Kaynak Bağımlılığının Örgütlerde Rekabet Avantajı Üzerine Etkisi: Kavramsal Bir İnceleme

  • Abstract
  • Literature Map
  • Similar Papers
Abstract
Translate article icon Translate Article Star icon
Take notes icon Take Notes

Küreselleşme süreciyle birlikte küçük bir köy haline gelen dünyamızda örgütler, varlıklarını sürdürebilmek için kaynaklarını etkili ve verimli kullanmanın yanı sıra başarılı bir şekilde de yönetmek durumundadır. Örgüt kuramlarından Sistem Teorisi ve Durumsallık Teorisi ile ilişkilendirebileceğimiz Kaynak Bağımlılığı Kuramı, örgütlerin çevreleriyle olan ilişkisini “kaynak, bağımlılık ve güç” üçgeninde ele almakta, ona bir organizma metaforuyla bakmaktadır. Kaynak Bağımlılığı Kuramı’nın kurucuları olan Jeffrey Pfeffer ve Gerald Salancik, örgütlerin çevreleriyle olan ilişkilerine odaklanarak örgütlerin daha iyi anlaşılabileceğini savunmuşlardır. Bu çalışmada, örgütler/işletmeler ekseninde kaynak bağımlılığı; onu meydana getiren tarihsel süreç ve ilişkili olduğu temel kuramlarla birlikte incelenerek özellikle dış çevreyle birlikte irdelenmiş, bağımlılığa karşı izlenen ya da geliştirilen stratejik yöntemler çeşitli sektörlerdeki örnek araştırmalarla değerlendirilmiştir. Turizm, tekstil, hazır giyim, organize sanayi, sağlık ve otomotiv endüstrisinde yapılan nitel ve nicel içerikli bulgulardan yararlanılmış, elde edilen sonuçlardan bir çıkarımda ve önermelerde bulunulmuştur. Kaynak bağımlılığı, örgütlerin sürüdürülebilirliği açısından önem taşıdığından yönetimsel açıdan da ele alınmış ve bu kuramın rekabete olan etkileri kavramsal bir bakış açısı ile ortaya konmuştur. Görülmüştür ki bağımlılığı azaltmaya ya da denge kurmaya yönelik stratejiler faaliyette bulunulan sektöre göre farklılık göstermektedir. Bu çalışmanın alan araştırmacılarına yeni bir ufuk açması amaçlanmakta olup, literatürdeki eksikliğin de giderilmesi hedeflenmektedir.

Similar Papers
  • Research Article
  • 10.20491/isarder.2024.1834
Mutfak Çalışanlarının Teknostres Düzeyleri İle Bireysel İş Performansları Arasındaki İlişkinin İncelenmesi (Examination of the Relationship Between Kitchen Employees Technostress Levels and Individual Job Performance)
  • Jul 4, 2024
  • Journal of Business Research - Turk
  • Çağla Üst Can

Amaç –Örgütsel ortamda iş ile ilgili bilgi ve üretim teknolojisinin kullanımına yönelik ortaya çıkan yüksek düzeyde baskı ve çeşitli nedenlerden dolayı oluşan adaptasyon sorunları çalışanda önemli düzeyde yetersizlik duygusu oluşturabildiği ve bu durumun da çalışanda psikolojik stres durumunu ortaya çıkardığı söylenebilir. Literatürde teknostres olarak adlandırılan bu durum bireysel ve örgütsel amaçların gerçekleştirilmesinde etkili olan çalışan performansını önemli derecede etkileyen kavramlardan biri olarak görülmektedir. Bu düşünceden hareketle bu çalışma teknoloji yoğun bir ortamda, sürekli yüksek çalışma temposu gerektiren ve bu açıdan oldukça stresli bir çalışma atmosferine sahip olan mutfaklarda çalışanların teknostres düzeyleri ile bireysel iş performansları arasındaki ilişkinin incelenmesini amaçlamaktadır. Yöntem –Araştırma evrenini ülkemizdeki tüm mutfak çalışanları oluşturmaktadır. Mutfak çalışanı sayısının oldukça fazla olması nedeniyle araştırma sonucunda daha objektif ve güvenilir sonuçlara ulaşabilmek amacıyla nicel araştırma yöntemlerinden anket tekniği kullanılmış ve anketler kartopu örnekleme yöntemiyle mutfak çalışanlarına ulaştırılmıştır. Uygulama sonucu elde edilen 485 veri analize dahil edilmiştir. Bulgular –Elde edilen araştırma sonuçlarına göre; teknostres ile bireysel iş performansının hem toplamında hem de tüm alt boyutlarında düşük ve orta düzeyli ilişkiler söz konusudur. Ayrıca mutfak çalışanlarının cinsiyetleri, medeni durumları, yaşları, eğitim durumları ve sektördeki deneyimleri ile teknostres düzeyleri ve bireysel iş performansları arasında önemli düzeyde ilişki tespit edilmiştir. Tartışma –Elde edilen sonuçlar teknolojinin yarattığı stresin çalışanların iş performansında ne kadar önemli bir aracı olduğunu ortaya koymuş ve bu kapsamda çalışma sonucunda mutfak yöneticilerine teknostresi azaltıcı ve iş performansını artırıcı önerilerde bulunulmuştur.

  • Research Article
  • 10.32955/neu.ilaf.2025.11.1.07
Nüzûl Tertibini İncelemede Oryantalist Perspektif ve İslâm Dünyasına Tesirleri (Muhammed İzzet Derveze Örneği)
  • Jun 30, 2025
  • Journal of The Near East University Faculty of Theology
  • Süheyla Nurduhan

Kur’ân-ı Kerîm yirmi üç yıla yakın bir süre içinde, nüzûl ortamındaki olaylara bağlı olarak veya bir sebebe bağlı olmayarak farklı zaman ve mekanlarda tedricen indirilmiş ilahi bir kelamdır. Hiç şüphesiz müfessirler nüzûlünden günümüze kadar Kur’ân âyetlerini ilahi maksada uygun bir şekilde anlama ve yorumlama çabası içinde olmuşlardır. Bu nedenle Kur’ân’ın sahih olarak anlaşılması için dönemin sosyo-kültürel bağlamı ve ilk muhatapların bilgisini sağlıklı bir zemine oturtmayı zorunlu görmüşlerdir. Bunun için de çağdaş dönemde nüzûl sırasına göre tefsir yaklaşımı Kur’ân’ın daha iyi anlaşılması noktasında bir yöntem olarak tercih edilmiştir. Bilindiği gibi klasik dönem tefsir kaynaklarında ve ulûmu’l-Kur’ân literatüründe “Esbâb-ı nüzûl”, “Mekkî-Medenî sûreler” ve “Nâsih, Mensûh” gibi nüzûl tertibiyle ilgili olan faaliyetler sistematik olmasa bile birçok hususun açıklığa kavuşmasında bir ölçüt olarak dikkate alınmıştır. Ancak geçmişten yirminci yüzyıla kadar tefsir yazımı hususunda mushaf tertibi esas alınmıştır. Nüzûl sırasına göre tüm sûreleri ihtiva eden tefsirlerin yazılmaya başlaması ise daha ziyade modern dönemde yapılan oryantalistik çalışmalarla gündeme gelmiştir. Buna mukabil İslâm dünyasındaki öze dönüş söylemi çerçevesinde Kur’ân merkezli faaliyetlerin hız kazanması, oryantalistlerin Kur’ân metnini tarihlendirme çalışmaları ve bu çalışmaların Müslüman araştırmacılar üzerindeki etkisi yadsınamayan bir husustur. Bu bağlamda oryantalistlerin Kur’ân’ı nüzûl sırasına göre incelemelerinin sebebi Hz. Peygamber’in hayatını, risâlet safhalarını ve fikri gelişimini Kur’ân’ın kronolojik tertibi üzerinden takip etmek iken, Müslüman araştırmacılar ise çağın getirdiği sorunlara cevap arama ve Kur’ân’ın daha iyi anlaşılması ve yaşanması gibi bir düşünceden hareketle nüzûl tertibine göre tefsir yazma faaliyetine girişmişlerdir. Bu husustaki çalışmalarını destekleyecek dayanaklar bulabilmek için siyer merkezli Kur’ân çalışmalarına yönelmişlerdir. Bunun sonucunda iniş sırası esas alınarak hacimli pek çok tefsir kitabı telif edilmiştir. Bu yöntemin İslâm dünyasındaki ilk örneği Filistinli düşünür ve müfessir Muhammed İzzet Derveze’nin et-Tefsîru’l-Hadîs adlı eseridir. Derveze böyle bir yöntemin Kur’ân’ın anlaşılması noktasında daha faydalı olabileceği düşüncesinden hareketle tefsirini sûrelerin iniş sırasına göre baştan sona kadar yorumlamıştır. Nas ile olgu arasındaki bağlantının, Kur’ân âyetleri ile tarih kaynaklarının bütüncül okunması sûretiyle tespit edilebileceğini ortaya koymaya çalışmıştır. Böylece siyer çalışmaları ile tefsir metodolojilerini birleştirerek yazım sürecini tamamlamıştır. Bu çalışmada bahsi geçen süreç ana hatlarıyla ele alınmaya çalışılmıştır. Makalenin amacı, oryantalistlere karşı tepkisel ve savunmacı bir yaklaşımda bulunan Derveze’nin, ele aldığı konular, içerik ve yöntem itibarıyla oryantalistik perspektiften ne ölçüde etkilendiğini tespit etmektir. Bu bağlamda elde edilen veriler konular bağlamında incelenerek analiz edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde nüzûl sırasına göre Batıda ve İslâm dünyasında yapılan çalışmalara yer verilmiş, ikinci bölümünde Kur’ân’ı nüzûl sırasına göre tefsir etme ihtiyacına değinilmiş, üçüncü bölümde et-Tefsîru’l-Hadîs’in oluşumu ve Derveze’nin Kur’ân’ı anlama yöntemi incelenmiş ve son bölümde oryantalistlere yaklaşımı değerlendirilmiştir.

  • Research Article
  • 10.47138/jeaa.1626160
Şırnak'ta Toplumsal Yapı: Tarihsel Gelişim ve Güncel Dinamikler
  • Jun 30, 2025
  • İktisadi ve İdari Yaklaşımlar Dergisi
  • İrfan Yıldırım

Çok yakın zamanlarda, büyük oranda yeniden inşa edilen Şırnak merkezinin toplumsal yapısı ve durumunun sosyolojik yönden ele alınması önem arz etmektedir. Bu amaçla, bu çalışmada, Şırnak'ta toplumsal yapı ile ilgili alanlarda öne çıkan temel sorunlar ve bunda rol oynayan temel dinamikler ele alınmış ve günümüz koşullarında irdelenmeye çalışılmıştır. Çalışma, teorik çerçevede ve literatürde ulaşılan bulgulardan hareketle gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgularla, özellikle etnik ve dini yapı ile ekonomik yapının yanı sıra eğitim durumu, sağlık hizmetleri, toplumsal cinsiyet eşitliği, gençlik istihdamı ve göç konuları gibi çok çeşitli alanlarda detaylı bir analiz gerçekleştirilmiştir. Bu derinlemesine analiz, sosyoekonomik dinamikler üzerine anlamlı bir değerlendirme sunmakta ve toplumsal yapı hakkında daha fazla bilgi edinmemize yardımcı olmaktadır. Başka bir deyişle çalışma, sadece statik verileri değil, aynı zamanda verilerin toplumsal koşullarla nasıl etkileşimde bulunduğunu da değerlendirmektedir. Elde edilen veriler, yerel yönetimler ve ilgili kuruluşlar için stratejik planlama sürecinde ışık tutmaktadır; bu durum, toplumsal sorunları aşmak için atılacak adımların belirlenmesinde kritik bir rol oynamaktadır. Bilindiği gibi belirli bir kenti odağına alan çalışmalar sadece akademik bir katkı sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda toplumdaki farklı grupların ihtiyaçlarının daha iyi kavranmasına da hizmet etmektedir. Dolayısıyla çalışma, Şırnak'ın toplumsal yapısını ve değişimleri daha iyi kavrayabilmemize olanak tanırken, çalışmanın gelecekte izlenecek yollar konusunda da rehberlik etmesi beklenmektedir. Bu bağlamda, toplumsal yapının dönüşüm sürecinde yerel aktörlerin rollerinin belirlenmesi ve bu rolün güçlendirilmesi gerektiği de aşikârdır. Elde edilen bulgular, ayrıca, yerel halkın toplumsal süreçlere ve kararlara dâhil edilmesinin önemine dikkat çekerek, katılımcı bir yaklaşımın gerekliliğini de ortaya koymaktadır.

  • Research Article
  • 10.15612/bd.2025.803
Yapay Zekâ Okuryazarlığı: Kütüphaneler için Yeni Bir Paradigma
  • Jun 30, 2025
  • Bilgi Dünyası
  • Güler Demir

Gittikçe gelişmekte olan yapay zekâ (YZ) teknolojisi araçları, bilinçli, eleştirel ve etik ilkelere dikkat ederek kullanıldığında, birey, kurum ve kuruluşların birçok gereksinimini karşılamada etkinlik, hız, doğruluk ve verimliliği sağlamaktadır. Yapay zekâ teknolojilerini tanımak, anlamak, değerlendirmek ve etkili bir biçimde kullanmak için yapay zekâ okuryazarı olmak önemlidir. Bu çalışmanın amacı, yapay zekâ okuryazarlığını tanımlamak, önemini vurgulamak ve kütüphanelerin bu okuryazarlığın geliştirilmesindeki rolünü incelemektir. Ayrıca, yapay zekâ okuryazarlığının bireylerin yapay zekâ teknolojilerini eleştirel bir şekilde değerlendirme ve kullanma becerilerini artırma potansiyelini ortaya koymaktır. Nitel betimleme yöntemi ile hazırlanan, yerli ve yabancı literatürden ilgili kaynakların analizinin yapıldığı çalışmanın kapsamında, yapay zekâ okuryazarlığı kavramı tanımlanmış, bu okuryazarlık türünün geliştirilmesinde kütüphanelerin rolüne yer verilmiş, ayrıca çalışma bu bağlamda Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Avustralya ve Kuzey Amerika’dan örnek alınan üniversite ve halk kütüphanelerine ilişkin örneklerle desteklenmiştir. Çalışmanın bulgularından elde edilen sonuç, kütüphanelerin yapay zekâ okuryazarlığını geliştirme konusundaki rolünün önemli olduğuna ve bu alandaki eğitim programlarının güçlendirilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Kütüphaneler, yapay zekâ teknolojilerinin etik ve etkili kullanımı konusunda kılavuzluk ederek, bireylerin bu araçlardan daha iyi yararlanmalarını sağlayabilir. Yerli literatürde bu kapsamda kütüphaneler için yapay zekâ okuryazarlığının anlamını ele alan ve ilişkili yabancı ve yerli literatürü detaylı, sistematik bir biçimde değerlendiren başka bir çalışma olmaması nedeniyle, bu araştırmanın özgün olduğu düşünülmektedir.

  • Research Article
  • Cite Count Icon 2
  • 10.28948/ngumuh.1310577
Düşük Maliyetli GNSS Gözlemlerine Dayalı Gerçek-Zamanlı Hassas Nokta Konum Belirleme (RT-PPP) Tekniğinin Performansının Değerlendirilmesi ve Çoklu-GNSS Gözlemlerinin Katkısı
  • Sep 14, 2023
  • Ömer Halisdemir Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Dergisi
  • Mert Bezci̇oğlu

Bu çalışma, düşük maliyetli GNSS (Küresel Uydu Navigasyon Sistemi) gözlemlerine dayalı RT-PPP (Gerçek-Zamanlı Hassas Nokta Konum Belirleme) tekniğinin konum belirleme performansının araştırılmasını ve yönteme çoklu-GNSS gözlemlerinin katkısını sunmaktadır. Çalışmada, iki adet düşük maliyetli u-blox ZED-F9P alıcısı ve ANN-MB-00 anteni kullanılarak statik ve kinematik modda iki farklı deney gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen iki deney setinde de GPS (Küresel Konum Belirleme) ve GPS+Galileo gözlemlerine dayalı olarak IGS03 akışından elde edilen gerçek-zamanlı hassas yörünge ve saat düzeltmelerinden elde edilen ürünlerle RT-PPP çözümleri gerçekleştirilmiş ve bu sonuçlar, GPS+Galileo gözlemlerine dayalı RTK (Gerçek-Zamanlı Kinematik) verileri ile karşılaştırılmıştır. Statik modda gerçekleştirilen deneyin bulguları, çoklu-GNSS gözlemlerinin sadece-GPS gözlemlerine kıyasla yaklaşık olarak 30 dakika daha erken yakınsadığını ve sağa, yukarı ve h bileşenleri için sırasıyla 3, 11 ve 6 cm mertebesinde daha doğru konum bilgisi sağladığını açıkça göstermektedir. Kinematik deney sonuçları ise çoklu-GNSS gözlemlerinin tek sisteme kıyasla elde edilen konum doğruluğunu yatay ve düşey bileşenler için sırasıyla %33 ve %25 oranında iyileştirdiğini ifade etmektedir. Ancak, her iki deneyden elde edilen sonuçların dm mertebesinde olduğu göz önüne alındığında, düşük maliyetli GNSS gözlemlerine dayalı RT-PPP tekniğinin yüksek doğruluk gerektiren jeodezik uygulamalarda yeterli olmayacağını, buna karşılık navigasyon uygulamaları için yeterli doğruluk sağladığı açıktır.

  • Research Article
  • 10.37217/tebd.1366180
Flört Şiddeti Yaşantıları Ölçeği Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması
  • Dec 29, 2023
  • Türk Eğitim Bilimleri Dergisi
  • Ayfer İlyas + 1 more

Bu çalışmada, geçmişte ya da şu anda flört ilişkisi deneyimi olan yetişkinlerin, ilişkilerinde maruz kaldıkları şiddet durumlarını belirlemeye yönelik Flört Şiddeti Yaşantıları Ölçeği’nin (FŞYÖ) geliştirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma grubu 18 yaş üstü bekâr bireylerden oluşmakta olup Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA) için 465, Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) için 467, ölçüt bağıntılı geçerlik için 122 katılımcı ile çalışılmıştır. Geçerlik incelemeleri kapsamında kullanılan AFA sonuçları, geliştirilen ölçeğin 51 maddeden oluşan 6 alt boyutlu bir yapıya sahip olduğunu ve bu yapının toplam varyansın %69,45’ni açıkladığını göstermiştir. Bu alt boyutlar Psikolojik Flört Şiddeti (PFŞ), Fiziksel Flört Şiddeti (FFŞ), Cinsel Flört Şiddeti (CFŞ) Ekonomik Flört Şiddeti (EFŞ), Dijital Flört Şiddeti (DFŞ) ve Stalking-Israrlı Takip’tir (S). DFA sonucunda ise elde edilen uyum indekslerinin (χ2/sd=3,86; SRMR=0,080; CFI=0,89; IFI=0,89; NFI=0,86; RFI=0,85 ve RMSEA=0,078) kabul edilen referans değerler aralığında olduğu saptanmış ve AFA ile elde edilen faktör yapısının doğrulandığı görülmüştür. Güvenirlik incelemeleri sonucunda elde edilen alfa iç tutarlık katsayıları ise; FFŞ alt ölçeği için .97, PFŞ için .89, CFŞ için .93, EFŞ için .91, DFŞ için .92, S için ise .87’dir. Ölçeğin bütünü için tabakalı alfa katsayısı ise .95’tir. Elde edilen sonuçlar FŞYÖ’nün bekâr yetişkinlerde flört şiddeti deneyimlerini belirlemede kullanılabilecek geçerli ve güvenilir düzeyde bir ölçüm aracı olduğunu göstermektedir.

  • Research Article
  • Cite Count Icon 1
  • 10.58618/igdiriibf.1477486
İşsizlik Oranı Öngörülerinde Makine Öğrenimi Yaklaşımları: Türkiye Üzerine Bir Uygulama
  • Jun 28, 2024
  • Iğdır Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi
  • Polad Aliyev

İşsizlik, sadece kapsamlı bir ekonomik sorun değil, aynı zamanda tüm ulusların odak noktası haline gelen karmaşık bir sosyal sorundur. İşsizlik sorununun doğru bir şekilde ele alınması, ülkenin kalkınmasıyla doğrudan ilişkilidir. Bu yönde oluşturulan politikaların başarası, işsizlik oranının doğru bir şekilde tahmin edilmesine dayanır. Bu makale, işsizlik oranı tahmininin yapılmasında yapay zekâ, makine öğrenimi ve klasik yöntemlerin kıyaslamasını amaçlamaktadır. Bu amaçla, Türkiye İstatistik Kurumu'ndan (TÜİK) Ocak 2005 verileriyle Aralık 2023 dönemini kapsayan işsizlik oranı verileri elde edilmiştir. Araştırmada ölçüt modeli olarak ARIMA, SARIMA modelleri, makine öğrenimi modelleri olarak Rassal Orman, XGBoost, LSTM ve GRU modelleri uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar, SARIMA'nın tahmin grafiğinin ve performans göstergelerinin ARIMA modeli performans değerlerinden daha iyi olduğunu göstermektedir. Makine öğrenimi modellerinde, MAPE dışındaki tüm hata ölçütleri SARIMA modelinin hata ölçütlerinden daha yüksektir. Ayrıca, bu modellerin belirleme katsayısı (R2) da SARIMA modelinin belirleme katsayısından (R2) daha büyüktür. Elde edilen sonuçlar en uygun metrik göstergeleri sergileyen makine öğrenimi yönteminin GRU modeli olduğunu ortaya koymuştur. Bu modelin MAE (Hataların Mutlak Değerlerinin Ortalaması) ve RMSE (Hata Kareler Ortalamasının Karekökü) değerleri en düşükken, R2 ise en yüksektir. Buna en yakın göstergeleri Rassal Orman modeli sergilemektedir.

  • Research Article
  • Cite Count Icon 1
  • 10.30784/epfad.1313103
Kurumsal Yönetim ve Kâr Payı Dağıtım Politikası: Borsa İstanbul’da Bir Uygulama
  • Sep 30, 2023
  • Ekonomi, Politika & Finans Araştırmaları Dergisi
  • Gökhan Özer + 2 more

Kurumsal yönetim kalitesi, ticari faaliyetlerin etkinliğini ve üretkenliğini, raporlamanın güvenilirliğini ve menfaat sahiplerinin hak ve menfaatlerinin korunmasını amaçlamaktadır. Bu çalışmada kurumsal yönetim kalitesinin işletmelerin temettü politikaları üzerinde herhangi bir etkisi olup olmadığı araştırılmaktadır. Bu amaçla, Borsa İstanbul’da faaliyet gösteren ve kurumsal yönetim derecelendirme notuna ulaşılan 70 işletme örneklem olarak seçilmiştir. İşletmelerin kurumsal yönetim derecelendirme notu ile temettü politikaları arasındaki ilişkiyi tespit etmek için panel veri analiz yöntemi uygulanmıştır. Ampirik sonuçlarda, kurumsal yönetim derecelendirme notunun işletmelerin temettü politikaları üzerinde istatistiksel açıdan anlamlı ve pozitif bir etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Buna göre daha iyi yönetim kalitesine sahip işletmelerin daha güçlü bir temettü ödeme eğiliminde olduğu anlaşılmaktadır. Kurumsal yönetimin alt bileşenleri üzerinden yapılan analiz sonucunda sadece yönetim kurulu skorunun temettü politikası üzerinde pozitif bir etkiye neden olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen diğer ampirik bulgulara göre, büyüklük ve kârlılık değişkenlerinin işletmelerin temettü politikası üzerinde istatistiksel açıdan anlamlı ve pozitif bir etkiye sahip oldukları gözlemlenirken, varlık büyümesi ve kaldıraç değişkenlerinin işletmelerin temettü politikası üzerinde istatistiksel açıdan anlamlı ve negatif bir etkiye neden olduğu tespit edilmiştir. Aynı zamanda COVID-19 döneminde işletmelerin temettü dağıtımlarını azaltma eğiliminde olduğu elde edilen diğer ampirik bulgular arasındadır.

  • Research Article
  • Cite Count Icon 1
  • 10.52995/jass.1348868
Hava Balonlarının (Zeplin) Havacılık Tarihindeki Yeri
  • Feb 29, 2024
  • Havacılık ve Uzay Çalışmaları Dergisi
  • Derya Geçi̇li̇

İnsanoğlunun, yüzyıllar boyunca yeryüzünden gökyüzünü gözlemleyerek ulaşılmaz olana yaklaşma hayalleri olmuştur. Bütün dünyada efsaneleşen bu hayali gerçekleştirmek ve havalarda uçabilmek için birçok araç-gereç icat edilmiştir. Bu araçlar arasında en önemlisi gökyüzünde makinelerin devir hareketleriyle havanın karşı koymasından istifade edilerek yapılan hava gemileri olmuştur. Hava gemilerinin inşasında en başarılı devlet Almanya olarak kabul edilmiş ve mucidinin isminden dolayı genellikle zeplin olarak adlandırılmıştır. Zeplin, keşif hizmetleriyle savaşlar sırasında kullanılarak donanma için de önemli bir rol üstlenmiştir. Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan büyük kayıpların etkisiyle askeri eksikliklerin giderilebilmesi için Almanya’ya uzmanlar göndermiştir. Bu uzmanlar tarafından Almanya’nın hava gemileri hakkında incelemeler yapılarak raporlar hazırlanmıştır. Aşağıda hava gemilerinin özellikleri, kullanılmaya başlamaları ve Osmanlı Devleti tarafından deniz hava gemileri hakkında yapılan incelemeler anlatılmıştır.

  • Research Article
  • 10.17482/uumfd.1589854
HİDROLİK MOTOR TAKOZLARINDA KULLANILAN AKIŞKANIN TİTREŞİM SÖNÜMLEMEYE ETKİSİNİN ARAŞTIRILMASI
  • Apr 11, 2025
  • Uludağ University Journal of The Faculty of Engineering
  • Zeliha Kamış Kocabıçak

Hidrolik motor takozları taşıtlarda en yaygın olarak kullanılan takoz tipleridir. Kauçuk-metal yapıya sahip konvansiyonel takozlardan farklı olarak hidrolik motor takozlarında hidrolik akışkan yer alır ve bu akışkanın sağladığı direnç kuvveti takozun sönümleme performansını etkiler. Bu çalışmada hidrolik motor takozlarında akışkan etkilerini incelemek amacıyla referans olarak belirlenen bir takozun akışkan doldurularak ve doldurulmadan montajı yapılmıştır. Her iki yapıdaki takoz da tekerlek kaynaklı titreşim etkilerini incelemek amacıyla düşük frekans bölgesinde yüksek genliklerde, motor kaynaklı titreşim etkilerini incelemek amacıyla da yüksek frekans bölgesinde düşük genliklerde test edilmiştir. Testlerde düşük genlikli titreşimlerde yaklaşık 140 Hz frekans değerine kadar akışkan doldurulan ve doldurulmayan takozların dinamik direngenlik değerleri birbirine oldukça yakın olarak elde edilmiş bu frekans değerinden sonra akışkan doldurulan takozun dinamik direngenlik değeri düşmeye başlamıştır. Düşük frekans aralığında yüksek genlikli titreşimlerde ise akışkan dolu hidrolik motor takozlarında daha yüksek dinamik direngenlik değeri elde edilmiştir. Tekerlek aracılığıyla yoldan kaynaklanan yüksek genlikli titreşimlerin etkilerini incelemek amacıyla elde edilen deney verileri çeyrek taşıt modeline uygulanmış ve farklı frekanslarda yol girdilerine karşılık takozda kullanılan akışkanın titreşim sönümleme özelliklerine etkisi analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda 8.5-13.5 Hz aralığındaki yol girdilerinde akışkan dolu takoz kullanıldığında yoldan gelen titreşimlerin daha iyi sönümlendiği tespit edilmiştir.

  • Research Article
  • 10.58242/millifolklor.1062047
Aydınlanmanın Araçsal Aklına Karşı Yeni Bir Düşünme Olanağı: Odysseus’a Karşı Salur Kazan
  • Apr 4, 2023
  • Milli Folklor
  • Erman Kaçar

Aklın tabiat karşısındaki pozisyonu, kültür tarihi boyunca insanlığa dair ileri sürülen hâkim kavrayışlara yön veren temel kriterlerden biridir. Aydınlanmacı akla yönelik eleştirilerini Platoncu geleneği merkeze koymak suretiyle temellendiren Nietzsche’ye göre Batı’nın temel yanılgısı, insanı doğadan ayıran bir şey olduğu düşüncesine dayanan Platoncu ikili karşıtlıklar dünyasından kurtulamamak olmuştur. Adorno ve Horkheimer’a göre bireyin tarihi, onun bu ayrılık fikri karşısında aldığı etik pozisyonlar dolayımıyla yazılmaktadır. Adorno ve Horkheimer, söz konusu geleneği temsil eden ve Batı medeniyetinin yaşamsal kodlarına sirayet eden kültür-tabiat ikiliğinin ilk örneklerinden birinin Homeros’un yarattığı Odysseus karakterinde hayat bulduğunu iddia ederler. Odysseus’un kurnaz tavırları, zafere giden yolda eylendiği sürece meşru kabul ettiği davranışları, doğaya egemen olmayı insan için mutlak yarara indirgeyen kendine özgü bakış açısı, Batı’nın modern aydınlanmacı bireyinin ilk örneği gibi görünür. Aklın, doğa-insan diyalektiğinin ötesinde ele alınmasına yönelik Nietzscheci beklenti ise Horkheimer’ın deyimiyle ‘Batı’nın tescilli gerçekleriyle’ şekillenen Homerik kültürün dışında, tabiata değer atfeden ama bu değerleri tabiatın ona bahşettiği yetenekler dolayımıyla üreterek aklı, tabiat-kültür karşıtlığının momenti olarak değerlendirmeyen bir anlayışa, başka bir düşünsel ve toplumsal evrene dairdir. Bu düşünceye çok yakın bir kavrayışa, Dede Korkut Kitabı’nın on üçüncü boyunda rastlamaktayız. Dede Korkut Kitabı’nın 2019 yılında Prof. Dr. Metin Ekici tarafından bilim dünyasına tanıtılan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” adlı on üçüncü boyu, Batı’nın aydınlanmacı düşünme sistemlerini domine eden Platoncu geleneğin karşısında bizlere bambaşka bir felsefi pozisyonu önermektedir. Bu çalışmada iddiamız odur ki Dede Korkut Kitabı’nda Oğuzların beylerbeyi olarak geçen Salur Kazan, Nietzscheci akıl eleştirisinin ve bu eleştiriden destek alan Adorno ve Horkheimer’ın hedefindeki Odysseus karakterinin karşısında, aydınlanmacı akıl eleştirisinden muaf tutulabileceğini söylediğimiz, kültür tarihinde kaos ile kozmos ikiliğinin ve tabiat ile onun görünüşteki karşıtının yeniden ele alınmasına, aydınlanmacı tutumun baskın motiflerinin karşısında tümüyle farklı bir düşünme geleneğinin tahayyül edilebilmesine olanak tanıyan bir kahraman tipi olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışma boyunca, Odysseus ile Salur Kazan karakterleri arasında kurulan karşıtlığın kuramsal temelleri, çıkış noktasını Nietzsche’nin aydınlanmacı akıl eleştirisinde bulan Adorno ve Horkheimer’ın aydınlanmış birey eleştirisi bağlamında ele alınmıştır. Söz konusu kuramsal tartışmadan elde edilen sonuçlar göstermektedir ki Adorno ve Horkheimer’ın Odysseus karakterini takip etmek suretiyle emek sömürüsü, tabiat istismarı ve kültürel yozlaşma gibi başlıklar altında ortaya koydukları Odysseia okumalarının karşısına, bu eleştirilerin bir karşıt tezi olarak Dede Korkut Kitabı’nda yer alan Salur Kazan karakteri getirilebilir. Eserde Salur Kazan’ın karşılaştığı olağanüstü olaylarda Odysseus’un aksine toplumsal faydayı başa koyan erdemli davranışları ile kültür-tabiat ikiliği karşısında aldığı pozisyonlar, Adorno ve Horkheimer’ın Odysseus karakterine yönelik getirdikleri kuramsal eleştirilerin karşısında yeni bir olanağı temsil eder.

  • Research Article
  • 10.31465/eeder.1354109
Tarihî Bir Metin: Târîh-i Hâlid ibn-i Zeyd Ebâ Eyyûb-u Ensârî
  • Oct 8, 2023
  • Edebî Eleştiri Dergisi
  • Bayram Karakaplan + 1 more

Ebû Eyyûb el-Ensârî, Hz. Muhammed’i evinde konuk etmiş ve onunla pek çok sefere katılmış İslami bir değerdir. Hakkında pek çok menkıbe bulunan bu şahsiyet hem klasik hem de modern edebiyatta kendine yer bulmuştur. Bu metinler daha çok söz konusu şahsiyetin İslam dünyasındaki önemini gösteren ve onun çevresinde gelişen olayları anlatan metinlerdir. Bu çalışmada bu metinlerden biri olan Diyanet İşleri Başkanlığı Kütüphanesi 5753-I numarada kayıtlı Târîh-i Hâlid ibn-i Zeyd Ebâ Eyyûb-u Ensârî adlı metnin çeviriyazısı verilmiş ve eser dil ve içerik yönünden incelenmiştir. Eser, dil açısından metinden örnekler verilerek fonetik ve morfolojik başlık altında; içerik yönünden ise şahıs, zaman ve mekân açısından değerlendirilmiştir. Şahıslar, metin içerisinde hem asıl kahraman hem de yan kahramanlar olarak ele alınmış ve bu kişilerin tarihî şahsiyetleriyle metindeki şahsiyetleri arasında karşılaştırma yapılmıştır. Metnin bir hikâye anlatısı olması sebebiyle kahramanların etki alanları zaman ve mekân olarak da incelenmiştir. Ayrıca metinde anlatılan olayların tarihî gerçekliklerle olan ilişkisinin doğruluğu tahkik edilmiştir. Çalışmanın sonuna orijinal metinden örnekler verilmiş olup metnin daha iyi anlaşılması için elde edilen görsel de eklenerek çalışma tamamlanmıştır.

  • Research Article
  • 10.35209/ksuifd.1352315
İslam Hukukunda Devlet Otoritesinin Kamu Malı Üzerindeki Yetki ve Sınırı
  • Dec 31, 2023
  • Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi
  • Alpaslan Alkiş + 1 more

İnsan sosyal yaşamının belli bir kısmını kamuya ait park, yol, göl, nehir, mera gibi alanlarda sürdürmektedir. Ortak kullanım alanlarının imarı, korunması ve topluma açık bir şekilde, hakkaniyete uygun olarak istifade edilmesi insan hayatına büyük katkılar sağlamaktadır. Şehirleşmenin hızla arttığı günümüzde ortak kullanım alanlarının ne kadar önemli olduğu daha iyi fark edilir hale gelmiştir. Günümüzde genel olarak kamu malı olarak adlandırılan ve toplumun hizmetine sunulan bu alanlar hem İslam hukukunda hem de pozitif hukukta devlet güvencesi altına alınmıştır. Zira bu tür mekanların halka açık ve kullanılabilir halde kalması bir otoriteye ihtiyaç duyurmaktadır. Günümüzde halkın kamu hizmetlerinden yararlanma sahası genişledikçe devletin de bu alanda gerekli düzenlemeleri yapma zarureti ortaya çıkmaktadır. Buna bağlı olarak bazı durumlarda bu tür kamu malları özel mülkiyete konu olabildiği gibi kiralama ve satış yoluyla ücret karşılığı kullanıma açılabilmekte veya bunların kullanımı sınırlandırılabilmektedir. Bu açıdan çalışmada şişe suyu dolum tesisi ile HES adı verilen barajların yapılması, deniz sahili, mesire alanı ve kayak merkezlerinin özel teşebbüse kiralanması, akarsular üzerinde balık yetiştiriciliğine izin verilmesi ile şehir içi cadde kenarlarının araç parkı olarak işletilmesinde devletin yetkisinin sınırı ve bu işletmelerden elde edilen kârdan bölge halkının yararlandırılmasının gerekliliği hususu açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır.

  • Research Article
  • Cite Count Icon 1
  • 10.30794/pausbed.1291621
KAPSAYICI LİDERLİĞİN İŞE GÖMÜLMÜŞLÜK ÜZERİNE ETKİSİNDE LİDER ÜYE ETKİLEŞİMİNİN ARACI ROLÜ
  • Aug 7, 2023
  • Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute
  • Pınar Erkal

Bu çalışmanın amacı kapsayıcı liderlik ve işe gömülmüşlük arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkide lider üye etkileşiminin aracı rolünü incelemektir. Araştırma sonuçları 203 kamu çalışanından oluşturulan örneklem grubundan veri toplanarak elde edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre kapsayıcı liderliğin çalışanların işe gömülmüşlük düzeyini etkilediği tespit edilmiştir. Ayrıca lider üye etkileşiminin işe gömülmüşlük üzerinde etkisinin anlamlı olduğu belirlenmiştir. Kapsayıcı liderliğin işe gömülmüşlüğe etkisinde lider üye etkileşiminin aracı rolü tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda örgütlerde liderlerin kapsayıcı olması yani açık, ulaşılabilir olması ve çalışanlarla etkileşimlerinin bulunması çalışanların işe gömülmüşlüklerine katkı sağlayacaktır.

  • Book Chapter
  • 10.58830/ozgur.pub589.c2453
Eğitim Ortamında Karşılaşılan Olumsuzluklar ve Çözüm Önerileri
  • Dec 21, 2024
  • Fikret Gülaçtı + 1 more

Eğitim ortamında birçok istenmeyen olumsuz davranış kalıpları ortaya çıkmakla birlikte, bu davranış kalıplarının başında zorbalık davranışı gelmektedir. Zorbalık; bir kişiye kasıtlı bir biçimde zarar verilmesi ve bu durumun süreğen bir şekilde tekrarlanması olarak tanımlanmaktadır (Olweus, 1997). Akran zorbalığı ise zorbalığın bir türü olmakla birlikte tanımı şu şekildedir: Bir öğrenci veya birden fazla öğrencinin kendisinden daha zayıf olana yaptığı tekrarlayıcı, kasıtlı birtakım negatif eylemlerde bulunmasıdır (Olweus, 2010). Akran zorbalığı davranışına birçok durum sebep olabilmekle birlikte yapılan araştırmada ebeveyne bağlanma stilleri değişkeni ile akran zorbalığına uğrama arasında oluşabilecek olan ilişkinin incelenmesi ve aralarında anlamlı bir ilişkinin olup olmadığının tespit edilmesi çalışmanın temel amacıdır. Yapılmış olan çalışmalarda bağlanma stilleri ile akran zorbalığının ilişkisinin incelenmiş olduğu görülmüş fakat daha çok akran zorbalığı yapanlar dikkate alınmış ve bu duruma yönelik çözüm önerileri sunulmuştur. Bu çalışmada her iki gruba (zorba-mağdur) yer verilmiş özellikle mağdur gruba yönelik ebeveynleri, öğretmenleri ve öğrencileri kapsayıcı çözüm önerilerinde bulunulmuştur. Çalışmadan elde edilen veriler; 2023-2024 döneminden elde edilen Doğu Anadolu Bölgesi’nde bir ilde bulunan dört farklı lise türünde öğrenim gören tüm sınıf kademelerindeki öğrencilerinden toplanmıştır. Çalışmanın örneklemini toplamda 443 öğrenci oluşturmuş fakat yapılan uygulama sonucunda verilerin eksik veya hatalı girilmesinden dolayı 43 öğrencinin verisi değerlendirme dışı bırakılmış toplamda 212’si kız, 188’i erkek öğrenci olmak üzere 400 kişi ile çalışılmıştır. Çalışmada demografik bilgilerin tespiti için hazırlanmış kişisel bilgi formu, Erzen (2016) tarafından geliştirilen “Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği”, Gültekin ve Sayıl (2005) tarafından Türkçe’ye uyarlama çalışması yapılan “Akran Zorbalığı Kurbanlarını Belirleme Ölçeği” ve Uludağlı ve Uçanok’un (2005) hazırladığı “Akran Zorbalığını Belirleme Ölçeği” kullanılmıştır. Verilerin analizinde betimsel ve çıkarımsal istatistik teknikleri kullanılmıştır. Bağlanma stilleri ile zorba olma ve mağdur olma arasındaki ilişkinin tespiti için korelasyon analizi; cinsiyet, lise türü değişkeni ve algılanan anne-baba tutumuna göre zorba ve kurban olma puanlarının farklılaşma olup olmadığının saptanması için t testi ve anova testi kullanılmıştır. Verilerden elde edilen sonuca göre “Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği” alt boyutlarından güvenli bağlanma ile akran zorbalığı yapma ve akran zorbalığına uğrama arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki; kaygılı/kararsız ve kaçınan bağlanma stili ile zorbalık yapma ve akran zorbalığına mağdur olma arasında pozitif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Cinsiyet ve lise türü değişkenine göre kurban olma ve zorba olma puanları farklılaşmış, algılanan anne-baba tutumu değişkenine göre zorba olma puanlarının farklılaştığı tespit edilmiştir.

Save Icon
Up Arrow
Open/Close
  • Ask R Discovery Star icon
  • Chat PDF Star icon

AI summaries and top papers from 250M+ research sources.