kent topraklarının yönetimi, kent topraklarının verimliliği, toprak solunumu gibi konulara yer verilmemiştir. Kitabın konu başlıkları öncelikle, hedef okuyuculara göre seçilmiş ve ilgili konunun temel metinlere ve en güncel bilgilere dayanılarak yazılması amaçlanmıştır. Birinci bölümde kent yeşil alanlarının oluşmasında önemli etkileri olan kentleşme konusu Türkiye özelinde verilmiştir. Daha sonra ise kent yeşil alanlarının toprak özellikleri üzerine yapılan sınırlı sayıda çalışmayla ilgili bilgiler sunulmuştur. İkinci bölüm kent yeşil alanlarının sınıflandırılmasına ayrılmıştır. Öncelikle kent kavramı ve yeşil alan kavramları üzerinde durulmuştur. Daha sonra ise önerilen kent yeşil alanları sınıflandırması yapılmış, bu kapsamda yeşil alan türleri belirtilmiş ve yeşil alan hesabıyla ilgili bilgiler sunulmuştur. Böylece kitaba konu olan toprak bilgisiyle hangi toprakların kastedildiği ortaya koyulmuştur. Üçüncü ve dördüncü bölümlerde ise geleneksel toprak kitaplarında yer alan toprağın fiziksel ve kimyasal özelliklerine yer verilmiştir. Bu bölümlerde geleneksel toprak bilgisine yer ayrılsa da kent topraklarının fiziksel ve kimyasal özellikleriyle ilgili bilgilere de yer verilerek ikinci bölümde belirtilen kent yeşil alan topraklarında yapılacak uygulamalara kavramsal bir altlık oluşturulmaya çalışılmıştır. Beşinci bölüm ise toprağın en önemli kısımlarından biri olan organik maddeye ayrılmıştır. Doğal topraklarda organik madde çok önemli olduğu gibi insan etkisi altında veya karışımlar yoluyla oluşturulan yetiştirme ortamları için de organik madde son derece önemlidir. Toprakta yaşanan çeşitli süreçleri doğrudan etkilemesi, toprağın iyileştirilmesinde kullanılması ve kent yeşil alanlarında en önemli müdahale maddesi olması açısından kitapta yer almıştır. Altıncı bölümde yine yukarıda belirtilen bölümler gibi geleneksel toprak kitaplarında yer verilen toprak canlıları bilgileri de bu metinde yerini almıştır. Türkiye’de kent yeşil alanlarının toprak canlıları üzerine yapılan çok sınırlı çalışmalar bulunduğundan geleneksel bilgilere yer verilmesi ile yetinilmiştir. Kent yeşil alanlarının canlı faaliyetlerinin bilinmesi toprağa yapılacak iyileştirme çalışmalarına katkı sağlayacaktır. Yedinci bölümde ise geleneksel toprak kitaplarında ve toprak fiziği kitaplarında yer aldığı şekilde toprak suyu ve süreçlerine yönelik bilgiler bulunmaktadır. Doğal süreçlerde yaşanan ve tanımlanan kavram ve bilgiler bu bölümde sunularak kent yeşil alanlarının su bütçesinin anlaşılması sağlanmış ve yapılacak sulama faaliyetlerinin kavramsal alt yapısı hazırlanmıştır. Sekizinci bölümde toprağın besin maddesi, bütçesi ve gübrelemeler üzerine odaklanılmıştır. Kent yeşil alanlarının önemli kısmında besin maddesi sorunları yaşanabileceği ve buna bağlı olarak gübreleme yapılması gerekliliği oluşmaktadır. Özellikle gerek yeni yeşil alanların tesisinde, yeşil alan veya toprak onarımında gerekse karışımlarda gübrenin kullanılması toprakların besin maddesi bütçesi ve gübrelemeyi ayrı bir başlık altında sunmak açısından önemli dayanaklardır. Dokuzuncu ve onuncu bölümler kitabın özgün değerini arttıran bölümler olarak görülebilir. Bu bölümde toprak ortamı oluşturulurken inorganik ve organik maddelerin özellikleri incelenmiştir. Bununla birlikte başta fidan üretimi olmak üzere, yeşil alanların tamamında söz konusu karışımlarda kullanılan maddelerin özelliklerinin bilinmesi gerekmektedir. Bu bölümler belirtilen bilgi açığını kapatmak için düzenlenmiştir. Onbirinci bölüm ise “Toprak Bitki Etkileşimi”nin yer verildiği önemli bir bölümdür. Doğal alanlarda yaşanan süreçler anlatılarak yeşil alanlarda yapılacak uygulamalara yön verecek bilgiler sunulmaya çalışılmıştır. Böylece yeşil alanların oluşturulması veya mevcutlarının bakım ve iyileştirilmesinde bu bölüm bilgileri önemli katkılar sağlayacaktır. Bir önceki bölüme benzer şekilde onikinci bölümde “Toprak Su Etkileşimi ve Sulama Bütçesi” başlığı altında toprak-su ilişkileri ele alınmıştır. Her ne kadar sulama başlıklı çeşitli yayınlar bulunmakla birlikte bu bölüm kent yeşil alanları odaklı yazılmıştır. Onüçüncü bölümde ise doğrudan yaygın görülen yeşil alan toprak sorunlarına yer verilerek “Bitkiler Açısından Toprak Sorunları” ismiyle sunulmuştur. Burada bitkilerin yaşamını sınırlandıran, gelişimini engelleyen ve müdahale gerektiren sorunlar ele alınmıştır. Böylece kent yeşil alan toprak bilgisinin kullanımıyla ilgili bilgilere yer verilmiştir. Ondördüncü bölüm ise geleneksel toprak kaynaklarında analiz yöntemleri olarak ele alınmakta bu çalışmada ise “Toprak Analizleri ve Yorumları” başlığıyla bölüm olarak sunulmuştur. Toprak analizleriyle ilgili genel bilgiler verilmiş ve yorumlanmalarında dikkat edilecek konular ele alınmıştır. Onbeşinci bölümün başlığı “Toprak Sağlığı ve Korunması” olarak verilmiştir. Bu başlık altında kent topraklarının önemi ve buna dayanarak yapılacak yönetim ve uygulamalar sunulmuş, toprağın iyileştirilmesi, bakımı gibi konulara yer verilerek toprakların korunmasına odaklanılmıştır. Kitabın yazımı aşamasında taslak metinleri okuyarak ve bitki isimlerini denetleyerek katkı sağlayan Doç. Dr. Ece SEVGİ’ye ve Doç. Dr. Hatice YILMAZ’a teşekkür ederiz. Ayrıca Doç. Dr. Hatice YILMAZ yayınlanmak üzere olan kitabında yer alan bazı otsu türlerin yetişme ortamı isteklerini paylaştığından dolayı teşekkür ederiz. Bazı kavram ve terimler konusunda görüşlerini cömertce paylaşan Doç. Dr. Serdar AKBURAK’a ve Dr. Alper Gün ÖZTURNA’ya teşekkür ederiz. Kent yeşil alan birimlerine yönelik örneklerin verilmesinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Coğrafi Bilgi Sistemi Müdürlüğüne tarafımıza (metinde İBB Şehir Haritası, 2023 şeklinde atıf yapılmış) harita fotoğrafları kullanma iznini (02.10.2023 tarihli ve 796831 Sayılı) verdikleri için teşekkür ederiz. Çizelge 1’i kullanma izni veren Avrasya Terim Dergisi yetkililerine, Prof. Dr. Ünal AKKEMİK ve Muhibe Aslı ALP’a, Şekil 6’yı kullanma izni veren Orman Yüksek Mühendisi Hüseyin BALKAN’a kitabımızı verdikleri destekten dolayı teşekkür ederiz. Bütün kitapların tamamlanmamış olduğuna yönelik inancımızdan kendi kitabımızda muaf değildir. Dolayısıyla kitapta bizden kaynaklanan ve tarafımızca belirlenememiş hatalar veya eksiklerin varlığını peşinen kabul ettiğimizi açıkça belirtmek isteriz. Söz konusu eksiklikleri varsa yanlışları bizlerle paylaşarak daha sonraki baskıların niteliğini arttıracak geri dönüşleri minnettarlıkla karşılayacağız. Kitabın kent yeşil alanları mevcutlarının korunmasına, iyileştirilmesine ve yeni kent yeşil alanlarının oluşturulması konusunda emek harcayanlara katkısı olması dileğiyle ilgililerine sunulmuştur.

  • Research Article
  • Cite Count Icon 1
  • 10.35674/kent.1352343
İklim Krizi ve Göçe İlişkin Kavramsal Değerlendirme
  • Jan 15, 2024
  • Kent Akademisi
  • Bekir Parlak + 2 more

İklim krizi, Sanayi Devrimi ile zirveye ulaşan doğal ekosistemler üzerindeki antropojenik etkileri ifade etmek için kullanılan bir kavramdır. Aynı zamanda doğanın taşıma sınırının aşılması ve doğal dengenin bozulması ile meydana gelen ekolojik yaşamı olumsuz etkileyen iklim koşullarının oluştuğu bir durumu ifade etmektedir. İnsanlığın coğrafi keşifler ile yeni yerler, yeni deniz ulaşım güzergâhlarını keşfetmesi ile beraber gemi kullanımı artmış bu ihtiyacın karşılanmaya çalışılması orman ekosistemi üzerinde ciddi baskılara yol açmıştır. Aynı şekilde nüfusun artması ile birlikte artan gıda ihtiyacını karşılamak için ormanlık alanlar tarıma açılmış ve bu durum doğanın dengesini bozmaya başlamıştır. İnsanlığın ekolojik yaşama yönelik en olumsuz müdahalesi ise Sanayi Devrimi ile kendisini göstermiştir. Kömürün enerji kaynağı olarak kullanılmaya başlanması ile önceleri orman ekosistemi üzerinde oluşan baskı aynı şekilde deniz ekosistemi ve temiz hava üzerinde de olumsuz şekilde kendisini göstermiştir. 20.yüzyıldan itibaren doğal denge üzerinde oluşan baskılar insan yaşamına olumsuz etki edecek iklimsel değişimlere yol açmaktadır. Dünya genelinde kimi bölgeler uzun süreli kuraklıklar yaşarken kimi bölgeler sel felaketine maruz kalmaktadır. Bununla birlikte zararlı gaz kullanımının artmasının atmosferde bulunan gaz dengesini bozması ile küresel sıcaklık artışı gerçekleşmekte bu durum kutup bölgelerinde buzulların erimesi dolayısı ile su seviyesinin artmasına yol açmaktadır. Su seviyesinin artması ada devletlerini dolayısı ile burada yaşayan insan yaşamını doğrudan etkilemekte ve bu insanların bulundukları yeri süreli veya süresiz olarak terk etmelerine yol açmaktadır. Yine kuraklığın artması ile beraber -özellikle Sahraaltı Afrika’da- gıdaya erişim anlamında ciddi sıkıntılar ortaya çıkmakta gene bu durum kurak bölgelerde yaşayan insanların göç etmelerine yol açacaktır. Ekolojik göç olarak adlandırılan bu durum hem göç veren ülkeyi hem de göç alan ülkeyi ekonomik ve toplumsal güvenlik açısından olumsuz şekilde etkilemektedir. Suriye’yi etkileyen uzun süreli kuraklık ile birlikte, tarımsal faaliyet yapamayan kırsal kesimin kentsel bölgelere göç etmesi, göç ettiği yerde iş ve yaşam koşullarının sağlanmasını talep etmesine merkezi hükümetin yeterince cevap verememesi, bölgesel güvenlik sorununa yol açmıştır.

  • Research Article
  • 10.25282/ted.1625590
DİŞ HEKİMLİĞİ EĞİTİMİNDE YAPAY ZEKA
  • Apr 7, 2025
  • Tıp Eğitimi Dünyası
  • Sinem Coşkun + 2 more

Amaç: Yapay zekâ, diş hekimliği alanında klinik uygulamalarda hızla kendine yer bulmuş ve çeşitli alanlarda önemli katkılar sağlamıştır. Klinik kullanımının getirdiği faydaların yanı sıra diş hekimliği eğitimi bağlamında otomatik öğrenme sistemleriyle desteklenen ve yapay zeka tabanlı yazılımlar, halen gelişime açık ve potansiyel vaat eden bir alandır. Diş hekimliği eğitimine yapay zekanın entegrasyonu eğitici ve öğrenciler açısından faydalar sağlayan güncel ve inovatif bir yaklaşımdır. Diş hekimliği fakültelerinde geleneksel eğitim modellerini dönüştürme potansiyeline sahip olan yapay zekâ tabanlı yaklaşımlar, öğrenme kalitesini artırmak ve öğrenci başarısını desteklemek amacıyla zeki öğretim sistemlerini devreye sokmaktadır. Bu durum, diş hekimliği eğitiminde öğrenme süreçleri, öğretme, ölçme-değerlendirme ve geri bildirim süreçlerinin gözden geçirilmesine ve hatta köklü değişimlere kapı aralayabilecek bir potansiyele sahiptir. Yöntem: Bu derleme, geleneksel bir yöntemle hazırlanmış olup, diş hekimliği eğitiminde yapay zekâ uygulamalarının mevcut durumu ve potansiyel etkilerini incelemektedir. Son zamanlarda yapay zekanın hızla gelişmesiyle birlikte literatürde tıp eğitimi alanında da yaygın kullanımına ilişkin yayınlar artmaktadır. Mezuniyet öncesi eğitim öğretimde, müfredat içeriğinde, ölçme değerlendirmede, üç boyutlu sanal eğitim ortamları yaratılmasında ve diş hekimliği eğitiminin gelecek perspektifleri açısından yapay zekanın getirdiği yenilikler vurgulanmıştır. Yapay zekanın diş hekimliği eğitimindeki yeri eğiticiler, öğrenciler ve eğitim sistemleri açısından literatür örnekleriyle paylaşılmıştır. Bulgular: Tıp eğitiminde yapay zekâ kullanımı, sağlık alanında etkin teorik ve pratik eğitim açısından sürekli bir dönüşüm geçirerek kapsamını genişletmektedir. Yapay zekâ destekli uygulama ve yazılımlar ile sanal gerçeklik simülatörlerinden haptik cihazlara, robotik hastalara kadar pek çok inovatif yenilik, diş hekimliği eğitiminin zorlu klinik öncesi ve klinik eğitim süreçlerine hızla entegre olmaktadır. Bu teknolojiler, öğrencilerin beklenen motor beceri seviyesine daha kısa sürede ulaşmalarını sağlamakta ve klinik öncesi dönemde gerçek hasta deneyimine benzer çalışmalar yapmalarına olanak tanımaktadır. Klinik dönemde ise yapay zekâ tabanlı sistemler klinik hataları azaltarak güvenli dental uygulamalar yapılmasına, hasta bulgularının analizinde, tedavi planlamasında karar vermede yardımcı olmakta böylece tedavi kalitesini artırmaktadır. Bu teknolojilerin eğitim, müfredat geliştirilmesi, ölçme değerlendirilmesi gibi süreçlerde kullanımı, hem eğiticiler hem de öğrenciler açısından diş hekimliği eğitiminin ilerlemesine önemli katkılar sunmaktadır. Öğrencilerin ve eğiticilerin bu teknolojileri kabul edilebilir bulması, eğitim süreçlerinde yapay zekânın etkinliğini artıran başka bir önemli faktördür. Sonuç: Diş hekimliği öğrencilerinin ve eğiticilerin yapay zekâ destekli uygulamalar konusunda etkin birer kullanıcı olmaları, hem meslektaşlarının hem de hastalarının eğitimi konusunda önemli bir rol oynamalarını gerektirmektedir. Özellikle yapay zekâ tabanlı teknolojilerin kullanıldığı durumlarda, öğrencilerin, hasta yönetiminde yüz yüze deneyim kazanmaları oldukça önemli bir faktördür. Yapay zeka tabanlı uygulamaların kullanıldığı durumlar, yapay zekanın diş hekimliği eğitimindeki yeri, avantaj ve dezavantajları, kısıtlılıkları tartışılmıştır. Yapay zekanın diş hekimliği eğitiminde aktif kullanılması, öğrenci merkezli öğrenmeye yönelik olarak yenilikçi bir yaklaşım sağlamaktadır. Eğitime yapay zekanın entegrasyonu hem diş hekimliğinde mezuniyet öncesi eğitiminde hem de yaşam boyu öğrenmede gelecekte klinik uygulamalarda inovatif teknolojilerin etkin bir şekilde kullanılmasını sağlayacaktır.

Save Icon
Up Arrow
Open/Close
  • Ask R Discovery Star icon
  • Chat PDF Star icon

AI summaries and top papers from 250M+ research sources.

Search IconWhat is the difference between bacteria and viruses?
Open In New Tab Icon
Search IconWhat is the function of the immune system?
Open In New Tab Icon
Search IconCan diabetes be passed down from one generation to the next?
Open In New Tab Icon