Bulanık EDAS yöntemi ile Doğu Karadeniz bölgesi illerinin yaşanabilirlik düzeylerinin değerlendirilmesi

  • Abstract
  • Literature Map
  • Similar Papers
Abstract
Translate article icon Translate Article Star icon
Take notes icon Take Notes

Küreselleşme ile birlikte göç sürecinin artık yaşamın bir parçası haline geldiği günümüzde iller de çeşitli kriterlere bağlı olarak göç alan/veren bir biçimde göç sürecinin bir mekânı haline gelmiştir. Göç edilirken çeşitli kriterlerin göç kararını etkilemesi ve göç edilen yeri belirlemesinden yola çıkarak Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yer alan iller yaşanabilirlik düzeylerine göre ÇKKV yöntemleri ile değerlendirilmiştir. ÇKKV birden fazla kriter ve alternatifin değerlendirildiği yöntemlerdir. Çok kriterli karar verme rasyonel ortamlardaki karar tespitlerindeki başarısı ile literatürde çok geniş uygulama sahasına sahiptir. Çalışmada, klasik ÇKKV yöntemlerinin belirsizlik altında sözel değerlendirmeler yapmalarına imkân vermemesinden hareketle son yıllarda literatüre kazandırılan yeni bir yöntem olan Bulanık EDAS (Evaluation based on Distance from Average Solution – Ortalama çözüm uzaklığına göre değerlendirme) yöntemi kullanılmıştır. Bulanık EDAS yönteminde Tip-1 Bulanık küme kullanılırken, uzman değerlendirmelerinde yamuksal bulanık sayılara başvurulmuştur. Çalışmada 10 kriter ve 6 alternatif değerlendirilmiştir. Çalışmada sonucunda Trabzon en yaşanabilir il olmuştur. Son sırada ise Gümüşhane ili yer almaktadır.

Similar Papers
  • Research Article
  • 10.20488/sanattasarim.1403950
FOTOĞRAF VE ŞİİR İLİŞKİSİ BAĞLAMINDA PHOTOPOEM / FOTOŞİİR
  • Dec 12, 2023
  • Sanat ve Tasarım Dergisi
  • Murat Han Er + 1 more

Görsel, işitsel ve yazınsal sanat dalları, kendi aralarında disiplinlerarası bir bağ ile bir araya gelerek yeni bir yapı oluşturabilirler. Kitap gibi çeşitli doküman formlarında, edebi bir metnin resimleme yoluyla görselleştirilerek, şiir ve görselin birlikte kullanıldığı örnekler bulunmaktadır. Yapı itibariyle oldukça farklı olmalarına rağmen fotoğraf ve şiir de yeni bir ifade biçimi meydana getirmektedir. Tarihsel olarak fotoğraf ve şiir ele alındığında karşımıza kökeni fotoğrafın erken dönemine dayanan Photopoetry ve Photopoem kavramları çıkmaktadır. Photopoetry tüm edebi metinleri kapsarken, Photopoem ise, fotoğraf ve şiirin, fotoğraflar için şiirlerin yazıldığı veya şiirler için fotoğrafların üretildiği kitap gibi ortak bir yapı içerisinde birbirlerini destekledikleri ve tamamladıkları bir biçimi oluşturur. Bu nedenle çalışmada öncelikle tarihsel olarak Photopoetry ve Photopoem örnekleri üzerinden bir inceleme yapılmış ve bu kapsamındaki kavramlar belirlenerek ilk örneklerinden günümüze uzanan süreç ele alınmıştır. Çalışma, günümüzde göz ardı edilmiş bir alan olan Photopoem’in bu ve benzeri araştırmalar neticesinde, edebi metni ve fotoğrafı, ortak bir çalışma alanı olarak benimseyecek olan araştırmacıların ilgisini çekmek ve günümüz sanatçıları için alternatif bir ifade biçimi olarak kullanılmasını amaçlamaktadır. Ayrıca çalışma bağlamında Photopoem, Fotoşiir kavramı üzerinden ele alınarak, Batı ve Türk Edebiyatı örnekleri tespit edilmiş ve günümüz çağdaş Photopoem çalışmaları ile birlikte değerlendirilmiştir.

  • Research Article
  • 10.18026/cbayarsos.1613679
“Tamamen Yeni Bir Üslup”: Yaşamının Bir Dönüm Noktasında Beethoven’ın Eroica Varyasyonları
  • Jun 27, 2025
  • Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi
  • Aylin Uysal Mergen

Beethoven’ın Op.35 “Eroica Varyasyonlar” adı ile bilinen piyano için 15 Varyasyon ve Füg’ü bestecinin kendi hayatındaki kompozisyon stili açısından önemli dönüm noktalarından biri olmasının yanı sıra müzik tarihinde klasik varyasyon formundan bir sapma gösteren en erken eserlerden biri olması bakımından da önemlidir. Beethoven burada varyasyonun yalnızca bir form olarak evrimine katkı sağlamakla kalmamış, aynı zamanda Barok Dönem’in çok sesliliğini de esere dahil ederek, varyasyon formunu zamanının ötesine taşımıştır. Varyasyon, Beethoven’ın bu formda yazdığı diğer eserler ile birlikte uzun soluklu bir tür haline gelmiş ve kendinden sonraki bestecilere yeni bir yol açmıştır. Eserin piyano edebiyatındaki kritik rolünün hem icracı hem de dinleyici tarafından anlaşılması önemlidir. Bu çalışmada, Eroica Varyasyonları'nın bestelenme süreci, biyografik bağlamı ile birlikte incelenmiş, eserin piyano yazısındaki yenilikçi yönleri ve varyasyon formundaki özgünlüğü vurgulanmıştır. Eserin iki temalı yapısını derinlemesine inceleyerek iyi kavrayan bir icracı daha etkili ve doğru bir yorum ortaya koyacaktır. Bunun için Klasik Dönem’in önemli müzik yazarlarından J.A.P. Schulz’un ve Fransız besteci Vincent d'Indy'nin varyasyon formu üzerine görüşleri karşılaştırılmış, Klasik varyasyon formu ile Beethoven’ın değişmekte olan kişisel tarzı arasındaki ilişki incelenmiştir. Beethoven’ın, varyasyon formunun katı bir yapı olmadığını, aksine bestecinin yaratıcılığıyla sürekli olarak yeniden şekillendirilebileceğini gösterdiği sonucuna varılmıştır. Böylece, varyasyon formunun tarihsel gelişim süreci içinde, Eroica Varyasyonları’nın öneminin anlaşılmasının sağlanması amaçlanmıştır.

  • Research Article
  • 10.55609/yenimedya.1457449
Dijitalleşen Realite Şovlara ve Gösteri Toplumuna Performatif Yaklaşım: RealiTuber ve RealiToker
  • Jun 7, 2024
  • Yeni Medya Dergisi
  • Gökhan Kömür

Bu araştırma, televizyona özgü bir tabloid tür olduğu varsayılan realite şov yayıncılığının bağlamını geleneksel kitle ekranından, çağdaş kitlesel-öz ekranlara taşıyan yenilikçi bir değerlendirme çerçevesine odaklanır. Sinoptikondan omniptikona geçişle birlikte her an, her yerdeleşen gösteri performansları hem Debord’un hem de Goffman’ın performatif yaklaşımları çerçevesinde Realite Şovlara yeni bir kavramsal açıklama geliştirmenin imkanlarını barındırır. Realite Şovlar, artık yalnızca Survivor, Yemekteyiz, Master Chief, Kısmetse Olur, Yetenek Sizsiniz, O Ses Türkiye, Müge Anlı vs. programlarla sınırlı olmaksızın neredeyse YouTube ve TikTok’un tüm yayın performanslarına dağılmış durumdadır. Bu koşullar altında, çoğunluğun azınlığı izlediği sinoptik gözetimden herkesin herkesi (birbirini) izlediği omniptik bir şov (gösteri) performansına geçiş söz konusudur. Çünkü hem içeriğin üretimi hem de izleme deneyimi açısından farklılaşan bu performatif yapı, bir YouTuber ya da TikToker’ı seyreden milyonların ötesinde, günlük hikayeler (story) ve kısa videolarla birbirlerini gözetleyen milyonları kavramsallaştırmak için önemlidir. Bu yönüyle YouTuber ya da TikToker olarak kavramsallaştırmaya alışık olduğumuz sosyal medya göstericilerini, toplumsal misyonları paralelinde RealiTuber ve RealiToker olarak yeniden kavramsallaştırmak gerekecektir. Bu araştırma, YouTube ve TikTok sahnesinde gösterileşen toplumsal performansların klasik realite şov yaklaşımı çerçevesiyle kesişimlerini saptamaya çalışmakta ve aslında topyekun bir şovun yaşanmakta olduğuna dikkat çekmektedir. Bu nedenle çalışmanın temel amacı sosyal medyanın mikro-ünlü sistemi olan YouTuber ve TikToker gibi popüler içerik üreticileri ile birlikte, büyük ya da küçük bir seyirci (takipçi) kitlesine sahip olan tüm sıradan kullanıcıları da kavramsallaştırarak yeni bir kimlik tanımlaması geliştirmektir. Çünkü realite şovun üretimi olan tele-yaşamlar, yalnızca mikro-ünlülerin değil tüm sosyal medya kullanıcıların deneyimlediği bir gösteri formatı olarak biçimlenmektedir

  • Research Article
  • 10.24012/dumf.1496080
Mum Çubuğu Grafik Gösterimi, Minimum Artıklık Maksimum İlgililik Algoritması ve XGBoost Modeline Dayalı Rüzgâr Hızı Tahmini
  • Mar 26, 2025
  • DÜMF Mühendislik Dergisi
  • Seçkin Karasu

Günümüz elektrik şebekelerinde fosil enerji kaynaklarına bağımlılığı azaltmak için yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin sayısı giderek artmaktadır. Rüzgâr türbinleri (RT) sayesinde rüzgâr enerjisi elektrik enerjisine çevrilmekte ve RT’lerin günlük elektrik ihtiyacını karşılama noktasında elektrik şebekesine entegrasyonu sağlanmaktadır. RT’nin yüksekliği, rüzgâr türbininin kanat yapısı, jeneratör çıkış gücü, mekanik ve elektrik dönüştürücü verimliliği gibi iç faktörler ile birlikte rüzgâr hızı ve yönü gibi dış faktörlere bağlı olarak RT’nin çıkış gücü etkilenmektedir. Rüzgâr hızını tahmin etmek rüzgâr çiftliği operatörlerinin elektrik üretimini optimize etmesine olanak tanımaktadır. Bu sayede rüzgâr enerjisi elektrik şebekesine daha iyi entegre edilebilmektedir. Mevcut çalışmalar, kısa vadeli tahmin yaklaşımlarının doğruluk açısından yetersiz kaldığını ve rüzgâr hızının doğrusal olmayan ve stokastik doğasının tam anlamıyla modellenemediğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle, tekil modeller yerine hibrit modellerin kullanımı giderek yaygınlaşmakta ve daha yüksek tahmin performansı sağlamak amacıyla tercih edilmektedir. Bu çalışmada, rüzgâr hızını tahmin etmek için mum çubuğu gösterimi, özniteliklerin Minimum Artıklık Maksimum Uygunluk (Minimum Redundancy Maximum Relevance-MRMR) yaklaşımı ile değerlendirildiği XGBoost modeline dayalı yeni bir yöntem önerilmektedir. RT’de bulunan Merkezi Denetleme Kontrol ve Veri Toplama (SCADA) sisteminden 10 dakikalık örnekleme zamanı için 1 yıllık zaman dilimi içerisinde toplanan veri seti kullanılmaktadır. Veri seti öncelikle önişleme adımından geçirilerek rüzgâr yönü, rüzgâr hızı dağılımı gibi değerler ile istatistiksel değerlere bakılmaktadır. Daha sonra zaman serisine mum çubuğu gösterimi işlem adımı uygulanmaktadır. Elde edilen mum çubuğu gösterimi için trend ve osilatör tabanlı öznitelikler uygulanarak MRMR yaklaşımı ile öznitelik grubu değerlendirilmiştir. XGBoost yöntemi ile rüzgâr hızı tahmin modeli oluşturulmakta ve model karmaşıklığının az ve tahmin hatasının en düşük olduğu durum elde edilmektedir. Özellikle mum çubuğu grafik gösterimine dayalı olarak önerilen bu hibrit yaklaşım, kısa vadeli rüzgâr hızı tahmininde doğruluğu artırmayı ve geleneksel yöntemlerin sınırlamalarını aşmayı hedeflemektedir. Önerilen yöntem, tüm diğer modellere göre en düşük hata oranı (RMSE: 0.0644) ve en yüksek korelasyon katsayısı (R: 0.8601) ile en iyi performansı göstermektedir. Bu, modelin hem doğruluk hem de hata oranı açısından üstün olduğunu göstermektedir.

  • Research Article
  • 10.47481/yjad.1296519
DİJİTAL GÖRÜNTÜ MEKANI OLAN FOTOĞRAFIN YARATTIĞI BELLEK YİTİMİ: YENİ BİR BELLEK İNŞASI
  • Aug 11, 2023
  • Yıldız Journal of Art and Design
  • Ceyda Göksal

Tarih boyunca bellek kavramıyla uğraşmış sanatçılar arşiv, belge, anı gibi özelliklerinden dolayı görüntüleri araç olarak kullanmışlardır. Özellikle teknolojinin gelişimi nedeniyle günümüzde sanat görüntülerle daha da iç içe geçmiş durumdadır. Bu görüntü araçlarından biri olan fotoğrafın, günümüzdeki etkisi özellikle teknolojiyle birlikte değişmiştir. Belleğin çok fazla fotoğrafa maruz bırakılması yapısı gereği kalıcılığı ve anı yaratımı ya da anımsatıcı özelliğini bozabilmektedir. Bundan dolayı belleğin bu görüntü fazlalığında seçme yapması önem kazanmaktadır. Bu doğrultuda önce bellekte bir bilginin nasıl kalıcı olacağı önemlidir. Bir bilginin kodlanarak kalıcı hale getirilmesini bu araştırma da özellikle Roland Barthes’ın studium ve punctum kavramları irdelenerek araştırıldığında ancak Barthes’ında dediği gibi her ikisini barındıran fotoğrafların kalıcılıklarından bahsetmemiz olası gözükmektedir. Özellikle post fotoğrafla birlikte geleneksel fotoğrafın yapısının değiştiği ortadır. Artık fotoğraflar anı barındırmak yerine yaratabilme yetisine de sahip olma özelliği taşıyabilmektedir. Modernizmle birlikte fotoğrafın gerçeklik tartışmaları bu bağlamlarda değişmektedir. Bu araştırma özellikle postmodernizm teorisi sonrası fotoğrafın durumu ve sanattaki konumunun nasıl değiştiği, bellekle ilişkisi araştırılmıştır. Görüntü fazlalığı bir bellek yitimine aynı zamanda yeni bir bellek inşasına sebebiyet verebilmektedir. Hatırlama, anımsama ne ise bellek yitimi de insan doğasında vardır. Bellek nasıl kolektif ise bellek yitimi de kolektif olabilir. Sanat teorisyeni Nicomedes Suárez-Araúz bellek yitiminin anımsamaya yönelik her parçanın içerisinde olduğunu söylemektir. Düşünceler ve anılar bellek yitimi ile şekillendirilir. Sadece şekillendirme değil saptırılır da. Belleği, bellek yitiminden ayrı düşünemeyiz. Bütün bu bağlamlar sonucunda çok fazla fotoğrafa maruz kalmamız geçmişi imlemesinden daha çok bir bellek yitimine hizmet ettiği olası gözükmektedir. Bu bellek yitimi Suárez-Araúz dediği gibi yeni bir belleğin inşası anlamına da gelebilmektedir.

  • Research Article
  • 10.32955/neujna202591904
Antikolonyal Mimari Bağlamında Cezayir'de Keçiova Camisi’nin Dönüşümü
  • Apr 11, 2025
  • Yakın Mimarlık Dergisi
  • Muhammed İnan + 1 more

Kristof Kolomb’un 1492’de Amerika’yı keşfi, sömürgeciliğin yayılmasına zemin hazırlayarak dünya siyasi tarihinde yeni bir çağ açmıştır. Sömürgeci devletler, finansal ve teknolojik üstünlükleriyle sömürülen bölgeleri kontrol altına alarak ekonomik kazanç sağlamıştır. Avrupa’dan başlayıp dünyaya yayılan sömürgecilik, kapitalizmin doğuşuyla paralel ilerlemiş ve emperyalizmin en yüksek aşamasına ulaşmıştır. Mimaride kolonyalizm genel anlamda yeni bir sentez mimari oluşturmuştur. Bu makale kapsamında incelenen Cezayir örneğinde ilk olarak işgal/fetih durumunun 1830 yılında başlayıp 1962 yılında kadar devam etmesiyle oluşan yeni bir ‘’Sömürge mimarisi’’ karşımıza çıkar. Cezayir’in kendine özgü tarihsel olarak ortaya çıkan kültürel mirasında geleneksel kültürün damgasını taşıyan somut mimari ürünler Fransa’nın işgaliyle birlikte büyük ölçüde zarar görmüş beraberinde eserlerin yok edilmesiyle Cezayir somut mimari kültürün köksüzleştirilerek yerine Fransız üslubundan yeni yapılar inşa edilerek Cezayir kültürü asimilasyona tabi tutulmuşdur. Cezayir’in başkenti Cezayir kentinde yer alan en eski yerleşim yeri olarak bilinen Kasbah yerleşim yerinde yer alıp sembolik bir yapı olma özelliği taşıyan tarihi Keçiova Camisi sömürge dönemi boyunca ilk etkilenen yapı olmuş, değişim ve dönüşüm sürecinin sonunda yıkılıp yerine yeni bir Katolik katedrali inşasıyla ile yerel kültürün en eski temsil yapısının ortadan kaldırılması gerçekleştirilmiştir. Bu değişim-dönüşüm, yıkılıp-yeniden yapılma süreci sonunda başlangıçta kentin en eski camisi iken sonra katedral inşası, yeni bir dini yapı kimliği kazanan yapı Cezayir’in bağımsızlık kazanmasıyla birlikte yeniden camiye dönüştürülmüştür. Bu makalede bu süreç Cezayir kentinin sömürge dönemi genel dönüşümü kapsamında incelenmiş, ülkenin bağımsızlığını (1962) kazanması sonrası bağımsızlığın simgesi haline gelen yapının tekrar camiye dönüştürülme süreci üzerinde durulmuştur.

  • PDF Download Icon
  • Research Article
  • Cite Count Icon 1
  • 10.21550/sosbilder.1257281
KÜRESELLEŞME, YERELLEŞME VE YÖNETİŞİM PERSPEKTİFİNDEN BÖLGESEL KALKINMA AJANSLARI
  • Jul 31, 2023
  • Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi
  • Hakan Badem

Küreselleşme ile birlikte daha da belirginleşen bölgeler arası gelişmişlik farklılıkları sosyoekonomik, politik ve kültürel birçok olumsuz yansımayı da beraberinde getiren ülkelerin karşı karşıya kaldıkları en önemli sorunlardan biridir. Bu nedenle dünyadaki tüm ülkeleri tehdit eden bölgesel gelişmişlik eşitsizliklerinin azaltılması ülkelerin öncelikli hedeflerinden biri hâline gelmiştir. Bu durum, yerel dinamiklere odaklanan yeni bir yapılanmaya olan ihtiyacı ortaya çıkarmış ve bunun sonucunda kalkınma ajansları gündeme gelmiştir. Bölgesel kalkınma ajansları ilk olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıkmış, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da yaygınlaşmış ve Türkiye’de Avrupa Birliği’ne katılım süreci ile birlikte ön plana çıkmıştır. Yönetişimin temeli, kamu-özel sektör-sivil toplum kuruluşlarının dayanışması ve işbirliğidir. Bu da yönetişimin çok aktörlü bir yönetime odaklandığını göstermektedir. Bu bağlamda bölgesel ölçekte uygulanacak politika ve uygulamaların başarısı, kalkınma ajansları ile yerel aktörler arasındaki iş birliği ve dayanışmaya bağlıdır. Dolayısıyla bu çalışma, bölgesel yönetişim anlayışının önemli aktörlerinden biri olan kalkınma ajanslarının oluşumunu, gelişimini ve etkinliğini küreselleşme ile birlikte önemi artan yerelleşme ve yönetişim perspektifinden açıklamayı hedeflemiştir.

  • Research Article
  • 10.47072/demiryolu.1400421
Aerodinamik Kuvvetlerin Demiryolu Araç Dinamiğine Etkilerinin İncelenmesi
  • Jan 31, 2024
  • Demiryolu Mühendisliği
  • Erbil Bi̇lgi̇n + 1 more

Taşımacılık modları arasında tarihsel gelişim boyunca önemli bir yere sahip olan demiryolu taşımacılığı gelişen teknoloji ile birlikte yüksek hızlarda sağladığı güvenli ve konforlu seyahat ile yolcu taşımacılığı için tercih edilen bir ulaşım aracı haline gelmiştir. Özellikle yolcu taşımacılığında taşıma modları arasında tercih unsuru olan seyahat sürelerinin kısaltılması demiryolu araç gelişim süreçlerinde aerodinamik unsurların ön plana çıkmasına neden olmuştur. 1800 lü yıllardan itibaren başlayan demiryolu araçlarında hızlanma yarışı halen günümüzde devam etmektedir. Enerji verimliliği, sürüş güvenliği, yolcu konforu gibi birçok parametrede etken olan aerodinamik kuvvetlerin etkilerinin daha iyi anlaşılması için birçok çalışma yürütülmektedir, bu çalışma kapsamında literatürde yer alan matematiksel modellerden farklı olarak hem aracın hem de rüzgâr hızının değişken olduğu ve değişken aerodinamik verilerin gerçek zamanlı saha ölçümleri ile toplanması, kompleks bir dinamik simülasyon modeli ile simülasyonların gerçekleştirilmesi ile oluşturulmuştur. Yapılan çalışmada literatüre ilave olarak demiryolu araçlarında aerodinamik etkinin araştırılmasında yeni bir yaklaşım ortaya konulmuştur. Yapılan saha çalışmaları ve analizlerin sonucu olarak da belirlenen ölçüm hattı boyunca tekerlek ray kontağında meydana gelen kuvvet değişimleri irdelenmiştir.

  • Research Article
  • Cite Count Icon 1
  • 10.29157/etusbed.1339907
ERZURUM SÖZLÜ GELENEĞİNDE YAŞAYAN TEVRAT KAYNAKLI BİR ŞAHSİYET: BEL’ÂM BİN BÂ’ÛRÂ
  • Sep 30, 2023
  • Erzurum Teknik Universitesi Sosyal Bilimler Enstitusu Dergisi
  • Muhammet Emin Altinişik

Kur’an-ı Kerim insanlığa ilahi mesajı iletirken geçmiş milletlerin Allah’a karşı tutum ve davranışlarından örnekler sunmuştur. Genelde kıssa şeklinde verilen bu örneklerden insanların ders çıkarması ya da öğüt alması istenmiştir. Kıssalarda yer alan isim ve mekânlar pek çok ayette ya yer almamış ya da ikinci planda kalmıştır. İlk dönem Müslümanlarında merak uyandıran bu durum, kıssaların ayrıntılı açıklanması noktasında Müslümanları arayışa yöneltmiştir. Fazla uzağa gitmeyen Müslümanlar, aralarındaki ticaret, komşuluk ve kültürel alışverişin yoğun olduğu Yahudilerden kıssalar hakkında ayrıntılı bilgiler alarak Tevrat kaynaklı anlatıların tefsir kitaplarına girmesine sebep olmuşlardır. Tefsir kitaplarında yer alan bu anlatılar zamanla diğer İslamî eserlere intikal etmiş ve Müslümanlar arasında yazılı ve sözlü gelenek yoluyla yayılmaya başlamıştır. Türklerin İslamiyeti kabulü ile birlikte Türk halk bilimi ürünleri de çeşitlenmiştir. Özellikle Kur’an kıssalarının tefsirinde Tevrat anlatıları motif ve konu bakımından masal, halk hikayesi ve efsanelerin yer aldığı Türk anlatı geleneğinin kaynaklarından birini oluşturmuştur. Bel’âm bin Bâ’ûrâ kıssası da efsane/menkıbe şeklinde Türk sözlü anlatı geleneği içinde yer alan Tevrat kaynaklı anlatılardan biridir. Kıssa, tefsirlerden sözlü geleneğe intikal ederek tespit edildiği kadarıyla yaklaşık dört asırdan beri Erzurum’da anlatılmaktadır.

  • Research Article
  • 10.33460/beuifd.1643804
Zekâtın Kurumsal Nitelikte Kullanımı
  • Jun 20, 2025
  • BEÜ İlahiyat Fakültesi Dergisi
  • Murat Beyaztaş

Zekât İslâm’ın önemli esaslarından bir tanesidir. Malî niteliği ile beşerî ilişkilere dokunan, toplum içerisinde ihtiyaçları karşılama kapasitesine sahip bir mükellefiyettir. Aynı zamanda ibadet niteliğiyle de temayüz eder. Zekât ile sorumlu olma birtakım şartlara bağlıdır. Toplanan zekâtın harcama yerleri Kur’an’da belirtilmiş olması sebebiyle sınırlıdır. Ancak bu yerlerin kapsamı ictihâdî yaklaşımlara göre değişkenlik göstermektedir. Aynı zamanda sorumluluğun ifası da bazı düzenleyici şartlar dahilinde yerine getirilebilmektedir. Söz konusu şartlardan özellikle şahıs mülkiyeti üzerine kurulu temlik, zekâtın kurumsal kullanımına engel teşkil eder. Hz. Peygamber’den (s.a.v.) itibaren yürürlükte olan zekâtın devlet tarafından toplanıp dağıtılması uygulaması Hz. Osman döneminden itibaren kısmen değişmiş, bâtınî mallar olarak kabul edilen, para ve gümrük harici ticari mallarda zekâtın Kur’an tarafından belirlenmiş hak sahibine doğrudan mükellef tarafından verilmesi usulüne geçilmiştir. Bu durum, zekât kaynaklarının kullanımında temlik şartı ile şekillenen yeni bir yaklaşımın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Zekâtın yalnızca şahıslara verilmesi yaklaşımı da buna bağlı sonuçlardan bir tanesidir. Temlik şartı, vermenin tam olarak gerçekleşmesi adına mülkiyete geçirmeyi esas alır. Bunun gereği olmak üzere, veren taraf hukuken verme yetkisine sahip, eda ehliyetli bir kişi olacaktır. Alan taraf ise zimmet ehli ve alma yeterliliği olan hakikî bir şahıs olmalıdır. Verilen malın da mülkiyeti tam olarak veren tarafa ait iken, verme ile birlikte diğer tarafın zimmetine aktarılmış olmalıdır. Bu haliyle temlik, zekâtın dar anlamda yalnızca şahıs ölçeğinde kullanılmasını zorunlu hale getirmektedir. Ancak modern dönemde zekâtın, zikri geçen amaçlar doğrultusunda şahsa temlik sınırı olmaksızın da kullanılabileceği değerlendirilmektedir. Dünyadan ve ülkemizden birçok âlim ve araştırmacının savunduğu bu görüşe göre; bu geniş yaklaşım ile zekâtın Kur’an tarafından belirlenmiş amaçlar doğrultusunda daha etkin bir şekilde kullanılması mümkün olacaktır. Bu çalışmada zekât ile ilgili söz konusu bilgilere temas edilerek özellikle Hanefîlerce zekâtta sıhhat şartlarından kabul edilen temlik çerçevesinde, zekâtın yalnız hakiki şahıslara verilmesi meselesi üzerinde durulmuştur. Hanefîler başta olmak üzere diğer mezhep ve âlimlerin konuyla ilgili görüşlerinin yanında, dayandıkları deliller de tasnif edilmiş, çağdaş âlimlerin söz konusu meseleye yaklaşımları incelenmiştir. Neticede zekâtın bireysel kullanım yanında kurumsal amaçlar için de kullanılabilirliği hususunda, bugün bazı İslâm ülkelerinde görüldüğü gibi kurumsal bir yapı içerisinde toplanıp, dağıtılmasının mevcut zekât potansiyelini çok daha üst seviyelere taşıyabileceği sonucuna varılmıştır. Araştırma bu yönüyle dikkat çekicidir. Zekât konusunda önemli bir ihtiyaca temas etmektedir. Zekât ile ilgili deliller ve ilk uygulamaların ortaya koymuş olduğu anlayışın, böyle bir yapının oluşturulmasına karşı olmadığı değerlendirilmektedir. Buna uygun şekillendirilecek zekât sistemi fakir, düşkün ve yetimlere, borcundan dolayı zor durumda veya zaruri ihtiyaçları için borçlanmak mecburiyetinde olanlara, kalpleri İslâm’a ısındırılmak istenilenler ve yolda kalmışlar kapsamında mülteci durumuna düşen kimselere yardımcı olacaktır. Böylece onlar için hayatı kolaylaştıracak alt yapı tesis edilecek, kurumsal yatırımlar ile daha etkili çözümler oluşturulacaktır. Esasen bugünkü şartlarda zekâtın Kur’an ile belirlenmiş zekât amaçlarından; Allah yolu kapsamındaki cihad, irşad ya da İslâm’a davet gibi birçok faaliyetin gerçekleştirilebilmesi ancak bu şekilde mümkün olacaktır.

  • Research Article
  • 10.18074/ckuiibfd.1333990
Türk Kamu Personel Yönetimi ve Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisinin Beşeri Sermayeye Etkisi
  • Nov 20, 2023
  • Cankiri Karatekin Universitesi Iktisadi ve Idari Bilimler Fakultesi Dergisi
  • Reha Bayansar

Kamu personel yönetimi, modern devlet anlayışında kamu yönetiminin çok önemli bir yönünü ifade etmektedir. Kamu personel yönetimi, kamu örgütlenmelerindeki insanlarla ilgili olan tüm faaliyetlerle ilişkilidir. Buradan hareketle bir kamu örgütünün hedef ve amaçları doğrultusundaki eylemlerinin istenilen şekilde sonuçlanabilmesi personel yönetiminin etkin ve verimli bir şekilde ifa edilmesiyle doğrudan ilişkili olduğu söylenebilir. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı Devletinden büyük ölçüde tevarüs eden kamu personel yönetimi anlayışını zamanla dünya üzerindeki değişimlerden de etkilenerek geliştirmeye çalışmıştır. Sırasıyla İkinci Cihan Harbi, çok partili dönemin başlangıcı, askeri darbeler ve Neoliberal politikaların dünya üzerindeki etkileri gibi dönüm noktaları Türk kamu personel yönetimini en azından düşün boyutunda oldukça etkilemiştir. Nihayet 2018 yılında uygulamaya konulan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte Türk kamu yönetiminde yeni bir aktör olan İnsan Kaynakları Ofisi ihdas edilerek, personel yönetiminden insan kaynakları anlayışına geçişisin örgütsel boyutu da somutlaştırılmıştır. Ofisin, üstlendiği görev ve sorumluluklar ve geliştirdiği projelerin içinde bulunduğumuz yüzyılın daha fazla yatırım yapılması gereken beşeri sermayeye olan etkisi en azından planlamalar ve hayata geçirilen projeler bakımından önem arz etmektedir.

  • Research Article
  • Cite Count Icon 1
  • 10.56075/egemiadergisi.1162751
DİJİTAL KÜLTÜR VE SİBERFEMİNİZME DİJİTAL BÖLÜNME ÜZERİNDEN BİR ELEŞTİRİ
  • Apr 30, 2023
  • Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya ve İletişim Araştırmaları Hakemli E-Dergisi
  • Nilüfer Atli Şengül

Yeni iletişim teknolojilerinin dijital kültür alanı oluşturarak yeni bir toplumsal mücadele alanı meydana getirerek toplumsal hiyerarşinin yıkılacağı düşünülmektedir. Siberfeminist felsefe de dijital teknolojilerin dişil teknoloji olarak ele alınabileceğini ve bu teknolojinin kadınlara yeni bir alan açarak, varlıklarını sürdürebileceği fikrini odağına almaktadır. Bu çalışmada, dijital teknoloji ve dijital kültür kavramı üzerinden söz konusu teknolojilerin kapsayıcılığı tartışılarak siberfeminist felsefenin bakış açısının ne kadar gerçekçi olabileceği üzerine durulmuştur. Çalışmada, dijital bölünme kavramına değinilerek toplumun her kesiminden bireyin ve kadının internete erişiminin mümkün olamayacağı düşüncesi ile birlikte siberfeminist bakış açısının “ağ ütopyası” olmaktan öteye geçemeyeceği çerçevesinde bir bakış açısı sunulmuştur. Bu derlemenin amacı, çalışmada ele alınan temel kavramlar üzerine literatür taraması yaparak siberfeminizm felsefesini dijital bölünme üzerinden kavramsal bir çerçevede incelemektir. Literatür taraması sonucunda elde edilen bilgiler gösterir ki dijital teknolojilerin kullanımına cinsiyet değişkeni üzerinden bakıldığında kadınlar, erkeklere kıyasla geride kalmaktadır. Bu doğrultuda, yeni iletişim teknolojilerine kadınların erişimi konusunda ekonomik bölünmenin ve ekonomik bölünmenin toplumsal cinsiyet ile olan ilişkisinin etkili olduğu görülmektedir.

  • Research Article
  • 10.37879/hoyuk.2024.2.015
İnşa Tekniği ve Plan Olarak Doğu Akdeniz Geleneğinde Bir Saray: Oylum Höyük Orta Tunç Çağı I Sarayı
  • Nov 1, 2024
  • Höyük
  • Atilla Engin

Oylum Höyük’te, son yıllarda Kuzeybatı Alan’da yürütülen kazı çalışmalarında Orta Tunç Çağı I’e tarihlenen büyük bir saray yapısı açığa çıkarılmıştır. Bir yangın tahribatı ile son bulan yapıda, yangın sırasında ölen iki kadına ait iskelet ile kırılmış ve alt kısımları eksik kaplar bulunmuş olup bunlar bir saldırı ve yağmalamaya işaret etmektedir. Mekânlar içinde açığa çıkan ocaklar, kil sekiler üzerindeki öğütme taşları ve depolama kaplarına ait parçalar, sarayın açığa çıkartılan bölümünün mutfak, depo, kiler ve işliklerden oluştuğunu göstermektedir. Yaklaşık 1050 m2 ’lik bölümü açığa çıkarılan anıtsal yapının kalın duvarları kerpiçle inşa edilmiştir. Batısında bir avlu, doğusunda ise kerpiç bir teras bulunan sarayın dikdörtgen planlı ana bölümü iki aks üzerinde yer alan mekân dizilerinden oluşmaktadır. Çok katlı olan Oylum Höyük Sarayı’nın mimari açıdan en yakın benzerleri Tilmen Höyük OTÇ Sarayı, Alalah Yarimlim Sarayı ve Tell Mardikh Batı Sarayı’dır (Fig. 4a-d). Bir avlu kanadı boyunca uzanan mekân dizilerinden oluşan çok katlı saray planı, avlular çevresine yerleştirilmiş mekânlardan oluşan geleneksel Suriye ve Mezopotamya saray planlarından farklıdır. Plan anlayışı dışında, kalın kerpiç duvarlar, çok katlı olduklarını gösteren merdiven odaları, ahşap sütun ve sütun altlıkları kullanımı Oylum Höyük OTÇ I Sarayı, Tilmen Höyük OTÇ Sarayı ve Alalah Yarimlim Sarayı’nın ortak özelliklerdir. MÖ 2. binyılın başlarında ortaya çıkan bu mimari gelenek, Suriye saray mimarisinde Doğu Akdeniz’in özellikle kuzey kesimine özgü yeni bir anlayışı ortaya koymaktadır.

  • Research Article
  • 10.21492/inuhfd.1643257
PRINCIPATUS DÖNEMİ BÜROKRASİSİNDE HUKUKÇULARIN YERİ
  • Apr 21, 2025
  • İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
  • Sevil Yıldız

Roma’da bir bürokratik yapının varlığından ancak Principatus dönemi itibariyle söz edilebilir. Bu, ilk imparator Augustus’un temellerini attığı bir yapıdır. İmparator Augustus, Cumhuriyet Dönemi’nden kalan magistra’lıkların görev tanımlarına yeni bir düzen vermiş, yeni bir memuriyet sistemi ve memurluk makamları kurmuştur. Bu kapsamda özellikle consilium princips, praefectus’lar ve imparatorluğa bağlı bürolar öne çıkmış, dönemin hukukçularının bu memuriyetlerde görevlendirildikleri görülmüştür. İmparator Hadrianus Dönemi’ne dek, yaklaşık olarak 144 yıl boyunca Augustus’un kurduğu sistem büyük bir değişim göstermemiş ancak gelişmiştir. İmparator Hadrianus ise bu sistemde önemli değişiklikler ve yenilikler yapmış, sisteme ileri bir yön vermiştir. İmparator Hadrianus Dönemi’nden İmparator Severus Alexander Dönemi sonuna dek devlet memurlukları oldukça gelişmiş, hukukçuların bu memurluklardaki etkinliği artmıştır. Böylece Klasik Dönem hukukçularının bürokratik yapı içindeki varlıkları Roma İmparatorluğu’nun hukukî ve idarî alanlarında önemli derecede etkili olmuştur. Hadrianus Dönemi’ne dek bürokraside yer alan hukukçuların Roma hukukunun gelişiminde oynadıkları önemli rol, Cumhuriyet Dönemi’nden Geç Principatus Dönemi denebilecek İmparator Hadrianus Dönemi’ni de içine alan zamana ait hukukun “hukukçuların hukuku” olarak tanımlanmasına yol almıştır.

  • PDF Download Icon
  • Book Chapter
  • 10.58830/ozgur.pub245.c1067
Yeni Bir Finans Çağı: Blokzincir ve Akıllı Sözleşmelere Dayalı Merkeziyetsiz Finans
  • Sep 27, 2023
  • Gökhan Özer + 2 more

Günümüzde finans sektörü Bitcoin ve Ethereum gibi kripto paralar öncülüğünde, blokzincir teknolojisi ve akıllı sözleşmelerin sunduğu fırsatlarla tamamen yeni bir döneme girmiştir. Bu yeni dönemde, dağıtık bir yapıya sahip olan ve güvenli, şeffaf ve değiştirilemez bir kayıt sistemi sunan blokzincir teknolojisinin finans sektörüne getirdiği en önemli yeniliklerden biri, DeFi olarak adlandırılan merkeziyetsiz finans uygulamalarıdır. DeFi, geleneksel finans sistemini dönüştüren, merkezi otoritelerin yerini alacak şekilde işleyen bir sistemi olanaklı hâle getiren ve temelinde daha açık ve erişilebilir bir finansal sistem oluşturmak için blokzincir teknolojisinden yararlanan bir ekosistem olarak kabul görmeye başlamıştır. DeFi uygulamaları ile bankalar veya çeşitli finansal aracı kurumlara ihtiyaç duymadan şeffaf ve güvenli işlemlerin yapılabilmesi hedeflenmektedir. Merkeziyetsizlik sayesinde, kullanıcıların varlıkları üzerinde tam kontrole sahip olmaları sağlanmakta ve merkezi otoritelere olan bağımlılıkları azalmaktadır. Fakat her ne kadar DeFi ekosisteminin, merkeziyetsizlik ve aracı kurum olmadan işlem yapılması gibi avantajları olsa da sistematik ve sistematik olmayan çeşitli riskler (örneğin, yönetmelik, tüketici, teknoloji ve operasyonel gibi) de ekosistem bünyesinde bulunmaktadır. Bu riskler kullanıcıları yatırım kaybı ile karşı karşıya bırakmaktadır. Sistemin içerisinde yer alan temel teknolojinin anlaşılması ve güçlü güvenlik önlemlerinin alınması ile kullanıcılar bu potansiyel tehlikeleri azaltabilmektedir. DeFi kullanıcılarının bu olası risklerin farkında olarak yeni platformlara dâhil olmaları ve yatırımlarında daha dikkatli davranmaları gerekmektedir. Sonuç olarak, merkeziyetsiz finansın getirmiş olduğu yenilikçi özelliklerin daha fazla tanınması ve sistem içerisinde yer alan potansiyel risklerin azaltılmasıyla birlikte daha hızlı, daha ucuz ve daha erişilebilir finansal hizmetlerin sunulması ve DeFi ekosisteminin gelecekte daha fazla yaygınlaşması muhtemeldir.

Save Icon
Up Arrow
Open/Close
  • Ask R Discovery Star icon
  • Chat PDF Star icon

AI summaries and top papers from 250M+ research sources.