Birinci Dünya Savaşı Döneminde İran'da Osmanlı – Rus Çatışması
Birinci Dünya Savaşı, emperyal güçlerin küresel egemenlik mücadelesi olarak şekillenen bir çatışma olarak, etki alanlarından kaçınamayan devletlerden biri de İran olmuştur. Coğrafi açıdan stratejik bir konumda bulunan İran, Rusya, İngiltere, Osmanlı İmparatorluğu ve Almanya'nın çıkar alanlarına dahil olmuş, bu durum zaman zaman müttefikler arasında dahi rekabeti körüklemiştir. Bölgede yer alan Türk, Nasturi, Ermeni, Kürt, Asuri ve diğer etnik grupların bağımsızlık ve toprak talepleri, büyük güçlerin müdahalelerini kolaylaştırmış ve merkezi hükümetin egemenliğini sarsan bir etki alanı yaratmıştır. İran'daki iç karışıklıklar, hükümetin istikrarsızlığı, Güney Azerbaycan'daki devrimci hareketler, Osmanlı İmparatorluğu'nun soykırımları bastırma çabaları, Almanya'nın ekonomik çıkarları, İngiltere'nin sömürgeci politikaları ve Çarlık Rusya'nın stratejik hedefleri, Birinci Dünya Savaşı'nın etkisiyle şekillenen dinamikler arasında yer almıştır. İran hükümeti tarafsızlık ilan etmesine rağmen, savaşın askeri ve siyasi gelişmeleri, İran'ın savaşın içine çekilmesine ve bu cephedeki gelişmelere zemin hazırlamıştır. Yerli hükümet, zaman zaman Rus, İngiliz, Osmanlı ve Almanlarla gizli veya açık iletişime geçerek durumu kendi lehine çevirmeye çalışmış olsa da bağımsızlık mücadelesi veren yerel halkların direnişi, bu stratejiyi etkisiz hale getirmiştir. Bu makale, Rus-Osmanlı çatışmasını yalnızca siyasi ve askeri bağlamda değil, aynı zamanda gizli teşkilat faaliyetleri, müttefiklik ilişkileri, ekonomik destek ve yumuşak güç stratejileri çerçevesinde de incelemektedir. Avrupa, Kafkasya ve Irak cephelerinde gerçekleşen askeri operasyonlar, caydırıcı politikalar ve siyasi-taktik adımlar, çalışmanın odaklandığı başlıca araştırma konuları arasında yer almaktadır. Bu çalışmada, tarihsel açıdan önemli toplulukların konumu ve bu toplulukların tarihi olaylar üzerindeki etkisi, dengelerin değiştiği bir dönemde ele alınmıştır. Söz konusu inceleme, Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Rusya Federasyonu Dış Siyaset Arşivi, Rusya Devlet Askeri Tarih Arşivi ile birlikte, Rusya Devlet Kütüphaneleri, Azerbaycan Devlet Kütüphaneleri ve Türkiye Halk Kütüphanelerinden elde edilen belgeler ve veriler ışığında yapılmıştır.
- Research Article
3
- 10.33692/avrasyad.1357403
- Oct 29, 2023
- Avrasya Uluslararası Araştırmalar Dergisi
Rasyonelleşme, sekülerleşme ve sanayiye dayalı üretim ile birlikte oluşan ulus devlet formu, demografik yapı ve bu yapının nesnel ve sosyal niteliklerini daha da önemli hale getirmiştir. Buna bağlı olarak nüfus yapısı, siyaset kurumunun temel konusu haline gelmiştir. Günümüzde refah devleti uygulamaları, gelişmiş sağlık imkânları ve modern dünyanın insanlara sunduğu yaşam koşulları dünya nüfusunu hızla artırmaktadır. Ayrıca başta göç olmak üzere eğitim ve turizm gibi aktiviteler ve ulaşım teknolojisinin hız ve konfor imkânlarıyla birlikte dünya nüfusu hareket halindedir. Bu bağlamda eğitim, sağlık, barınma, yoksulluğun önlenmesi ve üretimin sürdürülmesi gibi hedefler siyaset kurumunun temel konuları olmuştur. Bu çalışmada demografik yapının boyutları ve nüfus artışı veya azalışına neden olan politikalar ve bu politikalara dayalı olarak şekillenen demografik tutum ve değişim süreçleri tartışılmaktadır. Cumhuriyet’in ilanından günümüze kadar uygulanan nüfus politikaları ve bu politikalara bağlı olarak demografik yapıda görülen değişiklikler çalışmanın konusudur. Cumhuriyetin bir asırlık tarihinde uygulanan nüfus politikaları ve bu politikaların siyasi ve sosyal sebepleri ve sonuçlarını irdeleme amacı taşıyan bu çalışmada dokümantasyon yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın araştırma sorusu: Cumhuriyet’in 100 yıllık tarihinde hangi nüfus politikalar uygulanmış ve bir asırlık süreçte demografik değişim süreci nasıl bir seyir izlemiştir? Bu bağlamda Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan genel nüfus sayımları ve sayımlardan elde edilen demografik veriler ilgili kurumların (Türkiye İstatistik Kurumu, Resmi Gazeteler, Devlet Planlama Teşkilatı vb.) rapor ve yayımlarından yararlanılmıştır. Kurtuluş Savaşı’ndan çıkmış Gazi Milletin hem nicelik (toplam nüfus sayısı) hem de nitelik (eğitim durumu vb.) olarak yara aldığı bir gerçektir. Bu sebeple Cumhuriyetin ilk yıllarında nüfusu artırmaya yönelik politikalar yürütülmüştür. Bekârlık vergisi uygulaması bunun en somut örneğidir. 1960 yıllardan sonra ise kalkınma planlarında doğum kontrolü ve aile planlaması gündeme gelmiştir. Artan nüfusun ekonomik ve sosyal kalkınma üzerinde baskı yarattığı düşüncesiyle nüfus artış hızı düşürülmeye çalışılmıştır. 2000’li yıllardan sonra – özellikle 2008 sonrasında – nüfusu artırmaya yönelik politikalar yürütüldüğü anlaşılmıştır. Sonuç olarak, Cumhuriyet dönemi nüfus politikaları 1963’e kadar nüfus artırmaya yönelik (pronatalist politika), 1963’ten 2000’li yıllara kadar aile planlaması ve nüfus kontrolünün olduğu (anti-natalist politika) dönem ve 2000’li yıllardan sonra nüfusu artırmaya yönelik politikalar yürütülmüştür
- Research Article
1
- 10.21306/dishekimligi.1253297
- Aug 28, 2023
- Journal of International Dental Sciences
Işıkla polimerize olan restoratif materyallerin diş hekimliğinde yer edinmesiyle birlikte kullanılan ışık kaynaklarının da önemi artmıştır. Reçine esaslı kompozitler, reçine modifiye cam iyonomer simanlar, kompomerler, fissür örtücüler, geçici dolgu materyalleri ve sayamadığımız birçok restoratif materyalin polimerizasyonu ışık ile sağlanmaktadır. Polimerizasyonun başlaması için bir başlatıcıya ihtiyaç vardır. Bu başlatıcıya fotoinitatör denir ve bu fotoinitatörlerin aktivasyonu için de ışık kaynağı gereklidir. Kullanılan ışık kaynağının fotoinitatörlerin absorbsiyon spekturumuna uygun olması gerekmektedir. Aksi takdirde spektral uyumsuzluk meydana gelecek ve bu uyumsuzluk durumunda yeterli düzeyde aktifleşemeyen fotoinitatörler polimerizasyon sürecini tam olarak gerçekleştiremeyecektir. Bu bağlamda diş hekimlerinin kullandıkları malzemelerin içeriklerine dikkat etmeleri, üreticilerin de malzemelerine dâhil ettikleri başlatıcıları belirtmeleri oldukça önemlidir. Çünkü polimerizasyon eksikliği, yapılan restorasyonun klinik başarısını olumsuz yönde etkiler. Yetersiz polimerizasyon aşınma direncinin düşük olmasına ve restorasyonun zayıf mekaniksel özellikler göstermesine neden olmaktadır. Ayrıca monomer yapının polimer yapıya dönüşümünün tam olarak gerçekleşememesi ile birlikte artık monomer miktarında belirgin bir artışın meydana gelmesi pulpa dokusu üzerinde toksik etkilerin oluşmasına sebep olabilmektedir. Bu derleme çalışmamızda polimerizasyon sürecinden ve bu sürecin başlamasını sağlayan fotoinitatörlerden bahsedilecektir. Günümüz dolgu materyalleri içerisinde sıklıkla ihtiva eden başlatıcılardan olan kamforokinon, TPO (2,4,6-Trimethyl benzoyl diphenyl phosphine oxide), PPD (1-fenil-1,2-propandion) ve son zamanlarda yeni çıkan ve bazı ürünlerde bulunan Ivocerin®’in özellikleri anlatılacaktır. Bu fotoinitatörlerin absorbsiyon spektrumları ile tek ve çift pikli LED (light-emitting diode) ışık cihazlarının spektral aralıkları karşılaştırılıp, grafiksel olarak gösterilecektir.
- Research Article
3
- 10.21492/inuhfd.1170119
- Jun 30, 2023
- İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
Dağlık Karabağ sorunu ve I. Dağlık Karabağ Savaşı Azerbaycanlı göçmenlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Azerbaycanlı göçmenlerin sorunlarının çözülmesi ve yerlerine dönüşü Azerbaycan açısından her zaman öncelikli meselelerden biri olmuştur. Bu çalışmanın amacı, II. Dağlık Karabağ Savaşı sonrasında imzalanan Ateşkes Andlaşması’na göre Azerbaycanlı göçmenlerin yerlerine dönüşünü ayrıntılı şekilde incelemektir. Ateşkes Andlaşması’nın 7. maddesine göre, mülteciler ve ülke içinde yerinden edilmiş kişiler, Dağlık Karabağ’ın topraklarına ve etrafındaki rayonlara Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin kontrolü altında dönecektir. Bu çalışma ile varılan sonuca göre I. Dağlık Karabağ Savaşı ve bu savaş sırasında Ermenistan tarafından gerçekleştirilen işgal sebebiyle 1991 yılı ve sonrasında Eski Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi ve etrafındaki yedi rayonda ülke içinde yerinden edilmiş Azerbaycanlı göçmenler Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin denetimi ve kontrolü altında yerlerine dönebilecektir. Bu çerçevede, 1988 yılı ve sonrasında Ermenistan’dan zorunlu olarak göç ettirilen Azerbaycanlı göçmenlerin yerlerine başka bir ifade ile, zorunlu olarak göç ettirildikleri Ermenistan’a dönüşü Ateşkes Andlaşması ile getirilen düzenlemenin kapsamına dahil değildir. Ancak, Ateşkes Andlaşması’nın 7. maddesine göre bu kişiler de Dağlık Karabağ’ın topraklarına ve etrafındaki rayonlara Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin denetimi ve kontrolü altında dönebilecektir. Azerbaycan Hukuku bakımından mülteciler ve ülke içinde yerinden edilmiş kişilerin aynı hukuki statüye tabi tutulduğu, bu durum sebebiyle de ülke içinde yerinden edilmiş kişiler ile birlikte mültecilerin Dağlık Karabağ topraklarına ve etrafındaki rayonlara dönmesine izin verildiği ifade edilebilir. Azerbaycanlı göçmenlerin yerlerine dönüşü ile ilgili en önemli sorun Azerbaycanlı göçmenlerin dönecekleri toprakların Ermenistan tarafından mayınlanmış olması ve bölgedeki mayınların temizlenmesinin uzun yıllar sürecek olmasıdır.
- Research Article
- 10.51531/korkutataturkiyat.1301992
- Jun 30, 2023
- Korkut Ata Türkiyat Araştırmaları Dergisi
Çalışmada, yabancılara Türkçe öğretimi için hazırlanmış olan B1-B2 düzeyindeki dinleme kitapçıklarında yer alan metinlerdeki çok anlamlılık düzeyinde ad aktarımlarının tespitinin yapılması ve onların kullanımlarıyla ilgili sınıflandırmalarına katkı sunulması amaçlanmıştır. Ayrıca, kitapçık metinlerindeki ad aktarım ögelerinin nitelikleri cümle bağlamında değerlendirilip yorumlanmıştır. Yöntem olarak, nitel araştırma desenine dayanan doküman incelemesi tekniği kullanılmıştır. B1-B2 düzeyindeki dinleme kitapçıklarında yer alan metinler taranmıştır. Metinlerde taranarak belirlenen örnekler, çok anlamlılık niteliğini gösteren ad aktarım ögeleri bakımından çalışmanın kuramsal temeli çerçevesinde kavramlar biçiminde sınıflandırma temel alınarak bir araya getirilmiştir. Çalışmada, içerik analiziyle kuramsal çerçevede belirlenmiş kavramların sınıflandırılması çalışma probleminin soruları da temel alınarak ele alınmış ve bu doğrultuda nitel veriler yorumlanmıştır. Bu bağlamda, çok anlamlılık niteliği olarak belirlenen ad aktarımları yüklemcil ögeler olarak tespit edilerek, metin parçalarındaki yer aldığı cümle bağlamları ile birlikte anlamlandırılmış ve değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda, her iki düzeye ait dinleme kitapçıklarındaki 53 metinde yüklemcil öge olarak ad aktarımlarının geçiş sıklığının yoğun olduğu görülmüştür. B1 düzeyi dinleme kitapçığı metinlerinde bu türden ad aktarımlarının geçiş sıklığı, B2 düzeyine göre yüksektir. B1 düzeyindeki 26 metinden sadece 4’ünde yüklemcil ad aktarımı yer almamıştır. Buna karşın, B2 düzeyindeki 27 metinden 8’inde yüklemcil ad aktarım ögesi yer almamıştır. Yüklemcil ad aktarım ögeleri her iki düzeyde de ölüm, yol ve hayat kavram alanlarında yoğun kullanılmıştır. B1 düzeyinde, akıl kavram alanını ifade eden ad aktarım ögelerinin geçiş sıklığı yüksektir. B2 düzeyinde ise, deneyim ve ölüm kavram alanları eşit sayıda ad aktarım ögesiyle ifade edilmiştir. Ayrıca, her iki düzeye ait dinleme metinlerinde yüklemcil ad aktarımlarının parça / bütün ilişkisi içinde iletişimsel anlam değeri kazandıkları görülmüştür.
- Research Article
- 10.29228/smacjournal.70070
- Jan 1, 2023
- Uluslararası Sosyal Medya ve İletişim Araştırmaları Dergisi
Geleneksel gazetecilik insanlık tarihi kadar eskiye dayanır. Gerek günlük hayatta gerekse teknolojik alanda yaşanan her bir gelişme habercilik alanını da etkiler. Muazzam bir değişim içinde olan geleneksel medya iletişim teknolojileri ile birlikte internet gazeteciliğine evrilir. Yaşanan değişim bununla da sınırlı kalmaz. İnternet gazeteciliğine bağlı olarak bazı gazetecilik türleri ortaya çıkar. Yurttaş gazeteciliği de bunlardan biridir. Asıl mesleği gazetecilik olmayan insanların kendi sosyal medya profillerinde gündeme yönelik içerikler paylaşmasına verilen bir isim olan yurttaş gazeteciliği, ortaya çıktığı günden beri popülerdir. Twitter, Instagram ya da Youtube’da yapılan paylaşımlar gündemi tek seslilikten kurtarır ve alternatif bakış açıları sunar. Gazetecilerin ulaşamadığı ya da hemen gidemediği ve haber değeri taşıyan alanlarda yurttaş gazetecileri bulunur. Bu çalışmada ise yurttaş gazeteciliğinin internet gazeteciliğine kıyasla bir sorun mu yoksa alternatif mi olduğunu açıklamak amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda öncelikle yeni iletişim teknolojileri ve bu teknolojilere bağlı olarak hayatımızda yer alan internet gazeteciliği üzerinden durulmuştur. Çalışmanın devamında yurttaş gazeteciliği kavramsal olarak değerlendirilmiş, örnekler ile detaylandırılmış, amaçları ve işlevleri üzerinde durulmuştur. Çalışmanın sonucunda ise internet gazeteciliği ile birlikte düşünüldüğünde yurttaş gazeteciliğinin hem avantajları hem de dezavantajları değerlendirilmiş ve bazı önerile sunulmuştur.
- Research Article
- 10.52791/aksarayiibd.1638062
- Jun 30, 2025
- Aksaray Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi
Bu çalışma, blokzincir tabanlı kripto varlıkların ve merkez bankası dijital para birimlerinin (CBDC), denetim süreçleri üzerindeki potansiyel etkilerini incelemektedir. Blokzincir, merkeziyetsiz bir işleyişle, şeffaf ve güvenilir veri transferini sağlamak için tasarlanmış, kriptografi temelli bir altyapı sunmaktadır. Henüz yasal bir çerçeveye sahip olmasa da bu teknolojinin ölçeklenebilir, denetlenebilir ve sürdürülebilir yapısı, denetim faaliyetlerinde dönüşüm yaratma potansiyeline sahiptir. Bu anlamda özellikle kripto varlıkların yaygınlaşmasıyla birlikte, finansal tablolarda bu varlıkların nasıl raporlanacağı ve değer değişimlerinin nasıl kaydedileceği gibi konular muhasebe denetimi alanında önemli hale gelmiştir. Ayrıca, CBDC’lerin geliştirilmesi, ülkelerin yerel para birimlerini dijital bir ortamda sunmalarına olanak sağlayarak bu alanda bir fırsat oluşturmakta ve bu doğrultuda para politikalarını şekillendiren ve finansal istikrarı artıran bir etki ortaya koymaktadır. Teknolojik gelişmeler ile birlikte denetçilerin görev tanımının değişebileceği, dijitalleşmenin denetim uzmanlıklarını daha da genişletebileceği öngörülmektedir. Kripto varlıklar ve CBDC’lerin denetimi, bulut sistemlerin denetimiyle bağlantılı olup, bu alandaki gelişmelerin gelecekte denetim süreçlerini önemli ölçüde şekillendireceği düşünülmektedir. Bu süreçte denetçilerin stratejik ortak rolünü sürdüreceği öngörülmektedir.
- Research Article
- 10.20488/sanattasarim.1403950
- Dec 12, 2023
- Sanat ve Tasarım Dergisi
Görsel, işitsel ve yazınsal sanat dalları, kendi aralarında disiplinlerarası bir bağ ile bir araya gelerek yeni bir yapı oluşturabilirler. Kitap gibi çeşitli doküman formlarında, edebi bir metnin resimleme yoluyla görselleştirilerek, şiir ve görselin birlikte kullanıldığı örnekler bulunmaktadır. Yapı itibariyle oldukça farklı olmalarına rağmen fotoğraf ve şiir de yeni bir ifade biçimi meydana getirmektedir. Tarihsel olarak fotoğraf ve şiir ele alındığında karşımıza kökeni fotoğrafın erken dönemine dayanan Photopoetry ve Photopoem kavramları çıkmaktadır. Photopoetry tüm edebi metinleri kapsarken, Photopoem ise, fotoğraf ve şiirin, fotoğraflar için şiirlerin yazıldığı veya şiirler için fotoğrafların üretildiği kitap gibi ortak bir yapı içerisinde birbirlerini destekledikleri ve tamamladıkları bir biçimi oluşturur. Bu nedenle çalışmada öncelikle tarihsel olarak Photopoetry ve Photopoem örnekleri üzerinden bir inceleme yapılmış ve bu kapsamındaki kavramlar belirlenerek ilk örneklerinden günümüze uzanan süreç ele alınmıştır. Çalışma, günümüzde göz ardı edilmiş bir alan olan Photopoem’in bu ve benzeri araştırmalar neticesinde, edebi metni ve fotoğrafı, ortak bir çalışma alanı olarak benimseyecek olan araştırmacıların ilgisini çekmek ve günümüz sanatçıları için alternatif bir ifade biçimi olarak kullanılmasını amaçlamaktadır. Ayrıca çalışma bağlamında Photopoem, Fotoşiir kavramı üzerinden ele alınarak, Batı ve Türk Edebiyatı örnekleri tespit edilmiş ve günümüz çağdaş Photopoem çalışmaları ile birlikte değerlendirilmiştir.
- Single Book
- 10.58830/ozgur.pub677
- Mar 24, 2025
Sanayi Devrimi’nin patlak vermesi ve üretimin kitlesel bir hal almasıyla birlikte dış ticaret ekonomik büyüme ve kalkınma için önemli bir dinamik haline gelmiştir. Bu nedenle dış ticaretten daha fazla kazanç sağlamak için ekonomiler zamanla dış ticaret politikaları geliştirmiş ve uygulamıştır. Dünya ekonomisinde entegrasyon ve küreselleşme eğilimlerinin artmasıyla dış ticarete verilen önem artmış ve ekonomik büyüme ve verimlilik artışının en önemli dinamiklerinden birisi olmuştur. Ülkeler dış ticaret ve dışa açık politikalar aracılığıyla rekabet gücünü artırma ve teknolojik beceri geliştirme amacı gütmüşlerdir. Özellikle 1980 sonrası dönemde dünya ekonomisinde yaşanan yapısal dönüşüm ile birlikte küreselleşme eğilimleri ivme kazanmış ve bu dönüşüm sonucunda üretim süreci de küresel bir hal aldığı görülmüştür. Dolayısıyla özellikle üretimin küresel bir hal alması nedeniyle ülkeler dünya ekonomisiyle bütünleşme ve üretim sürecine entegre olmak için etkin dış ticaret politikalarını geliştirmişlerdir. Bu politikalarından en önemlisi ülkelerin ithal ikameci politikalardan vazgeçerek ihracata dayalı büyüme politikalarını benimsemesidir. Yaşanan bu gelişmeler sonucunda ihracat, ithalat, dış açıklık gibi dış ticareti temsil eden değişkenler bir ekonomide makroekonomik göstergeleri önemli derece etkilemiştir. Bu çerçevede, mevcut çalışmada dış ticaret ve makroekonomik göstergeler incelenmiştir. Bir ülkenin gelişimini gösteren en önemli gösterge ekonomik büyümedir. Ekonomik büyüme aynı zamanda verimliliğin ve üretimin önemli bir göstergesi olduğu söylenebilir. Günümüz küresel dünyada ise verimliliğin ve üretimin en önemli belirleyicilerinden birisi de ihracattır. Bu nedenle çalışmada ihracatın ekonomik büyüme için önemi ampirik olarak test edilmiş ve tartışılmıştır. Bunun yanı sıra bir ekonominin küresel piyasalara ve küresel üretime ne kadar entegre olduğu ticari dışa açıklık ile değerlendirilebilir. Küresel piyasalara entegrasyonun büyümeyi nasıl etkilediğini görebilmek için ise ticari dışa açıklığın ekonomik büyüme üzerindeki etkisi ampirik olarak analiz edilmiştir. Diğer önemli bir makroekonomik gösterge ise istihdamdır. Üretim sürecinin hızlanması ve üretilen ürünlerin ihraçtı istihdam için önemli bir kaynak sağlayabilir. Bu nedenle ihracatın istihdam için önemi ampirik olarak test edilmiştir. Aynı zamanda teknolojik gelişmelere bağlı olarak, yüksek teknoloji ihracatının önemi tartışılmıştır.
- Research Article
1
- 10.18317/kaderdergi.1279947
- Jun 30, 2023
- Kader
Fıkıh usûlü literatüründe fukahâ ve mütekellimîn metodu olarak nitelenen iki yazım yöntemi olduğuna dair yaygın bir kabul vardır. Bu iki yöntemin ayırıcı nitelikleri hakkında bazı açıklamalar dile getirilmekle birlikte, bu ayrımın hangi ölçülere göre yapıldığı, ayrışmanın temelinde hangi saiklerin olduğu ve bu yöntemlerin özellikle hangi dönemlerde yaygınlık kazandığı gibi hususlarda derinlikli bir izah mevcut değildir. Bu çalışma, söz konusu hususları biraz daha aydınlatmayı hedeflemekte ve özellikle fukahâ metodunun ortaya çıkışı üzerinde hilâf tartışmalarının ve münazaraların etkisi üzerinde durmaktadır. İslamî ilimlerin ilk dönemlerindeki hararetli ilmî tartışmalarının önemli bir bölümünü dini bilginin kaynak ve yöntemlerine dair meseleler oluşturuyordu. Kelâm meseleleri ile ilgilenen alimler tarafından, kelâm meseleleriyle iç içe işlenen bu yöntem tartışmaları, sonrasında müstakil bir disiplin haline gelecek olan usûl meseleleriydi. Aynı dönemde Hanefîler de kendilerinin geliştirip sistemleştirdiği fıkıh çalışmalarını kayıt altına alarak, fıkıh ilminin ilk müktesebâtını tedvin ediyorlardı. Hanefîler kelâmcılar tarafından sürdürülen bu yöntem tartışmalarına, fıkıh mesâilinin temellendirilmesi bağlamında dahil oldular. İlk dönem ilimlerinin gelişmesinde etkili olan bu tartışma geleneği, cedel tekniğinin öğrenilmesi ile yeni bir boyut kazandı. Önce kelâmcılar ve sonra fakihler bu yöntemi tartışmalarında ve eserlerinde kullanmaya başladılar. Hicrî dördüncü ve beşinci asırda fıkıh ilminin revaç bulması ile birlikte fıkıh münazaraları entelektüel alanda çok daha yaygın ve önemli hale geldi. Aynı doğrultuda ihtilaflı fıkıh meselelerinin delillendirilerek tartışıldığı hilâf literatürü de gelişme gösterdi. Söz konusu gelişmeler, hilâf mesâilinin delillendirilmesinde ve fıkıh münazaralarında işe yarayacak usûl eserlerinin ortaya çıkmasında etkili oldu. İşte fukahâ metodunun ilk ve en tipik eseri sayılan Debûsî’nin Takvîm’i, fürû fıkıh konusu sayılabilecek pek çok başlığa yer veren, tartışmaları bolca fıkıh örneği üzerinden işleyen, kıyas ve illet başlıklarında cedel bahislerini genişçe ele alan ve kelâm tartışmalarına mesafeli duran tarzıyla, dönemin münazara geleneğinin ihtiyaçlarına hitap ediyordu. Debûsî’nin geliştirdiği bu usûl anlayışı kısa sürede dikkat çekti ve hicrî beşinci asır tamamlanmadan bu metodu benimseyen pek çok fıkıh usûlü eseri yazıldı. Özellikle Pezdevî’nin usûl eseri, sonraki Hanefî usûl literatüründe esas alınan model bir metin haline geldi. Gazâlî ve Râzî sonrasında İslamî ilimlerin felsefe ve mantık hakimiyeti altına girdiği dönemde ise fukahâ metodu popülerliğini yitirdi. İlmü’l-bahs ve’l-münazara ile cedel ilimleri mantık disiplini altında incelenmeye başlandı. Ancak bu dönemden sonra da bazı Hanefîler fukahâ metodu ile usûl eseri yazmaya ve felsefî kelâmın etkisi altındaki Hanefîler dahi yazdıkları karma nitelikli eserlerde Pezdevî’nin Usûl’ünü esas almaya devam ettiler.
- Research Article
1
- 10.58702/teyd.1319126
- Feb 15, 2024
- Toplum Ekonomi ve Yönetim Dergisi
Bu çalışma, sosyal medya ile birlikte değişen toplumsal ağların güven unsuruna ve sosyal sermayeye etkisini tartışmak amacıyla ele alınmıştır. Sosyal sermaye, toplumsal ağlar içerisinde yaşayan bireylerin yüz yüze ilişkiler yoluyla biriktirdiği değerlerin toplamıdır. Sosyal sermayenin iki önemli unsuru vardır. Bunlar sivil katılım ve güvendir. Toplumsal ağlara katılım yoluyla sivil katılım oluşmaktadır. Güven ise toplumsal ağlara katılımın sonucunda, yüz yüze iletişim yoluyla sağlanan sosyal sermayenin önemli diğer bir unsurudur. Günümüzde sosyal paylaşım ağlarının hayatımıza girmesiyle birlikte yüz yüze iletişim kurulan gerçek mekânlar azalmış olup buna karşın sanal mekânlarda ve sanal iletişimde artış meydana gelmiştir. Sosyal paylaşım ağlarında gerçekleştirilen yüz yüze olmayan sanal iletişim ile birlikte ise sosyal sermayenin önemli unsurlarından birisi olan güven konusu tartışmaya açılmıştır. Bu çalışma literatür taraması yöntemi çerçevesinde yapılandırılmış ve bu bağlamda çalışmada sosyal sermaye teorisi ile sosyal paylaşım ağlarında güven konusu açıklanmaya çalışılmıştır.
- Research Article
- 10.12981/mahder.1530818
- Dec 10, 2024
- Motif Akademi Halk Bilimi Dergisi
Genel niteliği ile toplumların farklı kültürel yapı taşları bulunmakta ve bu yapı taşları süregelen yaşantı içerisinde çeşitli yollar ile aktarılmakta ve belirli bir toplumsal temel oluşturmaktadır. Bu bağlamda geçiş dönemleri, toplumların yaşayışlarını ve kültürlerini aktardıkları en önemli ve geniş alanlardan biridir. Bu dönemler ile ilgili hem bölgelere göre hem doğum, evlilik, ölüm gibi ayrı şekillerde hem farklı topluluk ve kültürler karşılaştırılmalı olarak pek çok bilimsel çalışmaya konu olmuştur. Bunun yanında bu dönemlerin ‘toplumsal cinsiyet ayrımcılığı’ yönünün de bulunduğu tespit edilmiştir. Geçiş dönemleri de dahil olmakla birlikte toplumlar içerisinde çeşitli alan ve açılarda hem kadınlara hem de erkeklere yönelik olarak pek çok baskı ve zorluklar görülmektedir. Genel olarak ‘nefret’ çerçevesinde tanımlanan bu tutumlar, erkekler ve kadınlar için farklı bir şekilde anlamlandırılmaktadır. Ağırlıklı mizojiniye yönelik çalışmalar bulunsa da bu çalışmada geçiş dönemlerinden hareketle göz ardı edildiği düşünülen misandri unsurunun değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Bu çalışmada modernleşmenin ve modernleşen toplumların dışında toplumsal cinsiyet ayrımcılığının kültürel yapı taşlarında bulunduğu ve bu yapı taşları ile toplumsal cinsiyet ayrımcılığının kültür ile birlikte aktarıldığı savunulmaktadır. Sahanın genişliği sebebi ile alan, Türkiye sahasında görülen geçiş dönemleri olarak sınırlandırılarak bu sahadaki geçiş dönemleri içerisindeki misandri unsurları açıklanacak ve pek çok çalışmaya konu olmuş geçiş dönemlerinin cinsiyet ayrımcılığı yönü gösterilecektir.
- Research Article
1
- 10.58242/millifolklor.1058925
- Apr 4, 2023
- Milli Folklor
Kültür, birçok farklı unsurdan beslenen ve tarihsel süreç ile birlikte güçlenen bir kavramdır; bu süreç içerisinde toplumun sahip olduğu değerler kültürün birer yansıması olarak ortaya çıkmaktadır. Bu açıdan kültür, kendisini oluşturan değerlerle bir bütündür ve bu değerler kültürel miras olarak adlandırılmaktadır. Somut ve somut olmayan şeklinde ayrılmış olan kültürel miras, toplumlar hakkında bilgi sahibi olunmasını sağlamaktadır. Somut ve somut olmayan kültürel miras unsurları toplumun ortak kimliğini gösteren ve gelecek nesillere aktarılmasını sağlayan önemli kültür parçalarıdır. Kültürel miras unsurları, kültürel, çevresel ve sosyal açıdan toplumun tanınması için önem taşımaktadır. Bu unsurlar sayesinde toplum kimliğini tanımış ve araştırmış olur. Ayrıca kültürel mirasın ekonomi ile de bağlantısı bulunmaktadır. Yerel kalkınma ve istihdama katkı sağlama gibi özelliklerinden dolayı ekonomik katkısından da bahsedilebilmektedir. Belirtilen bu özellikler doğrultusunda nesilden nesile aktarılması ve korunması gerekmektedir. Korunabilmiş olan değerler gelecek kuşaklara aktarılabilecektir. Kültürel mirasın korunmasında topluma büyük görevler düşmektedir. Toplumu oluşturan kültürel özellikler incelendiğinde farklı kültürlerin toplumun mozaiğini meydana getirdiği görülmektedir. Böylelikle kültürel çeşitlilik meydana gelmekte ve kültürel miras unsurları da farklılaşmaktadır. Kültürel mirası besleyen önemli bir unsur toplumların kültürel farklılıklarıdır. Kültürel özelliklerinin yaşatılmaya çalışıldığı zengin kültürlerden biri de Pomaklardır. Gelenekleri görenekleri, inanışları, çeşitli ritüelleri, giyim unsurları, dil ve edebi eser özellikleri, mutfak kültürü neticesinde zengin birikimi olan Pomak kültürü, araştırma konusu olarak seçilmiştir. Bir toplumu diğerlerinden ayıran öğelerinin korunarak gelecek nesillere aktarılması önem arz ederken, Pomaklar gibi kendisine has kültürel kimlik öğeleri bulunan toplumların kültürel örüntülerinin yazılı olarak bir araya getirilmesi kültürel mirasın aktarılmasının ön koşulunu oluşturmaktadır. Bu yaklaşımdan yola çıkarak üretilen araştırma sorusunun çözümlenmesi için Pomak sosyo kültürel örüntülerinin keşfi için yorumlayıcı bakış açısıyla nitel desen yaklaşımı benimseniştir. Nitel desen yaklaşımının en önemli özelliği bir konuyu ayrıntılı ve derinlemesine araştırabilme içeriğine sahip olmasıdır. Bu bağlamda araştırma kapsamında kullanılan nitel desen yaklaşımı sayesinde konu derinliği ile araştırılmış olup, sosyo kültürel özellikler ile ilgili daha detaylı bilgiler elde edilmiştir. Araştırmanın örneklemini Pomak kültürüne sahip olan kişiler oluşturmaktadır. Araştırmanın amacı Pomak kültürüne ait sosyo kültürel unsurların belirlenmesidir. Belirtilen amaç doğrultusunda da yarı yapılandırılmış görüşme formu hazırlanmıştır. Hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşme tekniği ile veri toplanmıştır. Betimsel analiz ile çözümlenen verilerden yola çıkılarak Pomak kültürel miras boyutları altı başlık altında ele alınmıştır. Pomak kültürü mirası boyutları çeşitli aşamalarda isimlendirilmiştir; gelenek-görenek, edebi unsurlar, inanış unsurları, mutfak kültürü, giyim unsurları ve el sanatları olarak isimlendirilmiş ve boyut içerikleri değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonucunda sahip olduğu kültürel özellikleri ile Pomakların kendilerine ait kültür birikimlerinin olduğu ve günümüzde yaşatmaya devam etmeye çalıştıkları belirlenmiştir.
- Research Article
- 10.35209/ksuifd.1435535
- Jun 30, 2024
- Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi
Hausalar Kuzeybatı Afrika’nın büyük bir kesiminde bulunan etnik kimlikli bir halktır. Hausalarda üç dini kimlik vardır. Birincisi ağırlıklı olarak güneyde bulunan Protestan ve Katolik Hıristiyan Hausalar, ikincisi kuzeyde yer alan Sünni Müslüman Hausalar ve bunlar arasında geleneksel inanç ve pratiklerini sürdüren geleneksel Hausalardır. Müslüman ve Hıristiyan olarak tanımlanan kişilerin nüfusu özellikle 21. yüzyıl ile birlikte artmaktadır. Ancak Müslüman veya Hıristiyan olan Hausalar arasında birçok geleneksel inanç ve uygulamaların da devam ettiği görülmektedir. Bu sebeple insanların birbirleri ile etno-politik ve dini çizgilerle ilişki kurduğu bir ortam gelişmiştir. Makalenin konusu bu ilişki ağında var olan İslam, geleneksel inanç taraftarları Maguzawalar ve onların takip ettiği Bori kültüdür. Bori, İslam öncesi Hausalarda merkezinde ruh inancı bulunan bir inanç bütünüdür. Bori kültünün İslam sonrasında da yaygın olarak inanılan ve uygulanan bir inanç olması Hausa Müslümanları arasında bir cihat hareketinin doğmasına sebep olmuştur. Özellikle Bori kültünün temelinde ruh inancına dayanıyor olması ve bu inancın İslam’da cin inancı ile bağdaştırılması ile İslami olmayan fakat Müslümanların uyguladığı bidatlar türemiştir. Hausa halkının İslam’ı kabul etmesi yüzyıllar sürmüştür. Süreç içerisinde İslami değerlerin geleneksel uygulamalarla birleştirilmesi 19. yüzyılda İslam âlimlerin harekete geçmesine neden olmuştur. Böylece İslam’ın diğer kült ve inançlardan arındırılması amaçlanmıştır. Ancak yüzyıllar boyu farklı inançlarla birlikte yaşanması sonucu olarak iç içe geçmiş bazı İslami ve geleneksel uygulamaların ayrışması kolay olmamıştır.
- Research Article
- 10.31463/aicusbed.1350124
- Oct 31, 2023
- Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi
Küresel iklim değişikliği, çoğunlukla insan faaliyetlerinin neden olduğu sera gazı emisyonları sonucunda artan sıcaklık ve hava koşullarındaki değişikliklerden kaynaklanmaktadır. Özellikle sanayileşme dönemi sonrası ortaya çıkan sürdürülemez enerji kullanımı, tüketim ve üretim kalıpları gibi nedenlerle hızla artan karbon emisyonu bu süreci hızlandırmıştır. Küresel ticaret hacminin yaklaşık %17,2’lik kısmını oluşturan müzik endüstrisinin iklim değişikliği üzerindeki etkileri üzerine son yıllarda pek çok çalışma yapılmış ve bu alanda uluslararası anlaşmalara imza atılmıştır. Günümüzde müzik endüstrisinin büyük oranda dijitalleşmeye başladığı görülmektedir. Yapılan çalışmalar dijital müzik endüstrisinin gelişimi ile birlikte üretim ve dağıtım süreçlerinde karbon salınımının azaldığını ancak tüketim sürecinde durumun ters yönde ilerlediğini ve tüketimin akış (streaming) yöntemiyle yapılması nedeniyle karbon salınımının hızla arttığını göstermektedir. Bu çalışmada, dünyanın önde gelen müzik akış platformlarından biri olan Spotify’ın 2017 ve 2022 yılları arasında yayınladığı sürdürülebilirlik raporları aracılığıyla şirketin işletme faaliyetleri nedeniyle iklim değişikliğine etkisi ve bu etkinin azaltılmasına yönelik yaptığı çalışmalar incelenecektir. Çalışmanın, dijital müzik endüstrisinin iklim değişikliğinde oynadığı rolü anlamak ve sürdürülebilirlik odaklı çözümler geliştirmek için önemli olduğu düşünülmektedir.
- Research Article
1
- 10.51290/dpusbe.1152414
- Jan 27, 2023
- Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi
Türkiye’de 1950’li yıllarda tarımda makineleşme ve hızlı sanayileşmeden dolayı kent merkezlerinde iş gücü açığının ortaya çıkması ile birlikte kırdan kente hızlı bir göç süreci başlamıştır. Özellikle büyük kentlere yapılan göçlerle birlikte göçmen gruplar barınma sorununu çözmek için yapı izni alınmaksızın, çoğunlukla kamusal ya da özel kişilerin arazileri üzerine, gizlice ve genellikle bir gecede bir ya da iki odalı barınaklar inşa etmiştir. Bu yapılar zamanla kentlerin siluetine eklenerek ‘gecekondu’ olarak toplumsal hayatta yerini almıştır. Kente göç eden aileler kırsalda bölgelerde belirgin olan geleneksel toplumsal cinsiyet anlayışı ve rollerini gecekondu mahallelerinde sürdürmüştür. Çalışma, gecekonduda yaşayan kadınların evlilik, boşanma ve ataerkillik anlayışını ve bu anlayışı etkileyen faktörlerin ortaya çıkarılmasını amaçlamaktadır. Bu bağlamda İzmir ili Eşrefpaşa semtinde yaşayan 18-65 yaş aralığında toplam 21 kadın katılımcı ile yüz yüze görüşme yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda evlilik öncesi yaşam, evlenme nedenleri, boşanma ve ataerkillik olmak üzere dört farklı ana kategori üzerinden gecekonduda yaşayan kadınların evlilik, boşanma ve ataerkillik anlayışı incelenmiştir.
- Ask R Discovery
- Chat PDF
AI summaries and top papers from 250M+ research sources.