KUPROPTOZ; BAKIR İLİŞKİLİ HÜCRE ÖLÜM YOLAĞI
Farklı organlarda ve metabolik süreçlerde yer alan enzimler için bir kofaktör olan bakır (Cu), hücresel ve fizyolojik insan sağlığı için gerekli olan önemli mikro besinlerden biridir. Son yıllarda hücrelerde biriken bakırın mitokondriyal solunum ve lipoik asit (LA) yolu ile ilişkili ve proteotoksik stres ile karakterize, “kuproptoz” olarak adlandırılan yeni bir programlı ölüm şekli tanımlanmıştır. Kuproptoz mekanizmasının daha iyi anlaşılmasına yönelik çalışmalar devam etmekle birlikte birçok araştırmacı da kuproptoz ve kanserin farklı özellikleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amacıyla araştırmalarını sürdürmektedir. Bu derleme hücresel ve fizyolojik Cu metabolizmasına, kuproptoz mekanizmasına ve çeşitli kanser türleri ile olan ilişkisine odaklanmaktadır.
- Book Chapter
- 10.58830/ozgur.pub700.c2984
- Mar 24, 2025
Mekansal veri analitiği, rota optimizasyonu ve lojistik planlama, Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) olarak bilinen daha iyi tedarik zinciri yönetimi (TZY) için vazgeçilmez bir destek haline gelen güçlü yeni bir araçtır. Bu çalışma enerji, tarım, inşaat, petrol ve diğer endüstrilerden tedarik zincirindeki mekansal sektörleri CBS entegrasyonlarını kullanarak incelemektedir. Ayrıca CBS'nin karar alma sürecindeki etkilerinden de bahsetmekte; tedarik zinciri boyunca görünürlüğü, verimli ve sürdürülebilir hale getirmektedir. Gerçekten de CBS, lojistik, envanter yönetimi ve risk değerlendirmesi için mekansal analize yardımcı olmakta ve bu da daha iyi kaynak tahsisine ve gerçek zamanlı izlemeye yol açmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde, biyoenerji, tarımsal tedarik zincirleri ve temel altyapı planlamasında ulaşım rotalarının optimizasyonu, maliyet düşürme ve çevresel etkilerin en aza indirilmesi amacıyla CBS uygulamasını araştırmaktadır. Uzun artılar listesine rağmen, tedarik zinciri operasyonlarında CBS çözümlerinin daha geniş kullanımını engelleyen diğer zorlukların yanı sıra veri entegrasyonu, birlikte çalışabilirlik ve teknik karmaşıklığa sahiptir. Gelişmiş veri analitiği, yapay zeka ve daha iyi CBS araçları aracılığıyla bu zorlukların üstesinden gelmek için daha da fazla çaba sarf etmek, küresel tedarik zinciri ağlarında bunu daha da önemli ölçüde iyileştirmeye yardımcı olabilir.
- Research Article
- 10.32955/neujna202591904
- Apr 11, 2025
- Yakın Mimarlık Dergisi
Kristof Kolomb’un 1492’de Amerika’yı keşfi, sömürgeciliğin yayılmasına zemin hazırlayarak dünya siyasi tarihinde yeni bir çağ açmıştır. Sömürgeci devletler, finansal ve teknolojik üstünlükleriyle sömürülen bölgeleri kontrol altına alarak ekonomik kazanç sağlamıştır. Avrupa’dan başlayıp dünyaya yayılan sömürgecilik, kapitalizmin doğuşuyla paralel ilerlemiş ve emperyalizmin en yüksek aşamasına ulaşmıştır. Mimaride kolonyalizm genel anlamda yeni bir sentez mimari oluşturmuştur. Bu makale kapsamında incelenen Cezayir örneğinde ilk olarak işgal/fetih durumunun 1830 yılında başlayıp 1962 yılında kadar devam etmesiyle oluşan yeni bir ‘’Sömürge mimarisi’’ karşımıza çıkar. Cezayir’in kendine özgü tarihsel olarak ortaya çıkan kültürel mirasında geleneksel kültürün damgasını taşıyan somut mimari ürünler Fransa’nın işgaliyle birlikte büyük ölçüde zarar görmüş beraberinde eserlerin yok edilmesiyle Cezayir somut mimari kültürün köksüzleştirilerek yerine Fransız üslubundan yeni yapılar inşa edilerek Cezayir kültürü asimilasyona tabi tutulmuşdur. Cezayir’in başkenti Cezayir kentinde yer alan en eski yerleşim yeri olarak bilinen Kasbah yerleşim yerinde yer alıp sembolik bir yapı olma özelliği taşıyan tarihi Keçiova Camisi sömürge dönemi boyunca ilk etkilenen yapı olmuş, değişim ve dönüşüm sürecinin sonunda yıkılıp yerine yeni bir Katolik katedrali inşasıyla ile yerel kültürün en eski temsil yapısının ortadan kaldırılması gerçekleştirilmiştir. Bu değişim-dönüşüm, yıkılıp-yeniden yapılma süreci sonunda başlangıçta kentin en eski camisi iken sonra katedral inşası, yeni bir dini yapı kimliği kazanan yapı Cezayir’in bağımsızlık kazanmasıyla birlikte yeniden camiye dönüştürülmüştür. Bu makalede bu süreç Cezayir kentinin sömürge dönemi genel dönüşümü kapsamında incelenmiş, ülkenin bağımsızlığını (1962) kazanması sonrası bağımsızlığın simgesi haline gelen yapının tekrar camiye dönüştürülme süreci üzerinde durulmuştur.
- Research Article
- 10.47072/demiryolu.1400421
- Jan 31, 2024
- Demiryolu Mühendisliği
Taşımacılık modları arasında tarihsel gelişim boyunca önemli bir yere sahip olan demiryolu taşımacılığı gelişen teknoloji ile birlikte yüksek hızlarda sağladığı güvenli ve konforlu seyahat ile yolcu taşımacılığı için tercih edilen bir ulaşım aracı haline gelmiştir. Özellikle yolcu taşımacılığında taşıma modları arasında tercih unsuru olan seyahat sürelerinin kısaltılması demiryolu araç gelişim süreçlerinde aerodinamik unsurların ön plana çıkmasına neden olmuştur. 1800 lü yıllardan itibaren başlayan demiryolu araçlarında hızlanma yarışı halen günümüzde devam etmektedir. Enerji verimliliği, sürüş güvenliği, yolcu konforu gibi birçok parametrede etken olan aerodinamik kuvvetlerin etkilerinin daha iyi anlaşılması için birçok çalışma yürütülmektedir, bu çalışma kapsamında literatürde yer alan matematiksel modellerden farklı olarak hem aracın hem de rüzgâr hızının değişken olduğu ve değişken aerodinamik verilerin gerçek zamanlı saha ölçümleri ile toplanması, kompleks bir dinamik simülasyon modeli ile simülasyonların gerçekleştirilmesi ile oluşturulmuştur. Yapılan çalışmada literatüre ilave olarak demiryolu araçlarında aerodinamik etkinin araştırılmasında yeni bir yaklaşım ortaya konulmuştur. Yapılan saha çalışmaları ve analizlerin sonucu olarak da belirlenen ölçüm hattı boyunca tekerlek ray kontağında meydana gelen kuvvet değişimleri irdelenmiştir.
- Research Article
- 10.51531/korkutataturkiyat.1271502
- Jun 30, 2023
- Korkut Ata Türkiyat Araştırmaları Dergisi
Anadolu kültüründe önemli bir yere sahip sözlü edebiyat ürünü olan deyişler, Alevi-Bektaşi toplumunun mitolojisi, inanç yapısı, ritüelleri, maruz kaldıkları katliamlar ve yaşam tarzı gibi unsurlara değinmektedir. Alevi-Bektaşi toplumunun kültürel belleğinin önemli koruyucularından birisi olan bu ürünlerin, geçmişte şahit olunan olayların ve ritüellerin unutulmasının önüne geçerken, aynı zamanda Alevi-Bektaşi kimliği oluşturmada bir araç görevi de üstlenmesi bu çalışmanın çıkış noktasını oluşturmaktadır. Çalışmanın amacı Banazlı Pir Sultan’a ait deyişler aracılığıyla Alevi-Bektaşi kültürü, inancı ve kimliğinin aktarılmasını tespit etmektir. Bu amaç çerçevesinde İbrahim Aslanoğlu’nun Pir Sultan Abdallar (1997) adlı eserinde yer alan Banazlı Pir Sultan’a ait 161 deyiş incelenerek Alevi- Bektaşi kültürüne ait kültürel bellek izlerini taşıyan kelimeler tespit edilmiştir. Söz konusu kelimeler içerik analiz yöntemiyle çözümlenmiş ve dinî kavram ve şahıslar, tasavvufla ilgili motifler ve Şah kavramı başlıkları altında kategorilere ayrılmıştır. Analiz sonucunda Pir Sultan’ın deyişlerinde dinî kavram ve şahıslar kategorisinde sıklıkla yer alan “Allah, Muhammed ve Ali” kavramları ile Alevi-Bektaşi toplumunun inanç yapısının şekillenmesine, kendi öğretilerine ve değerlerine sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Tasavvufla ilgili motifler kategorisinde yer alan, “On İki İmamlar”, “Hacı Bektaş Veli”, “talip, derviş, âşık, abdal, zâkir”, “er, eren, erenler, veli, evliya”, “Zülfikar”, “cem, ayin-i cem”, “sema, semah”, “musahip, yol kardeşi, ahretlik”, “Kerbela katliamı”, “Kırklar, Kırklar Meclisi”, “elma” ve “eşik” kavramlarının Alevi-Bektaşi kültürünü ve kimliğini nesilden nesile aktarmada yardımcı olan ve ritüellerde sıklıkla kullanılan kavramlar olduğu saptanmıştır. Son kategori olan “Şah” kavramının ise insanların kendilerini ve dünyayı daha iyi anlamalarına yardımcı olan felsefi bir kavram olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca, Alevi-Bektaşi toplumunun dayanışmasını sağlayan bu deyişlerin zengin bir kültürel bellek mekânına sahip olduğu saptanmıştır.
- Research Article
- 10.34248/bsengineering.1274465
- Oct 15, 2023
- Black Sea Journal of Engineering and Science
Çok hücreli bir bitkinin yapısal değişimi ve fonksiyonu, organizmayı oluşturan hücreler arasındaki ilişkiye bağlıdır. Yüksek bitkilerde morfogenez, büyüme, metabolizmanın koordinasyonu ve düzenlenmesi, bitkinin bir kısmından diğer kısmına taşınan sinyal molekülleri ile sağlanmaktadır. Bitkiler, çeşitli sinyal molekülleri tarafından büyük ölçüde düzenlenen fizyolojik ve gelişimsel değişiklikler yoluyla çevresel tepkilere yanıt verir. Bu moleküller bitki büyüme düzenleyicileridir. Bitki büyüme düzenleyicileri, organizmalarda doğal olarak sentezlenen, büyüme ile buna bağlı diğer fizyolojik faaliyetleri kontrol eden ve sentezlendiği yerden diğer kısımlara taşınıp, etkinliğini orada ve çok düşük konsantrasyonlarda gösteren organik maddelerdir. Yapılan çalışmalarla bitkilerde belirli işlevleri gerçekleştiren ve birbirleri ile etkileşim halinde olan birçok bitki büyüme düzenleyicileri belirlenmiştir. Strigolaktonlar da bitki yapısının kontrolünde önemli sinyaller olarak ortaya çıkan bitki büyüme düzenleyicilerinin yeni bir sınıfıdır. Strigolaktonlar, Orobanchaceae familyası türlerinde, tohum çimlenmesini uyarabilme yeteneğine sahipken, diğer birçok familyada da nodülasyonu arttırdığı düşünülmektedir. Nitekim, strigolaktonların moleküler yapısı, strigolaktonların görevleri, strigolaktonların bitki tarafından üretilmesi ve strigolaktonların diğer hormonlarla etkileşimleri konuları bu hormon grubunun daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.
- Research Article
2
- 10.29064/ijma.1426540
- Feb 29, 2024
- International Journal of Management and Administration
Küresel iş fırsatlarından yararlanmaya imkân tanıyan dijital araçlar ile yeni girişimler kuruldukça yeni bir girişimcilik türü oluşmaya başlamıştır. Başka bir ifade ile yaşamın her köşesinde etkili olan dijitalleşme girişimcilik alanında da kendini göstererek dijital girişimcilik kavramının ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Bu araştırma, bibliyometrik haritalamayı kullanarak dijital girişimcilik kavramına ilişkin literatürü hakkındaki genel çerçeveyi sunmayı amaçlamaktadır. Ayrıca yapılan çalışma ile araştırmacıları dijital girişimcilik kavramı araştırmaya teşvik eden bir zemin hazırlamayı da amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında Web of Science’da başlık kısmı kullanarak arama yapılmış ve filtrelemeler yapılarak ilgili çalışmalar tespit edilmiştir. Bu çalışma için SCI, SSCI, ESCI indeksli dergilerden dili İngilizce olan 299 makale elde edilmiştir. Bu araştırma alanında daha iyi bir haritalama sağlamak için VOSviewer Programı kullanılmıştır. VOSviewer Programı ile atıf ve bibliyografik eşleştirme analiz haritalamalarında beş analiz birimi olan dokümanlar, kaynaklar, yazarlar, kurumlar, ülkeler şeklinde görseller elde edilirken ortak atıf analiz haritalamalarında üç analiz birimi olan referanslar, kaynaklar ve yazarlar kapsamında görseller elde edilmiştir.
- Research Article
1
- 10.31466/kfbd.1335322
- Dec 15, 2023
- Karadeniz Fen Bilimleri Dergisi
Risk analizi ve yönetimi, işletmelerin karşılaşabilecekleri olası tehlikeleri belirleyerek bu risklere etkin bir şekilde yanıt verme sürecidir. Risk analizi ve yönetimi, organizasyonların daha iyi kararlar vermesini, operasyonel verimliliği artırmasını ve kriz durumlarına hazırlıklı olmasını sağlar. Ayrıca, risklerin önceden belirlenmesi ve uygun önlemlerin alınması, finansal kayıpların azaltılmasına ve itibarın korunmasına yardımcı olur. Aynı zamanda, kriz durumlarına hazırlıklı olmayı ve itibarın korunmasını sağlar. Bu süreç, riskleri tanımlama, analiz etme, önceliklendirme ve uygun önlemleri alma adımlarını içerir. Risk analizi, organizasyonun faaliyetleri ve hedefleri dikkate alınarak potansiyel tehlikelerin belirlenmesini sağlar. Ardından, riskler önceliklendirilerek en yüksek önceliğe sahip olanlara öncelik verilir ve riskleri azaltmak veya ortadan kaldırmak için uygun önlemler alınır. Bu çalışmada yeni bir gıda işleme tesisi için risk analizi uygulaması gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda tesisin karşılaşması muhtemel riskler belirlemiştir. Belirlenen riskler iş sağlığı ve güvenliği açısından olabileceği gibi yeni bir tesis üzerine çalışılması sebebiyle sektörden kaynaklanan riskler de olabilir. Çalışma kapsamında literatürde bulunan çeşitli risk değerlendirme yöntemlerine başvurulmuştur ve elde edilen sonuçlar ile hedeflendiği gibi risklerin yönetilmesi sağlanmıştır.
- Research Article
- 10.24012/dumf.1496080
- Mar 26, 2025
- DÜMF Mühendislik Dergisi
Günümüz elektrik şebekelerinde fosil enerji kaynaklarına bağımlılığı azaltmak için yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin sayısı giderek artmaktadır. Rüzgâr türbinleri (RT) sayesinde rüzgâr enerjisi elektrik enerjisine çevrilmekte ve RT’lerin günlük elektrik ihtiyacını karşılama noktasında elektrik şebekesine entegrasyonu sağlanmaktadır. RT’nin yüksekliği, rüzgâr türbininin kanat yapısı, jeneratör çıkış gücü, mekanik ve elektrik dönüştürücü verimliliği gibi iç faktörler ile birlikte rüzgâr hızı ve yönü gibi dış faktörlere bağlı olarak RT’nin çıkış gücü etkilenmektedir. Rüzgâr hızını tahmin etmek rüzgâr çiftliği operatörlerinin elektrik üretimini optimize etmesine olanak tanımaktadır. Bu sayede rüzgâr enerjisi elektrik şebekesine daha iyi entegre edilebilmektedir. Mevcut çalışmalar, kısa vadeli tahmin yaklaşımlarının doğruluk açısından yetersiz kaldığını ve rüzgâr hızının doğrusal olmayan ve stokastik doğasının tam anlamıyla modellenemediğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle, tekil modeller yerine hibrit modellerin kullanımı giderek yaygınlaşmakta ve daha yüksek tahmin performansı sağlamak amacıyla tercih edilmektedir. Bu çalışmada, rüzgâr hızını tahmin etmek için mum çubuğu gösterimi, özniteliklerin Minimum Artıklık Maksimum Uygunluk (Minimum Redundancy Maximum Relevance-MRMR) yaklaşımı ile değerlendirildiği XGBoost modeline dayalı yeni bir yöntem önerilmektedir. RT’de bulunan Merkezi Denetleme Kontrol ve Veri Toplama (SCADA) sisteminden 10 dakikalık örnekleme zamanı için 1 yıllık zaman dilimi içerisinde toplanan veri seti kullanılmaktadır. Veri seti öncelikle önişleme adımından geçirilerek rüzgâr yönü, rüzgâr hızı dağılımı gibi değerler ile istatistiksel değerlere bakılmaktadır. Daha sonra zaman serisine mum çubuğu gösterimi işlem adımı uygulanmaktadır. Elde edilen mum çubuğu gösterimi için trend ve osilatör tabanlı öznitelikler uygulanarak MRMR yaklaşımı ile öznitelik grubu değerlendirilmiştir. XGBoost yöntemi ile rüzgâr hızı tahmin modeli oluşturulmakta ve model karmaşıklığının az ve tahmin hatasının en düşük olduğu durum elde edilmektedir. Özellikle mum çubuğu grafik gösterimine dayalı olarak önerilen bu hibrit yaklaşım, kısa vadeli rüzgâr hızı tahmininde doğruluğu artırmayı ve geleneksel yöntemlerin sınırlamalarını aşmayı hedeflemektedir. Önerilen yöntem, tüm diğer modellere göre en düşük hata oranı (RMSE: 0.0644) ve en yüksek korelasyon katsayısı (R: 0.8601) ile en iyi performansı göstermektedir. Bu, modelin hem doğruluk hem de hata oranı açısından üstün olduğunu göstermektedir.
- Research Article
1
- 10.21076/vizyoner.1146306
- May 25, 2023
- Süleyman Demirel Üniversitesi Vizyoner Dergisi
Bilgi ve iletişim teknolojileri alanında yaşanan hızlı değişim ve dönüşüm dalgası mobil teknolojileri hiç olmadığı kadar ön plana çıkarmıştır. Diğer teknolojik cihazlara kıyasla daha yüksek sahiplik oranı olan mobil cihazlar; vatandaşlar ve yerel yönetimler arasında, özellikle milenyum sonrasındaki dönemde, çağrı merkezleri, anlık mesajlaşma uygulamaları ve mobil uygulamalar gibi yeni iletişim kanalları açmıştır. Küresel ölçekteki erişim ve kullanım oranları göz önünde bulundurulduğunda mobil teknolojiler, çok sayıda vatandaşa/müşteriye erişme konusunda ciddi bir fırsat sunmaktadır. Kamu sektöründe daha düşük maliyetlerle daha iyi hizmet sunumu, verimlilik, hesap verebilirlik, şeffaflık, duyarlılık, yanıt verebilirlik ve geri bildirim ilkeleri çerçevesinde kurumsal kapasite sağlanması gibi avantajları olan M-Devlet ve M-Belediye çalışmaları günümüzde yeni bir demokratikleşme dalgasına neden olmaktadır. Bu çalışma ile kurumsal ve finansal açıdan görece güçlü olduğu düşünülen büyükşehir belediyelerinin mobil teknolojileri kullanım tarz ve düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda, Türkiye’deki büyükşehir belediyelerinin bir M-Devlet ya da M-Belediyecilik aracı olarak kullandıkları anlık mesajlaşma uygulamaları, çağrı merkezleri üzerinden sundukları mobil hizmetler ve çok çeşitli başlıklarda geliştirdikleri mobil uygulamalar web hasadı yöntemi ile incelenmiştir. Sonuç olarak, mobil uygulama ve çağrı merkezi hizmetlerinin büyükşehir belediyelerince aktif olarak kullanıldığı ancak genel olarak anlık mesajlaşma programlarının (WhatsApp ve Telegram) çok aktif ve verimli olarak kullanılmadığı saptanmıştır.
- Research Article
1
- 10.21076/vizyoner.1264402
- Nov 25, 2023
- Süleyman Demirel Üniversitesi Vizyoner Dergisi
Küreselleşme süreciyle birlikte küçük bir köy haline gelen dünyamızda örgütler, varlıklarını sürdürebilmek için kaynaklarını etkili ve verimli kullanmanın yanı sıra başarılı bir şekilde de yönetmek durumundadır. Örgüt kuramlarından Sistem Teorisi ve Durumsallık Teorisi ile ilişkilendirebileceğimiz Kaynak Bağımlılığı Kuramı, örgütlerin çevreleriyle olan ilişkisini “kaynak, bağımlılık ve güç” üçgeninde ele almakta, ona bir organizma metaforuyla bakmaktadır. Kaynak Bağımlılığı Kuramı’nın kurucuları olan Jeffrey Pfeffer ve Gerald Salancik, örgütlerin çevreleriyle olan ilişkilerine odaklanarak örgütlerin daha iyi anlaşılabileceğini savunmuşlardır. Bu çalışmada, örgütler/işletmeler ekseninde kaynak bağımlılığı; onu meydana getiren tarihsel süreç ve ilişkili olduğu temel kuramlarla birlikte incelenerek özellikle dış çevreyle birlikte irdelenmiş, bağımlılığa karşı izlenen ya da geliştirilen stratejik yöntemler çeşitli sektörlerdeki örnek araştırmalarla değerlendirilmiştir. Turizm, tekstil, hazır giyim, organize sanayi, sağlık ve otomotiv endüstrisinde yapılan nitel ve nicel içerikli bulgulardan yararlanılmış, elde edilen sonuçlardan bir çıkarımda ve önermelerde bulunulmuştur. Kaynak bağımlılığı, örgütlerin sürüdürülebilirliği açısından önem taşıdığından yönetimsel açıdan da ele alınmış ve bu kuramın rekabete olan etkileri kavramsal bir bakış açısı ile ortaya konmuştur. Görülmüştür ki bağımlılığı azaltmaya ya da denge kurmaya yönelik stratejiler faaliyette bulunulan sektöre göre farklılık göstermektedir. Bu çalışmanın alan araştırmacılarına yeni bir ufuk açması amaçlanmakta olup, literatürdeki eksikliğin de giderilmesi hedeflenmektedir.
- Research Article
- 10.48123/rsgis.1254716
- Sep 4, 2023
- Turkish Journal of Remote Sensing and GIS
Makalede, uydu görüntülerinin çözünürlüğünü arttırmak için SEN-2_CAENET adında evrişimli otokodlayıcı temelli yeni bir süper çözünürlük derin öğrenme modeli sunulmaktadır. Yapay sinir ağları, son yıllarda uydu görüntülerinde uzamsal çözünürlük artırma konusunda önemli bir rol oynamaktadır. Özellikle, genelleştirilebilir yapay sinir ağları, verilen girdi verilerine benzer ama tamamen farklı girdi verilerine uygulandığında da doğru çıktı verileri elde edilebilir. Bu özellik, yapay sinir ağlarının uzamsal çözünürlük artırma işlemlerinde etkin bir şekilde kullanılmasını sağlar. Makalede, Sentinel-2 uydu görüntüleri için kullanılan bir otokodlayıcı temelli derin sinir ağı modelinin nasıl uzamsal çözünürlük artırma işlemlerinde kullanılabileceği açıklanmaktadır. Bu model, kullanılan veriler ve eğitim yöntemleri ile görüntülerin detaylarının daha iyi görülebilmesini ve bu sayede görüntülerin daha etkili bir şekilde analiz edilebilmesini mümkün kılmaktadır. Testlerimizde, Sentinel-2 uydu görüntüleri üzerinde uyguladığımız SEN-2_CAENET modelinin performansını PSNR, MSE ve SSIM metrikleri kullanarak ölçtük. Elde ettiğimiz bulgular, SEN-2_CAENET'in literatürde önemli bir konuma sahip olan SRCNN sinir ağından daha yüksek başarı oranlarına ulaştığını göstermiştir.
- Research Article
- 10.15612/bd.2025.803
- Jun 30, 2025
- Bilgi Dünyası
Gittikçe gelişmekte olan yapay zekâ (YZ) teknolojisi araçları, bilinçli, eleştirel ve etik ilkelere dikkat ederek kullanıldığında, birey, kurum ve kuruluşların birçok gereksinimini karşılamada etkinlik, hız, doğruluk ve verimliliği sağlamaktadır. Yapay zekâ teknolojilerini tanımak, anlamak, değerlendirmek ve etkili bir biçimde kullanmak için yapay zekâ okuryazarı olmak önemlidir. Bu çalışmanın amacı, yapay zekâ okuryazarlığını tanımlamak, önemini vurgulamak ve kütüphanelerin bu okuryazarlığın geliştirilmesindeki rolünü incelemektir. Ayrıca, yapay zekâ okuryazarlığının bireylerin yapay zekâ teknolojilerini eleştirel bir şekilde değerlendirme ve kullanma becerilerini artırma potansiyelini ortaya koymaktır. Nitel betimleme yöntemi ile hazırlanan, yerli ve yabancı literatürden ilgili kaynakların analizinin yapıldığı çalışmanın kapsamında, yapay zekâ okuryazarlığı kavramı tanımlanmış, bu okuryazarlık türünün geliştirilmesinde kütüphanelerin rolüne yer verilmiş, ayrıca çalışma bu bağlamda Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Avustralya ve Kuzey Amerika’dan örnek alınan üniversite ve halk kütüphanelerine ilişkin örneklerle desteklenmiştir. Çalışmanın bulgularından elde edilen sonuç, kütüphanelerin yapay zekâ okuryazarlığını geliştirme konusundaki rolünün önemli olduğuna ve bu alandaki eğitim programlarının güçlendirilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Kütüphaneler, yapay zekâ teknolojilerinin etik ve etkili kullanımı konusunda kılavuzluk ederek, bireylerin bu araçlardan daha iyi yararlanmalarını sağlayabilir. Yerli literatürde bu kapsamda kütüphaneler için yapay zekâ okuryazarlığının anlamını ele alan ve ilişkili yabancı ve yerli literatürü detaylı, sistematik bir biçimde değerlendiren başka bir çalışma olmaması nedeniyle, bu araştırmanın özgün olduğu düşünülmektedir.
- Research Article
- 10.34083/akaded.1266030
- Apr 30, 2023
- Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi
Metin şerhleri, Klasik Türk edebiyatı metinlerini anlama ve yorumlamamız açısından önemlidir. Metin şerhleri yapılırken çoğu zaman klasik usûller uygulanır, Klasik usûller, beyitleri çözümlemede her zaman uygulanabilecek, geçerli yöntemlerdir ancak metinleri çözümlemede yeni yöntemlerin uygulanması da gerekir. Yeni yöntemlerin uygulanması bize farklı bakış açıları kazandırır. Farklı bakış açılarıyla metinlerin şerh edilmesi Klasik Türk edebiyatını daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır. Bu çalışmamızda yeni yöntemlerden biri olan Ziya Avşar’ın geliştirdiği ve çerçevesini belirlediği Düşünce Alanı Merkezli (DAM) metin çözümleme yöntemini uygulayacağız. Hayâlî Bey’in “-miz kaldı” redifli gazelini bu yeni yöntemle çözümlerken kelimelerin anlamlarından hareketle, çeşitli anlam tabakalarına ulaşmaya gayret göstereceğiz.
- Research Article
- 10.37879/hoyuk.2024.2.015
- Nov 1, 2024
- Höyük
Oylum Höyük’te, son yıllarda Kuzeybatı Alan’da yürütülen kazı çalışmalarında Orta Tunç Çağı I’e tarihlenen büyük bir saray yapısı açığa çıkarılmıştır. Bir yangın tahribatı ile son bulan yapıda, yangın sırasında ölen iki kadına ait iskelet ile kırılmış ve alt kısımları eksik kaplar bulunmuş olup bunlar bir saldırı ve yağmalamaya işaret etmektedir. Mekânlar içinde açığa çıkan ocaklar, kil sekiler üzerindeki öğütme taşları ve depolama kaplarına ait parçalar, sarayın açığa çıkartılan bölümünün mutfak, depo, kiler ve işliklerden oluştuğunu göstermektedir. Yaklaşık 1050 m2 ’lik bölümü açığa çıkarılan anıtsal yapının kalın duvarları kerpiçle inşa edilmiştir. Batısında bir avlu, doğusunda ise kerpiç bir teras bulunan sarayın dikdörtgen planlı ana bölümü iki aks üzerinde yer alan mekân dizilerinden oluşmaktadır. Çok katlı olan Oylum Höyük Sarayı’nın mimari açıdan en yakın benzerleri Tilmen Höyük OTÇ Sarayı, Alalah Yarimlim Sarayı ve Tell Mardikh Batı Sarayı’dır (Fig. 4a-d). Bir avlu kanadı boyunca uzanan mekân dizilerinden oluşan çok katlı saray planı, avlular çevresine yerleştirilmiş mekânlardan oluşan geleneksel Suriye ve Mezopotamya saray planlarından farklıdır. Plan anlayışı dışında, kalın kerpiç duvarlar, çok katlı olduklarını gösteren merdiven odaları, ahşap sütun ve sütun altlıkları kullanımı Oylum Höyük OTÇ I Sarayı, Tilmen Höyük OTÇ Sarayı ve Alalah Yarimlim Sarayı’nın ortak özelliklerdir. MÖ 2. binyılın başlarında ortaya çıkan bu mimari gelenek, Suriye saray mimarisinde Doğu Akdeniz’in özellikle kuzey kesimine özgü yeni bir anlayışı ortaya koymaktadır.
- Research Article
- 10.21492/inuhfd.1643257
- Apr 21, 2025
- İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
Roma’da bir bürokratik yapının varlığından ancak Principatus dönemi itibariyle söz edilebilir. Bu, ilk imparator Augustus’un temellerini attığı bir yapıdır. İmparator Augustus, Cumhuriyet Dönemi’nden kalan magistra’lıkların görev tanımlarına yeni bir düzen vermiş, yeni bir memuriyet sistemi ve memurluk makamları kurmuştur. Bu kapsamda özellikle consilium princips, praefectus’lar ve imparatorluğa bağlı bürolar öne çıkmış, dönemin hukukçularının bu memuriyetlerde görevlendirildikleri görülmüştür. İmparator Hadrianus Dönemi’ne dek, yaklaşık olarak 144 yıl boyunca Augustus’un kurduğu sistem büyük bir değişim göstermemiş ancak gelişmiştir. İmparator Hadrianus ise bu sistemde önemli değişiklikler ve yenilikler yapmış, sisteme ileri bir yön vermiştir. İmparator Hadrianus Dönemi’nden İmparator Severus Alexander Dönemi sonuna dek devlet memurlukları oldukça gelişmiş, hukukçuların bu memurluklardaki etkinliği artmıştır. Böylece Klasik Dönem hukukçularının bürokratik yapı içindeki varlıkları Roma İmparatorluğu’nun hukukî ve idarî alanlarında önemli derecede etkili olmuştur. Hadrianus Dönemi’ne dek bürokraside yer alan hukukçuların Roma hukukunun gelişiminde oynadıkları önemli rol, Cumhuriyet Dönemi’nden Geç Principatus Dönemi denebilecek İmparator Hadrianus Dönemi’ni de içine alan zamana ait hukukun “hukukçuların hukuku” olarak tanımlanmasına yol almıştır.
- Ask R Discovery
- Chat PDF
AI summaries and top papers from 250M+ research sources.