BOŞANMA SÜRECİNDE ÇATIŞMA YÖNETİMİ VE AİLE ARABULUCULUK
Boşanma, eşlerin yeni bir evlenme yapacak biçimde ayrılması ve hukuki bir karar ile evliliklerini tam anlamıyla sonlandırması olarak tanımlanmaktadır. Boşanma, evlilik kadar eski bir kurum olarak nitelendirilmektedir. Belirli bir kültür seviyesine erişmiş ve evlilik halini sosyal bir kurum şeklinde kabul görmüş toplumlar içerisinde boşanma hakkı, birtakım gelenek ve yasalar ile kısıtlanmıştır. Ancak hiçbir şekilde ortadan kaldırılmamıştır. Türk toplumu, dünyanın sağlam ve köklü aile gelenek ve göreneklerine sahip toplumları arasında yer almaktadır. Boşanma nedenleri arasında şah, şöhret, akıl hastalığı, kötü muamele, cana kast, sosyo-ekonomik yetersizlik, zina, terk ve şiddetli geçimsizlik gibi faktörler bulunmaktadır. Bu araştırmada, boşanma sürecinde eşler arasında meydana gelen çatışmaların çözülmesi için çatışma yönetimi ve aile arabuluculuğunun önemini incelemek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda literatür taraması yönteminden yararlanılarak boşanma kavramı, boşanma çatışmaları, boşanma süreci, arabuluculuk gibi birçok konu başlığına yönelik araştırmalar gerçekleştirilmiştir. Anahtar Kelimeler:
- Research Article
1
- 10.47107/inifedergi.1330907
- Nov 14, 2023
- İNİF E - Dergi
Yalan/yanlış bilgilere inanma eğilimi ve bunların belli bir zaman sonra da gerçek olarak kabul edilmesi şeklinde tanımlanabilecek olan komplo teorileri, modern zamanların en büyük sosyo-politik sorunlarından birini oluşturmaktadır. Öyle ki bu durum hakikatin yitimi kadar, hakikatin ortaya çıkması halinde bile ona inanma eğilimini dahi zedeleyebilmektedir. Bu perspektiften hareketle yapılan bu çalışmada; Türk kültürü özelinde yaygın olarak kabul edilen komplo teorilerinin keşfedilmesi hedeflenmiştir. Araştırmada 18 yaş ve üstü bireylerin komplo teorilerine yönelik inanma eğilimleri, Brotherton ve arkadaşları (2013) tarafından geliştirilen “Genel Komplo Teorilerine İnanma Ölçeği” üzerinden Türkçeye uyarlanması ve geçerlik ve güvenirlik çalışmasının yapılması amaçlanmıştır. Nicel yöntemle yapılan bu çalışmada, basit tesadüfi örneklem tekniğiyle ulaşılan 549 kişiden online anket verisi toplanmıştır. Yapılan analizler sonucunda orijinal ölçekte yer alan bir faktör yükü dışındaki (kişisel refah) faktör yapılarının, Türk kültürü özelinde de gözlendiği ortaya çıkmıştır. Dahası orijinal ölçekte yer alan 55 maddelik komplo teorileri, Türk kültüründe 19’a düşmüştür. Bu durum Hofstede’nin kültürel boyut teorisi çerçevesiyle ilişkilendirilmiştir. Yapılan çalışmanın literatür taramasında komplo teorilerine yönelik Türkçe ölçeklerin KOVİD-19 ile ilişkili bir biçimde alana kazandırıldığı saptanmıştır. Bunun dışında yer alan çalışmalarınsa ölçek uyarlama süreçlerine riayet edilmeden salt anlamda maddelerin Türkçeye çevirilerek yapıldığı gözlemlenmiştir. Çalışma bu yönüyle alanyazında yer alan komplo teorileri çalışmalarından farklılaşmaktadır. Öte yandan araştırmada bireylerin karakterlerinin komplo teorilerine inanmada belirleyici olmadığı fakat cinsiyet, politik kimlik ve haber alma kanallarındaki farklılıkların komplo teorilerine inanmada öne çıktığı görülmüştür. Araştırma; Türk akademisine yeni bir ölçeğin kazandırmanın yanı sıra, son yıllarda ülkemizde gerek politika gerekse gündelik yaşamda çokça dillendirilen dezenformasyon, misenformasyon ve post-truth söylemlere olan ilişkisi noktasında da öne çıkmaktadır.
- Research Article
- 10.7456/tojdac.1321576
- Oct 1, 2023
- Turkish Online Journal of Design Art and Communication
HAKEM ATAMASI: YENİ MEDYA, İLETİŞİM ÇALIŞMALARI VE MEDYA TEKNOLOJİLERİ YENİ MEDYA SİSTEMİNDE MEDENİYETİN DÖNÜŞÜMÜ VE “TEKNO-MEDENİYET” İLİŞKİSİ: KÜRESEL TEKNOLOJİ ŞİRKETLERİ ÜZERİNE BİR ANALİZ ÖZ Yeni medya sistemi, geleneksel medyanın yerini alan dijital teknolojilerin gelişimiyle ortaya çıkan etkileşimli bir dönüşümü ifade eder. İnternet, sosyal medya, akıllı telefonlar ve diğer dijital platformlar, haberlere erişim, iletişim, eğlence ve bilgi paylaşımı gibi alanlarda yeni bir ortam yaratmıştır. Bu gelişmeler, kültürel ve toplumsal yapıların değişmesine, medeniyetin dönüşümüne yol açmıştır. Tekno-medeniyet kavramı, teknolojinin medeniyeti nasıl etkilediğini ve medeniyetin teknoloji tarafından şekillendiğini ifade etmektedir. Bu kavram, teknoloji ve medeniyet arasındaki karşılıklı etkileşimi vurgulamaktadır. Küresel teknoloji şirketleri, yeni medya sisteminin oluşumunda ve tekno-medeniyetin gelişiminde önemli bir rol oynamaktadır. Küresel teknoloji şirketleri, dijital platformları, sosyal medya ağlarını, arama motorlarını ve diğer teknolojik ürünleri sağlayarak milyarlarca insanın günlük yaşamını etkilemektedir. Bu şirketler, büyük veri analitiği, yapay zeka ve reklamcılık gibi alanlarda teknolojik gelişmeleri kullanarak kullanıcıların davranışlarını izlemekte ve şekillendirmektedir. Bu durum, kültürel değerlerin, iletişim biçimlerinin ve sosyal ilişkilerin değişmesine yol açmaktadır. Çalışmanın amacı, teknolojinin medeniyet üzerindeki baskın rolünün nasıl oluştuğunu ortaya çıkarmaktır. Yöntem, teknoloji alanında faaliyette bulunan şirketlerin oluşturduğu evren üzerinden ilk on sırada yer alan şirketler marka değerleri ilk yirmi sırada yer alan şirketler ise kurumsal yapıları yönünden içerik analizi ile incelenmektedir. Çalışmada 2022 verilerine göre 7,93 milyar insanın 5,74 milyar internet kullanıcısı ve %69 internet kullanımı olduğu saptanmıştır. Dünyada faaliyet gösteren en büyük 861 şirket arasında marka değeri, gelir, çalışan sayısı ve diğer kriterler baz alındığında ilk on sırada yer alan şirketler arasında; ABD’nin 590 şirket, Çin /Hong Kong 351 ve Japonya’nın 196 şirket ile bu alanda ilk üç sırayı paylaşmakta olduğu da anlaşılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Yeni Medya, Teknoloji, Medeniyet, Sanal Kimlik, İçerik Analizi. THE TRANSFORMATION OF CIVILIZATION AND THE RELATIONSHIP BETWEEN "TECHNO-CIVILIZATION" IN THE NEW MEDIA SYSTEM: AN ANALYSIS OF GLOBAL TECHNOLOGY COMPANIES ABSTRACT The new media system refers to an interactive transformation brought about by the development of digital technologies that have replaced traditional media. The Internet, social media, smartphones and other digital platforms have created a new environment for access to news, communication, entertainment and information sharing. These developments have led to changes in cultural and social structures and the transformation of civilization. The concept of techno-civilization refers to how technology affects civilization and how civilization is shaped by technology. This concept emphasizes the interplay between technology and civilization. Global technology companies play an important role in the formation of the new media system and the development of techno-civilization. Global technology companies influence the daily lives of billions of people by providing digital platforms, social media networks, search engines and other technological products. These companies monitor and shape users' behavior using technological advances in areas such as big data analytics, artificial intelligence and advertising. This is leading to changes in cultural values, forms of communication and social relations. The purpose of the study is to reveal how the dominant role of technology on civilization is formed. The method, the companies ranked in the top ten in the universe formed by the companies operating in the field of technology, the companies whose brand values are ranked in the top twenty are examined by content analysis in terms of their corporate structures. According to the data of the study, 7.93 billion people have 5.74 billion Internet users and 69% internet usage according to 2022 data. Among the 861 largest companies operating in the world, the companies ranked in the top based on brand value, revenue, number of employees and other criteria are among the companies that are ranked in the top; It is also understood that the USA shares the top three places in this field with 590 companies, China / Hong Kong 351 and Japan 196 companies. Keywords: New Media, Technology, Civilization, Virtual Identity, Content Analysis.
- Research Article
- 10.37879/hoyuk.2024.2.015
- Nov 1, 2024
- Höyük
Oylum Höyük’te, son yıllarda Kuzeybatı Alan’da yürütülen kazı çalışmalarında Orta Tunç Çağı I’e tarihlenen büyük bir saray yapısı açığa çıkarılmıştır. Bir yangın tahribatı ile son bulan yapıda, yangın sırasında ölen iki kadına ait iskelet ile kırılmış ve alt kısımları eksik kaplar bulunmuş olup bunlar bir saldırı ve yağmalamaya işaret etmektedir. Mekânlar içinde açığa çıkan ocaklar, kil sekiler üzerindeki öğütme taşları ve depolama kaplarına ait parçalar, sarayın açığa çıkartılan bölümünün mutfak, depo, kiler ve işliklerden oluştuğunu göstermektedir. Yaklaşık 1050 m2 ’lik bölümü açığa çıkarılan anıtsal yapının kalın duvarları kerpiçle inşa edilmiştir. Batısında bir avlu, doğusunda ise kerpiç bir teras bulunan sarayın dikdörtgen planlı ana bölümü iki aks üzerinde yer alan mekân dizilerinden oluşmaktadır. Çok katlı olan Oylum Höyük Sarayı’nın mimari açıdan en yakın benzerleri Tilmen Höyük OTÇ Sarayı, Alalah Yarimlim Sarayı ve Tell Mardikh Batı Sarayı’dır (Fig. 4a-d). Bir avlu kanadı boyunca uzanan mekân dizilerinden oluşan çok katlı saray planı, avlular çevresine yerleştirilmiş mekânlardan oluşan geleneksel Suriye ve Mezopotamya saray planlarından farklıdır. Plan anlayışı dışında, kalın kerpiç duvarlar, çok katlı olduklarını gösteren merdiven odaları, ahşap sütun ve sütun altlıkları kullanımı Oylum Höyük OTÇ I Sarayı, Tilmen Höyük OTÇ Sarayı ve Alalah Yarimlim Sarayı’nın ortak özelliklerdir. MÖ 2. binyılın başlarında ortaya çıkan bu mimari gelenek, Suriye saray mimarisinde Doğu Akdeniz’in özellikle kuzey kesimine özgü yeni bir anlayışı ortaya koymaktadır.
- Research Article
- 10.21492/inuhfd.1643257
- Apr 21, 2025
- İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
Roma’da bir bürokratik yapının varlığından ancak Principatus dönemi itibariyle söz edilebilir. Bu, ilk imparator Augustus’un temellerini attığı bir yapıdır. İmparator Augustus, Cumhuriyet Dönemi’nden kalan magistra’lıkların görev tanımlarına yeni bir düzen vermiş, yeni bir memuriyet sistemi ve memurluk makamları kurmuştur. Bu kapsamda özellikle consilium princips, praefectus’lar ve imparatorluğa bağlı bürolar öne çıkmış, dönemin hukukçularının bu memuriyetlerde görevlendirildikleri görülmüştür. İmparator Hadrianus Dönemi’ne dek, yaklaşık olarak 144 yıl boyunca Augustus’un kurduğu sistem büyük bir değişim göstermemiş ancak gelişmiştir. İmparator Hadrianus ise bu sistemde önemli değişiklikler ve yenilikler yapmış, sisteme ileri bir yön vermiştir. İmparator Hadrianus Dönemi’nden İmparator Severus Alexander Dönemi sonuna dek devlet memurlukları oldukça gelişmiş, hukukçuların bu memurluklardaki etkinliği artmıştır. Böylece Klasik Dönem hukukçularının bürokratik yapı içindeki varlıkları Roma İmparatorluğu’nun hukukî ve idarî alanlarında önemli derecede etkili olmuştur. Hadrianus Dönemi’ne dek bürokraside yer alan hukukçuların Roma hukukunun gelişiminde oynadıkları önemli rol, Cumhuriyet Dönemi’nden Geç Principatus Dönemi denebilecek İmparator Hadrianus Dönemi’ni de içine alan zamana ait hukukun “hukukçuların hukuku” olarak tanımlanmasına yol almıştır.
- Book Chapter
- 10.58830/ozgur.pub245.c1067
- Sep 27, 2023
Günümüzde finans sektörü Bitcoin ve Ethereum gibi kripto paralar öncülüğünde, blokzincir teknolojisi ve akıllı sözleşmelerin sunduğu fırsatlarla tamamen yeni bir döneme girmiştir. Bu yeni dönemde, dağıtık bir yapıya sahip olan ve güvenli, şeffaf ve değiştirilemez bir kayıt sistemi sunan blokzincir teknolojisinin finans sektörüne getirdiği en önemli yeniliklerden biri, DeFi olarak adlandırılan merkeziyetsiz finans uygulamalarıdır. DeFi, geleneksel finans sistemini dönüştüren, merkezi otoritelerin yerini alacak şekilde işleyen bir sistemi olanaklı hâle getiren ve temelinde daha açık ve erişilebilir bir finansal sistem oluşturmak için blokzincir teknolojisinden yararlanan bir ekosistem olarak kabul görmeye başlamıştır. DeFi uygulamaları ile bankalar veya çeşitli finansal aracı kurumlara ihtiyaç duymadan şeffaf ve güvenli işlemlerin yapılabilmesi hedeflenmektedir. Merkeziyetsizlik sayesinde, kullanıcıların varlıkları üzerinde tam kontrole sahip olmaları sağlanmakta ve merkezi otoritelere olan bağımlılıkları azalmaktadır. Fakat her ne kadar DeFi ekosisteminin, merkeziyetsizlik ve aracı kurum olmadan işlem yapılması gibi avantajları olsa da sistematik ve sistematik olmayan çeşitli riskler (örneğin, yönetmelik, tüketici, teknoloji ve operasyonel gibi) de ekosistem bünyesinde bulunmaktadır. Bu riskler kullanıcıları yatırım kaybı ile karşı karşıya bırakmaktadır. Sistemin içerisinde yer alan temel teknolojinin anlaşılması ve güçlü güvenlik önlemlerinin alınması ile kullanıcılar bu potansiyel tehlikeleri azaltabilmektedir. DeFi kullanıcılarının bu olası risklerin farkında olarak yeni platformlara dâhil olmaları ve yatırımlarında daha dikkatli davranmaları gerekmektedir. Sonuç olarak, merkeziyetsiz finansın getirmiş olduğu yenilikçi özelliklerin daha fazla tanınması ve sistem içerisinde yer alan potansiyel risklerin azaltılmasıyla birlikte daha hızlı, daha ucuz ve daha erişilebilir finansal hizmetlerin sunulması ve DeFi ekosisteminin gelecekte daha fazla yaygınlaşması muhtemeldir.
- Research Article
- 10.58852/dicd.1365095
- Jan 3, 2024
- Dicle İlahiyat Dergisi
Modern Arap edebiyatına yeni bir tür olarak Mısır üzerinden giren kısa öykü, önce burada ardından diğer Arap ülkelerinde benimsenerek ilk örneklerini vermiştir. Kısa öyküden çok daha geç bir zamanda yine Mısır’la birlikte Arap dünyasıyla buluşan (modern anlamda) çocuk edebiyatı önce şiir ve hikâye türünden eserler vermiş, daha sonra kısa öyküde de gelişmiştir. Kimi yazarlar çocuk edebiyatına kısa öyküyle giriş yapmış ve yaptıkları çalışmalarla öne çıkmışlardır. Günümüz Arap edebiyatında bu yönüyle öne çıkan yazarlardan biri de Suriyeli yazar Nureddîn el-Hâşimî’dir. Bu çalışmada Arap çocuk edebiyatına çok sayıda çalışmasıyla katkıda bulunan Suriyeli yazar Nureddîn el-Hâşimî’nin hayatı ve eserleri ele alınmıştır. Yazarın yayınlanmış altı öykü koleksiyonundan biri olan “Yevme Bekâ eş-Şeytân/يوم بكى الشيطان” adlı öykü kitabı da bu çalışma çerçevesinde içerik bakımından incelenmiştir. Kitapta yer alan yirmi üç öykü ismen, bunlar arasından on beş öykü detaylı olarak tanıtılmıştır. Ayrıca kitabın ilk öyküsü olan “Sürâh/صراخ” ve on beşinci sırada yer alan “Decâcu’l-Vezîr /دجاج الوزير” adlı kısa öyküsü edebî yönüyle ele alınmış, öykünün hem özetine hem çevirisine yer verilmiştir.
- Research Article
2
- 10.1501/andl_0000000363
- Jan 1, 2009
- Anadolu (Anatolia)
Bu çalışma Antik Troas Bölgesi’nde Apollon Smintheus kutsal alanında 2006 yılında gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda ele geçen bir mermer kap parçasını üretim tekniği açısından incelemeyi amaçlar. Hellenistik ve Roma dönemlerinde çok yaygın olarak kullanılan üç çıkıntı tutamak ve bir akıtacağa sahip bir mermer kaba ait olan bu parçanın üretim artığını veya bitmemiş bir örneği temsil ettiği anlaşılmaktadır. Bu tür mermer kapların Hellenistik ve Roma dönemlerinde kozmetik amaçlarıyla toz boyayı yağla karıştırmada kullanıldığı ve özelikle mezarlarda ölü hediyesi olarak karşımıza çıktığı görülmektedir. Bu tür kapların daha önce nasıl üretildiği konusunda arkeolojik bilgilerimizin az olduğu göz önüne alındığında bitmemiş bu örneğin üzerinde yer alan ölçüm veya matematiksel oranlamaları gösteren pergel izlerinin ele geçmesi dönem arkeolojisi için yeni bir katkı sayılabilir This study examines a fragment of a distinctive shallow marble bowl of ledge-lug type identified at the sanctuary of Apollo Smintheus during the archeological excavations undertaken in 2006. The surface of the fragment interestingly bears incised traces showing the use of ruler and compass. This fragment with tool marks is important because it illuminates us on the stages of production of such vessels. This type of bowl was a characteristic feature of Hellenistic and Roman periods. Such marble bowls with three ledge lugs and one spout were often used to crush pigment in antiquity. The frequent recovery of such shallow marble bowls in mortuary contexts seems to indicate that they were also deposited in burials to accompany their owners. In light of minimal number of evidence about the production of such marble bowls, it is hoped that this specimen from Smintheion will enhance our understanding of the tools used and techniques adopted in their production.
- Research Article
4
- 10.33629/auhfd.1289418
- Jul 7, 2023
- Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
Yakın tarihli bir yasama faaliyetiyle Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na (HUAK) 17/B maddesi eklenmiştir. Eklenen madde ana hatlarıyla taşınmazın devrine ve taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak kurulmasına ilişkin uyuşmazlıkların arabuluculuk yoluyla çözümlenmesini konu almaktadır. Arabuluculuk faaliyeti devam ederken, yaşanması muhtemel hak kayıplarının önüne geçilmesi amacıyla, taraflara tapu siciline şerh konulmasını sağlama imkanı da tanınmıştır. Bu şerhin konulabilmesi için taşınmazın aynına ilişkin bir uyuşmazlığın çözülmesi amacına yönelmiş ve devam eden bir arabuluculuk faaliyeti bulunmalı; uyuşmazlığın tarafları şerhe dair yazılı bir anlaşma yapmalı; arabulucu hazırladığı bir tutanakla tarafların şerh sözleşmesini belgelemeli ve tapu siciline şerh talebinde bulunmalıdır. Açıklanan yöntemle konulan şerh, arabuluculuk süreci devam ettiği sürece ve en fazla konulduğu tarihten itibaren üç aylık bir süre için etkiye sahiptir. Arabuluculuk sürecinin son bulması, tarafların şerhin kaldırılması konusunda anlaşması veya sürenin dolması şerhin etkisini sonlandırır. Eklenen maddedeki şerh, Türk Medeni Kanunu dışında yer alan, yeni bir tasarruf yetkisi kısıtlaması şerhinin, HUAK kapsamında düzenlenmesi olarak nitelendirilmelidir.
- Research Article
- 10.12981/mahder.1332731
- Sep 11, 2023
- Motif Akademi Halk Bilimi Dergisi
Dede Korkut Kitabı’nın Dresden ve Vatikan nüshalarında müştereken yer alan Kazılık Koca Oğlu Yegenek Boyu’nun ana izleğini tutsak düşen babasını esaretten kurtarmak için yola çıkan kahramanın mücadelesi oluşturur. Yegenek’in babası olan Kazılık Koca aynı zamanda Bayındır Han’ın veziridir. Ancak Kazılık Koca, “koca” ünvanına ve vezirlik makamına uygun düşmeyen bir hareket tarzıyla eylemde bulunarak Yegenek doğmadan önce Düzmürd Kalesi’nin hâkimi Arşın Direk Tekür’e tutsak düşer. Yegenek on beş yaşına geldiğinde babasının Düzmürd Kalesi’nde tutsak olduğunu öğrenince Bayındır Han’dan destur alarak babasını kurtarmak üzere sefere çıkar. Yegenek’in hareket tarzı babası Kazılık Koca’dan da dayısı Emen’den de yanına yoldaş olarak aldığı yirmi dört Oğuz beyinden de farklıdır. Fiziksel ve askerî gücünü stratejik akıl, birliktelik şuuru, tevekkül ve inanç gibi pozitif değerlerle pekiştiren Yegenek diğer Oğuz beylerinin başaramadığını başarır ve Arşın Oğlu Direk Tekür’ü mağlup eder. Böylece Yegenek kendinden önceki kahramanlar neslini kendi mücadele yöntemleri çerçevesinde bir araya getiren yeni bir kahraman tipinin temsilcisi olarak öne çıkar. Ayrıca Yegenek’in mücadelesi arketipsel sembolizm açısından yoğun göndermeler içerir. Dolayısıyla bu çalışmada Yegenek’in mücadelesi, bir taraftan Oğuz’un kolektif varoluş mücadelesinin bir parçası olarak ele alınırken bir taraftan da bireyin bilinçdışı alanı keşfetme ve daha önce bilinç tarafından bu alana itilmeye çalışılan olumsuz özelliklerle yüzleşme süreci olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca Yegenek’in Düzmürd Kalesi’ne doğru yol alırken gördüğü rüya, onun erginlenme sürecinin önemli aşamalarından biri olarak ele alınarak incelenmiştir.
- Research Article
- 10.58242/millifolklor.1367016
- Dec 12, 2024
- Milli Folklor
Grimm Masalları, Alman kültürünün ve folklorunun özelliklerini ortaya koyan yegâne eserlerden biri- dir. Bir toplumun değerlerini, geleneklerini ve dünya görüşünü yansıtarak kültürel bir bağlamda anlatan masallar, toplumsal cinsiyet rollerini de içererek çocuklara aktarılır ve böylece toplumsal cinsiyet normlarının nesilden nesile geçişi sağlanır. Grimm Masalları da bu yönüyle toplumsal cinsiyet kavramının nesillere akta- rımına hizmet eden birer araçtır. Buna ek olarak bu masallarda yer alan toplumsal statü ve kişilik özellikleri dönemin kültür anlayışı içerisinde cinsiyetin toplumsal hayata yansımalarını görmemize imkân sunmaktadır. Bu çalışmada, Grimm Masallarında kadın ve erkek karakterlerin toplumsal statü ve kişilik özelliklerinin toplumsal cinsiyet açısından nasıl tasvir edildiğini ve toplumsal cinsiyet fikrinin bu araçlar aracılığıyla toplu- ma nasıl aktarıldığını incelemek amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda masallardaki karakterlerin cinsiyet temelinde toplumsal statü ve kişilik özellikleri analiz edilerek masallarda toplumsal cinsiyetin nasıl temsil edildiği ve kadın ile erkeğin toplumdaki rolleri ve davranış biçimleri ele alınmıştır. Bu inceleme, Grimm Masalları aracılığıyla geçmiş dönemlerdeki cinsiyet normlarını anlama ve günümüzde hâlâ devam eden cinsiyet rolleri konusundaki düşünceleri sorgulama potansiyeline sahiptir. Ayrıca, masallardaki statü ve kişilik özelliklerinin toplumsal cinsiyet açısından incelenmesi, folklorun insanların kimlik ve değerlerini nasıl şekil- lendirdiğini anlamamıza yardımcı olurken, cinsiyet rollerinin tarih boyunca nasıl şekillendiğini ve hâlâ devam eden tartışmaları nasıl etkilediğini anlamamıza katkı sağlar. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi kullanılmıştır. Araştırma kapsamında Grimm Masallarında yer alan 210 masal incelen- miş 22 masalda hiçbir toplumsal statü yer almadığı tespit edilmiştir. Bu nedenle toplumsal statü ve kişilik özelikleri incelenirken 188 masal ele alınmıştır. Erkek ve kadınlara ait statüler incelendiğinde dikkat çeken en önemli özellik, cinsiyetin statü üzerindeki belirleyici etkisidir. Grimm Masallarındaki toplumsal statü ve kişilik özellikleri incelendiğinde, kadın ve erkek karakterler arasında belirgin farklılıkların olduğunu görül- mektedir. Erkek karakterlerin masallarda daha çeşitli toplumsal roller üstlendikleri, kadın karakterlerin ise daha çok ev işleri ve hizmet gibi ev içi rollerde tasvir edildiği belirlenmiştir. Kadın karakterler pasif bir şekil- de konumlandırılmış, kadınlara aşçı ve hizmetçi gibi cinsiyete dayalı mesleki statüler dışında başka bir top- lumsal statü verilmemiştir. Grimm Masalları kadın ve erkeklerin kişilik özellikleri açısından incelendiğinde erkeklerin daha çok pozitif, kadınların ise daha çok negatif özelliklerle tasvir edildiği görülmüştür. Erkek karakterler genellikle güçlü, lider ve dışa dönük rolleri temsil ederken, kadın karakterler daha pasif, daha çok ev içi rollerde, fedakâr ve koruyucu figürler olarak tasvir edilmiştir. Bu farklılıklar, Grimm Masallarının yazılmış olduğu 19. yüzyıl Almanya’sının toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin bir yansıması olduğu ve kadınla- rın toplum içindeki güç ve etki alanlarının sınırlı olduğunu göstermektedir. Bu araştırma, masalların insanların kimliklerini ve değerlerini nasıl etkilediğini anlamak için yeni bir perspektif sunmaktadır. Grimm Masalları üzerinden yapılan bu çalışma, folklorun cinsiyet rollerini anlama ve değiştirme potansiyeline sahip olduğunu ortaya koyabilir.
- Research Article
- 10.29130/dubited.1022929
- Apr 30, 2023
- Düzce Üniversitesi Bilim ve Teknoloji Dergisi
Salp Sürü Algoritması (SSA) son dönem sürü zekâsı algoritmalarından olup, basit yapılıdır ve kullanımı oranı artan bir algoritmadır. Kullanım oranındaki artışın en önemli sebebi, bu algoritmanın problem çözmede gösterdiği başarıdır. Buna karşın, SSA algoritmasının performansı problem türleri değiştikçe kötüleşebilmektedir. Bu çalışma, bu durumu ele almakta olup global optimizasyon problem türleri için Cauchy Salp Sürü Algoritması (caSSA) adında gelişmiş bir varyant önermektedir. Önerilen algoritma, Orijinal Salp Sürü Algoritmasının kullandığı pozisyon güncelleme denklemini Cauchy dağılım temelli yeni bir denklemi ile değiştirmektedir. Bu değişim ile algoritmanın arama yeteneklerinin artırılması amaçlanmıştır. caSSA algoritmasının performansı, Soft Computing dergisi özel sayısına ait ölçüt seti ile test edilmiştir. 19 adet birbirinden zor test fonksiyonu içeren bu ölçüt seti 50, 100 ve 200 boyut için çözülmüştür. Ayrıca, caSSA’nın sonuçları literatürde yer alan üç tane gelişmiş Salp Sürü algoritması varyantı ile karşılaştırılmıştır. Deneylerde algoritmalar her test fonksiyonu için 25 defa çalıştırılmıştır. Algoritmalar, çalıştırmalar sonucunda elde ettikleri ortanca hata değerlerine göre kıyaslanmıştır. Önerilen Cauchy dağılım temelli Salp Sürü algoritmasının sonuçları üç algoritmadan daha iyi olduğu görülmüştür.
- Research Article
- 10.14514/beykozad.1369593
- Jan 22, 2024
- Beykoz Akademi Dergisi
Performans sanatçısı Marina Abramovic, bedene yönelik kendisine has olan metoduyla sanat, kültürel çalışmalar ve psikoloji başta olmak üzere birçok disiplinin ilgi odağı olmuştur. “Body Art” akımının önemli bir temsilcisi olan Abramovic, birçok ülkede sergilediği sayısız performanslarıyla, hem kendisinin ve katılımcıların zihin ve beden sınırlarını zorlamış, beden üzerinde yeni bir deneyim alanının yaratılmasına olanak sağlamıştır. Lacancı psikanaliz ve queer teorinin kesişimselliğinde yer alan en önemli kavramlardan birisi olan “beden” kavramı, Abramovic metodu ile birlikte düşünüldüğünde, varoluş-beden-sınır birlikteliğinin deneyimsel ve kavramsal ilişkisi üzerine yeni çalışmaların yapılmasına imkân yaratmıştır. İnsan bedeninin kendisine yabancı olduğunu ve başkaları tarafından gösterenlere maruz bırakılarak organize edildiğini belirten Fransız psikanalist Jacques Lacan, bedenin ancak zevk (jouissance) üzerinden gösteren statüsünde cisimleştiğini ifade edip Simgesel alanda sahneleştirildiğini vurgulamıştır. Queer teorinin önde gelen kuramcılarından olan Judith Butler ve Sara Ahmed ise bedenin bir neden değil, sonuç olduğunu ve bedeni belirleyen durumların başında söylemsel inşa süreçleri ve gösterenler bulunduğunu belirtmiştir. Marina Abramovic’in 1974 yılında sergilediği “Rhythm 0” başlıklı performansı da hem Lacan’ın hem de Butler’ın beden hakkındaki düşünceleriyle ilgili önemli bir örnek teşkil etmektedir. 72 objenin kullanıldığı performansta, katılımcıların Abramovic’in bedeni üzerinde yaptıkları manipülatif eylemler, bedenin ister performans sanatı içerisinde ister gündelik hayatta bir sahneleme aracı olarak kullanılmasını ve beden-sınır ilişkisinin ihlalini açıkça göstermektir. Abramovic’in “Rhythm 0” performansına ilişkin kullandığı “Ben nesneyim, Bu süreçte sorumluluk tamamen bana ait” ifadeleri ise, beden-zihin-sınır ilişkilenmesinde öznel ve kolektif arzuların ve kurguların, performatif bir şekilde beden üzerinde yeni bir deneyim alanı yaratılmasına zemin hazırladığını göstermektedir. Bu çalışmada da, bedenin ve sınırın öznel ve kolektif kullanımı ile Marina Abramovic’in “Rhythm 0” performansı, Lacancı psikanaliz ve queer teori kesişimselliğinde yer alan beden, sınır ve arzu kavramlarıyla birlikte aktarılması ve tartışmaya açılması amaçlanmaktadır.
- Research Article
- 10.37879/belleten.2024.771
- Dec 1, 2024
- Belleten
XVI. yüzyılın sonlarında Safevî Devleti’nin üçüncü payitahtı tayin edilen İsfahan, saray ve hanedan mensuplarının himaye ettiği inşa faaliyetleri sayesinde pek çok yeni kentsel mekân ve anıtsal yapı kazanmış ve yeni bir başkente dönüşmüştür. Yeni payitahtın en önemli kentsel mekânları arasında, I. Abbas’ın himayesinde başkentin yeni ticari, dinî, sosyal ve törensel merkezi olarak inşa edilen Nakş-ı Cihan Meydanı yer alır. İsfahan’ın Safevî payitahtı olmadan önceki ticari, dinî ve sosyal-törensel merkezi olan Harun-ı Velayet Meydanı’nın güneyinde yer alan Nakş-ı Cihan Meydanı, dört kenarı farklı işlevlere sahip yapılarla çevrelenmiş, geniş dikdörtgen bir mekândır. Meydanın etrafı, iki sıralı ve çift katlı dükkânlardan müteşekkil, üstü kapalı bir çarşıyla çevrilidir. Dört kenarının her birinde, hepsi Şah Abbas tarafından inşa ettirilen farklı anıtsal yapılar yer alır. Mekânın kuzey kenarında Kayseriye Pazarı, batı cephesinde Ali Kapu Sarayı, doğusunda Şeyh Lütfullah Mescidi ve güneyinde Şah Mescidi bulunur. İki aşamada inşa edilen meydanın ve etrafındaki yapıların tamamlanması yaklaşık kırk yıl sürmüştür. Bu makalede, Nakş-ı Cihan Meydanı’nın mekânsal kurgusu, mimari unsurları ve inşa kronolojisi, ikincil kaynaklar, mekânda yapılan gözlemler, Safevî kronikleri ve Batılı seyyahların anlatıları ışığında ele alınacaktır. Çalışmada, Nakş-ı Cihan Meydanı ve etrafındaki yapıların, I. Abbas’ın dinî, ticari ve siyasi ajandası etkisinde şekillendiği iddia edilmektedir. Söz konusu mekânda, anıtsal mimari, kitabeler ve duvar resimleri aracılığıyla şahın siyasi, askerî ve dinî otoritesi ile İmâmiyye mezhebini ve ticareti himayesinin temsil edildiği savunulmaktadır.
- Research Article
- 10.32709/akusosbil.1067140
- Sep 26, 2023
- Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi
Bu araştırma, Sivas Cumhuriyet Üniversitesine bağlı Meslek Yüksekokullarında okuyan öğrencilerin besin neofobisi düzeylerini ölçmek, aynı zamanda sosyotropik ve otonom kişilik özelliklerinin besin neofobisi üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Yiyeceklerin seçimini etkileyen bireysel faktörler arasında yer alan kişilik tiplerinin yeni bir yiyecekle karşılaşıldığı zaman etkili olduğu savunulmaktadır. Bu yüzden, sosyotropik ve otonom olmak üzere iki farklı kişilik yapısı seçilerek besin neofobisi üzerine etkileri araştırılmıştır. Araştırma evrenini Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’ne bağlı Meslek Yüksekokulu öğrencileri oluşturmaktadır. Veri toplarken anket yöntemi kullanılmış ve toplamda 549 katılımcıya ulaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 24.0 uygulama programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Bu verilerin analizinde; tanımlayıcı istatistikler, normallik analizleri, ANOVA, bağımsız gruplar t testi ve çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılarak değerlendirmeler yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre, katılımcıların büyük çoğunluğu (%49,5) besin neofobisine karşı nötr tutum sergilerken bir kısmının (%47,0) besin neofobisine sahip olduğu tespit edilmiştir. Otonom kişilik özelliklerinin besin neofobisi üzerinde etkili olduğu, sosyotropik kişilik özelliklerinin ise besin neofobisi üzerine etkisinin olmadığı saptanmıştır. Ayrıca, cinsiyet ve yaş ile besin neofobisi arasında istatiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır.
- Research Article
1
- 10.30798/makuiibf.1097495
- Aug 3, 2023
- Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi
Bu çalışmanın amacı, h-indeksinin eksikliklerini belirleyip, bu yönde çözüm üretip h-indeksinin sınırlarını ortaya koymaktır. Bu çalışmada ikincil veri analizleri içerisinde yer alan doküman analizi kullanılmıştır. H-indeksi dışında bilimsel dünyada kullanılan indeksler genel hatlarıyla 3 grupta incelenmektedir. Bu doğrultuda 3 bilim insanı her bir indeks türü karşılaştırılacak şekilde toplamda 33 indeks incelenmiştir. Bilim insanlarının yayınları ve atıf sayılarında Google Scholar üzerinden Ekim 2021 dönemi baz alınmıştır. Hirsch tarafından geliştirilen, bir bilim insanının n sayıda yayınına gelen n sayıda atıfın çıktı olarak sunulduğu h-indeksi bilimsel dünyada en çok kullanılan ölçüt olmasına rağmen eksik kalan yönleri bulunduğu tespit edilmiştir. Çalışmada h- indeksi düşük olan bilim insanı diğer indeks türlerinde daha yüksek değere sahip olabileceği görülmüştür. Çalışmada incelenen diğer indekslerin h-indeksine alternatif olan indeksler olduğu ve tüm sınırlılıkları aşan yeni bir indeks türü geliştirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
- Ask R Discovery
- Chat PDF
AI summaries and top papers from 250M+ research sources.